14.03.1997 - Cennete Giremeyecekler, İyiliği Başa Kakmak, Anne-Babaya Asi Olmak, Sihire İnanmak

14.03.1997 - Cennete Giremeyecekler, İyiliği Başa Kakmak, Anne-Babaya Asi Olmak, Sihire İnanmak
Es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!
Aziz ve sevgili Akra dinleyicileri,
Hz. Ali Efendimiz'den hadîs-i şerîf size nakletmek istiyorum.
Ebû Saîd el-Hudrî hazretlerinden rivayet edilmiş. Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;
Lâ yedhulu'l-cennete mennânun velâ âkkun velâ müdmini hamrin velâ mü'minin bi-sihrin velâ kattâtün.
Peygamber Efendimiz diyor ki; "Şunlar, şunlar, şunlar, şunlar cennete girmeyecek."
Şimdi onların kimler olduğunu sıralayalım. Muhakkak böyle değildir dinleyenlerimiz ama belki tanıdıklarına söyleyeceği sözler olabilir.
Cennete girmeyecek insanlar:
Bir; mennân.
Mennân ne demek?
Minnet edip yaptığı iyiliği başa kakan kimseler. Yani bir iyilik yapiyor ama iyilik yaptığı kimsenin canını çıkartıyor, ciğerini söküyor, bin kere pişman ediyor, üzüyor, ağlatıyor, yaptığı iyiliği başa kakıyor. Mennân, minnet eden kimse yaptığı hayrın sevabını alamaz, sevabı havaya gider, boşa gider, üstelik günaha girer.
Çünkü ne yaptı?
İyilik yaptığı kimseyi üzdü.
Kur'ân-ı Kerîm'de Allahu Teâlâ hazretleri buyuruyor ki;
Lâ tubtilû sadakâtiküm bi'l-menni ve'l-ezâ.
Bak menn, işte bu mennânin yaptığı iş.
"Eza ederek, minnet ederek, başa kakarak, mennânlık yaparak yaptığınız sadakaları, zekâtları batıl hale getirmeyin, iptal ettirmeyin, sevabınızı elden kaçırmayın, kendinizi sevapsız bırakmayın." diye bu âyet-i kerîmeleri bildiriyor.
Demek ki biz müslümanlar iyilik yaptık mı, iyilik yaptığımız insani üzmemeye, iyiliği kibarca yapmaya, zarif bir şekilde yapmaya çok dikkat etmemiz gerekiyor. Yani başa kakıcı olmamaya dikkat etmemiz gerekiyor.
Bir hikâye hatırladım.
Meşhur Neyzen Tevfik, mutekid bir insanmış, inançlı bir insanmış. Sanatı da çok güzel, ney üflüyor. Çok yüksek bir kabiliyeti var. Çok da fukarâcıkmış. Mehmed Âkif -rahmetli- onu evine ziyarete gidermiş. Evi perişan, bekar kendisi. Birisi iyilik yapmak istemiş ama doğrudan doğruya götürüp eline para verse olmayacak. Bir gün gitmiş elinde artık kaç altın varsa, arkasından "Efendim yere düşürdünüz, buyurun, sunu alın." demiş. Almış tabii, "Yere ne düşürdüm?" diye. "Cebinizden yere düşürdünüz." demiş ve almış, bakmış ki altın, birkaç tane altın lira avucunda duruyor. "Ben yere bir şey düşürmedim, bu sizin kalbinizdir." demiş.
Böyle zarif bir şekilde altın vermesine karşılık "altın kalplisiniz, sizin kalbiniz altın gibi tertemiz kıymetli" demek istemiş sevgili dinleyiciler.
Bir, başa kakıcı olmamak lazım. Cennete başa kakıcı girmeyecek.
Sonra?
Velâ âkkun.
Ayn, elif, kaf, kaf harfi şeddeli.
Âkk ne demek?
Ukûk kelimesinden, mastarindan ism-i fâil bu. Ana babasına âsi olan demek.
İslâm'da insanın anne ve babasına hürmet etmesi çok önemli, fevkalâde mühim. İnsanın annesine, babasına çok hürmetkâr olması, hizmet etmesi, gönlünü alması lazım. Kendisini onlara sevdirmeye çalışması lazım. Emrini tutması, âsi olmaması, karşı gelmemesi lazım.
