15.03.1992 - İnsanın Küçük Kıyameti Ölümdür

15.03.1992 - İnsanın Küçük Kıyameti Ölümdür
Çok aziz ve çok muhterem kardeşlerim!..
Allah'ın selâmı, rahmeti, bereketi, ihsânı, ikramı dünyada, ahirette üzerinize olsun... Cenab-ı Hak ve Teâlâ Hazretleri, cennetiyle, cemaliyle müşerref eylesin...
Peygamber SAV Efendimiz, bir hadis-i kudsîsinde buyurmuş ki:
(Hakkat muhabbetî lil mütezâvirîne fiyye) Beş cümle halinde söylediği ifade eylediği hususlar var: Benim sevgim, muhabbetim, sevmem, razı olmam vacib olur, gerekli olur, tahakkuk eder, muhakkak olur... Kimler üzerine?.. Birbirlerini Allah için ziyaret edenler üzerine... (ve hakkat muhabbetî lil mütehâbbîne fiyye) Birbirlerini Allah için sevenler üzerine... Sonra, birbirlerine Allah için yardım edenler, birbirlerine Allah rızası için hakkı söyleyenler (mütenâsıhîne fiyye) gibi tarafları da var hadis-i şerifin...
Anlaşılıyor ki; müslümanın, müslümanı sevmesi ibadetlerin --ama, bizim alıştığımız tarzdaki ibadetler değil de, İmam-ı Gazalî (Rh.A.) in ifadesiyle, "âdet tarzındaki ibadetler" in-- en sevaplılarındandır.
Çünkü, bir müslümanın bütün hayatı ibadettir... Niyeti halis olursa, bir müslümanın bütün hayatı ibadettir; hattâ, uykusu ibadettir!.. Uykusu sünnet-i seniyyeye uygunsa, uykusu rıza-i Bâri'ye uygunsa, uykusu iyi bir niyete dayanıyorsa,; uykusu da ibadettir... Yemesi içmesi de ibadettir, ziyareti de ibadettir, ahbaplığı da ibadettir, arkadaşlığı da ibadettir... Öbür klasik ibadetlerinin yanında, bunlardan da büyük sevap alır. Her an sevap alır... Niyetiyle, bir müslüman her an sevap alır. Bu, İslâm'ın güzelliklerinden biridir.
Dervişlik, tasavvuf dediğimiz şeyin de en önemli dayanaklarından birisi; mü'minlerin kardeş olması, ihvan olması, dost olması, yâr olması; dolayısıyla âdet tarzındaki bir husustan da devamlı sevap almasıdır.
Çünkü, birbirlerini Allah için sevenler, mahşer gününde insanlar büyük sıkıntılar içindeyken sıkıntı duymayacaklar; Arş-ı A'lâ'nın gölgesinde taltif olunacaklar... Nurdan minberlerde oturacaklar, halk onlara gıpta edecek...
Mahşer halkı, mahşer yerinden onları, bizim dünyadan gökyüzündeki yıldızları seyrettiğimiz gibi seyredecekler, gıbta edecekler; "Bunlar peygamber değil, şehid değil ama, kim bunlar?" diyecekler. Peygamber SAV Efendimiz buyuruyor ki: "Onlar, birbirlerini Allah için sevenlerdir!.." Onun için, Allah birbirimize karşı sevgi ve saygı, arkadaşlık ve dostluğumuzu halis eylesin... İbadet kalitesinde eylesin...
Yeni yeni kelimeler türüyor. Çünkü yeni nesiller, yeni tahsillerle yetişiyorlar. Güncel konular üzerine konferans... "Nedir güncel olan?" diye kendi kendime sordum. Nereden geliyor, nedir güncel olan?.. Tabii, günle ilgili. O gün için mühim olan, o gün için canlı olan, aktüel olan konu demek, ama. En hayatî, en mühim, en önde, en canlı olan meseleler...
Bu, zevke göre değişir, yaşa göre değişir, şahsa göre değişir, şahsın içinde bulunduğu duruma göre değişir, kültür seviyesine göre değişir... Meselâ: Ayağı kaymış, denize düşmüş bir insan için en önemli mesele, denizden çıkmaktır o an da. Bütün meseleler arkada kalır, geride kalır... Talebe için, imtihanı varsa, en önemli mesele imtihandır... Tüccar için senedidir, bonosudur. Politikacı için, hemen önündeki seçimidir. Karnı aç olan bir kimse için bir sofra bulup, oturup yemek yemektir... Herkes için değişen bir şey...
Bir fıkra anlatıyorlardı: Çok büyük bir alim, çok güzel bir bilgisayar yapmış. Öyle bilgili bir bilgisayar ki, ne sorulursa şıp diye cevaplandırıyor... Beynelmilel bir toplantıda bilgisayarı sahneye koymuşlar. Böyle bir kalabalık... Herkes gelip bilgisayara bir şey soruyor; "Aaaa!.." diye ağzı hayretler içinde açılıyor. Cevap veriyor bilgisayar her şeye... Tıkır tıkır cevap veriyor. Bizim Türk de kalkmış, yanına kadar gitmiş, bilgisayara fıs fıs mahremâne bir şey sormuş... Bilgisayar çalışmış, çalışmış, çalışmış, çalışmış... Bekliyorlar ki neticeyi versin, aşağıdan bir kâğıt uzatsın filân diye... Fakat, duman çıkmaya başlamış... Devreleri yanmış, çökmüş bilgisayar... "Yahu, ne yaptın bizim bilgisayara böyle?.. Ne sordun da onu mat ettin, pes ettirdin?.." demişler. "Hiç!" demiş, "Gittim yanına, 'Ne var, ne yok?' diye sordum." demiş... Yâni, bu aktüel, güncel konu meselesi, "Ne var, ne yok?" gibi bir şey oluyor.
