İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

14.10.1994 - Marifetullah, Arif Olan Kişinin 4 Özelliği

14.10.1994 - Marifetullah, Arif Olan Kişinin 4 Özelliği
Günün Sohbeti

14.10.1994 - Marifetullah, Arif Olan Kişinin 4 Özelliği

11.12.2024
19 dk 7 sn

Allah'ın rahmet ve bereketi, ihsanâtı ve ikramâtı dünyada ve âhirette üzerinize olsun.

Sevgili AKRA dinleyicileri

Mârifetullah diye bir konu var. Mârifetullah var, muhabbetullah var…

Mârifetullah, Allah'ı bilmek demek ama sadece teorik bir bilgi değil. Allah'a kavuşup bilmek demek. Allah'a ermek mânasına, kıymetli bir mertebe…

Mârifetullaha ermiş olan insanlara ârif kimseler diyoruz. Daha uzunca bir tabirle; el ârifü billah. "Allah'ı bilen, Allah'a mârifeti olan kimseler" diyoruz. Bu mârifetullaha "irfan" da deniliyor. Mârifet, mârifetullah sahibi insanlara ehl-i irfân da deniliyor. Ehl-i ilim, çeşitli bilgileri bilen kimseler. Ama ehl-i irfân Allahu Teâlâ hazretlerini bilen insanlar.

Mârifetullah çok yüksek bir vasıf.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemEfendimiz'in hadîs-i şerîflerinde işaret edilmiş. İnsanın çok kıymetli bir varlığı... Enes radıyallahuanh'ten rivayet edilen bir hadîs-i şerîfte Peygamber Efendimiz buyurmuş ki;

Efdalü'l-amel ilmü billah. "Amellerin, işlerin, ibadetlerin, fiillerin, hayrat ve hasenâtın hepsi sevaplı ama onların en üstünü, en faziletlisi el- ilmübillah'tır. Allah'ı bilmektir."

Bizim mârifetullah dediğimiz, Allah hakkındaki imanının, tanışıklığının, erginliğinin, ermişliğinin, ona kavuşmuş olmanın, vuslatın hâsıl olması. el-İlmü billah çok kıymetli.

Kalilü'l-amel yenfeumea'l-ilm. "Böyle bir ilimle, az bir amel bile insana çok sevaplar kazandırır. Âhirette yüksek mertebelere çıkmaya onu götürür."

Ama bunun aksi; ve kesîrü'l-amel lâ yenfeu mea'l-cehil. "Bu bilgi olmadan cahillikle yapılan çok ibadetler, ameller insana fayda vermeyebilir, vermez."

Demek ki amellerin, ibadetlerin sevabını artıran husus da mârifetullah. Allah'ı bilerek, ona yakınlık hâsıl etmiş olarak yapılan ibadetlerin kıymeti çok oluyor. Cahillikle yapılan ibadetler, netice itibariyle kusurlu olmuş oluyor. Bir tarafında bir eksikliği vardır ondan dolayı kıymeti olmaz.

Allahu Teâlâ hazretlerine olan imanın en yüksek derecesi, insanın Allah'ın her yerde yanında olduğunu, Allah'ın orada hâzır ve nâzır olduğunu bilmesidir. Büyüklerimiz hâzır ve nâzır olmak diye söylemiş.

Hâzır olmak, Meahû. "Yanında olması" demektir.

Nâzır olmak ne demek?

Görüyor olmak. Allah görüyor, kullar Allah'ı görmese bile Allah kulunu görüyor. Görmese bile kullar, Allah'ın kendisini gördüğünü bilerek davranışlarına çeki düzen verecek. "Allah beni görüyor. Allah hâzır ve nâzır beni görüyor" diyerek. İyi, edepli kulluk edecek. Saygısını, sevgisini, davranışlarını huzurda olan bir insanın saygısı, davranışı haline getirecek.

Bugün bahis konusu etmek istediğim bu hadîs-i şerîfte bir mârifetullahla ilgili açıklama var onu dinleyicilerime nakletmek istedim.

