19.12.1997 - Doğru İnanç ve İbadetler

19.12.1997 - Doğru İnanç ve İbadetler
Es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh.
Aziz ve sevgili AKRA dinleyicileri
Allah’u Teala hazretleri, sizi gönlünüzce dünya ve ahrette aziz ve bahtiyar eylesin, mutlu eylesin, muradlarınıza nail eylesin, sevdiği kul olarak yaşayıp,sevdiği kul olarak huzuruna varmayınasip eylesin.
Bir insana serbest olarak sorulsa;
"Sana imkân veriyoruz, dünyanın neresinde oturmak istersin? Yani dağ başlarını mı istersin? Orman kenarlarını mı istersin? Nehir mi geçsin arazinden? Yoksa adada mı olmak istersin? Hangi manzaralı yeri istersin?" dense;
"Mekke-i Mükerreme'yi arzu ederiz, Medine-i Münevvere'yi arzu ederiz." demesi lazım insanın.
Efendimiz orada dünyaya gelmişler ve Allahu Teâlâ hazretlerinin emirlerini insanlara bildirmek için çırpınmışlar. İnsanları kurtarmak için çalışmışlar, imana davet etmişler. Küfre saplanmamalarını, onun felaket olduğunu beyan etmişler, putları kırmalarını söylemişler.
Biz onları tarih kitaplarından okuyunca, "Bu Araplar cahiliye devrinde putlar yapmışlar, tapıyorlarmış. Vah vah, ne kadar ibtidaî bir zihniyet..." diyoruz. Dünyanın başka yerlerini de biliyoruz. Hindistan'da çeşit çeşit putlar, Çin'de putlar, Afrika'da putlar, Mısır'da putlar, Batı'da putlar. Ama insanoğlu içinde ve gözünün önünde birtakım mânevî putlar olduğunu göremiyor, maalesef... Eskiyi ayıplıyor ama kendisi de ayıpladığı durumun içinde.
Mesela dünya bir put; kimisi dünyaya tapıyor. Mevki makam bir put; mevkiye, makama tapıyor. Kimisi paraya tapıyor. Yani evliyâullahın "Taptığınız ayağımın altında." dediği para pul, altın, gümüş, kazanç, gelir; kimisi ona tapıyor. Kimisi alkışı seviyor. Kimisi nefsinin esiri veyahut kulu, yani nefsine tapıyor. Kimisi şeytanın esiri ve kulu, yani şeytanın karşısında el pençe divan durmuş; o mel'un,kuyruklu, boynuzlu şeytan emrediyor, emrettiğini anında yapıyor, bir dediğini iki etmiyor. Allah şeytanın şerrinden herkesi korusun. Temenni ediyoruz ki herkes cennete girsin, dünyada hiç kimse cehenneme düşmesin. Ama insanların içinde cennete girecekler, bir siyah sığır derisi üzerindeki tek beyaz bir kıl kadar az.
Bu neyi gösteriyor?
İnsanların büyük bir kısmının, kâhir bir ekseriyetinin, çok büyük bir çoğunluğunun gerçekleri göremediğini gösteriyor. Yani bu kadar akıllıyız diyor insanlar, bu kadar alet yapıyor, dünyada bu kadar kendisine refah, rahat yaşam sağlıyor, fezalara, göklere cihazlar gönderiyor, denizlerin dibine dalıyor, mağaraların içine giriyor, yerin altını kazıyor, servetleri çıkartıyor, kıymetli madenleri, maddeleri, taşları çıkartıyor ama bu kadar akıllı insan Rabbini bulamıyor, Rabbine kulluk edemiyor ve âhiretini mahvediyor. Çok büyük bir yanlışlık!
Mü'min olanları tebrik ediyorum.
Tebrik ederim ki gerçeği görmüşler, elhamdülillah -müslüman olanları- iman yolunda yürüyorlar. Tabi mü'min olan deyince, iman da umumi mânasıyla inanmak, "Ben inanıyorum ki şu şöyle." şeklinde değil. İnanmanın da doğru olması lazım. Yanlış bir şeye inanıyorsa kıymeti yok.
