13.03.1998 - Namaz Kılmayanın Ahiretteki Durumu, Kötülükleri Engellemek

13.03.1998 - Namaz Kılmayanın Ahiretteki Durumu, Kötülükleri Engellemek
Es-Selâmüaleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!
Allah dünya ve âhiretin bildiğimiz bilmediğimiz, aklımıza gelen gelmeyen her türlü hayırlarına cümlenizi erdirsin. İki cihanda aziz, mutlu, bahtiyar olun.
Namaz dinin direğidir.
Her müslümanın yani "Ben müslümanım elhamdülillah." diyen, Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûlühû diyen bir insanın ilk görevi nedir?
Namaz.
Peygamber Efendimiz bazı sevdiği kimseleri vazifeli olarak bazı ülkelere -Yemen'e, Bahreyn'e, civardaki ülkelere- gönderirken oranın ahalisine nasıl davranması gerektiğini onlara tavsiye buyururdu;
"Bakın gittiğiniz yerde ilk önce insanları Allah'ın bir olduğunu tasdik etmeye, inanmaya davet edin. Onu kabul ederlerse benim Allah'ın peygamberi olduğumu söyleyin. Onu kabul ederlerse ondan sonra onlara namaz kılmayı emredin. Onu kabul ederlerse Ramazan'da oruç tutmayı emredin, zekât vermeyi emredin..." diye Efendimiz'in tavsiyesi var.
Bir kere her müslümanın namazı kılması gerekli.
Diyorlar ki;
"Ben müslümanım elhamdülillah. Allah affetsin kusurlarımızı, namazlarımızı kılamıyoruz."
Doğru, "müslümanım" diyen bir insan müslüman olur ama namaz kılmamak çok büyük suç. Bu çok büyük suçu bir hadîs-i şerîfle size anlatayım. "İşte alışmamışız, ne yapalım... Annemiz, babamız bize küçükten bunu böyle alıştırmamış. İstiyorum, hatamı biliyorum ama kılamıyorum." diyen kardeşlerim gayrete gelsin diye Riyâzü's-sâlihîn'den;
Peygamber Efendimiz, Cebrail aleyhisselam ile o mânevî âlemlerde gezerken bir adamın başına azap meleklerinin çok büyük bir kaya vurduklarını görüyor. Ve bu kaya onun başını parça parça parçalıyor, eziyor; kemikleri, etleri dağılıyor. Koca kaya vurulduğu için adamın kafası darmadağın oluyor. Tabii dağılıyor ama âhiret âlemi olduğundan Allah'ın kudretiyle o etler, o kemikler tekrar adamın başına geliyor, adamın başı eskisi gibi oluyor. Tekrar vuruyorlar, tekrar dağılıyor, tekrar bir araya geliyor.
Neden böyle olur?
Âyet-i kerîmelerde Allahu Teâlâ hazretleri şöyle buyuruyor;
Küllemâ nadicet cülûdühüm beddelnâ hüm cülûden ğayrahâ li-yezûku'l-azâbe.
Cehennemde ateşler içinde insan -kötü insanlar- azap görürken ciltleri, derileri yanacak. Derileri yandığı zaman Allah yeni bir deri halk eder, derileri yenilenir, yeniden yanar.
Neden?
Li-yezûku'l-azâbe. "Cehennemin azabını dâimî tatsınlar diye."
Bu kafasına vurulan insanın da kafası parçalıyor, ölmüyor.
Lâ yukdâ aleyhim fe-yemûtû.
Cehennemde azap görenlerin de, keşke ölseler, kurtulacaklar ama ölmek yok ki ölüp de kurtulsunlar.
Ve lâ yuhaffefü anhüm minazâbihâ. "Azabı da hafiflemez."
Âhiret azabının şekli bu.
Dünyada bir insan öldürücü bir darbe yese ölür, kurtulur. Cellât bir ensesine balta vursa kafası kopar, kurtulur. Asılsa kurtulur. Kurşun isabet etse kurtulur. Ama âhirette öyle değil; azap tekrar tekrar çekilsin diye deri tazeleniyor, yine yanıyor. Başı parçalanıyor, yine parçalanıyor... Yani bunu Allah mâneviyat âleminde Peygamber Efendimiz'e böyle göstermiş.
"Yâ Cebrail kardeşim, bu adamın bu azabı görmesinin sebebi ne?" diye Peygamber Efendimiz sormuş.
Cebrail aleyhisselam diyor ki;
"Yâ Resûlallah, bu adam müslümandı ama namazı kılmıyordu, namazı kılmadığı için bu şekilde azaplandırılıyor."
"Sen bu kafayla mı, hem namazın farz olduğunu bildin hem de kılmadın? Niye iradeni kullanmadın? Niye azimli müslüman olmadın? Niye tutarlı müslüman olmadın? Niye Allah'ın emirlerini yerine getirmedin?" diye azap göreceğini söylüyor.
İnsan Allah'ın emirlerini dinlemezse çeşitli şekillerde azap görür.
Mesela bir müslüman ölüyor, kabre konuluyor, gömüyorlar. Kabre konulur konulmaz azap melekleri bunun kafasına ateşten bir gürz topuz vuruyorlar; kafası parça parça yaralanıyor ve mezarın içi ateş doluyor. Feryada başlıyor, diyor ki;
"Ben müslümanım, niye bana böyle azap yapıyorsunuz? Yapmayın, etmeyin!.."