Hadîs-i şerîfi Deylemî, İbn Abbas radıyallahuanh ve Ebû Hüreyre radıyallahu anh'ten rivâyet etmiş;

Peygamber Efendimiz; Kâlallahüazze ve celle. "Aziz ve celil olan Allahu Teâlâ hazretleri buyurdu ki" diyor.

Allah'ın buyurduğunu, Peygamber Efendimiz kendisinin Allah'a olan yakınlığı, peygamberliği, Habibullah ve Resûlullah olması dolayısıyla, Allah'ın ona bildirmesiyle, söylemesiyle biliyor. Allah'ın böyle bize buyurduğunu naklediyor. Bu çeşit hadîs-i şerîflere "hadîs-i kudsî" diyoruz. Mânası Allahu Teâlâ hazretleri tarafından Peygamber sallallahu aleyhi ve selem Efendimiz'e bildirilmiş oluyor. Sözlerini Peygamber Efendimiz bize nakletmiş oluyor. Kıymetli; hadîs-i kudsîler…

Bu hadîs-i kudsîde, hadîs-i şerîfinde, Azîz ve Celîl olan Allahu Teâlâ hazretleri ne buyurmuş?

ma'rifetî fî kulûbiibâdî hüsnü mevkii kadrî  veen lâ üştekâ ve en lâ üstebtaa ve en lâ üstahfâ.

Hadîs-i şerîfte dört şey sayıyor. Konu mârifetullahla ilgili. Azîz ve Celîl olan Allahu Teâlâ hazretleri buyurmuş ki;

"Benim kullarımın gönüllerinde benim mârifetullahım var mı yok mu? Var olduğunun alameti şu dört şeydir." diye dört hususu sıralamış.

Eğer kulun gönlü mârifetullaha ermişse, mârifetullahı kavramışsa, aşkullah, muhabbetullah, mârifetullah doluysa bir kul bu dört şeyi yapar.

Bu Allah'ın sevgili kulu demektir. Allah'ı bilen, Allah tarafından sevilen ârif bir kul, evliyâ; Allah'ın evliyâsı, velî kulu, sevgili kulu demek. Alâmetüma'rifetî fî kulûbiibâdî. "Kullarımın gönüllerinde benim mârifetullahımın olduğunun alameti şu dört şeydir."

"Bu dört şey o kulun gönlünde varsa demek ki o ârif-i billâhtır. Demek ki mârifetullaha sahiptir." denmiş oluyor.

Buyuran Allahu Teâlâ hazretleri, bize bildiren Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz. Bu dört şeyin birincisi;

Hüsnü mevkii kadrî. "Benim kadrimin iyi bir mevkide olması, güzel bir mevkide olması, kulumun gönlünde kadr ü kıymetimin, yerimin yüksekte olması."

Allahu Teâlâ hazretlerini bazı kullar;

Vemâkaderullâhe hakka kadrihî. "Lâyıkıyla takdir edemiyorlar."

Yaratıcı olduğunu, kudretini, varlığını, birliğini, ihsanlarını, nimetlerini, kullarına ne kadar nimetler bahşettiğini bazı kullar kavrayamıyorlar. Bazısı gafil oluyor, bazısı kâfir oluyor, bazısı cahil oluyor.

Ârif kulun şanı nedir?

Gönlünde Allahu Teâlâ hazretlerinin kadrinin güzel bir seviyede, yüksek bir seviyede olmasıdır.

Allah'ı güzel takdir ediyorlar, Allah'a saygıları çok güzel, Allahu Teâlâ hazretlerine karşı edepleri fevkalâde güzel.

"Allah âlemlerin Rabbi'dir, kâinatın sahibidir, her şeyin hâlıkıdır, bize nimetleri veren odur, hayatımız ondandır. Aklımız, fikrimiz, her şeyimiz, nimetlerimiz ondandır." diyerek Allahu Teâlâ hazretlerini gönlünde en yüksek mevkii veriyor.

