13.10.1995 - Her İnsanın Hem Cennette Hem Cehennemde Yeri Hazırdır

13.10.1995 - Her İnsanın Hem Cennette Hem Cehennemde Yeri Hazırdır
Aziz ve sevgili AKRA dinleyicileri,
Allahu Teâlâ hazretleri bu güzel günün her türlü maddî, mânevî hayırlarına cümlenizi sevdiklerinizle beraber nâil eylesin.
Bir hadisi şerif okumak istiyorum, Ebu Hureyre radıyallahu anh’den rivayet edilmiş
Peygamber sav mübarek sözlerini de okuyalım
Küllü ehli'l-cenneti yerâmak'adehûmine'n-nâri fe-yekûlülevlâenne'llâhehedânî fe-yekûnülehû şükran ve küllü ehli'n-nâriyerâmak'adehûmine'l-cenneti fe-yekûlülevenne'llâhehedânî fe-yekûnü aleyhi hasreten.
Her insanın hem cennette hem cehennemde yeri ayrılmış. Yer bulamama bahis konusu değil. Hem cennette yeri, mekânı var, "burası falancanın yeri"; hem cehennemde mekânı var, "burası aynı şahsın cehennemdeki yeri" diye. İnsan iyi işler yapar, cennetlik olursa cennetteki yerine gidiyor, cehennemdeki yerine gitmiyor. Kötü iş yaparsa, cehennemlik olursa cehennemdeki yerine gidiyor, cennetteki yeri de mü'minlere veriliyor, oraya kendisi gidememiş oluyor.
Bir de insan cennete girdiği zaman ne olacak?
Küllü ehli'l-cenneti yerâmak'adehûmine'n-nâri. "Cennete giren herkes cehennemdeki yerini görecek, bakacak."
Allah ona gösterecek, ona o imkânı sağlayacak. Cehennemdeki kalma yerini, oturma yerini, azap yerini orada görecek.
Fe-yekûlülevlâenne'llâhehedânî. "Ah!" diyecek, -le-edhulennehâ kenarında bir ilave var hadîs-i şerîfin. Doğru olan da o. O olmasa da mâna öyle anlaşılıyor zaten- "Allah bana hidayet etmeseydi, nasip etmeseydi, iyi işler yapmaya imkân vermeseydi buraya ben girecektim. Eyvah! Bu cehennemdeki yerim ne kadar fenaymış! Oraya düşecektim. Allah lütfeyledi, hidayetini nasip eyledi de cennete girdim." diye. Fe-yekûnülehû şükran. "Bu onun için şükür olacak."
Her şey zıddıyla anlaşılır, aksiyle güzelliği belirir. Yani insan sıhhatli olduğu zaman, hastayı gördüğü zaman sıhhatin kıymetini anlar veya birkaç gün, birkaç hafta hasta yaşayıp şifa bulduğu zaman sıhhatin ne kadar güzel olduğunu anlar. Gündüze gelen geceden sonra ışığın kıymetini anlar. Karnı doyan, açlıktan kurtulan nimetlerin kıymetini bilir. Bunun gibi işte, cennete girmiş insan da cehennemdeki yerini görünce;
"Oo... İyi ki buraya girmemişim, Allah beni kurtarmış. Eğer hidayet etmeseydi, cehenneme girseydim ne kadar fena olurdu. İyi ki cennetteyim, çok şükür yâ Rabbi!" diyecek.
Bu cehennemdeki yerini görmesi, cennetteki yerinin kıymetini bilmesi bakımından bir nimet olacak, şükür olacak ona.
Bunun karşılığında da, yine işin öbür tarafında "Cehennem ehli de cennete girseydi nereleri onun olacaktı, oradaki yerleri, oturacağı yerler gösterilecek." diyor Peygamber Efendimiz. Onlar da; levenne'llâhehedânî "Keşke Allah bana hidayet etseydi, ben cennete gitseydim, orada olacaktım. Vay! Ne kadar büyük imkânlar, fırsatlar elimden gitmiş! Ne kadar büyük nimetlerden mahrum olmuşum!" diyecek. Bu da onun için bir nedamet, pişmanlık, iç yanıklığı, bir hasret, bir dağ-ı derun olacak.
Ben bu hadîs-i şerîfleri okuduktan sonra -hadîs-i şerîfler işin hem orasını hem bu tarafını gösteriyor- İslâm'ın ne kadar büyük bir nimet olduğunu -tahmin ediyorum ki- bütün kardeşlerim, gayet güzel görüyorlar. İnsana hem dünyanın hem âhiretin saadetini sağladığı için İslâm'dan büyük nimet olmaz. Evet, üzerimizde sayılamayacak kadar çok nimet var; sıhhat var, âfiyet var, akıl var, fikir var, etrafımızdaki konforlar, meyveler, hele hele güzel memleketimizin çeşitli nimetleri, yiyecekler, içecekler, tatlılar, bizlere mahsus neler neler var...
Bu Karadeniz'in güzelliğine de hayran oldum. Allah kardeşlerimize bağışlasın, müslümanlara bağışlasın. Yemyeşil, şahane diyarlar... Çeşit çeşit meyveler, insanların kendi akıllarıyla buldukları, el emeğiyle yaptıkları güzel tatlılar vesaireler...
Evet, bunların hepsi çeşit çeşit Allah'ın nimetleri ama nimetlerin en büyüğü bizim müslüman olmamız. Bundan büyük nimet yok.
Çünkü elhamdülillah cenneti, cehennemi biliyoruz. Allah'ın varlığını, birliğini biliyoruz. Dünyadan sonra âhiret hayatı olacağını biliyoruz. Gafil değiliz, cahil değiliz. Ne olduğundan habersiz yaşayıp da âhirete pattadak ölüp gidip de "A! Bir de âhiret varmış! Eyvah, bir de burada azap varmış!" diye azaba uğrayanlar gibi değiliz.
Gerçi Allahu Teâlâ hazretleri bütün insanlara bu bilgileri göndermiş, hem de her zaman göndermiş, hem de hadîs-i şerîflerden, âyet-i kerîmelerden biliyoruz ki her yere göndermiş. Demek ki rahmetinden, adaletinden, lütfundan, kereminden bütün insanlar aslında bunları bilmiş oluyorlar. Allah bildirmiş, onlara haberci göndermiş oluyor.
Ve in min ümmetin illâ halâ fîhânezîr. "Hiç kendisine bu işleri ihtar eden bir Allah ehlinin, Allah'ın elçisinin gitmediği hiçbir kavim yok." diye bildiriliyor.
Ama çoğu sapıtmışlar, şaşırmışlar, yalan yanlış yollarda şu fâni hayatın fâni lezzetleriyle vakitlerini geçiriyorlar. İslâm nimeti bizim için en büyük nimet. Allah'a hamd ü senâlar olsun ki bizi bu güzel İslâm nimetiyle müşerref eyledi, müslüman eyledi. Bu şahane iman nimetini içimize ihsan eyledi de kendine mü'min kullarından eyledi, Allah'a hamd ü senâlar olsun. Lütf u kereminden dileriz ki âhirette de dünyada da bizlere bahtiyarlıklar ihsan eylesin. Hem bu dünyada hem âhirette aziz eylesin. İki cihanın saadetine cümlemizi, cümlenizi sevdiklerimizle beraber nâil eylesin.
Aziz ve sevgili AKRA dinleyicileri
Es-Selâmüaleyküm ve rahmetullâhi ve berakâtüh...
20.03.1998 -
Cennet ve Cehennem
13.03.1998 -
Namaz Kılmayanın Ahiretteki
