19.09.1997 - Allaha İman En Akıllıca İş, İnsanlara Kendini Sevdirmek, İyilik Yapmak

19.09.1997 - Allaha İman En Akıllıca İş, İnsanlara Kendini Sevdirmek, İyilik Yapmak
Es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh
Aziz ve sevgili AKRA dinleyicileri
Allah hayırlar ihsan eylesin
İmam Beyhakî'nin rivayet ettiği bir hadîs-i şerîfi okumak istiyorum. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuşlar ki;
Re'sü'l-akli ba'de'l-îmâni billâhi etteveddüdü ile'nnâsi vastınâu'l-hayri ilâ külli berrin ve fâcir. Ve inne ehle'l-ma'rûfi fi'ddünyâ hüm ehlü'l-ma'rûfi fi'l-âhireh. Ve inne ehle'l-münkeri fi'ddünyâ hüm ehlü'l-münkeri fi'l-âhireh.
Sadaka rasûlullah fîmâ kâl ev kemâ kâl.
Efendimiz buyuruyor ki;
Re'sü'l-akl. "Aklın başı..."
"Aklın başı" demek en akıllıca hareket, en başta gelen akıl demek.
Ba'de'l-îmâni billâhi. "Allah'a imandan sonra en başta gelen akıllılık..."
Nedir?
Et-Teveddüdü ile'nnâs. "İnsanlara karşı kendisinin sevgi toplamasını sağlayacak, insanlara kendisini sevdirmeyi sağlayacak şekilde davranmak, konuşmak ve insanların sevgisini kazanmaktır."
Bu cümlede bir-iki noktaya işaret etmek istiyorum.
Re'sü'l-akli "en başta gelen akıllılık", ba'de'l-îmâni billâh "Allah'a imandan sonra" diyor.
Demek ki en büyük akıl neymiş? Peygamber Efendimiz'e göre dünyada en önde gelen akıllılık, en zekilik, en alimlik, en bilginlik neymiş?
El-Îmânu bi'llâh, Allah'a inanmakmış. Her şeyden önce bu geliyor.
En mühim, en büyük akıl Allah'a iman etmek, Allah'ı bulmak, mârifetullaha ermek... Allah'a iman etti mi bir insan âhiretini kurtarıyor; cehennemde ebedî kalmaktan kurtuluyor, saadet yurdu olan cennete dahil olmayı garantiliyor. En büyük akıl bu.
"Ben şu kadar yükseldim, bu kadar makamlara sahip oldum. Oxford'dan diploma aldım. Amerika'nın falanca üniversitesinde doktora yaptım..."
İyi ama sen âhiretini kurtaramıyorsun. Sen Allah'ın gazabına uğrayacak yolda yürüyorsun. Sen ebediyen cehennemde yanacak şekilde gidiyorsun. Sen hayatı anlayamamışsın! Sen kendini orada doktora yaptın diye bir şey sanıyorsun ama gel bakalım şu alim dindarlarla biraz bir konuş, eksiklerini bir anla... Gerçek ilim adamlarına kulak ver. Hatta Türkiye'deki değil, Avrupa'daki gerçek ilim adamlarına bir kulak ver, büyük filozofları bir araştır. Senin gibi dinsiz değiller...
Dinsiz olanların da neden dinsiz olduğunu bir incele... Göreceksin ki bulundukları ülkedeki dinî inançlar bozuk ise onlar onlara inanamadıkları için o yola sapmışlardır. Hatta Avrupalılar'ın içinde Volter gibiler
"Ey Muhammed! Senin dininin ne kadar yüce olduğunu görüyorum, biliyorum." demişlerdir.
Bismarck gibi kişiler Peygamber Efendimiz'i methetmişler. Geothe gibi şair ve feylesof olan kişilerin müslüman olduğu, İslâm'ı methettiği söyleniyor. Yani bu sadece Türkler'in tarih sevgisi, nostaljisi, kendi indî, tarafgirâne böbürlenmesi değil; gerçekler böyle...