Eğer Allahu Teâlâ hazretlerinin kadrinin mevkii, yeri o kulun gönlünde çok yüksekteyse, çok güzel bir mevkideyse demek ki o kul ârif bir kuldur.

Kulun edebi, ârifliği, Allah'ı sevmesi nispetinde Allahu Teâlâ hazretleri de kulunu seviyor. Ölçü o... Kulun hâli, ameli, duyguları, sevgisinin miktarı, saygısının miktarı neyse, Allah'ın da rızasının lütfunun, ihsanının, kulunu sevmesinin mertebesi onunla orantılı oluyor. Onun kadar olmuyor. Onun kadar diyemeyiz çünkü Allah'ın işi kulların işiyle ölçülemez.

 Varsa kulda Allah saygısı, Allah'ta da kuluna karşı sevgi olduğunun alameti var. Allah saygısı, edep, bilgi, ilgi yoksa o zaman Allah'ta da bir şey yok. Mânevî bir mükâfat yok demektir. Bu bir…

Gönlümüzde Allah'ın kadri en yüksek mevkide olacak. Allah deyince cildi ürpermesi lazım, derisinin ürpermesi, insanın gözünün yaşarması, kendisini bir sevgi bir heyecan dalgasının sarması, Allah'ın adına, Allah aşkına, Allah için her şeyi yapacak bir durumda olması lazım. Âşık bir insan Allah için canını verebilir; gerçekten âşık ise Allah için canını verebilir.

Canını da verir. En kıymetli şey canı. Ondan sonra malını da verir. Aldığını Allah için alır, verdiğini Allah için verir. Sevdiğini Allah için sever, kızdığına da Allah için buğzeder. Allah'ın emretmediği şeyleri yapıyor diye buğzeder; bu bir…

Ârifliğin bir alameti gönlümüzde Allah'ın en yüksek mevkide olması. Gönlümüzde Allah'ın kadri en güzel yerde olması…

En lâ üştekâ. "Kulun gönlünde Allah sevgisinin olmasının, ikinci alameti Allahu Teâlâ hazretlerinin kullara şikâyet olunmamasıdır."

Kullar birbirleriyle konuşurlar. Bir insan hastalanabilir, başına bir sıkıntı gelebilir. Çoluk çocuğuna, malına, mülküne, tarlasına, mahsulüne bir sıkıntı gelebilir. Bakarsın tarlası bir felakete uğrar, Karadeniz'de gemileri batar. Bakarsın çocuğu hastalanır veyahut ölür. Veyahut kendisi rahatsızlanır.

Bu gibi durumlarda insanlar ne yapıyorlar?

Konuşuyorlar, feryat ediyorlar, sızlanıyorlar, şikâyetleniyorlar, başkalarına tahammülsüzlüklerini sabırsızlıklarını dille ifade edecek feryâd ü figân, çeşitli laflarla şikâyetlerde bulunuyorlar.

Esasında kimi şikâyet etmiş oluyor?

Allah'ın kaderinden şikâyetlenmiş oluyor. O hastalığı veren Allah, o ölümü yazan Allah, o olayı halk eden, olduran Allah. Binaenaleyh, ârif olan, insan olan, olayların Allah tarafından oldurulduğunu, ölen kişilerin Allah tarafından öldürüldüğünü, her şeyin Allah'tan olduğunu, kaza ve kaderin Allah'tan geldiğini bilir. Bilince de, "Allah takdir etmiştir." diye de tahammül eder.

Güzel şeyi işlediği zaman onun güzel olduğunu anlamak kolay. Ama insanın gönlüne güzel görünmeyen, bela, hastalık, sıkıntı, felaket, çeşitli tabiat olayları ve bunların da arkasında Allah'ın kazasının, kaderinin, takdirâtının, mukadderâtının olduğunu bilip, "Bu bir imtihandır." diye Allah'a karşı olan bağlılığını devam ettirmek, ağzını iyi zapt etmek, duygularına iyi hakim olmak ve Allah'ı şikayet etmemek.

