22.05.1998 - İnsanın Azası İçinde En Çok Azaplandırılacak Olan Dildir

22.05.1998 - İnsanın Azası İçinde En Çok Azaplandırılacak Olan Dildir
Es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!
Aziz ve sevgili AKRA dinleyicileri! Gününüz hayırlı olsun.
Allah sizleri gönüllerinizin muradlarına erdirsin, dünyada ve âhirette aziz ve bahtiyar eylesin.
Allahu Teâlâ hazretleri iyilikler ihsan eylesin. Her türlü kötülüklerden korusun.
Hadis kitabından kur'a ile bir sayfa açtım. Önüme gelen hadîs-i şerîflerden okuyorum.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, Enes radıyallâhu anh'ın rivayet ettiği bir hadîs-i şerîfinde şöyle buyurmuşlar:
Leyse şey'ün mine'l-cevârihi yuazzebu eşeddü mine'l-lisân yekûlü'l-lisân. Yâ Rabbi azzebtenî bi-azâbin lâ yuazzebû bihi'l-cesedu kâle harecet minke kelimetün belağatı'l-maşrıka ve'l-mağribe fe-süfike bihe'd-dima' ve izzetî le uazzibeke azâben lâ uazzibuhû şey'en mine'l-cevârih.
Sadaka Resûlullah.
Aziz ve muhterem kardeşlerim!
Karşımıza dilin, lisanın yani konuşmanın tehlikeleriyle ilgili bir hadîs-i şerîf çıktı. Dikkat edelim, dilimize sahip olalım; söylediğimiz söze, ahdimize, her şeyimize sahip olalım.
Önce hadîs-i şerîfin mânasını nakledeyim. Sonra açıklamasına, onun üzerindeki konuşmaya geçelim. Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;
Leyse şey'ün mine'l-cevârihi yuazzebu eşeddü mine'l-lisân.
İnsanın çeşitli âzâsı var; eli, kolu, gözü, kulağı, başı çeşitli âzâsı var. Bunlara cevârih deniliyor. "Âzâ ve cevârih", insanın vücudunun parçaları. Batı dilinde de organ diyorlar; dilimize girmiş, ben kullanmak istemiyorum.
"Âhirette insanın âzâ ve cevârihi içinde dilden, lisandan daha çok azaplandırılan hiçbir âzâ olmayacak! En çok azaplandırılacak uzvu insanın, vücudunun parçası dili olacak."
Peygamber Efendimiz böyle buyuruyor.
Hatta dil, lisan, ağzımızdaki et parçası diyecek ki;
Yekûlü'l-lisân: Yâ Rabbi azzebtenî bi-azâbin lâ yuazzebu bihi'l-cesed. "Dil azabı görünce 'Yâ Rabbi! Beni çok azaplandırdın. Vücudun öteki uzuvlarından hiçbirisine yapmadığın azabı bana yaptın, Yâ Rabbi, en çok beni azaplandırdın!' diyecek."
Sebebini anlamak maksadıyla böyle diyecek.
Kâle. "Allahu Teâlâ hazretleri buyuracak ki;" Harecet minke kelimetün. "Sen dilsin ya, konuşma âzâsısın ya, insanlar seninle konuşuyor ya, senden öyle bir söz çıktı ki…" Belağati'l-maşrıka ve'l-mağribe. "Bu söz Doğu'ya, Batı'ya yayıldı; insanlar bu sözü duydular." Fe-süfike bihe'd-dima'. "Senin bu sözün fitnelere sebep oldu. Bu yüzden kanlar döküldü, canlar gitti, çok büyük hasar ve ziyan meydana geldi." Ve izzetî. "İzzetime and olsun ki -Allahu Teâlâ hazretleri kendi izzetine ve celaline buyuruyor- and olsun ki…" Le-uazzibüke azâben. "Seni azaplandıracağım!" Lâ uazzibuhû şey'en mine'l-cevârih. "Âzâlardan hiç birisini azaplandırmadığım bir azapla seni azaplandıracağım" veya "…azaplandırdım!"diye buyuracak Allahû Teala hazretleri.