Demek ki en büyük akıl neymiş?
El-Îmânu billâh, önce Allah'a inanmak...
Bir insan Allah'a inanamıyorsa ki bazen inanamıyorlar...
Büyük filozoflar, büyük alimler Allah'ın varlığını, birliğini söylemişler. İslâm'ın yüceliğinden, büyüklüğünden Şark'daki, Garp'taki herkes bahsetmiş de ben niye bunu bilmiyorum? Bende acaba bir nasipsizlik mi var?" diye kendi kendine sorsun.
Re'sü'l-akli ba'de'l-îmâni bi'llâh.
Allah'a imandan sonra en yüksek derecedeki akıllılık, en başta gelen akıllılık neymiş?
Et-Teveddüdü ile'nnâs İnsanlara kendisini sevdirmekmiş.
Müslüman sevimli olur, kendisini sevdirir. Yunus Emre'yi hepimiz seviyoruz. Mevlânâ'yı Avrupalılar bile seviyor, Batılılar seviyor, doğulular seviyor, sünnîler seviyor, şiîler seviyor... Herkes seviyor.
Ben de çok seviyorum. Mevlânâ hazretleri benim de şeyhim, rüyada beni de Mevlevî yaptıkları için... ben de Mevlevîyim. İlan ediyorum: Mevlânâ hazretlerini ben de seviyorum!
Asırlar geçmiş; seviyorum, seviyoruz. Demek ki, [Peygamber] sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in bu tavsiyesini tutmuşlar mübarekler... İnsanlara kendilerini sevdirmişler.
Dalkavuklukla mı?
Hayır, asla ve kat'â! Doğru söyleyerek ama doğruyu tatlı söyleyerek...
Mesela Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî Efendimiz'in dalkavukluk yapmadığının bir misalini söyleyeyim:
Büyük bir komutan huzuruna gelmiş. İzin istemiş, girmiş. Hiç konuşmamış Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî hazretleri, yüzüne bakmamış. Başını önüne eğmiş, gözlerini kapamış durmuş. Komutan beklemiş. Bekle Allah'ım, bekle Allah'ım... Mübarek Mevlânâ hazretlerinin heybeti de var, huzurunda bir şey de yapamamış, sıkılmış, sıkılmış, terlemeye başlamış. Sonra ezile büzüle demiş ki;
"Efendim bana bir nasihat buyursanız?"
Mevlânâ hazretleri gözünü açmış, acıyarak bakmış;
"A evladım, ben sana ne diyeyim? Seni Rahman yarattı, sen şeytana hizmet ediyorsun. Hâlbuki Rahman'a hizmet etmen lazım! Allah seni insanlara hizmet için görevlendirdi, komutan yaptı, sultan yaptı, bey yaptı, reis yaptı. Senin halka rahmetmen, merhamet etmen, hizmet etmen lazım; sen halka zulmediyorsun!" diye bir açmış ağzını, bir güzel sözler söylemiş...
Acı söylemiş ama hiç dalkavukluk değil. Adam hüngür hüngür ağlamış, öyle gitmiş.
Dalkavuk değiller. Kat'iyyen dalkavuk değil. Kafası kesilse hakkı söylüyor ama güzel söylediği için seviliyor. Mevlânâ güzel söylediği için seviliyor, fikirlerinden dolayı seviliyor. Yunus güzel söylediği için seviliyor.
Bir de, lütfen müslümanız diye kendimizi pahalıya satmaya kalkıp halkı İslâm'dan nefret ettirmeyelim!
"Bana ne, ben müslümanım. O da bana tahammül etsin!"
Öyle şey olur mu?!
Sen tahammül edilecek gibi tatlı bir insan olmakla da vazifelisin. Tatlı bir müslüman olmakla vazifelisin. İslâm'ı seni sevince sevecek insanlar... Sen müslümansın, sakallısın, hacısın, hocasın diye sevecek. Halk sana bakıyor, inceliyor. Sen halkı kendinden nefret ettirirsen, sana nefretle beraber dinden de nefret ederse cezaya uğrar. Sevdireceksin kendini, Allah için sevdireceksin.