Kul Rabbini öteki kullara dedikodu yaparak, sabırsızlık yaparak şikâyet etmeyecek; tahammül gösterecek.

Ne yapacak?

Sabredecek.

Ne yapacak?

Şikâyet etmeyecek.

Ne yapacak?

Kaza ve kaderullaha teslim olacak. Olayların Allah'tan geldiğini bilecek.

Men âmenebi'l-kaderi emine mine'l-kederi demiş.

Ne demek?

"Kadere inanmış olan insan kederden uzak olur, kederi olmaz."

Neden?

Her şeyin Allah'tan geldiğini, fâni dünyanın hiçliğini bilir. Allah'ın âhirette sabredenlere büyük sevaplar vereceğini bilir. Allah'ın kaderine rıza göstermenin, rıza makamının çok yüksek bir makam olduğunu bilir ve Allah'ı şikâyet etmez. Biz de ârif kul olmak için demek ki bu duygulara sahip olmayı ve olaylar karşısında sabretmeyi öğreneceğiz.

Arifin ikinci durumu budur. Kadere rıza gösterir; isyan alameti yoktur. Allah'ın yazdıklarına, başına gelen şeylere sabr-ı cemîl gösterir.

Yakubaleyhisselamİnnemâeşkûbessî ve hüznîilallah diyor. O gibi olaylarda Allah'a sığınır. "Ya Rabbi" der. Allah'a olan sevgisi ve bağlılığı artar. Ârifin ikinci vasfı bu.

Ve en lâ üstebtaa. "Bir de Allah gecikme vereceği şeyleri geç veriyor."

Ârifte "Geçti yine vermedi bir türlü, bekliyorum olmadı." gibi Allah'ın ikramının gecikmesi duygusu da olmaz. İşte Kur'ân-ı Kerîm'de âyet-i kerîme ile Allahu Teâlâ hazretleri bildirmiş.

Allahu Teâlâ hazretleri vaat ediyor;

"Kullarım bana dua edin, ben sizin duanıza icabet ederim." buyuruyor.

Kul dua ediyor;

"Yâ Rabbi! Bana şunu ver."

Ondan sonra da, "Bak işte vermedi, istiyorum kaç gündür hâlâ o bana gelmedi."

Bu, işte istibta'dır. Allah'ın vermeyi geciktirdiği kanaatinde olmak, geciktirdiğini düşünmek. "Allah vermiyor; geciktiriyor" diye düşünmek. Bu yanlış bir düşüncedir. Çünkü verecektir, hikmetli bir sebebi, zamanı vardır. Meyve bile belli bir zaman içinde olgunlaşıyor, ondan sonra insan onu yiyor. Her şeyin bir olgunlaşması vardır.

Allahu Teâlâ hazretleri duaları kabul eder; bazen dünyada verir, bazen âhirette verir. Hikmeti vardır. İstediği şey kaza ve kadere aykırı olduğundan o tarzda onun öyle olması mümkün, uygun olmadığından, hikmet-i ilâhîye uygun olmadığından başka bir şekilde olacaktır. Orda da insanın dikkatli olması lazım.

Kâinatın bütün olaylarını hikmetle yapan Allahu Teâlâ hazretleri de kullarının isteklerini hikmetle veriyor.

Onun için "Dua ettim de olmadı, istedim de Allah vermedi." demeyecek. "Allah'ın lütfu gecikti." diye bir kanaate düşmeyecek. Ârif kul öyle yapmaz; ister, hatta istemek de, dua da ibadet olduğundan ister.

O verecek; sen hastasın ilacı Allahu Teâlâ hazretleri verecek. Sen, "Şu ilacı ver" diyorsun; dilerse uygunsa verecek. Belki senin istediğin ilaç sana zararlıdır, onun için belki onu vermeyecek; daha güzelini verecek. Netice itibariyle yine sen şifâya kavuşacaksın.

Onun için istibta da olmayacak. "İstedim de vermedi, istedim de gecikti." diye bir duygu olmaz. Ârifin gönlünde böyle bir şey olmaz. Tamamen teslim olmuştur. İçinde böyle bir kırgınlık, ârifte gecikti vehmi yoktur.

