19.09.1997 - Hakkı Söylemek Ya da Susmak, Haksızlık Karşısında Susmamak

19.09.1997 - Hakkı Söylemek Ya da Susmak, Haksızlık Karşısında Susmamak
Es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh
Aziz ve sevgili AKRA dinleyicileri,
Allah hayırlar ihsan eylesin,
İkinci hadîs-i şerîfte Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz dua ediyor. Benim çok sevdiğim alimlerden biri olan Abdullah b. Mübârek'in Halid b. Ebî İmran radıyallahu anh'ten rivayet ettiğine göre [Peygamber Efendimiz] şöyle buyurmuş:
Rahime'llâhu abden kâle hayran fe-ğanime ev sekete an sûin fe-selime. "Allah şol kula rahmet eylesin ki şol kulu rahmetine mazhar buyursun ki..."
"Kul" dediği yaratığı, Allah'ın müslüman kulu demek, yani köle mânasına değil. "Allah şu kuluna rahmetini ihsan eylesin ki, kâle hayren fe-ğanime hayır söz söyledi ve böylece kendisine kazanç sağladı, kazançlı çıktı."
"Hayır söz söyleyip kazançlı çıkan kula Allah rahmetini ihsân eylesin."
Dua ediyor yani, Efendimiz öyle olmayı bize tavsiye ediyor. Hayır söyleyeceğiz, böylece kazançlı çıkacağız. Çünkü hayır sözün kazancı vardır. Hayır söylediği zaman insan, ganimet elde etmiş gibi kazançlı çıkar.
Ev sekete an sûin. "Veyahut da kötü, çirkin bir sözü söyleyecekken söylemezse, kendisini tutarsa, kötülükten dilini tutarsa..."
O zaman da ne oluyor?
Fe-selime. "Selâmette oluyor."
Kötülüğü söyleseydi başı derde, belaya girecekti; günaha, cezaya çarpılacaktı.
Söylemeyince ne oldu?
Sâlim oldu, selâmette oldu; cezadan, beladan kurtuldu. Yanlışlığı yapmadığı için "oh, elhamdülillah..." selâmete erdi.
Efendimiz bize burada yine lisanla ilgili tavsiyede bulunmuş oluyor. Burada dili iki türlü kullanacağımızı anlıyoruz: İnsan diliyle hayır söylerse ganimet kazanır, sevap kazanır, mükâfat kazanır, kâr eder. Dilini kötü şeyi söylemekten tutarsa, o zaman da selâmete erer, onun da faydasını görür.
Demek ki hayır söyleyeceğiz. Ya da kötü söz söylemek ağzımıza kadar gelmişse, içimiz kabarmış, boğazımızdan neredeyse söyleyecek kadar kızmışız, heyecanlanmışız ama söz kötü olacak; tutuyoruz kendimizi, sükût ediyoruz, söylemiyoruz. Kötü sözü söylemekten kendimizi tutuyoruz, o zaman da yine selâmette oluyoruz, selâmet buluyoruz. Kendimiz de selâmet buluruz, başkası da... Biz kötü söz söylemediğimiz için selâmet buluruz. Kötü söz söyleyip karşımızdakini zarara uğratmadığımız için o da selâmette olur.
Zaten müslümanın tarifinde, [Peygamber] sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in hepimizin bildiği bir ifadesi var.
Ne yapacağız?
Müslüman başka insanlara eliyle diliyle zarar vermeyecek.
El-Müslimü men selime'l-müslimûne min lisânihî ve yedihî.
Bu hadîs-i şerîfi herkes duymuştur diye tahmin ediyorum:
Ya hayır söyleyeceğiz ya susacağız. Hayır söylemek de sevap susmak da kârlı... Ama susmayıp da kötü şeyi söylerse, o da artık insanı cehenneme kadar düşürebilecek tehlikelerin çığırını açmış oluyor.
Ağzını açtığı zaman kötü şey söylemekten Allah korusun, Allah kurtarsın, Allah hıfzeylesin... Allah o duruma düşürmesin...
Başka konuya, başka hadîs-i şerîfe geçmeden önce bir şeyi üstüne bastıra bastıra hatırlatayım.
Ne yapmamız gerekiyor?
Hak sözü söylememiz gerekiyor. Hak sözü, haklı sözü, gerçek sözü, doğru sözü, birisinin mağdur olmasını engelleyecek sözü, İslâm'ın savunmasına yarayacak sözü, güzel sözü, bir zâlimi zulmünden engelleyecek cesur sözü de mutlaka söylemek gerekiyor. "Cihadın en faziletlisi budur." diye Efendimiz hadîs-i şerîflerde bildirmiş. Onun için sakın dili tutmayı uygunsuz yerde yapmayın!
Şeyh Sâdî-i Şirâzî İran'ın en büyük şairlerinden; Gülistan, Bostan isimli kitapları kütüphanelerinizde vardır. Çok ârif, çok hakim bir şair; aynı zamanda çok mükemmel bir sanatkâr, çok da derin bir bilge kişi. Yani feylesof. Sözleri de çok derin anlamlar taşıyor. Diyor ki;
"İki şey insanı çileden, çığırından çıkartır, isyana sevk eder:
"1. Susulacak yerde konuşmak.
"2. Konuşulacak yerde susmak."
Demek ki susulacak yer var, konuşulacak yer var...