Karşı gelirse, dinlemezse...
Ne zaman dinlemiyor?
Biraz büyüdü mü, palazlandı mı, delikanlı oldu mu, önce annesini dinlememeye başlıyor.
"Evladım oraya gitme."
"Sen karışma!"
"Evladım şunu yapma."
"Sus!" vesaire. Tabii arkasından nokta nokta bazen ağır sözler, bazen ağır hareketler.
"Evladım içki içme..."
"Yok, para ver!" filan.
Biraz daha kabadayılaşınca, büyüyünce bu sefer babasına da karşı gelmeye başlıyor. Babası ihtiyarlayınca veyahut kendisi babasını yenecek duruma gelince de karşı geliyor.
Allah böyle kimseleri sevmiyor. Çünkü Allah yapılan iyiliğin karşılıksız bırakılmasını sevmiyor. Anne ve babanın insanın üzerinde çok büyük hakkı olduğundan, evladın da anne babasına İslâm'a göre çok hürmetkâr olması lazım, hizmet etmesi lazım, gönlünü alması lazım. Kendisini sevdirmeye, onların duasını kazanmaya çalışması lazım.
"Cennet anaların ayakları altındadır." ne demek?
Anneye, babaya çok hürmet ederse cennete öyle girer demek.
Üzmemek lazım, âsi olmamak lazım. Bunu da anlıyoruz. Zaten annemizi, babamızı severiz. Onlara hizmeti canımıza minnet biliriz. Ama etraftan söyleyeceğimiz kimseler varsa "Aman etmeyin." diye söyleyelim.
Sonra?
Ve lâ müdmini hamrin.
Müdmin-i hamrin içkiye müdmin olan demek.
Müdmin ne demek?
İdmanlı, yani devamlı olan. İçkiye devam eden, içkiye müptela olan, ayyaş olan, sarhoş olan kimse de cennete girmeyecek.
Maalesef yirminci yüzyılda medeniyet ilerledi ama insanlar kendisini zehirleyen, sıhhatini bozan, karaciğerini mahveden bu içkiden vazgeçemiyor.
Amerika'da bir ara içkiyi, alkolü yasaklamışlar ama tutturamamışlar. Yani Amerika, bu Batı, 1930'lu yıllarda "İçki yasaktır!" diye bir ara yasaklamış, tutturamamış. Hepsi içkiye devam etmişler.
Neden?
Bu şaraba yakınlık onların biraz da şaraplı ekmekle başlıyor, papazla kilisede başlıyor. Dinlerinde bu yasak olmadığı için dinî bir destek olmadığından maalesef içkiyi çok içiyorlar.
Bizim bir güzel tarafımız var; bizde içki haram. İçki haram olduğu için dindar bir kimseye diyebiliriz ki;
"İçki Allah'ın sevmediği bir şey."
İşte bu hadîs-i şerîfi söyleyebiliriz.
"Bak, içkiye devam eden kimse cennete girmeyecek."
O da kendisinin ayağını denk alır. Ama Batılı böyle düşünmüyor. Batılı, sarhoş olmayacak kadar içti mi ziyanı yok sanıyor. Halbuki bizde çoğu sarhoş eden şeyin azı da haramdır, damlası da haramdır, yalaması da haramdır; hatta satması haramdır, taşıması haramdır, sunması haramdır, imalı haramdır, her şeyi haramdır. İşte bu hususa da şimdi dikkat etmek lazım.
Tabii bizim ülkemizde de Batı'nın kötü âdetleri yayılmaya başladı. Kötü âdetlerinden birisi bu içkidir, uyuşturucudur. Çocuklar birayı gazoz gibi içiyorlar. Bira her yerde satılıyor. Bakkallarda ekmeğin, peynirin yanında satılıyor. Elde edilmesi kolay. Tamirci çocukları öğleyın yemek yerken yanında gazoz yerine içki alıyor. Çarşıda pazarda satıcılık yapan adam fasulye, patlıcan, biber satarken içkiyi önüne koymuş, oradan yudumluyor, öyle satıyor. Tabii yaygınlaştı. O halde bizim de bunun doğru olmadığını, zararlı olduğunu, günah olduğunu, Allah'ın rızasına aykırı olduğunu, kişinin böyle yaparsa cehenneme gideceğini, cennete girmeyeceğini anlatmamız lazım.