Aziz ve sevgili kardeşlerim!
Biliyorsunuz, insanın sorumluluğu var, birçok konularda ortaya çıkıyor. Konuşmasının da sorumluluğu var. İnsan konuşmasıyla mesela bir anlaşma yapar, söz verir. Peygamber Efendimiz bir hadîs-i şerîfinde buyuruyor ki;
el-Va'dü ke'd-deyni. "Söz, vaat borç gibidir!"
Söz verdi mi müslümanın sözünde durması lazım. Müslümanın sadık, yani doğru sözlü olması lazım. Sadık insanlarla beraber olması lazım. Âyet-i kerîmenin emri;
Allahu Teâlâ hazretleri;
Yâ eyyuhellezîne âmenu't-tekullâhe. "Ey iman edenler! Allah'tan korkun…" Ve kûnû me'assadıkîn. "Doğru sözlü kullarla beraber olun!" buyuruyor.
Bu sadıklar, doğru sözlüler kim?
Ve ale's-selâsetillezîne hullifû.
Tevbe sûresinde savaştan geri kalmış üç sahabîye Allah tevbe nasip etmiş, tevbelerini kabul etmiş.
Ama neden ötekileri affetmemiş de bunları affetmiş?
Çünkü bunlar hatalarını itiraf etmişler ve doğru konuşmuşlar. Dosdoğru söylemişler, mazeret uydurmamışlar, yalan uydurmamışlar. Doğru konuştukları için Allah onları affettiğini Tevbe sûresinde bildiriyor. Ve onların affedildiğini bildiren âyet-i kerîmeden sonra da bu âyet-i kerîmeyi sevk ediyor:
"Ey iman edenler! Takvâya sarılın, muttakî kul olun, doğru sözlü doğru özlü, Allah'tan korkan, cehennemden sakınan, Allah'ın azabına uğramaktan çekinen, dikkatli müslüman olun! Ve sadık insanlarla beraber olun!"
Sadık insanlar, doğru sözlü insanlar kimlerse bakın; onları inceleyin, doğruların yanında olun. Yalancının yanında olmayın.
Kalktığı zaman yalan söyleyen, oturduğu zaman yalan söyleyen, üç ay önce söylediğini çiğneyen, halkı veyahut çevresini kandıran, ahdine riayet etmeyen, yalancı şahitlik yapan insanlar var, çevrede görüyorsun; onlardan hayır gelmez. Doğru sözlü, doğru insanlarla beraber olmayı Allahu Teâlâ hazretleri âyette emrediyor.
Müslümanlar yanılıyorlar! Sanıyorlar ki Allah'ın emirleri sadece namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek, hacca gitmek, kelime-i şehadet getirmek.
Hayır! Bunlar ana vazifeler ama müslümanın Kur'ân-ı Kerîm'in âyetlerinin hepsindeki ahkâma uyması gerekiyor; hepsi vazifesi!
Allahu Teâlâ hazretleri "Ey iman edenler! Takvâ ehli olun, benim sadık kullarımın yanında yer alın, onlarla beraber olun, sadık kullarımdan olun. Doğru sözlü kullarımdan olun!" buyurmuş.
Sadık; ilk önce dildeki sadıklık, doğru söz söylemek, ondan sonra da işlerindeki sadıklık. Ahdinde, sözünde durması, dolayısıyla bağlı olması, dolayısıyla vefalı ve sadık olması. Artık derece derece, merdiven merdiven [basamak basamak] ileriye doğru gider.
Ama bazı insanlar maalesef bu sorumluluklarını düşünmüyorlar, işleri güçleri yalan, hayatları palavra, her şeyleri palavra. Millet albenilerine aldanıyor, yalanlarına, vaatlerine aldanıyor, kanıyor.
Nasıl olacak?
Müslüman ferasetiyle, iman sezgisiyle, doğru sözlüyü anlayacak; Allah'ın doğru kullarının yanında olacak. Çünkü yalancılığın veyahut fitneye fesada sebep olan sözleri söylemenin çok büyük vebali var.