Küçük bir çocuğun büyüklerin meclisinde susması lazım. Büyükler konuşuyor, küçük konuşmasın; ayıp, büyükleri dinlesin! Kendisinin bilmediği konulara burnunu sokup, karışıp edepsizlik etmesin!
Veyahut cahil bir insan alimlerin meclisinde ileri geri konuşup "Bana göre bu böyle..." vesaire demesin! Kendisinin hakkı yok, selâhiyeti yok, tahsili yok, bilgisi yok, görgüsü yok...
Ne olacak?
Konuşmayacak, dinleyecek, öğrenecek. Bilmediği hususu konuşmayacak. Alimler konuşacak, o meclisin bilginleri konuşacak; ötekiler edeple onu dinleyecek. Konuşulacak yerde de susmamak lazım.
Susulacak yerde konuşmamak lazım! Kişi küçükse veya çocuksa büyüklerin yanında susacak. Büyüklerin konuştuğu mevzulara pattadak bilmeden karışmayacak. Cahilse alimlerin tenkidine kalkışmayacak, ortaya atılmayacak. Bu bir.
İkincisi; konuşulacak yerde susmak. Bu da insanı çileden çıkartır. Allah da sevmez, kullar da sevmez. Konuşulacak yerde de konuşmak lazım!
Adam bir olaya şahit olmuş, suçlu şu; söylemiyor, susuyor.
Öyle şey olur mu?
"Ben şahidim, gördüm ki şu şuna vurdu. Suçlu olan, kabahatli olan şu!" diye söylemesi lazım. Şahitlik istenmeden, Allah rızası için söylemek lazım.
Veyahut kendisinin bildiği bir konuda birileri yalan yanlış konuşuyor, ileri geri konuşuyor.
"Olmaz, siz bunu bilmiyorsunuz! Susun bakalım, işin doğrusu budur. Senin bu konuda hiç bir bilgin olmadığı anlaşılıyor. Falanca alim şöyle demiştir, falanca kitap böyle yazar. İlim adamları şöyle demiştir. Ansiklopedilerde şöyledir." filan diye, insan söylemesi gereken şeyi söylemeli.
Bazen de susması korkmasından kaynaklanıyor.
"Bu adam yüksek mevkiden bir adamdır. Şimdi ben bunun yanında konuşursam, bunlara karşı konuşursam işimden, aşımdan, başımdan, rahatımdan olurum... Kafamı keserler, hapse tıkarlar..."
Öyle şey yok! Hak sözü söyleyecek insan... Hakkı söyleyecek. Hak neredeyse hakkın yanına gidecek. Firavun'un karşısında olsa, Musa aleyhisselam gibi hakkı söyleyecek. Nemrut'un karşısında olsa, İbrahim aleyhisselam gibi hakkı söyleyecek. Zalimin karşısında olsa, kellesi gidecek bile olsa hakkı söyleyecek.
"Sen yanlış yapıyorsun, işin doğrusu bu değildir, şudur!" diyecek.
En büyük cihat bu!
Birisine yanlışından dolayı alkış tutmayacak. Yanlış sözü söyleyenin, yanlış işi yapanın yardakçısı, şakşakçısı, dalkavuğu olmayacak. Bu da çok önemli... Yani hakkı söylemek, hem de korkmadan, cesaretle söylemek...
Yaptırım gücü varsa [da] yaptırmak lazım! Gücü yeterse kötülüğü fiilen engelleyecek, gücü yetmezse sadece nasihat olarak söyleyecek, ona da gücü yetmiyorsa hiç olmazsa içinden;
"Yâ Rabbi! Ben bunların karşısında bir şey yapamadım. Sen beni affet!" diye dua edecek. Ötekisini islâh olmasına dua edecek, Allah'ın kendisini cezaya çarptırmamasına dua edecek. Bu da önemli...
Hakkı söylemek,
Ben Türkiye'de bakıyorum; halkımızın, gençlerimizin terbiyesi sadedinde dergilerimizde de zaman zaman yazdım:
Herhangi bir toplantıda, herhangi bir konuda konuşma yapıldığı zaman bilginiz varsa katılın, susmayın! Bildiğiniz konuyu anlatın. Eğer bir yerde, bir toplantıda birisi doğru bir sözü söylemişse doğruyu destekleyin. Yanlış bir sözü söylemişse yanlışı engelleyin. Yanlışın karşısına çıkanı destekleyin. Yanlış söyleyene "Yanlış söylüyorsunuz!" deyin! Böylece yanlış söyleyenler korksun, çekinsin, azalsın... "Bu ülkede tereciye tere satılmaz, deyip ayağını denk alsın...
Susmak da insana vebal yükler. Allah "Niye sustun?" diye cezalandırır. Hadîs-i şerîf var, Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;
"Hakkı söylemek zamanında susan, dilsiz şeytan durumuna düşer, şeytan gibi muamele görür."
Yani "Şeytan derekesine düşer, o mertebede mütâlâa edilir." diye tehlikeli bir durum meydana geliyor aziz ve sevgili kardeşlerim.
Allah tevfîkini refîk etsin. Sevdiği kul eylesin, evliyâsından eylesin. Mübarek kullarından eylesin. Dünyada âhirette aziz eylesin, şerefli eylesin, şerif eylesin, bahtiyar eylesin. Cennetiyle cemâliyle cümlenizi müşerref eylesin.
Es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!..
13.01.1995 -
Hasta Ziyareti, Müslümana
13.01.1995 -
Ebu Hureyre (r.a)
