20.01.1995 - Hayra Teşvik, Cennet ve Cehennem Anahtarı

20.01.1995 - Hayra Teşvik, Cennet ve Cehennem Anahtarı
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Alâ külli hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidil evveline vel ahirin. Senedina ve mededina ve üsvetinel haseneti Muhammedinil Mustafa ve alihi ve sahbihi ve me tebiahu bi ihsanin ecmain.
Emma bâd;
Peygamber sallalahu aleyhi ve selem Efendimiz şöyle başlıyor;
يَقُولُ اللهُ تَعاَلَي يااَبْنَ آدَم اِفْعَلْ خَيْراً فَاِنَّهُ مِفْتاَحُ الْجَنَّةِ وَيَقُودُ اِلَيْهاَ وَاجْتَنِبِ الشَّرَّفَاِنَّهُ مِفْتاَحُ النَّارِوَيَقُودُ اِلَيْهاَ.
Yekûlullahu teâlâ. “Allahu Teâlâ hazretleri buyurur ki…”
Allahu Teâlâ, onu kendisine habîbullah edinmiş, peygamber seçmiş, ona vahiy göndermiş, Kur’ân-ı Kerîm’i indirmiş. Ayrıca da onun gönlü her zaman pırıl pırıl, daima Allahu Teâlâ hazretleri ile irtibatlı. Allahu Teâlâ hazretleri, ona isteklerini her zaman bildiriyor ve o da bize naklediyor. Allah cümlemizi şefaatine erdirsin, cennette ona komşu eylesin...
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz; “Allahu Teâlâ hazretleri şöyle buyurur:” diyor.
Yebne Âdem. “Ey Âdemoğlu!”
Âdemoğlu dediği zaman, sadece erkekler anlaşılmaması lazım. Âdem aleyhisselam’dan türeyen bütün insanlar, Hz. Âdem’in evlatları olduğu için hepsi bu hitaba muhatap olmuş oluyor. Bu hitap bütün Müslümanlara, hatta müslüman olsa da olmasa da bütün insanlara.
“İslâmiyet’i uygulamıyor, hitabı duyuyor da dinlemiyor…”
O zaman vebali kendisine ait olur.
Bizim dinimize göre biz, bütün insanları Ümmet-i Muhammed olarak görüyoruz. Dünyadaki hâlihazırda yaşayan insanların hepsi Ümmet-i Muhammed’dir.
Neden?
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in peygamberlik devresinin insanlarıdır.
Peki, bir kısmı Kur’ân-ı Kerîm’i anlamamış, öğrenmemiş, Peygamber Efendimiz’e şehadet getirmemiş, bağlanmamış, eski inançlarında devam ediyor veya yanlış inançlarda, beşerî sapık itikatlarda.
Ne diyeceğiz?
Onlar henüz müslüman olmamış ama olabilir. Potansiyel olarak içinde müslüman olma ihtimali var. Onların durumları böyle bir ihtimale açık, eğer müslüman olurlarsa Ümmet-i Muhammed’in ümmet-i icâbeti olurlar. İslâm’a davete icabet etmişler, hak yola gelmişler, adım basmışlar, doğru yolun, selamet yurdunun içine adımlarını atmış oluyorlar. Eğer icabet etmezlerse; ümmet-i dâve oluyor, kendilerine davet hitabı vaki olan, davet edilme durumunda olan insanlar demek oluyorlar.
“Ey Âdemoğlu!” Ey insanlar! Şu anda ister müslüman olsun, ister olmasın. Müslüman olmayanlar İslâm’a davetliler, Kur’ân-ı Kerîm’e uymakla vazifeliler, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’i kabul etmekle mükellefler.
Yahudilerin, Hıristiyanların, başka dinlerin mensuplarının bunları severek yapması lazım. Çünkü onların zamanında o peygamberlere tâbi olunacaktı. Allah; onlardan sonra, onların kardeşi olan seyyidü’l-enbiyâi ve’l-mürselîn bizim peygamberimiz’i göndermiş. Binâenaleyh, devir devr-i Muhammedî olduğundan elbette severek uymaları lazım.