Bazen insanın ağzından bir söz çıkıyor, iki ülke savaşa girebiliyor.
Yunus Emre'nin söz üzerine bir şiiri var. Her zaman severek okurum, yeri geldiği zaman da konuşmalarımda söylerim. Çocuklarımıza ezberletmeliyiz ve ondan sonra da nasihat etmeliyiz:
"Yavrum, bu şiiri, bu ilâhiyi ezberledin. Bak burada ne söylüyor? Doğru sözlü olmayı söylüyor. Sözün önemi çok büyüktür, aman ağzından çıkan sözü kulağın duysun, doğru sözlü bir insan ol!.." demeliyiz.
Yunus Emre ne diyor?
Söz ola kese savaşı, söz ola bitire başı
Veyahut bunun bir başka rivayeti de var. Bazen;
Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı diyorlar, açıklayacağım.
Söz ola ağulu aşı, yağ ile bal ede bir söz
Bak söz ne kadar önemli!
Söz ola kese savaşı.
Savaşı keser; bir söz söylenir, "Tamam." denir. Güzel bir söz… "Tamam, şu şöyledir…" Veyahut aracı; birisi araya girer, güzel sözler söyler, savaş kesilir.
Bir sözden bazen bir büyük fitne çıkıyor, uluslar birbirleriyle savaşıyorlar. Bir sözden dolayı bazen kişiler öldürülüyor. Söz çok önemli.
Onun için Allahu Teâlâ hazretleri kötü söz söyleyen, fitneye fesada, haksızlığa, karışıklığa, zulme sebep olan dilleri âhirette çok fena azaplandıracak. En kötü şekilde azaplandıracak, vücudun öbür taraflarından daha fazla azaplandıracak, çünkü sebep oldu!
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Allah'ın emirlerini ve güzel ahlâkı öğretmek için en küçük teferruatına kadar her şeyi tavsiye buyurmuştur, bir de insanların anlayacağı şekilde gerçekleri izah etmiştir. İslâm dini doğruluğu emrediyor. Doğru sözlü olacağız, yalan söylemeyeceğiz.
Eşkıyâ kervanın yolunu kesmiş. Herkesin parasını soymuş, almış. Soygunculuk yapıyor yol kesici; şakî. Küçük çocuğun yanına gelmişler. Küçük çocuğu, büyüklerimizden birisi bu zât-ı muhteremi de annesi giydirmiş, kuşatmış, tahsil etsin, alim olsun, büyük insan olsun diye büyük şehre göndermiş. Mübarek annesi; "Aman evladım, hiç yalan söyleme!" diye de tembihlemiş, göndermiş, kervana katmış, tanıdıklara emanet etmiş, Allah'a havale etmiş. Eşkıyâlar kervanı kesmişler.
Şimdi soruyorlar:
Küçük, senin neyin var?
Diyor ki; "Annem hırkamın kumaşları arasına çok büyük bir ihtiyaç olduğu zaman kullanayım diye altın liralar dikmişti, onlar var."
Eşkıyâlar gülüyorlar, birbirlerine bakıyorlar. Allah Allah! Bu ne biçim şey; gel bakayım, çıkar şu hırkanı…
Bakıyorlar, hakikaten de onların düz aramayla göremeyecekleri yerde, hırkanın içine altınlar, altın liralar dikilmiş. Yani çocuk tahsile gittiği için ihtiyaç anında lazım olursa kullansın, düşürmesin diye anası oraya dikmiş.
Şaşırıyorlar. Çocuk doğru söyledi! Altınlar gidecek. Eşkıyâlar kervanın yolunu kestiler, alıp gidecekler. Diyorlar ki;
"Niye böyle söyledin? Sen 'yok' deseydin biz gidecektik. Ceplerine bakacaktık bir şey göremeyecektik, gidecektik. Sen niye böyle söyledin?"
