19.09.1997 - Gerçek Alim, İlmiyle Amil Olmak, Cahillik, Kuranın Ahkamını Öğrenmek

19.09.1997 - Gerçek Alim, İlmiyle Amil Olmak, Cahillik, Kuranın Ahkamını Öğrenmek
Es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh
Bu hadîs-i şerîf Taberânî isimli alim tarafından Abdullah b. Ömer'den rivayet edilmiş.
Rubbe hâmili fıkhin ğayru fakîhin ve men lem yenfa'hü ilmühû darrahû cehlühû. İkrâi'l-Kur'âne mâ nehâke fe-in lem yenheke fe-leste takrauh.
Bu çok önemli konuları ihtiva eden bir hadîs-i şerîftir. Efendimiz buyuruyor ki;
Rubbe hâmili fıkhin ğayru fakîhin. "Nice dinî bilgi, İslâmî bilgi sahibi kişi vardır, aslında bilgin değildir, fakih değildir."
Neden?
Biliyor ama bilseydi hayatında uygulayacaktı; uygulamadığı için fakih sayılmaz. İlmiyle âmil olmayana değer verilmiyor İslâm'da, o alim sayılmıyor. Bilgiyi taşıyor ama papağan gibi taşıyor veyahut teyp gibi taşıyor, başkalarına anlatıyor. Veyahut bazı insanlar duymuştur, "Efendimiz şöyle buyurdu." diye ama derinliğine mânasını yorumlayacak zihin seviyesinde, genişliğinde değildir. Ötekisine anlatır.
"Resûlullah Efendimiz böyle mi buyurdu?"
"Evet böyle buyurdu."
O kendisine bilgi nakledilen kişi daha ârif olduğundan derinlemesine daha çok mânalar çıkartıp anlayabilir. Bunun misalleri çok, o mânaya da gelir.
Demek ki bildiğimiz bilgileri derinlemesine düşünmeliyiz, iyi anlamaya çalışmalıyız. İlmimizle âmil olmalıyız, bildiğimizi uygulamalıyız. Öyle ilmiyle âmil olamayan, özü başka, sözü başka insanlar olmamalı ilimle uğraşan kişiler...
Ve men lem yenfa'hü ilmühû. "İlmi kendisine fayda vermeyen kişi, darrahû cehlühû cehlinin zararına uğrar, cehli ona zarar verir."
İlmini uygulayamıyorsa cahil demektir. O cahillik onun başınını derde sokar, belaya uğratır. Onun için ilimden istifade etmeye çalışmalı!
Çok hoşuma gitti, bir kardeşim [bana dedi] ki;
"Ben para kazandım, malî durumum iyi, iş durumum şöyle... Ben iki sene işimden ayrılıp derinlemesine İslâm'ı öğrenmek, ibadetlerimi yapmak, iyi müslüman olmak; biraz da İslâm'ı tanıyan bir alim kişi olmak istiyorum. Ne dersiniz?"
"Çok güzel, Allah'ın sevdiği bir işi yaparsın!" dedim. O da ona göre kendisini hazılayacak.
Efendimiz bu hadîs-i şerîfin sonunda buyurmuş ki;
"Nice ilim, fıkıh taşıyan kişi vardır ama fakih değildir, alim değildir." Kafasına [başkasına] naklettiği, diliyle söylediği şeyin anlamını anlayamıyor veya uygulamadığı için anlamamış sayılıyor, alim sayılmıyor. İlmi kendisine fayda vermeyen insana o cahilliği elbette bir zarar verir, belasını bulur.
Ondan sonra Efendimiz buyuruyor ki;
İkrai'l-Kur'âne mâ nehâke. "Kur'an'ı oku, seni günahlardan alıkoyduğu müddetçe..."
Yani Kur'an'ı okuyor,
"Bak, Allah şunu yasaklamış, yapmayayım! Şunu günah kılmış, etmeyeyim! Şunu sevap demiş, şunu yapayım!" diyecek. Kur'ân-ı Kerîm'e uyacak.
"Kur'ân-ı Kerîm'e uyduğun müddetçe, Kur'ân-ı Kerîm seni günahlardan alıkoyduğu müddetçe Kur'ân-ı Kerîm'i oku."
Fe-in lem yenheke. "Eğer Kur'an seni günahlardan alıkoymuyorsa, fe-leste takrauh o zaman sen Kur'an'ı okumuyorsun demektir."
Bu da çok mühim...
"Ne demek okumuyorum? Okuyorum işte, ben hafızım!" veyahut "Kur'an'ı hızlı okuyan bir kimseyim!"
Kur'an okuyorsun ama kardeşim şu hallerine bak, şu günlük yaşantına bak! Şu yaptığın işlere, şu söylediğin sözlere, şu ticaretine, şu aile yaşantına, şu içtimâî hayatına bak! Rezil ettin sen Müslümanlığı, mahvettin!..
"Kur'an okuyorum." diyorsun ama ne bu halin?
