22.08.1997 - Sıla-ı Rahim, Hıyanet Etmek, Yalan Söylemek

22.08.1997 - Sıla-ı Rahim, Hıyanet Etmek, Yalan Söylemek
Es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh…
Allahu Teâlâ hazretleri sizi gönlünüzce dünya ve âhirette aziz, bahtiyar ve mutlu eylesin. Muratlarınıza nâil eylesin... Sevdiği kul olarak yaşayıp huzuruna sevdiği kul olarak varmayı nasip eylesin...
Taberânî'nin rivayet ettiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyurmuş ki;
Mâ min zenbin ecderu en yuaccilallâhu teâlâ li-sâhibihi'l-ukûbete fi'd-dünyâ mea mâ yeddehiruhû lehû fi'l-âhireti min katîati'r-rahimi ve'l-hıyâneti ve'l-kezibi ve inne a'cele't-tâati sevâben lesılati'r-rahimi hattâ inne ehle'l-beyti leyekûnûne feceraten fetenmû emvâlühüm ve yeksüru adedühüm izâ tevâsalû.
Bu hadîs-i şerîfin ana konusu sıla-ı rahim, akrabalar ile bağlantıları tatlı, sevgili, muhabbetli tutmak konusundadır, ama içinde başka bilgiler de var.
Şimdi bu hadîs-i şerîfin kelime kelime açıklanmasına geçelim, Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;
Mâ min zenbin ecderu en yuaccilallâhu teâlâ li-sâhibihi'l-ukûbete fi'd-dünyâ mea mâ yeddehiruhû lehû fi'l-âhireti min katîati'r-rahimi. Ana cümle; Mâ min zenbin ecderu en yuaccilallâhu teâlâ min katîatir-rahimi"dir, arada ilâve bilgiler var.
Bu kelimeler şöyle demek oluyor;
"Hiçbir günah yoktur ki Allah bu günahkârın cezasını şunlar kadar çarçabuk, hemen vermesin; katîatü'r-rahim, sıla-ı rahimi kesmesinden cezasını daha çabuk verdiği, vermeye müstehak olduğu günah yoktur. Birincisi, bu katîatür-rahim; ikincisi, ve'l-hıyânetü hiyanet; üçüncüsü ve'l-kezib yalancılık..."
Bu cümlelerden anlıyoruz ki Allahu Teâlâ hazretleri kul günah işlediği zaman cezasını verir, amma çabuk verir amma tehirli verir, biraz müddet tanır. Tehirli vermesi bilmediğinden, unuttuğundan, ihmal ettiğinden değildir. Belki kul tevbe eder diye rahmetindendir. Kul günah işledi, içki içti, zina etti, kumar oynadı, haram yedi; "Bak Allah bana cezayı hâlâ vermedi." diye heveslenmesin! Cezası gelir de, belki tevbe eder diye veyahut bir başka hikmetli sebepten dolayı Allahu Teâlâ hazretleri birden başına yıldırımlar yağdırmamış olabiliyor; ama Allah bazı günahları da hızlı cezalandırır.
Bu hadîs-i şerîften anlıyoruz ki hızlı cezalandırılmaya en uygun günah, en hızlı cezalandırılan günahlar bunlarmış;
Katîatü'r-rahim "akrabalık alakalarını kesmek", bu çok büyük günah; bir...
Ve'l-hıyânetü "hâinlik", iki...
Ve'l-kezib "yalancılık", üç...
Bu üçünün cezası çok çabuk gelirmiş.
Nasıl?
Fi'd-dünyâ dünyada gelirmiş.
Akrabalarla bağlantıyı kesen, hıyanet eden, hainlik yapan, yalan söyleyen bir insanın cezası dünyada gelirmiş ama me'a mâ ye'd-dehiruhû fi'l-âhireti. "Ahirette de ne ceza verilecekse o da silinmeden..."
O da verilecek. Allah dünyada da ceza veriyor, âhirette de verecek. Âhiretteki verdiğine ilaveten, ondan bir şey eksilmeden, o ceza, o bela kalkmadan, dünyada da en hızlı şekilde bu günahları işleyenlerin cezalarını Allah hızlı verirmiş.
Bunlar neymiş;
Katîatür-rahim "Akrabalık bağlarını kesmek.''
İnsanın akrabası, teyzesi, dayısı, amcası, kardeşi, babası, oğlu, torunu vardır... İnsanlar birbirleriyle evlilik veya kan bağıyla bağlıdırlar. Bunlara eğer kan bağıyla bağlılarsa karâbet deniliyor, evlilik yoluyla bir bağlantı kuruluyorsa sıhriyyet deniliyor. Bir gelin alıyorsunuz, başka bir şehirden, hiç kan bağı yok; ama o gelini aldığınız zaman, o tarafla bir alaka kuruluyor. Buna sıhriyyet deniliyor, düğünle olan, evlilikle olan bir bağlantı...