"Annem bana tembihledi: 'Evladım, ne olursa olsun doğruluktan ayrılma, doğru söylemekten vazgeçme, daima doğru söyle…' Ben de ondan söyledim, söz verdim, ondan…" diyor.
Eşkıyâların reisi çok duygulanıyor, bu küçük çocuğun sadakatinden, dürüstlüğünden, temiz ahlâkından etkileniyor ve tevbekâr oluyor. Herkesin parasını da geriye veriyor, tevbe ediyor, iyi insan oluyor.
İyi hareketler insanların iyi olmasına da sebep olur. Onun için müslümanların dosdoğru olması lazım; eğriliğe taviz vermemesi lazım, eğriliğe kaymaması lazım, yalancıya destek olmaması lazım. Büyük vebali vardır. Hakkı söylemesi lazım, hakkı söyleyenin yanında olması lazım.
"Ben maslahat icabı kıvırttım, yalan söyledim, karşı tarafı aldattım, atlattım…"
İslâm'da böyle bir şey yok.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in İslâm'ı yayma ve hayatında İslâm'ın mücadelesinden düşmanlarıyla yaptığı şeylerde davranışlarına bakarsak anlaşmalarda daima anlaşmalara riayet etmiştir ve daima doğruyu söylemiştir. Güç mevkide olduğu zaman bile!
Onun için İslâm'da takiyye, rol icabı, vaziyet icabı şöyle demek böyle demek yoktur. Kıyafeti vs. şöyle yapmak böyle yapmak yoktur, dosdoğru konuşmak vardır. Herkes doğruyu bilsin. Çünkü bu adam "Müslüman." diye bakıyor, adam kıvırttırıyor, kaytarıyor, eviriyor, çeviriyor, kendi kendine hesap yapıyor, kendi kendine fetva veriyor.
"Ben bu yalanı söylersem Allah affeder."
Allah'ın affedeceğini sen nereden biliyorsun?
Allah yalancıları sevmez, dosdoğru söyleyeceksin!
Büyüklerimiz; Aleyke bi's-sıdki ve in kadereke's-sıdkı buyurmuş. Doğruluk seni öldürse bile doğruluktan ayrılmayacaksın, hakkı söyleyeceksin.
Zalim sultanın karşısında "Sen haksızsın, zalimsin, böyle yapma!" diyecek, nasihat edecek.
Böyle yapan insanlar olmazsa toplumlar ne olur?
Mahvolur!
Toplumları dürüst insanlar ayakta tutuyor. Hatta kâinatın kıyamet kopmayıp da felakete uğramayıp da devam etmesi dürüst insanların sayesindedir, çünkü Allah onların hürmetine iyi insanların, ibadet eden âbidlerin, mâsum sabîlerin, çocukların hürmetine bir topluma felaket yağdırmıyor! Ama kızdığı zaman yağdırıyor. Âd kavmini, Semûd kavmini, Nuh kavmini, Firavun'un kavmini helak ettiği gibi gazap ettiği zaman da cezalandırabilir.
Allah bizi İslam dini üzere ,ibadet taat üzere,sağlam itikât üzere, salih amel işleyerek Allahın sevdiği hayırları hasenâtı yaparak, İslama bağlı, ihlaslı kuvvetli dedelerimiz gibi alnı açık pırıl pırıl nurlu Müslümanlar olarak uzun uzun ömürlerle yaşamaya muvaffak,muammer eylesin.Bu uzun ömürlerimizi ağmali saliha işlemekle müzeyyen eylesin. Hüsnü hâtimeler nasib eylesin .Sonunda ahirete sevdiği razı olduğu kul olarak varmayı nasib eylesin. Cennetiyle cemaliyle cümlemizi müşerref eylesin.
Aziz ve sevgili AKRA dinleyicileri !
Âmin, ecmaîn. Ve selâmun ale'l-mürselîn ve'l-hamdülillâhi rabbi'l-âlemîn.
El-Fâtiha.
22.08.1997 -
Emirlerin, Yöneticilerin Veballeri
14.10.1994 -
Marifetullah, Arif Olan