Ben onun için arkadaşlarıma diyordum bazen:
"Allah rızası için güzel giyinin! Nefis için değil, fiyaka yapayım, caka satayım diye değil; Allah rızası için güzel giyinin! Allah rızası için tıraşlı olun! Allah rızası için sevimli şeyler yapın; güzel koku sürünün, taranın, donanın, temiz, pâk olun! Dişleriniz fırçalanmış olsun!"
Neden?
Bu da önemli bir şey... İslâm'ı kendinizle sevdireceğinizi düşünün. Davranışlarınıza dikkat edin. Umumî vasıtalarda büyüklere yer verin, küçüklere şefkat gösterin. Güleç yüzlü olun.
"Şu adama bak, ne kadar asık suratlı! Şu kadar yıldır önümden geçer, görürüm, hiç kaşlarının kalktığını, yüzünün güldüğünü görmedim. Hep çatık kaşlı... Kaşlarını yıkmış geçer." demesin insanlar.
İnsanlara kendimizi sevdirmenin mânevî sebepleri var, Efendimiz böyle buyurmuş. Efendimiz'i de herkes sevmiş; dostu düşmanı sevmiş. Düşmanı dost olmuş. Azılı düşmanları, kendisini öldürmeye kalkışan insanlar emrine girmiş, yolunda canını fedâ etmiş. Bu noktaya çok dikkat etmemiz lazım, insanlara kendimizi sevdirmemiz lazım. Her müslümanın sevdirmesi lazım.
Sonra, akıllılık olarak ne tavsiye ediyor Efendimiz?
Vastınâu'l-hayri ilâ külli berrin ve fâcir. "Hayır yapmak..."
Ama kime?
Külli berrin ve fâcir. "Her iyi insana da kötü insana da..."
Efendimiz'in bu hadîs-i şerîfinde bu ifadeye dikkat buyurun lütfen! İyi insana iyilik yapmayı herkes sever. Aksakallı mübarek insan; elinden tutarsın, yükünü taşırsın, karşıya geçirirsin, arabana alırsın; "Hacı baba gel şuraya otur, nereye gideceksen götüreyim." dersin.
Neden?
Sevimli, aksakallı, nur yüzlü... Bakıyorsun, için gidiyor, ılık duygular yayılıyor. İyi insana iyilik yapmak, tamam... Ama bak, Efendimiz buyuruyor ki;
İlâ külli berrin ve fâcir. "İyi ve kötü her insana iyilik yapmak, kötüye de iyilik yapmak."
Buyrun bunun üzerine düşünelim:
Kötüye iyilik yapmak ne demek?
Kötüye iyiliği öğretmek demek. "Bak kötü yapıyorsun sen; fısk u fücurla meşgulsün, kötülükle meşgulsün! Öyle yapma, böyle yap..." demek oluyor. Adam bir de kendisine iyilik yapıldıkça toparlar kendisini, insafa gelir. Nice kötü insanlar vardır ki mübarek insanlar kendisine iyi muamele ettiğinden iyi insan safına gelmiştir.
Sarhoşun birisi elinde şişe, yalpalayarak bizim Hasib Efendimiz'in karşısına çıkmış. Yani Hocamız'ın arkadaşı olan, Hocamız'dan iki evvel vazife yapmış olan Hasib Efendimiz'in Şehzâdebaşı'nda karşısına sarhoş çıkmış, önünü kesmiş:
"Hocaefendi, bu şişenin içinde ne var?" demiş.
Sallanıyor, sarhoş, ağzı leş gibi içki kokuyormuş. Hasib Efendimiz adamın gözünün içine bakmış;
"Allah..." demiş.