Ama bir de karâbet var,kanbağı, insanın amcası, dayısı; dayısı annesinin kardeşidir, amcası babasının kardeşidir, onun çocuğu filan... Bu bir kan bağıdır, evlilik olmasa bile insanın doğumdan, mensup olduğu ailenin bir parçası olması dolayısıyla, mevcut olan bir bağlılıktır.
İslâm bu bağlılıklara riayet etmeyi, böyle bağlarla bağlı olduğumuz akrabalarımıza güzel ilişkilerle ilişkilerimizi sürdürmemizi emrediyor. Gideceğiz, ziyaret edeceğiz, halini hatırını soracağız. İhtiyacı varsa yardımcı olmaya çalışacağız, muhtaçsa para vereceğiz.
Hatta insanın zekâtlarını mümkünse ilk önce yakınlarına, yakın akrabalarından fakirlere vermesi lazım ki önce onları kurtarmış olsun, çünkü en çok onları o bilir, o yardım edebilir. Başkası kendi yakınına, bu da kendi yakınına yardım yapacak. Maddî, mânevî yardım, gönül yardımı, destek olmak, hizmet etmek tarzında yardım olacak.
Bir insan akrabasıyla bağını keserse -teyzesiyle konuşmuyor- bir taraf konuşmak istiyor da öteki taraf burnunu havaya kaldırıyor, kabul etmiyor, red ediyor. Kabul etmeyen cezayı yer, o alakayı kesmiş olur. Birisi tekrar tekrar gidiyor, "Barışalım!" diyor. Allah rızası için, sevabını bildiği için veya alakayı kesmenin günahından korktuğu için kesmemek istiyor, ama öbür taraf kabul etmiyor, elinin tersiyle itiyor. O zaman iten günaha girer.
Demek ki bağları koparmak fena, Allah bunun cezasını çok acele verir, âhirette vereceğini kaldırmamak şartıyla dünyada verir... Hem dünyada hızlı bir şekilde verir hem de âhirette verir. Bu bir...
Demek ki akrabalarla bağları iyi sürdürmeye gayret edeceğiz.
İkincisi;
Ve'l-hıyânetü. "Hainlik."
Hıyanet nedir?
Eminliğin, emniyetli oluşun zıttıdır. Eğer bir insan bir kimseye güvenir de bir şeyi emanet olarak verirse, o da onu iyi korursa bu insan emin kimsedir. Bir kimse bir kimseye güvenirse, bir şey emanet ederse; canını, malını, sözünü, namusunu, sırrını, bir şeyi emanet ederse o da emaneti korumaz, yayar, dağıtır veyahut vermez, yok eder veya üstüne oturur, iç ederse o zaman buna "hain, emanete hıyanet etti" denilir.
Bir de bazıları yanlışlıkla ihanet kelimesini kullanıyor, "ihanet" yanlıştır. İhanet "heyyin görmek", hafife almak demektir.
Ve tahsebûnehû heyyinen ve hüve indellâhi azîm. "Şu günahı hafif görüyorsunuz ama Allah indinde bu büyük bir günahtır." diye Kur'ân-ı Kerîm'de geçiyor.
İhânet; basit görmek, önemsememektir.
Millet ihanet diyor.
Mesela diyor ki;
"Koca, karısına ihanet etti."
"Hıyanet etti." demesi lazım. İhanet etmek; hor görmek, hakir görmek, önemsememek demek. Halbuki maksat, karısını aldatmış, evliliğine sadık olmamış, "hıyanet etmiş" demesi lazım. Bu dil bilgisi kuralını da hatırlatalım.
Allah hıyaneti sevmez; emaneti, emin oluşu, eminliği, güvenilirliği sever. Güvenilir olmamayı veya güvenildiği zaman güveni boşa çıkartmayı sevmez. Adam güvenmiş, para vermiş;
"Al sana şu kadar para veriyorum, askerden dönünce alacağım." demiş.
Askerden dönünce;
"Ver benim paramı!" diyor.
"Yok, ben senden para almadım."
Emanet gitti, üstüne oturdu, inkâr ediyor, reddediyor, hıyanet ediyor.
Mesela askerlikte de hıyanet diyoruz; askerî sırları götürüyor düşmana veriyor. Halbuki vermemesi lazım, hıyanet...
Hıyanetin de cezası çok büyüktür. Bir insan emin olmaz da hain olursa, güvenilirliği yitirirse, güvenilirliğe aykırı iş yaparsa onun da cezası Allah tarafından hem dünyada çok hızlı bir şeklide gelir, başında patlar. Âhirette de yine ne cezası çekecekse o da durur. Âhirette de çekecek. Hıyanet de çok kötüdür.