Hz. Musa’yı sevenlerin, Hz. Muhammed’e uyması lazım çünkü Hz. Musa âhirete irtihal etmiş, devresi kapanmış. Hz. İsa’yı sevenlerin, Hz. Muhammed’e tâbi olması lazım çünkü Hz. İsa’nın devresi kapanmış. Hepsine salât u selâm olsun, hepsi büyüğümüzdür, seviyoruz; göğsümüzde, gönlümüzde sevgileri, yerleri var ama devir devr-i Muhammedî. Hepsi aynı kaynaktan peygamber gönderilmişler. O halde insanların hepsinin uyması lazım.
Peygamber Efendimiz’in naklettiğine göre, bu hadîs-i şerîfte Allahu Teâlâ hazretleri bizlere buyuruyormuş ki;
İf’al hayran, fe-innehû miftâhu’l-cenneti ve yekûdu ileyhâ. “Hayır yap, hayır işle! Çünkü o, cennetin anahtarıdır ve insanı cennete sevk eder.”
Hayır yapmak… Hayır kelimesi çok geniş bir kelime.
Şer: Arapça’da kötülük demek.
Hayır: İyilik demek.
İyi olan şeyler de çoktur; sonsuz derecede iyiler vardır, bir liste yapmak istense bitmez ama en başta gelen iyilik, baş iyilik; insanın bütün hayırların başı olan imana sahip olmasıdır ve İslâm’a girmesidir. İlk önce Allah’ı ve Resûlullah’ı tanımasıdır. Bütün hayırlar ondan sonra başlar. İnsan iman ettikten sonra da hayırlı bir insan olmalı, iyilik üreten, kendisinden her tarafa iyilik yayılan, elinden iyilik çıkan, dilinden iyi söz çıkan, ömrü iyilikle geçmiş bir insan olması lazım.
“Ey Âdemoğlu! İyilik yap, çünkü o cennetin anahtarıdır.”
Allahu Teâlâ hazretleri insanları; iyilikleri ve bu dünyada yaptığı faliyetleri ile denediğine göre, bu dünya imtihan yeri, imtihanı kazanmanın şekli de iyilik yapmak olduğuna göre hepimizin daima “Nasıl bir iyilik yapabilirim?” diye iyi şeyler düşünmesi ve “En geniş hangi iyiliktir, onu yapayım…” diye en geniş iyiliği, öne alması lazım.
Hani uzunluğu metre ile, ağırlığı kilo ile ölçüyoruz, daha büyük ağırlıklarsa tonla ölçüyoruz. İyiliğin de bir ölçüsü olsa, mesela ton diyelim; insanın elinden yüz tonluk bir iyilik yapmak imkânı geliyorsa, o yarım kilo iyilik yaparsa tabii çok az bir iyilik olur. Yüz ton olanı yapmaya çalışmalı. Daha fazla yaparsa, yapma imkânı varsa miktarı daha fazla olan iyiliği yapması lazım. Öyle bir iyilik yapmalıyız ki, miktarı çok olmalı. Öyle bir iyiliği tercih etmeliyiz ki, daha çok insana sevinç vermeli, fayda götürmeli.
O halde muhatabı, istifade edeni çok olan bir iyilik daima öne alınır. Miktar olarak çok olan ve çok insanı mutlu edecek olan iyilikleri, tercih etmeye çalışmalıyız.
Burada yine bir sıralama yapalım:
En büyük iyilik iman etmektir. Bir insan; eşhedü en lâ ilâhe illallah diyecek, Allah’ın varlığına inanacak, Allah’ın varlığına inanınca da Allah’ın gönderdiği elçisi Muhammed-i Mustafâ’ya tâbi olacak. Çünkü Allah elçi göndermiş, haberi onunla vermiş, kitabı ona indirmiş.
Sonra ne demesi lazım?
Ve eşhedü enne Muhammeden abduhû ve resûluhû.