Ondan sonra adam bir fenâ olmuş, bir değişmiş. Ertesi gün gelmiş, ağlaya ağlaya Hasib Efendi'nin ellerine ayaklarına kapanmış.
"Evliyâullah'ın bir nazarı kimyâdır." derler, bak nasıl değiştiriyor sarhoşu!..
"Pis sarhoş, çekil yolumdan! Edepsiz, yıkıl karşımdan! Şu kadar içmişsin de, bir de utanmadan bilmem ne yapıyorsun!" filan diye bazısı azarlayabilir, kaşlarını çatabilir. Ama sonunda iyi bir derviş olmuş o zât, diye duymuştum. Allah rahmet eylesin, şefaatlerine erdirsin o mübareklerin...
Kötü insanı iyi yapmanın yolu nedir?
Ona iyilik yapmaktır.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz iyi ve kötü herkese iyilik yapmamızı da tavsiye buyurdu. İnsanlara kendimizi sevdirmemizi de tavsiye buyurdu. Sonra bir gerçeği anlatıyor:
Ve inne ehle'l-ma'rûfi fi'ddünyâ hüm ehlü'l-ma'rûfi fi'l-âhireh. "Dünyada iyilik erbabı olan kişiler âhirette de iyilik erbabı olacaklar."
El-Ma'rûf ne demek? El emri bil maruf diyoruz
Aklın ve şeriatin güzel gördüğü iyi şeyler demek. Dünyada bu iyi şeyleri yapanlar âhirette de ehl-i mâruf olacak.
Ne demek?
"Âhirette mükâfat alacak, orada iyiliklere erecek." demek.
Bir anladığım mâna bu...
İkinci mâna da: "Allah âhirette de onlara selâhiyet verecek, şefaat hakkı verecek. Dünyada iyilik yaptıkları gibi âhirette de muhtaç bazı kimselere iyilik yapacaklar."
Şeyh efendiler, mürşid-i kâmiller, evliyâullah, ulemâ-yı âmilîn cennetin kapısında durdurulup "İstediğini cennete sok." diye kendilerine selâhiyet verildiği için bazı insanları cehennemden kurtaracaklar. Hadîs-i şerîflerde var bunlar. "Şehitler şefaat edecek, büyük alimler şefaat edecek, peygamberler şefaat edecek..." diye hadîs-i şerîfler bildiriyor.
Demek ki dünyadaki iyilik sahibi insanlar âhirette de iyilikler yapabilecek veyahut iyiliklere mazhar olacak.
Ve inne ehle'l-münkeri fi'ddünyâ hüm ehlü'l-münkeri fi'l-âhireh. "Dünyadaki kötülük yapan insanlar, münkerâtın ehli olan, erbabı olan, münkerât işleyen insanlar âhirette münkerât işleyecekler."
"Âhirette kötü şeylere uğrayacaklar, cezalara uğrayacaklar, cehennemde yanacaklar." demek. Veyahut da, "Âhirette de başkalarına zararları olacak." demek. Başkalarına zararları olabilir, âhirette de başkalarının cehenneme düşmelerine sebep olabilirler.
Bazı şeylerden dolayı cehennemde de birbirleriyle ceng ü cidâl edecekler:
"Senin yüzünden cehenneme düştük. Sen olmasaydın biz böyle olmazdık!"
Ötekisi de;
"Sen aklını kullansaydın!" diyecek, böyle münakaşalar olacak.
Bazı insanların da cehenneme düşmesine sebep oldukları için âhirette de öyle olacaklar.
Allah tevfîkini refîk etsin. Sevdiği kul eylesin, evliyâsından eylesin. Mübarek kullarından eylesin. Dünyada âhirette aziz eylesin, şerefli eylesin, şerif eylesin, bahtiyar eylesin. Cennetiyle cemâliyle cümlenizi müşerref eylesin.
Es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!..
12.11.1993 -
Cuma Gününün Faziletleri
12.11.1993 -
Cuma Günü Gusül