O halde müslümanlar ne yapmalı?
Akrabalarıyla bağlarını devam ettirmeli, bağları koparmamalı, hainlik de yapmamalı, güvenilir, emin olmalı...
Üçüncüsü;
Ve'l-kezib. "Yalan."
Allah yalanı da sevmez. Mü'min yalancı değildir, dosdoğrudur, sapasağlamdır, doğru sözlü, doğru özlüdür. Dilinden söylediği söz doğrudur, yalan şahitlik yapmaz, yalandan, kandırarak şaka bile yapmaz.
"Bir Nisan Şakası" diyorlar, yalanı karşında söylüyor söylüyor, ondan sonra da gülüyor, "Bir Nisan!" diyor.
İslâm'da yalanla şaka olmaz. Yalan söyleyerek şaka, İslâm'a uygun olmaz. Yalanın şakası bile doğru değildir. Dosdoğru olması, doğru söz söylemesi, yalan söylememesi lazım.
Bu hadîs-i şerîften üç kötü huyu öğreniyoruz; Akrabalarla bağları koparmak kötü, güvenilir insan olmamak, hain olmak kötü, yalancı olmak kötü... O halde bunlardan şu çıkıyor: Müslüman akrabalarla bağları sürdüren bir insandır, emin bir insandır, hain değildir, güvenilir insandır, doğru sözlü bir insandır.
Peygamber Efendimiz yine bu konuda devam buyuruyor:
Ve inne a'cele tâati sevâben le-sılatü'r-rahim. "Allah'ın sevabını en hızlı, mükâfatını en çabuk verdiği ibadet, sevaplı iş; 'Al kulum, madem öyle yaptın...' diye çarçabuk hemen mükâfatını verdiği, en sevaplı olan da sıla-i rahimdir."
Akrabalar ile bağları sürdürmek, ziyaretleri, yardımları, hizmetleri yapmak, para pul gerekiyorsa vermek, her yönden destekçi olmak sıla-ı rahim yapmak. Bu da sevabı en hızlı kazanılan, mükâfatına en çabuk nâil olunan güzel şeydir.
Demek ki biz sıla-i rahim yapan müslümanlar olacağız, akrabalarımızı gözeteceğiz, maddeten, mânen ve ziyâreten. Ziyaret edeceğiz, yardım edeceğiz, mâlî yönden de destek olacağız.
Efendimiz misal veriyor;
Hattâ inne ehle'l-beyti le-yekûnûne fecereten. "Bazen dünyada görülebilir; bir evin ahalisi facir kimseler olurlar, günahkâr, ibadetleri kusurlu, müslümanlıkları sakat olurlar." Fe-tenmû emvâlühüm "Fakat bakarsın malları artar, koyunları kuzuları doğurur, mahsülleri bol olur. "Ve yeksürü adedühüm "evlâd ü iyalleri, kavm ü kabileleri genişler, kuvvetlenir..."
Araplarda mal çokluğu ve kabilenin kalabalıklığı önemliydi, Efendimiz o iki yönü söylüyor. Mal dediği; deve, koyun, kuzu vesairedir. Bunlar doğum yoluyla çoğaldığı zaman sevinirlerdi. Bir de kabilesi büyükse; "Bizim kabilemiz beş bin kişi, on bin kişi..." filan diye iftihar ederdi. Bu kabile kalabalık diye, o kabileden bir kimseye öteki kabileden kimse dokunamazdı.
Bir aile fâcir olduğu halde malları artar, sayıları çoğalır. Halbuki facir, bu işler olmaması lazımdı.
Neden oldu?
İzâ tevâsalû. "Sıla-ı rahim yapınca, birbirleriyle sımsıkı bağlarla bağlı olunca, Allah onlara da mal bolluğu, adet çokluğu veriyor."
Demek ki onlara bile fayda veriyor. İbadet eden insanlar olamadıkları halde, kusurlu müslüman oldukları halde sıla-ı rahim yaptıkları için sıla-ı rahimin mükâfatını onlar bile görebiliyorlar.
Tabii sıla-ı rahimini, akrabalara bağlarını güzel sürdürmeyi müslüman yaparsa o daha büyük mükâfat alacak, demektir.
"Allah fâcire, günahkâra bile sıla-ı rahim yapınca mükâfatını verdiğine göre müslümana haydi haydi daha çok verecek." diye Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz hazretleri onun için söylemiş oluyor.
Allahu Teâlâ hazretleri cümlenizin, cümlemizin yardımcısı olsun. Bizleri duadan unutmayın. Allah iki cihanda cümlenizi aziz eylesin.
Es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh…
15.02.1981 -
Kızgınlığa Sahip Olmak,
14.12.1986 -
Adaletle Hükmetmek Üzerine
