14.06.2000 - Peygamberimizin Soyu, Peygamberimiz İnsanların En Hayırlısıdır, Şefaat Etmesi

14.06.2000 - Peygamberimizin Soyu, Peygamberimiz İnsanların En Hayırlısıdır, Şefaat Etmesi
El-Hamdü lillâhi Rabbi'l-âlemin. Vessalâtü vesselâmü alâ seyyidi'l evvelîne ve'l âhirîn. Muhammedini'l Mustafâ ve alâ âlihi ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ecmaîn. Emmâ ba'dü;
Aziz ve muhterem kardeşlerim
Peygamber-i zîşânımız, Efendimiz, rehberimiz, önderimiz, başımızın tacı, gözümüzün nuru, habîbullah ve habîbunnâs, tabîbü'l-kulûb, Muhammed-i Mustafâ aleyhi efdalu's-salavât ve't-teslimât. Âlemlere rahmet olarak, ve mâ ersalnâke illâ rahmeten li'l-âlemîn gönderilmiş, Allah'ın büyük, en büyük lütfudur. Allah'ın en sevgili kuludur, seyyid-i veled-i benî ademdir, Âdem evlatlarının, insan cinsinin, ins ü cinnin, kâinatın eşrefidir, mahlûkâtın ekmelidir Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz.
Bizim onun ümmeti olmamız çok büyük bir devlettir, çok büyük bir saadettir, çok büyük bir nimettir, çok büyük bir kısmettir. Yani başka zamanlarda yaşasaydık, başka devirlerde yaşasaydık, başka durumlarda olsaydık ne olurdu?
Çok farklı olurdu. Şimdi elhamdülillah Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in ümmetiyiz. Ve Peygamber Efendimiz'in ümmeti de kendisi gibi efdalü'l-ümem'dir, yani ümmetlerin en faziletlisi, en üstünüdür.
O bakımdan önce Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in kendisinden bazı hadîs-i şerîfler okuyarak Peygamber Efendimiz kendisini nasıl tarif eylemiş, nasıl anlatmış, onu kendi lisanından görmüş olacağız.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyuruyor ki;
Ene muhammed'übnü abdillah ibni abdilmuttalib ibni haşim ibni abdimenaf ibni kusay ibni kilab ibni mürrete'bni kâb ibni lüeyy ibni ğâlib ibni fihr ibni mâlik ibni'n-nadr ibni kinanete'bni huzeymete'bni müdrikete'bni ilyas ibni mudar ibni nizar.
Soyunu böyle kendisi beyan buyurmuş bu hadîs-i şerîfe göre. İbn Asâkir Enes'ten rivayet eylemiş, Deylemî ve Beyhakî rivayet etmiş.
Soyu böyle. Yani kendisinin ismi Muhammed, babasının ismi Abdullah, dedesinin ismi Abdülmuttalib, onun babası Haşim, onun babası Abdimenaf, onun babası Kusay..böyle gidiyor saydığım şekilde.
Ve mefteraka'n-nâsu firkateyni illâ ce'aleniyellâhu fî hayrihimâ. "Dünya hayatı ilerlerken, nesiller gelip geçerken, insanlar ne zaman ikiye ayrılmışlarsa, Cenâb-ı Hak beni o ayrılan dalların hayırlısından eylemiştir."
Çünkü önce Âdem ile Havva atamız vardı, sonra insanlar çoğaldı, sonra bölündüler, ayrıldılar, dallandılar, budaklandılar... Ne zaman dallanma olduysa beni Cenâb-ı Hak hayırlısından eylemiştir, hayırlısına bağlı eylemiştir.