Ve en lâ üstahfâ. Allahu Teâlâ hazretleri bir de, "Ârifin, ârif kulumun gönlünde gizliyim, saklıyım, görünmüyorum diye bir duygu da olmaz." buyuruyor.

Alametlerinden birisi de budur. Ârif kul Allah'ı her şeyde müşahede eder, nereye baksa Allahu Teâlâ hazretlerinin kudretini, hikmetini, varlığının delillerini görür.

Şairlerin dediği gibi;

Kâinatın her olayı, küçük büyük her varlık Allahu Teâlâ hazretlerinin varlığına şahadet eden birer delildir, bir alamettir. Nasıl polis hafiyeleri bir parmak izinden suçluyu buluyorlar, bir saç kılından suçluyu tespit ediyorlar. Allahu Teâlâ hazretlerinin de kâinatın her tarafındaki olaylar ve varlıklar, varlığına delillerdir.

Evet, ağaçlar, çiçekler, arılar, ballar, rüzgarlar, yağmurlar, güneşler, aylar her şey, her varlık Allahu Teâlâ hazretlerinin kudretinin tecellisidir, varlığının, birliğinin şahididir, delilidir.

Bu kadar varlık, bu kadar delil, bu kadar zuhur, bu kadar tecelli karşısında hâlâ Allah'ı bulamamak… "Yok saklandı, göremedim, anlayamadım." demek ârifin işi değildir. Ârif her şeyin, Allah'ın yarattığı bir varlık olduğunu bilir. Allah'ı müşahede makamına erer. Allahu Teâlâ hazretlerini gönlüyle müşahede makamına erer.

Bu hadîs-i şerîfte dört şeyi öğrenmiş olduk:

Bir ârif kulun, Allah'ı bilen, Allah'ın da sevgilisi olan, sevdiği bir kulun alametini Allahu Teâlâ hazretlerinin bize bildirmesiyle bilmiş olduk.

Hadisi tekrar edelim;

Azîz ve Celîl olan Allahu Teâlâ hazretleri buyuruyor ki;

"Benim kullarımın gönlünde mârifetullahımın olduğunun alameti şu dört şeydir. Şu dört şey o kulun gönlünde varsa, o kulum mârifetullah ehli olduğu, beni bilen bir kul olduğu, bana ermiş bir kul olduğu anlaşılır." diyor.

Birisi benim kadrim onun gönlünde en yüksek, en güzel mevkideyse işte o ârif kuldur. Ârif olanın gönlünde benim kadrim en güzel mevkidedir. En üsttedir.

Biz de ona çalışalım.

Ârif kullarım beni şikâyet etmez. Ben ârif kullarım tarafından şikâyet olunmam. Ve ârif kullarıma, onlara dünya, dâr-ı dünyâ, dâr-ı imtihandır. Bu dünya hayatında ne gelirse gelsin kale gibi sağlam dururlar, sabr-ı cemîl gösterirler, sevgileri ziyadeleşir. Ve beni kullarıma, kullara şikâyet tarzında telakki edilecek feryâd ü figânlarla hallerinden şikâyet etmek Allah'tan şikâyet etmektir. Herhangi bir şeyde hâlinden şikâyet etmek neticede Allah'ın kaza ve kaderinden şikâyet etmek oluyor; ârif bunu da yapmaz iki…

Şikâyetçi değildir. Allah'ın kadri gönlünde en yüksek mevkidedir. Ve Allahu Teâlâ hazretlerine dua ettiği zaman, "Duam gecikti.", bir şey istediği zaman, "İstediğim verilmedi." gibi bir duyguya düşmez. Edeple bekler. Elbet bir zamanı vardır, uygun zamanda ihsan eder ."Bunun da elbet bir zamanı vardır, elbet bir gün ihsan eder." diye gelmesini bekleyecek, moralini bozmayacak. Ümitsizliğe, karamsarlığa düşmeyecek. Edebine riâyet edecek, ârif böyle olur.