"Eğer Kur'ân-ı Kerîm kişiyi günahlardan, yanlışlıklardan alıkoymuyorsa, fe-leste takrauh sen Kur'an'ı okumuyor sayılırsın!" diyor Peygamber Efendimiz.
Demek ki öyle kuru kuruya okumanın bir değeri yok, okumuyor sayılacak. Okuyor ama okumuyor sayılacak.
Neden?
Halini düzeltmedi. Halini düzeltmediği için Kur'ân-ı Kerîm okuduğu halde okumuyormuş muamelesi görecek.
O halde ne yapmak lazım?
Kur'an'ı okurken mânasını tedebbür ve tefekkür ederek okumak lazım. Yasaklarını anlayıp yasaklarından kaçınmak lazım. Emirlerini anlayıp emirlerini tutmak lazım. Kur'ân-ı Kerîm'e uymak lazım.
Kur'ân-ı Kerîm'e uyulmadan müslüman olunmaz.
"Efendim ben müslümanım. Bak, görüyor musun sakal da bıraktım. Altın köstekli saatim de var. Görüyorsun kocaman göbeğim de var. Üç defa, beş defa da hacca gittim..."
İyi ama hacı baba, senin halin, tavrın, işin, muamelâtın hiç İslâmî değil... Senin ticarethânende yapılanlar rezâlet, felâket, fecaat...
Ne olacak o zaman? Ne demek o?
Kur'ân-ı Kerîm'i okumamış gibi sayılıyor.
Zikir de böyle. Bir insan eğer zikrediyor, Allah'ı anıyor da, "Allah, Allah... Lâ ilâhe illallah..." diyor da günahlardan kendisini çekiyorsa iyi derviş demektir. Tamam, zikrediyor ve günahlardan da kaçınıyor. "Eğer zikretmesine rağmen günahlara devam ediyorsa, isyanda, itaatsizlikte, günahta berdevam ise, devam etmekte ise o zaman Allah'ı zikretmiyor sayılır." diye Efendimiz hadîs-i şerîfinde buyurmuş.
Buradan da anlıyoruz ki zikir bir bakıma "Allah'a itaat" demek. Allah'ı anan, hatırlayan, itaat eden zikrediyor demektir; Allah'ı anıp da itaat etmeyen ,Allah'ı anmıyor, demek gibi olur. Onun için bu inceliklere dikkat edelim.
"Ben dervişim."
"Dervişsen Allah yolunda yürü."
"Ben müslümanım, Kur'an okuyorum."
"Okuyorsan Kur'an'ın emirlerini tut."
Böyle hareket etmek lazım. Yapmıyor...
"Yapamıyoruz hocam, ne yapalım?"
Yapamıyorsan sen Kur'an okumuyor sayılırsın, sen zikir yapmıyor sayılırsın. Muamele böyle olur sana... O bakımdan, boşa gitmiş olur. Nitekim Peygamber Efendimiz buyurmuş ki;
"Nice nice gece kalkıp namaz kılan insan vardır ki uykusuzluktan başka eline bir şey geçmez. Nice nice gündüz oruç tutan vardır ki akşam aç ve susuz kalmaktan başka eline bir şey geçmez."
Bir şeyi sadece yapmak yetmiyor, kabul edilecek şekilde yapmak lazım. Zikri kabul edilecek bir zikir olarak yapmak lazım. Kur'an'ı kabul edilebilecek bir kıraat olarak okumak lazım. Namazı kabul edilebilecek bir namaz olarak kılmak lazım. Orucu kabul olunabilecek bir oruç olarak tutmak lazım. Haccı kabul olunabilecek bir hac olarak yapmak lazım. Kabul olunabilecek, Allah'ın rızasını kazanabilecek bir Müslümanlığı sürdürmek lazım. Günahlardan, haramlardan kaçınmak lazım.
Aziz ve sevgili kardeşlerim, değerli kardeşlerim, mü'min kardeşlerim!
Aman Resûlullah'ın sünnetine sımsıkı sarılalım. Kur'ân-ı Kerîm'e sımsıkı sarılalım. Gözümüzü açalım! Hayat bir anda geçiverir. Bizim şimdiye kadar uğraştığımız şeyler boş ise bırakalım. Boş şeylerle, malâyaniyle, fayda vermeyen, sevap kazandırmayan, günah kazandıran şeylerle artık ilgimizi şu vaazdan sonra, şu hadisleri dinledikten sonra keselim. Allah'ın iyi bir kulu olmaya azm ü cezm ü kasd eyleyelim!
Allah tevfîkini refîk etsin. Sevdiği kul eylesin, evliyâsından eylesin. Mübarek kullarından eylesin. Dünyada âhirette aziz eylesin, şerefli eylesin, şerif eylesin, bahtiyar eylesin. Cennetiyle cemâliyle cümlenizi müşerref eylesin.
Es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!..
13.01.1995 -
Ebu Hureyre (r.a)
19.09.1997 -
Allahın Rahmeti, Diline