Yetmiş iki millet dahi, elin yüzün yumaz değil.
İslâm'dan başka bir sürü bâtıl grup var, insanlar var; onlar da ellerini, yüzlerini yıkıyor, duş alıyor, şampuanlar kullanıyor, vücutlarını, saçlarını tertemiz yıkıyorlar. Artık bu asrın,çağdaş yaşamın ayrılmaz bir parçası oldu; her gün yıkanmak, giyinmek, donanmak, taranmak, kokular, spreyler, koltuk altları, kasık araları, bilmem saçların parlaklığı, vücudun güzel kokularla donanması, her şeyi yapıyorlar. Ama Allahu Teâlâ hazretleri gerçekleri görmeyi nasip etsin. Doğru imana sahip olmayı nasip etsin.
"Ben de inanç sahibiyim. Ben de Allah'ın varlığına inanıyorum…"
Adama;
"Müslüman ol. Allah'ın emirlerini tut." diyorsun;
"Tamam kardeşim, ben de inançlıyım." diyor.
Yetmez! "İnançlıyım." diyor, sanıyor ki inançlı olması yetecek. Aldatıcı bazı şeyler de duymuştur çevresinden, bizim ilerici gazetelerden, dini bilmeyip de ibadette kaytarmak isteyen kıvırtıcı adamlar "Canım, kalbin temiz oldu mu yeter." diyorlar. Adam diyor ki;
"Benim kalbim temiz."
Nereden belli?
Kalbinin temizliği insanın hareketlerinden, davranışlarından, amaçlarından, hayatta yöneldiği gayelerden belli olacak. Başkasını aldatmakla kalp temiz olur mu? "Kalbim temiz" diyen insanların hepsini tıkın bir kışlaya; teker teker hayatlarını inceleyin, yaptıkları faaliyetleri konu komşuya, ailesine sorun bakalım, kalbi ne kadar temizmiş, niyeti ne kadar temizmiş...
Onların hepsi kuru laf!
İnsan mü'min olacak, mü'min-i kâmil olacak, müslüman olacak. Lâ ilâhe illallah diyecek, Allah'tan gayriye tapmayacak.
Allah'tan gayriye tapmamak derken; nefse de, şeytana da, dünyaya da, paraya da, mevkiye makama da tapmayacak; hakkı söyleyecek.
Öyle kardeşlerimiz var ki hakkı söylemek için hayatı zehir oluyor. Hakkı söylemiş, hayatı zehir olmuş ama hakkı söylemekten geri durmamış, alnı açık. Tarihte de böyle; en zalim kimselerin karşısında hak sözü söylemişler. Hakkı söylemekten, hakkı işlemekten geri durmamak lazım. Zalime "Dur!" demek lazım. Mazlumun yardımına koşmak lazım. Allah'a ibadet sadece namaz demek değildir, ibadetlerin çeşitleri sayılamayacak kadar çoktur.
"İbadetler sadece namazdan ibaret değildir." diyoruz ya, tabi bu bazı namazsızların, bînamazların hoşuna gidiyor. Tamam, ibadet sadece namazdan ibaret değildir. O zaman kendisine bir pay çıkartıyor, dikleniyor, oturduğu yerden doğruluyor; "Tamam, bak hoca efendi iyi. Bu hoca iyi hoca..." diyor. Eğer hoca kendisinin keyfine uygun konuşmuşsa iyi hoca oluyor; keyfine uygun konuşmadığı zaman "Bu hoca yobaz. Bu hoca gerici. Bu hoca tutucu. Bu hoca müsamahasız, hoşgörüsüz, katı, kökten dinci!" vesaire diyorlar.
Halbuki öyle değil.
Bakın, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'den Buhârî ve Müslim gibi iki şahane hadis kaynağında yer alan, Hz. Âişe anamız radıyallahu teâlâ anhâ'nın bir hadîs-i şerîfini okumak istiyorum. Kardeşlerim ibadet konusunda Peygamber Efendimiz'in davranışını anlasın diye...