Fe-uhrictü min beyni ebeveyye ve lem yusibnî şey'ün min ahdi'l-câhiliyyeti. "Ben babamdan, annemden doğdum ve bana." Ve lem yusibnî şey'ün min ahdi'l-câhiliyyeti. "Cahiliye çağının kötülüklerinden hiçbir şey bulaşmadı." Cenâb-ı Hak bulaştırtmamış, tertemiz eylemiş. Ve haractü min nikâhin ve lem ahrüc min sifâhin. "Daima benim sülalemin hepsi nikâhla, şerefli evliliklerle hep evlenmiş insanlardır." Hiç zina, nikâh dışı bir şekille doğmuş insan yoktur benim sülalemde. Min ledün âdeme hattâ inteheytü ilâ ebî ve ümmî. "Âdem atamız aleyhisselam'dan, kendi anne babam Abdullah ve Âmine hatuna gelinceye kadar benim bağlı olduğum soy çizgisinde hiç böyle gayrı meşru bir evlilikle meydana gelmiş insan yoktur."
Hepsi nikâhla, hepsi meşru, hepsi Allah'ın rızasına uygun şekilde evlenerek dünyaya gelmiş şerefli insanlardır. Ve insanlar kabilelere, kavimlere ayrıldıkça Allah beni daima en hayırlısında bırakmıştır, hep en hayırlısına mensup olmuşumdur, hep en hayırlısından gelmişimdir. Demek ki Âdem atamızdan Peygamber Efendimiz'e kadar soy çizgisi en şerefli olan insandır Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz.
Fe-ene hayruküm nefsen ve hayruküm eben. "Binâenaleyh, ben hem kişi olarak sizin en hayırlınızım, hem baba olarak, soy olarak en hayırlınızım." buyuruyor.
Cenâb-ı Hak sevdiği Muhammed-i Mustafâ'sını böyle dünyaya getirmiştir, böyle bir soy çizgisinden meydana getirmiştir.
Diğer hadîs-i şerîfte Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;
Ene kâidü'l-mürselîne ve lâ fahra ve ene hâtemü'n-nebiyyîne ve lâ fahra ve ene evvelü şâfi'in ve müşeffa'in velâ fahra.
Câbir radıyallahu anh'ten İbn Asâkir rivayet eylemiş ki, diyor ki Efendimiz;
Ene kâidü'l-mürselîne. "Ben mürsellerin, yani resûllerin, gönderilmiş peygamberlerin sevk edicisiyim, başkanıyım, komutanıyım, en önde geleniyim."
Kâid Arapça'da komutan mânasına kullanılır, ordunun başında olup da onu istediği şekilde yöneten en selahiyetli kişi mânasına kullanılır. Kıyâdet de Arapça mastar olarak komutanlık mânasına geliyor... Kâid-i âzam da en büyük komutan demektir, yani rütbesi en yüksek olan mânasına. Ben diyor Peygamber Efendimiz, peygamberlerin en önde geleniyim. Yani başkanıyım, peygamberlerin serveriyim, komutanıyım.
Evet, Âdem atamız ve ondan sonra gelen bütün peygamberler, sayısı Allahu Teâlâ hazretleri tarafından biliniyor, içinde peygamberlerin serveridir, eşrefidir, ekremidir, ekmelidir Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz ama, ve lâ fahra. "Övünmek yok." diyor.
Yani Cenâb-ı Hak böyle yaratmış. Bu bir nimettir, sordunuz diye söylüyorum ama övünmek için söylemiyorum, soy sopla övünmek için yapmıyorum bunu. Ama benim durumum bu. Kendimi tanıtmak için, anlatmak için, sorduğunuz için söylüyorum; durum bu.
Bütün peygamberlerin serveri ve bütün peygamberler, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in kıyamet gününde, mahşer yerinde bayrağı altında toplanacaklar. Âdem aleyhisselam ve ondan sonra gelen bütün peygamberler, hepsi onun bayrağının altında toplanacaklar. Söylenecek çok şeyler var...
Ve ene hâtemü'n-nebiyyîne. "Ve ben peygamberlerin hâtemiyim, yani sonuncusuyum, benden sonra başka peygamber gelmeyecek."
