14.02.1997 - Manevi, Maddi Hicret

14.02.1997 - Manevi, Maddi Hicret
Es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!
Aziz ve sevgili Akra dinleyicileri.
Kâlet: Yâ Resûlallah, evsınî.
"Ey Allah'ın Resûlü, bana nasihatte bulun, tavsiyede bulun." diye Ümmü Enes radıyallahu anhâ Peygamber Efendimiz'den nasihat istemiş. Peygamber Efendimiz bu sahabiye hanıma nasihat eylemiş. Nasihatleri kısa fakat önemli nasihatler. Onun için bu hadîs-i şerîften başlamak istiyorum.
Peygamber Efendimiz nasihat isteyen Ümmü Enes radıyallahu anhâ buyuruyor ki;
Uhcuri'l-meâsiye fe-innehâ efdalü'l-hicreti ve hâfizi ale'l-ferâizi fe-innehâ efdalü'l-cihâdi ve ekserî min zikrallâhi fe-inneke lâ te'tîne'llâhe bi-şey'in ehabbe ileyhi min kesreti zikrihî.
Sadaka Resûlullah.
Üç tavsiyesi var.
Peygamber Efendimiz kendisine gelip bir şey soran kimseye onun durumuna göre, isteğine uygun nasihatte bulunurdu. Tabii kişinin kişiliğine göre de nasihat değişebilirdi. Aynı şeyi soranlar, aynı şekilde bir şeyi soranlar başka cevaplar alabilirlerdi. Bu başkalığın sebebi, onun kişiliğinin ötekisinden başka, farklı olması idi.
Peygamber Efendimiz bu soru ve nasihat isteyen kimseye buyuruyor ki;
Uhcuri'l-meâsiye fe-innehâ efdalü'l-hicreti. "İsyanların, günahların hepsinden uzak dur, hicret et, onlara yaklaşma, onlardan uzaklaş. Çünkü bu hicretin en sevaplısıdır, en faziletlisidir."
Biz şimdi rahat müslümanlarız, elhamdülillah. Allah bizi yaptığımız az ibadetlerle çok mükâfatlandırsın, büyük imtihanlara mâruz bırakmasın. O zamanın müslümanları çok sıkıntılar çekiyorlardı. O zaman müslüman olmak fevkalâde hayat-memat meselesi idi. Hatta etraftaki insanlar o kadar baskı yapabiliyorlardı ki terk-i diyar etmek, hicret etmek, başka yerlere göçmek, yerini yurdunu bırakmak mecburiyeti bile oluyordu. Hatta Peygamber Efendimiz dahi Mekke-i Mükerreme'den Medine-i Münevvere'ye hicret eylemişti. Bu da İslâm tarihinin başlangıcı olmuştu.
Erkeklere hicret, Peygamber Efendimiz Medine'ye hicret ettiği zaman tavsiye buyurulmuştu, emredilmişti. Bütün müslümanların Efendimiz'in etrafında toplanması, ona hâle olması, halka olması, destek olması, yardımcı olması gerekiyordu. O olayın gelişmesinin gereği bu idi. Onun için hicret etmeyenler büyük vebal altında kalıyorlardı, tehlike altında kalıyorlardı, sevap alamıyorlardı. Hicret edenler de çok büyük sevaplara sahip ve nâil oluyorlardı.
Tabii bu sıkıntılı durum, Mekke'nin fethedilmesi, artık üstünlüğün müslümanlara geçmesiyle, zaferlerin kazanılmasıyla değişti. Ondan sonra Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem "Bundan sonra artık hicret mecburiyeti yoktur. Asıl o zaman gelseydiniz sevaplı olacaktı. Artık o kıymetli zaman geçmiştir, bundan sonra hicret mânevî bir hicrettir. Yani maddeten bir kasabayı, köyü terk edip başka bir yere göçmek değildir; mânevî bir hicrettir. O da günahlardan, haramlardan uzak durmaktır, hicret etmektir." diye ashabına buyurmuştu.
Burada da kendisine soru soran hanım sahabiye aynı şekilde tavsiye buyurmuş oluyor. Buyuruyor ki;
"Meâsînin hepsinden hicret et. " Meâsî, mâsiyet "isyan" demek, yani aynı kökten, âsâ-ya'sî kökünden geliyor. Allah'ın emrini dinlemeyip günah işlemek Allah'a isyan oluyor. Ya emrini tutmazsa isyan oluyor ya da "yapma" dediği yasağına riayet etmezse isyan oluyor. "Yap" dediğini yapmazsa isyan olur, "yapma" dediğini yaparsa o da isyan olur. Bu tekil olarak mâsiyet deniliyor, isyan etmek. Çoğul olarak mâsiyetin çoğulu meâsî geliyor, "günahlar-isyanlar" demek. Yani Allah'ın emrini tutmayıp ona âsi gelmeler. "Bu çeşitten sayılabilecek her hareketten, davranıştan kaçın, isyanların her çeşidinden uzak dur, hicret eyle ki bu, hicretin en faziletlisidir."
Hani Peygamber Efendimiz Ebû Bekr-i Sıddîk Efendimizle Mekke'den Medine'ye hicret etti. Ondan önce ashâb-ı kirâm hicret ettiler. Ondan sonra da fırsat bulan hicret etti. Daha önceleri Habeşistan'a, Yemen'e hicret olmuştu. Tabii onlar yerlerini, yurtlarını terk ettikleri, büyük fedakârlıklara katlandıkları, büyük zahmetler çektikleri için çok sevap alıyorlardı. Çünkü ibadetin kıymeti, sevabının çokluğu zahmetinin çokluğuyla oranlı. İbadette ne kadar çok zahmet çekerse, ne kadar çok meşakkat, zorluk olur da onlara tahammül eder de ibadet ederse insan, sevabı o kadar çok oluyor. Ondan büyük sevap alıyorlardı. Ama günahlardan da uzak durmak, çekinmek, sakınmak, onlardan âdetâ hicret etmek, günahların olduğu yerlere yaklaşmamak, o da çok sevap tabii.
Bu hanıma böyle tavsiye buyurmuş Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem. Bu hepimize nasihattir. Hicretin en faziletlisi, mânevî olan bu hicret; günahlardan, haramlardan, Allah'ın sevmediği işlerden uzak durmak. Varsa, yakınındaysa oradan uzaklaşmak.
Tabii maddî hicret de gerekebilir. Düşmanların baskı yaptığı, insana İslâm'ı yaşamasına fırsat vermediği yerlerden İslâm'ın yaşanabileceği, imanın, çoluk çocuğunun korunabileceği yerlere hicret etmek de her devirde gerekebiliyor. Maalesef... Çünkü vicdan hürriyetine, inanç hürriyetine saygısız, mütecâviz, gaddar insanlar olabiliyor.
Demek ki esas olan, insanın dinini, imanını koruması, günahlardan uzak durması.
Allah sizi de sevsin, sizi de sevdiği kulları zümresiyle haşreylesin. Onlardan ayırmasın, onlarla dost eylesin. Hem dünyada hem âhirette sevgi dolu insanlar eylesin. Sevgiye mazhar eylesin. İki cihanda aziz ve bahtiyar eylesin aziz ve sevgili Akra dinleyicileri.
Es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!
21.07.1995 -
Allah Kafirler İçin
21.06.1996 -
Tek Kalmamak, Müslümanların