Diyorlar ki;
"Evet, sen müslümandın dünyadayken ama sen hayattayken müşrikler, kâfirler bir yerde bir müslüman kardeşine ezâ ediyorlardı, sen de onun yanından geçtin, bu gözlerinle gördün, bu kafanla anladın vaziyeti ama onun yardımına koşmadın. Kabirdeki bu sana yaptığımız azap onun cezasıdır!" diye söyleyecekler diyor Peygamber Efendimiz.
Demek ki insan çevresinde yapılan kötülükleri engellemek için çalışacak. Çalışmazsa azap kabirden başlıyor; daha âhirete gitmeden kabre konulur konulmaz kabir azabı haktır, o başlıyor.
Kabirde azap olur mu?
Olur.
Ölen insana azap olur mu?
Olur. Çünkü Peygamber Efendimiz "Siz anlamazsınız ama olur." diyor. "Siz duymazsınız ama ben duyuyorum." diyor, bildiriyor. Mânevî bakımdan azap olur.
Onun için kayıtsız kalmaması lazım. Allah'ın emirlerini duyunca yapması lazım. Bir kötülüğü görünce engellemesi lazım. Yani emr-i mârufnehy-i münker yapacak. İbadet ve taat üzere olacak. Allah'ın emirlerini tutacak. İsyan etmeyecek. Günahlardan kaçınacak. Vazifesini yapmazsa, kötülüğü işlerse ceza olur. Hepsi göz önünde bulundurulmalı.
Onun için ne yapması lazım?
Herkesin önce namazı kılması lazım.
Evinde kılsa olur mu?
Olur. Tabii evinde namaz kıldı mı namaz vazifesini yapmış olur. Ama camide, eğer mahalle mescidinde, -Cuma kılınmayan bir yerde- namazgâhta kılarsa 27 kat sevap alır; Cuma namazı kılınan bir yerde kılarsa 50 kat sevap alır. Sevap fazlalaşıyor. Onun için camide kılmaya çalışması lazım.
Acaba Rabbimiz niye bize cemaatle namaz kılmayı tavsiye buyurmuş?
Peygamber Efendimiz niye tavsiye buyurmuş? Niye müslümanlar topluca camide namaz kılıyorlar?
Toplum düzenini orada konuşsunlar, toplumun düzenini sağlasınlar, birbirleriyle görüşsünler, birbirlerini sevsinler, çevrelerinin, ülkelerinin meselelerini konuşsunlar, istişare yapsınlar, anlaşsınlar diye. Bizim dinimiz çok güzel usuller koymuş.
Bakıyorum, ben yurtdışında geziyorum, müslüman olmayan ülkelerde gezdiğim zaman; bizim dinimizin koyduğu güzel usulleri, usul olarak bu adamlar yani müslüman olmayanlar bizden daha güzel uyguluyor. İslâm ülkelerine geliyorum; İslâm ülkelerindeki ahâli İslâmî emirleri uygulamıyor. Hayret edilecek bir şey, üzülecek bir şey!
Şimdi İslâm ülkelerinde İslâm ahlâkı yok, İslâmî yönetim yok, merhamet yok, düzen yok, çalışma yok ama gayrimüslim denilen ülkelerde Allah'ın ve Peygamber Efendimiz'in tavsiye ettiği güzel şeylerin çoğunun uygulanmakta olduğunu görüyoruz. Merhamet, yardımlaşma, çalışma, dürüstlük vesaire... Bunlar hep müslümanların vasıfları, her yerde olması lazım.
Tabii bunların da konuşula konuşula düzeltilmesi gerekiyor. Toplum canlıdır. Toplumun meseleleri her an değişir. Her an onların görüşülmesi lazım. Canlı toplumlar canlı insan grupları tarafından meydana getirilir.
Toplum faaliyetlerine katılmayan bir müslüman iyi bir müslüman değildir; vazifesini yapmayan bir insan demektir.
Bu nasıl sağlanacak?
Belli zamanlarda toplanmakla sağlanacak.
İslâm dini belli zamanlarda toplanmayı vazife olarak vermiş. Müslüman, mahallesinin ibadetgâhında, camisinde, mescidinde günde beş defa toplanıyor. Haftada bir de beldenin büyük yerinde toplanıyor, Cuma namazı oluyor. Senede bir defa da hacda dünya müslümanları toplanıyorlar. Bakın dinimiz ne kadar güzel içtimaî, toplumsal nizamlar koymuş. Bunlar işletilse İslâm ülkeleri gül gibi olacak. Merhameti, tasadduk etmeyi, sadaka vermeyi, hayır yapmayı emretmiş. Bunlar olsa ne Somali'de, ne Afrika'da, ne Irak'ta, ne Çeçenistan'da aç müslüman kalacak. Yardımlaşma olsa, müslümanlar arasında kardeşlik bağları, toplumsal bağlar kuvvetli olsa
Demek ki hepimizin dinine dönmeye gayret etmesi lazım. İyi müslüman olmaya çalışması lazım.
Allah bizim toplumsal kusurlarımızı düzeltmemizi nasip etsin. Topluma karşı görevlerimizi güzel yapmamızı nasip etsin. Kişisel, ferdî, şahsî kusurlarımızı düzeltmemizi nasip etsin. İnsân-ı kâmil olmamızı nasip etsin. Sevdiği huylarla huylandırsın. Sevdiği yollarda yürütsün. Sevdiği amelleri işletsin. Rızasını kazandırsın. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kul olarak varıp cennetiyle, cemaliyle müşerref olmayı nasip eylesin.
Size gönül dolusu, kucak dolusu sevgiler, selamlar, hürmetler, dualar, temenniler...
Es-Selâmüaleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh...
13.10.1995 -
Her İnsanın Hem
20.03.1998 -
Cennet Ehlinin de