Âhir zaman peygamberiyim. Kıyamete kadar devrim devam edecek. Şu anda Peygamber Efendimiz'in devri sürüyor. Peygamber Efendimiz'in devri başlamıştır, başka devirler kapanmıştır, başka çağlar bitmiştir, şimdi nöbet-i Muhammedî, devr-i Muhammedî başlamıştır. Zaman Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in zamanıdır. Onun peygamber olduğu zamandan kıyamet kopuncaya kadar bütün devre onun zamanıdır.
Bu ne demek?
Bütün insanların onu peygamber olarak tanıyıp ona tâbi olması lazım gelir demek. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in bütün insanlar, şu andaki insanlar ümmetidir.
Nasıl olur, kimisi kabul etmiyor.?
Kabul etmiş olan insanlar Peygamber Efendimiz'e icabet etmiştir, davetini kabul etmiştir, peygamberliğini tastik etmiştir, onun ümmetidir. Hepimiz ümmetiyiz. Eşhedü enlâ ilâhe illallah ve eşhedü enne muhammeden abdühû ve rasûlühû. Şehadet ederim ki o Allah'ın resûlüdür diyoruz. Biz onun ümmetiyiz ama bizden başka insanlar, Amerika'dakiler, Afrika'dakiler, Asya'dakiler, Çin'dekiler, Hint'tekiler, Güney Amerika'dakiler vesaire, onlar?
Onlar da Peygamber Efendimiz'in ümmeti olma durumundadır. Ümmeti olursa olacaktır. Tebliğ edersek, akılları varsa, nasipleri varsa olacaktır.
Ama olmamış?
Olmazsa suçlu olacaktır, yani vazifesini yapmamış olacaktır. Tasdik etmesi gerekirdi, tasdik etmediği için cezalı duruma düşecektir. Onlara da ümmet-i dâvet denilir. Yani davete muhatap olan, İslâm'a davet edilmiş olan insanlar, davet edilecek olan insanlar.
Gelin İslâm'a!..
Gelirlerse kurtulacaklar, iki cihan saadetine erecekler. Gelmezlerse âhirette cezasını çekecekler, mahvolacaklar, perişan olacaklar. Çünkü devir Peygamber Efendimiz'in devridir.
Ve ene evvelü şâfi'in ve müşeffa'in ve lâ fahra. "Ve ben mahşer gününde kendilerine, insanlara şefaat edecek olan, mübarek insanların ilkiyim."
Şefaat ne demek?
Yâ Rabbi bunu affediver, bunu cehenneme atma, bunu bağışla yâ Rabbi, suçlarını affediver diye ricacılık demek. Peygamber Efendimiz şâfidir, yani şefaat edicidir, ricacıdır, Allahu Teâlâ hazretlerinden duacıdır bizler için, insanlar için, affet bunları yâ Rabbi deyicidir.
Ve müşeffa'in. "Şefaati de makbul olan, kabul edilecek olan, reddedilmeyecek olan kimsedir."
Şimdi herkes şefaat eder de, edebilir de, kalkıp bir şey ister de kabul edilmezse reddedilir. Olmaz öyle şey, olmaz, kabul etmiyorum derse, reddedilmiş olur. Ama Peygamber Efendimiz'in şefaati reddedilmeyecek. Peygamber Efendimiz şefaati makbul olan, Allah indinde geçerli olan Allah'ın sevdiği ilk kişidir.
Peygamber Efendimiz şefaat edecek. Başka kimler şefaat edecek?
Alimler, evliyâullah, mürşid-i kamiller şefaat edecek bir, şehitler şefaat edecek iki, öbür peygamberler kendi ümmetlerine derece derece şefaat edecekler. Böylece şefaatler olacak. Amma ilki, ilk evveli Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'dir.
Ve lâ fahra. "Övünme için söylemiyorum, durum bu olduğu için söylüyorum."