Üçüncüsü de Allah'ı uzakta ve gizli olarak görmez, gizlenmiş bulmaz, gaypta görmez. Müşahede ediyormuş gibi görür.

Neden?

Çünkü bütün varlıklar Allah'ın kudretinin, hikmetinin tecellileridir.

Allahu Teâlâ hazretleri gönlünüze mârifetullahını ihsan eylesin. Allah'a ermek, Allah'ı bilmek duygusu sizin içinize de yerleşsin. Allahu Teâlâ hazretlerini müşahede makamına erdirsin. Sevdiği kul olarak yaşayın. Allahu Teâlâ hazretlerinin sevdiği, razı olduğu işleri yapın. Arkanızda hayır hasenât bırakın. Güzel eserler bırakın, hayırlı evlatlar bırakın. Hayrât-u hasenât bırakın. Sadaka-i câriyeler tesis edin, bırakın.

 Allahu Teâlâ hazretleri sizi sevdiklerinizle beraber cennetiyle cemaliyle müşerref eylesin, iki cihanda aziz ve bahtiyar olun.Aziz ve sevgili AKRA dinleyicileri

es-Selâmüaleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh...

 

 

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
25.02.2000 - Müslüman Kardeşin Müslüman Kardeşe Duası, Tövbe, Helal ve Haram Lokma
30.10.20269 dk 57 sn
03.02.1992 - Tasavvufun Kuran Ve Sünnetin İçinde Olması
18.10.202614 dk 57 sn
09.05.1997 - İslamın Üstünlüğü
09.09.20268 dk 20 sn
00.00.1994 - Tasavvuf, Güzel Ahlaklı Olmak, İlmiyle Amel Etmek
16.07.202614 dk 51 sn
00.02.2000 - Cehennem, Magfiret, Müminlerin Affedilmesi, Kıyamet Alametleri
04.06.20267 dk 12 sn
07.11.1997 - İbadetleri Ölçülü Yapmak, Cahilin İbadeti, Alimin İbadeti, İcadlar Yapın, Dünyaya Açılın
05.02.202615 dk 5 sn
02.01.1983 - Hz. Ademin Tevbesi
15.04.20265 dk 33 sn
04.11.1994 - Din Hakkında Konuşanları Kuran Süzgecinden Geçirme
26.04.202613 dk 23 sn
22.10.1989 - Peygamber Efendimizin Yemedikleri, Diş Temizliği, Misvakın Önemi
07.09.202513 dk 42 sn
06.01.1992 - İslam Merhamet ve Sevgi Dinidir
21.10.20266 dk 2 sn
00.00.1994 - Tasavvufun Tarifleri
02.09.202614 dk 56 sn
13.11.1992 - Mehmed Zahid Kotku Anma, İslam Sevgi Dinidir
14.07.202611 dk 8 sn
06.04.1995 - Müslüman Nasıl Olmalı, Ölüme Hazırlıklı Olmak, Kendini Yetiştirmek
26.11.202510 dk 25 sn
17.06.1998 - İman Etmenin Önemi
26.10.20248 dk 44 sn
15.07.1995 - Sahih Kaynak, Sünnetin Önemi
06.07.20255 dk 2 sn
00.00.0000 - Gece İbadetinin Önemi
04.03.20264 dk 22 sn
14.03.1997 - Kuran ve Sünnete Sarılmak, Sahih Kaynak, Buhari
15.07.20255 dk 53 sn
07.11.1997 - Alimin Uykusunun Önemi, Namazı Cemaatle Kılmak, Kıyafette Ölçü
02.07.202613 dk 55 sn
02.05.1997 - Alimliğin Önemi, Alimlerin Yapmaması Gerekenler, Aileyi İlme Teşvik Etmek
01.08.202610 dk
23.11.1995 - Tasavvufta İnsanın Gayeye Ulaşması İçin Yapması Gereken Allahı Anmaktır
25.05.20246 dk 57 sn
AKRA