Tabii, insan; hakîkî manasıyla, mutlak manasıyla bütün meseleleri mü'min gözüyle, ahirete inanmış bir insan gözüyle şöyle bir değerlendirecek olursa, en güncel konu "ölüm" dür. Çünkü, herkesin başındadır.
Neylersin, ölüm herkesin başında...
Uyudun, uyanmadın olacak!..
Taht misâli o musallâ taşında,
Bir namazlık saltanatın olacak!..
Dediği gibi bir şairin, en güncel konu odur ve hakîkaten bu günlerde de gerçekten ön planda... Gazetelerde de ön planda. Bir çığ düşüyor, yüzlerce insan ölüyor... Bir zelzele oluyor, yüzlerce belki binlerce insan ölüyor...Bir savaş... Yine yüzlerce, binlerce insan ölüyor... Allah, ölenlere rahmet eylesin... Kalanlara sabır, selâmet ihsân eylesin... Ecr-i ceziller, sevab-ı kesirler ihsân eylesin...
Ölüm zamansız olduğundan, ne zaman geleceği belli olmadığından, yaşa da bakmadığından; bazan gelinlik bir kıza, bazan levend bir yiğide gelebildiğinden; bazan kucaktaki bir bebeğe geldiğinden en güncel konu odur. Onun için, "küçük kıyamet" diye adlandırılmış.
(İzâ mâtel insânü fekad kamet kıyâmetehû) "İnsan ölüverdi mi; tamam, onun kıyameti kopmuştur."
Dünyada dağlar devrilmiş, devrilmemiş... vs. Bunun hiç önemi yok. Ben bunu bizim mehdici kardeşlerimize her zaman söylerdim. "Mehdi çıktı, Mehdi çıkacak... Suriye'deymiş, Irak'taymış, Mekke'deymiş... Şu yaştaymış, şu günde doğmuş... Görüşenler olmuş..." vs. Yahu, Mehdi çıkacak, kıyamet olayları başlayacak diye heyecanlanıyorsun, biliyorum ama, senin küçük kıyametin başında dönüp duruyor... Yâni, sen öldün mü, Mehdi'yi bile bekleyemezsin... Onun için, ölüme hazırlanın diye onlara lâtîfe ediyordum.
Yine ölüm için, şairâne bir tasvirle Yahya Kemal diyor ki:
Her rind, bu bezmin nedir encâmı, bilir.
Dünyamızı nâgâh zalâm örtebilir.
Bir bitmeyecek zevk verirken beste;
Bir tel kopar, ahenk ebediyyen kesilir.
Tel kopuverdi mi, sazın kıymeti kalmaz. Ölünce de kıyameti kopmuş olur insanın.
Tabii bu, aşık-ı sadıklar için --meselâ, Yunus Emre için-- aranan, istenen bir şeydir. Onun en güncel meselesi muhabbetullahtır, aşkullahtır. Bütün şiirleri aşkullah, muhabbetullah üzerinedir.
Ölüm, --Mevlânâ'nın tabiriyle-- "şeb-i arus" tur, düğün gecesidir, gerdek gecesidir, vuslattır... Vazifeden terhistir bazı alimlere göre... Mihnetin, meşakkatin, sıkıntının bitmesi; huzurun başlamasıdır.
Firavun, en son anında gözünden perdeler kaldırılınca:
(Lâ ilâhe illellezî âmenet bihî benû isrâile ve ene minel müslimîn) demiş. Firavunken:
(Eleyse lî mülki mısra ve hâzihil enhâru tecrî min tahtî)
demişken, "Şu mülk-ü Mısır, şu Mısır ülkesinin bütün egemenliği benim elim de değil mi?.. Şu altımdan akan ırmaklar, Nil Nehri... vs. benim değil mi?.. Size benden başka bir rab bilmiyorum! Benden başka bir rab edinirseniz, sizin ayaklarınızı, ellerinizi çapraz keserim!.." demişken...
(Leukattianne ercüleküm min hilâfin)
Çaprazlamasına bir bu bacağı kesecek, bir şu kolu kesecek...
(Ve usallibennehüm min cüzûin nahl)
"Hurma ağaçlarında sizi sallandırırım!" demişken, vefatı geldiği zaman:
(Lâ ilâhe illellezî âmenet bihî benû isrâile ve ene minel müslimîn)
"O benî İsrâil'in, o Mûsâ AS'ın bana söylediği Rabb'e ben de inandım. Ben de onun kuluyum. Ondan başka ilâh yoktur. Ben filân hepsi palavrayım, yalanım!" dedi. Ama
(….Âl'âne?) "Şimdi mi aklın başına geldi?.." diye ayet-i kerîmede âl'âne soru edatıyla öyle soruluyor.
Onun için;bu en güncel olaya en iyi tarzda hazırlanmak, en güncel vazifenizdir. Hatırlatma vebâlini, sorumluluğunu hissettiğim nokta budur.
Allah hepinizden razı olsun... Bu hazırlıkları sizlere tebliğ ettim. "Allahümme hel bellağtü!" dediği gibi Peygamber Efendimizin, vedâ hutbesinde; ben tebliğ etmiş oldum. Ben, elimden geldiğince yapıyorum; siz de elinizden geldiğince yapmaya çalışın.
Esselâmü aleyküm ve rahmetullah!..
22.12.1995 -
Rabbimizden, Peygamberimizden ve
22.12.1995 -
Rabb Kelimesinin Anlamları,