Efendimiz yine buyuruyor ki, Ebû Saîd hazretlerinden rivayet edildiğine göre ve Tirmizî'nin hasen dediği, İbn Mâce'nin de kaydettiği bir hadîs-i şerîfe göre buyuruyor ki;
Ene seyyidü veled-i âdeme yevme'l-kıyâmeti ve lâ fahra. "Ben kıyamet gününde Âdemoğullarının seyyidi olacağım, övünmek yok."
Yani en kıymetli insan, en şerefli insan, makamı en yüksek insan.
Ve bi-yedî livâü'l-hamdi ve lâ fahra. "Ve elimde livâü'l-hamd olacak."
Livâ ne demek?
Sancak demek. Hamd sancağı olacak Peygamber Efendimiz'in elinde.
Mir livâ ne demek eski Osmanlıca tabir olarak?
Mir livâ sancak beyi demek, yani albay demek. Bilmiyorum ona denk mi oluyor nasıl oluyorsa...
Livâ sancak mânasına. Osmanlı idarî teşkilatında da mesela Halep Sancağı deniliyor. Yani vilayet gibi bir bölüm ismi oluyor. Ama sancak demek. Elimde livâü'l-hamd olacak, övünmek yok. Durum böyle olacak yani. Çünkü Allah kibirlileri sevmez ve Peygamber Efendimiz de raûftur, rahimdir, her türlü güzel huyların sahibidir ve Peygamber Efendimiz'de Allah'ın sevmediği kötü huylar yoktur, hep güzel huylarla bezenmiştir. Onun için diyor ki, ve lâ fahra. "Övünme bahis konusu değil."
Ve mâ min nebiyyin yevmeizin âdemü fe-men sivâhü illâ tahte livâî. "Âdem ve ondan sonra gelen peygamberlerin hepsi o gün benim bu livâü'l-hamd'imin altında olacaklar." Ve ene evvelü men tenşakku anhu'l-arzu. "Ve İsrafil aleyhisselam sûra üfürdüğü zaman yeryüzünde kabrinden ilk kalkacak olan ben olacağım." Ve lâ fahra ve ene evvelü şâfi'in. "Ve ben ilk şefaat edecek olan olacağım." Ve evvelü müşeffa'in. "Ve şefaati ilk kabul olan kimse olacağım." Ve lâ fahra. "Övünme yok."
Burada zikredilmiyor ama başka bir hadîs-i şerîften aldığım bilgiyle ben ekleyeyim, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki;
Ben cennetin kapısına geleceğim, âtî ba'be'l-cenneti. "Cennetin kapısına."
Artık cennetlikler cehennemlikler ayrıldıktan sonra ehli cennet cennete gireceği zaman ben cennetin kapısına geleceğim. Cennetin bekçisi olan büyük melek, Rıdvan isimli melek, kapı kapalı, cennetin etrafı cennetin surlarıyla çevrili, kapısı kapalı, ben kapıya geldiğim zaman Rıdvan isimli melek soracak ki;
Men ente. "Kim kapıyı vuran, sen kimsin?" diye soracak. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ben ona diyeceğim ki; "Ben Muhammedim, Allah'ın peygamberi, âhir zaman peygamberi Muhammedim ben diyeceğim." "O zaman Rıdvan isimli melek diyecekmiş ki." Bi-ke ümirtü en lâ efteha kableke yâ resûlallah. "Senden önce bu kapıyı daha evvelce kimseye açmamakla emrolunmuştum, ondan soruyorum, buyur yâ Resûlallah!" diyecek.
Yani cennete de ilk girecek olan Peygamber Efendimiz. Arkasından evliyâullah, Allah'ın yakın kulları sıra sıra girecek.
Bizi rabbimiz onlarla beraber cennete girenlerden eylesin.
14.10.1994 -
Marifetullah, Arif Olan
21.10.1994 -
Ölümden İbret Almak,