Ennehâ kâlet. Âişe-i Sıddîka, Peygamber Efendimiz'in zevce-i sâlihası buyurdu ki;
Kâne'n-nebiyyü sallallahu aleyhi ve sellem yekûmu mine'l-leyli hattâ tenfatıra kademâhu. "Peygamber Efendimiz geceleri namaz kılmaya kalkardı, ayakları şişinceye kadar, ayakları rahatsız oluncaya kadar..."
Ayakta durunca tabi insan "Üf! Yoruldum!" demeye başlar. Çocuk imtihanda biraz ayakta durduğu zaman ayağını değiştirmeye başlar. Veyahut sırada, bir yere gireceksiniz, çıkacaksınız, insan stadyumdan bilet alacak, içeri girecek de futbol maçını seyredecek, ayakta beklemek... Veya bir yere para ödeyecek veya bankadan parasını çekecek, kuyrukta ayakta durunca yoruluyor insan. İnsan bilir yani, ayakta fazla durduğu zaman; "Ah! Ayaklarıma kara sular indi! Ayaklarım ağrıdı." der.
"Peygamber Efendimiz geceleri namaz kılmaya kalkardı, hattâ tenfatıra kademâhu, ayakları şişinceye, ayakları rahatsız oluncaya, acıyıncaya, patlayıncaya kadar."
Fe-kultü lehû. "Ben ona bir keresinde dedim ki." diyor Âişe-i Sıddîka validemiz:
Lime tasne'u hâzâ yâ Resûlallah? Ve kad ğafere'llâhu mâ tekaddeme min zenbike ve mâ teahhara. "Allahu Teâlâ hazretleri seni sevmiş. Senin gelmiş, geçmiş, gelecek bütün günahlarını bağışlamış olduğunu -Fetih sûresinde- bildirmiş iken sen niye böyle yapıyorsun, niye bu kadar kendini yıpratıyorsun? Niye ayaklarını acıtacak, şişirecek kadar, oğuşturup o ağrıyı gidermeye, rahatlattırmaya sebep olacak kadar ayakta duruyorsun? " Kâle: Efelâ ekûnü abden şekûrâ? "Çok şükreden bir kul niye olmayayım? Madem Allah beni sevmiş, madem Allahu Teâlâ bana Makâm-ı Mahmûd'u ihsan eylemiş; niye bu kadar ibadet etmeyeyim?"
Evet aziz ve muhterem kardeşlerim!
Tarih kitaplarını ben okurum. Eski insanların hayat tarzlarından, yaşam tarzlarından bizim yaşamımız çok farklı; çok rahatlamış durumdayız. Üretimin fazlalığından dolayı mahsul bol, kıtlık yok, açlık yok. Ama bizim ülkelerde... Afrika filan hariç. Dünyanın yine fakir yerleri var. O da insanlığın yüz karası. İnsanlar Hz. Âdem'in kardeşi ama kardeşinin aç kalmasına, ölmesine bir şey demiyor; kendisi beri tarafta patlayıncaya kadar yiyor.
Burada patlayıncaya kadar yiyor, öbür tarafta, biraz aşağıda, Yemen'de, Somali'de insanlar açlıktan ölüyor. Afrika'da kırılıyorlar.
Eski insanlar çeşitli mahrumiyetler içinde iken yirminci yüzyılın insanları -bizler- veya benim sözümü dinleyen kimseler şimdi rahat içinde, müreffeh yaşıyorlar. Bol bol yiyorlar, içiyorlar. Nimetin kıymetini bilmiyorlar. Çok büyük nimetler var elimizde.
Allahu Teâlâ hazretleri cümlemizi ibadetinin her çeşidinde yani Allah’a itaatinin her yönünde başarılı eylesin. Her hususta Allah’a itaat etmeyi, emrini tutmayı yasaklarından kaçınmayı nasip eylesin
Es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh.
13.01.1995 -
Hastayı Ziyaret, Aç
13.01.1995 -
Hasta Ziyareti, Müslümana