En büyük hayrı yaptı. Tehlikeli bir âlemden kendisini kurtardı, ayrı bir âleme girdi. Dalgalı bir ummanda, kayalık bir sahilde azgın dalgaların kendisini kaldırıp, kayalara vurup parçalayacağı bir yerde, kendisini birden salim bir şekilde sahile ulaştırmış oldu. Selamet kıyısına erdi, ayağını bastı. O korkunç dalgalardan; ahtapotların, köpek balıklarının, tehlikeli dalgaların olduğu, boğulma tehlikesi olan yerden kendisini kurtardı. En büyük hayır iman etmek!
Ondan sonraki en büyük hayır; başkalarının imana gelmesine, irfana ermesine sebep olacak çalışmalar yapmaktır.
Onun için en üstün hizmet, irşat hizmetidir! En büyük hizmet mürşitlerin hizmetidir, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in varisleri olan mübarek alimlerin hizmetidir. Çünkü onlar insanların toptan, kökten kurtulmasına sebep oluyorlar. Bir insanın zihniyeti değişirse, kalbi tertemiz olursa, o insanın bütün bilgisiyle, bütün ömrü boyunca yaptığı faaliyetlere siz ayrı, güzel bir yön vermiş oluyorsunuz. En güzel iyiliği yapmış oluyorsunuz. Bundan daha güzeli olamaz!
Binaenaleyh; insan yetiştirmek, irşat etmek, insan kazanmak, insanları mü’min yapmaya çalışmak, insanlara İslâm’ı anlatmak çok önemli bir hayır olmuş olur. Bu hususta İslâm’ı çok iyi bilen insanların önde gelen çalışmaları var, olmalı fakat herkese de kendi seviyesinde, tahsilinde, yaşında ve kendi mevki, makam ve sorumluluk seviyesinde bir yük düşer. Mesela insanları irşat etmek; Peygamber Efendimiz’in varisi olan mübarek evliyâullaha vazifedir ama sen de evinin reisi isen, sen de hanımına ve çocuklarına karşı elbette birtakım görevlerle görevlisin. Onları sevk etmek, doğru yola çekmek, iyi yetiştirmek zorundasın. Onun için Kur’ân-ı Kerîm’de;
قُٓوا اَنْفُسَكُمْ وَاَهْل۪يكُمْ نَارًا
Kû enfûseküm ve ehlî’küm nâran. [1] “Kendinizi ve aile efradınızı cehennemden koruyun.” buyurulmuş.
Demek ki aile reislerinin; evlatlarını, hanımlarını, yakınlarını, akrabalarını, evinde bulunan, misafir olan teyze, hala, yeğen, kuzen... onları cehennemden koruyacak çalışmalar yapması lazım. Bunu hepimiz, yapmak durumundayız. Bir anne baba evladını iyi müslüman, iyi mü’min yetiştirmeli ve iyi mü’min yetişmesi için de elinden gelen her türlü gayreti göstermeli, her türlü çalışmayı yapmalı, her türlü dikkati sarf etmeli. Bu güzel bir çalışma!
İnsanların irşat edilmesi, doğru yola gelmesinden sonra yapılacak hayır nedir?
Bir insanı sevindirecek olan herhangi bir jest ve hareket, ona verilecek bir şey. Bu da bir hayırdır. Onun için İslâm’ın ibadet anlayışı; sadece insanın kendi şahsî, derunî hayatına bırakılmamıştır. İslâm’da insan, biraz da cemiyete döndürülmüştür. “Hadi bakalım, gözünü içinden dışarıya çevir de biraz da etrafındaki insanları düşün.” diye İslâm’ın beş büyük emrinden birisi de zekât olmuştur. Zenginlere; malının bir miktarını çıkartıp fukarâya vermesi Allah tarafından bir farz, önemli bir hizmet, önemli bir dinî görev olarak yüklenmiştir.
Bu da çok önemli! Bu hayırlarla, birçok güzel çalışmalar yapılabilir.
Allah,bizi de yolunda eylesin, kendisini bilenlerden bulanlardan eylesin.
Allah hepinizden razı olsun.Dünya ve ahiretin, bildiğimiz bilmediğimiz her türlü hayırlarına erdirsin.Dünya ve ahretin, her türlü şerlerinden korusun.
Bi hürmeti esrarı suretil Fatiha…
13.03.1998 -
40 Gün Boyunca
13.02.1998 -
Ümmetten Ahir Zamanda