Ve lâ mü'minin bi-sihrin. "Sihre inanan insan da cennete girmeyecek."
İslâm sihre inanmayı reddediyor, sihre bir tesir atfetmeyi reddediyor ve "Sihre inanan kimse cennete girmeyecek." diye bildiriyor.
Allah uyanıklık versin.
Bir de bazı insanlar gerçekleri görmüyor. Hakikatler ortada ama hakikatlerin sonucunu çıkartamıyor. İki artı iki eşit, buraya kadar tamam, eşitini yapamıyor. İki artı iki eşit dört, iki, iki daha dört eder. Dördü çıkartamıyor. İki artı ikiyi görüyor, sonucu "dört" diyemiyor, maalesef. Sihre inanmanın, yıldız falına inanmanın çağ dışılık olduğunu, ilk çağlardan kalma bir batıl âdet olduğunu biliyor, gazetesine alıyor, kendisini ilerici sanıyor. Allah ıslah etsin.
Ve lâ kattâtin. "Kattât da cennete girmeyecek."
Kaf, te, elif, te: Kattât. Kattât da söz taşıyan insan demek.
Ara bozmak için birisinin lafını ötekisine, fıs fıs fıs dedikodu ile söyleyip bu söz getirdiği insanı ötekisine düşman eden, berikisini ötekisine müzevirleyen insan demek. Bu da cennete girmeyecek.
Neden?
İnsanların arasını bozuyor. İyilerı dargın ediyor. Dostları düşman ediyor, küstürüyor. Toplumu parçalıyor. Onun için Allah onu da sevmiyor.
Bu sayılan sıfatların kötü olduğunu bildiğimiz için yapmamaya gayret etmeliyiz.
Acaba kattâtlığı yapıyor mu yapmıyor mu?
Eğer sen Ali'nin sözünü Ali'nin olmadığı yerde Veli'ye "Ali sana söyle dedi." diye söylüyorsan, onun sözünü ona, onun sözünü ona naklediyorsan yapıyorsun işte... Yapmaman lazım. Ağzını tutman lazım. Sır saklaman lazım. Birisinin sözünü ötekisine söylememen lazım.
Bunlar; yaptığı iyiliği başa kakan, ana babasına âsi olan, içkiye devam eden, müptela olan, ayyaş sarhoş olan, sihre inanan, laf taşıyıp da arabozan cennete girmeyecek.
"Cennete girmeyecek" ne demek?
Mü'minse, "Lâ ilâhe illallah diyen cennete girecek." diye hadîs-i şerîfler var, nasıl girmeyecek cennete? Cehennemde tımar edilmeden, cezasını çekmeden, belasını bulmadan cennete girmeyecek demek. Mü'minse cennete girer ama bunların cezasını çeker.
Ne kadar çeker?
Yüz binlerce yıl cehennemde cayır cayır yanarak çeker.
Onun için aziz ve sevgili kardeşlerim, bu gibi kötü huylara sahip olmayalım. Çocuklarımızı böyle yetiştirmemeye dikkat edelim. Çevremizdeki insanlardan bu kötülüklere müptela olanlar varsa onları da ikaz edelim.
"Kardeşim sen müslüman değil misin?"
"Elhamdülillah müslümanım."
"Tamam, müslümansan bu yasak, bu haram." diye söyleyelim, biz de sevap kazanalım. Çünkü bir insan bir bilgiyi öğrenirse öğrendiği için sevap kazanır, bir de gider başkalarına anlatırsa İslâm'ı yaydığı, İslâm'ın emirlerini başkalarına öğrettiği için sevap kazanır.
Allahu Teâlâ hazretleri sizi hem iyi salih müslüman eylesin hem de başkalarının iyiliği için çalışan canlı, faal -yani aktif diyorlar- atılgan müslüman eylesin aziz ve sevgili Akra dinleyicileri.
Es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!
21.07.1995 -
İman En Büyük
14.03.1997 -
Cahillik, İlmin Kıymeti,
