İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

22.12.1995 - Rabbimizden, Peygamberimizden ve İslamdan Razı Olmak

22.12.1995 - Rabbimizden, Peygamberimizden ve İslamdan Razı Olmak
Günün Sohbeti

22.12.1995 - Rabbimizden, Peygamberimizden ve İslamdan Razı Olmak

08.08.2025
19 dk 41 sn

Azîz ve sevgili Akra dinleyicileri;

Allahu Teâlâ sizleri dünya ve âhiret saadetine nâil eylesin. Cennetiyle, cemaliyle müşerref eylesin.

Allahu Teâlâ hazretleri bizim Rabbimiz'dir. Âlemlerin Rabbi'dir. Rab, Arapça'da birkaç mânaya geliyor. En önde gelen, hemen herkesin ilk hatırladığı, Araplar'ın da ilk hatırladığı mâna; Rab, "sahip" demek. Onun için, mesela Araplar derler ki; rabbü'l-mal "malın sahibi". Bir insan bir mala sahipse ona rabbü'l-mal derler. Mesela evin hanımefendisi için rabbetü'ddâr "dârın, evin sahibi, hanımefendisi" mânasına. Bu, sahip mânasına kullanılan bir kelime. Ama bu "rab" kelimesinin arkada daha derin bir mânası var. O da "rab" kelimesi ribâ'dan, yani rebâ-yerbû-ribâen fiilinden gelen bir kelime. Bu da büyümek, gelişmek mânasına geliyor. Rabbâ-yürebbî-terbiyeten buradan türemiş ikinci bir mezid mastar; bu da büyütmek, yetiştirmek, geliştirmek fiili oluyor.

Allahu Teâlâ hazretleri Rab, yani bütün varlıkları var eden ve geliştiren...

Bakın düşünün, biz ne idik ne olduk?

Küçücüktük, hatta bir hücre idik, kocaman bir âlem olduk. İç dünyasıyla, dış dünyasıyla, vücudunun yapısıyla, ruhunun derinliğiyle içimiz bir büyük âlem, dışımız, vücudumuz bir muazzam, muhteşem varlık, çok mükemmel bir yaratık. Küçücük bir şeyden her türlü kabiliyetle donatılmış bir âlem olduk. Bir incir çekirdeğini düşünün, toplu iğne başı kadar, ne kadar küçücük... Bildiğiniz bir misal olmak üzere onu hatırlatıyorum. Bir incir çekirdeği, yusyuvarlak 1-1.5 mm çapında küçücük bir çekirdek. Bu toprağa düştüğü zaman incir ağacı oluyor, kocaman bir ağaç oluyor.

Bu nasıl oluyor? Bir küçücük tohumun kocaman bir ağaç olması, bir küçücük tohumun kocaman bir insan, varlık, bir canlı olması nasıl oluyor?

Bir büyütmeyle, bir geliştirmeyle, bir oldurma ile meydana geliyor. İşte bu olduran, geliştiren Allahu Teâlâ hazretleri. Yani azken çoğaltıyor. Ama bu çoğalma da aynı şeyin sayısının artması tarzında değil. Ben onu şöyle söylüyorum, Allahu Teâlâ hazretlerinin kudretini iyi anlayalım diye.

İnsanoğlunun annesinin rahminde nasıl geliştiğini doktorlar, tabipler anlatırken diyorlar ki; "İlkah olmuş olan bir yumurta derhal bir canlılık emaresi göstermeye başlar, bölünür, bölünür, bölünür… Gittikçe bir hücre iken iki hücre, iki hücre bölünür, dört hücre... Böyle çoğalır. Bu bir çeşit hücre çoğalması. Hücre bir ilkah olduktan sonra çoğalmaya başlıyor ve bölünme ile çoğalıyor. Biyoloji derslerinde canlı hayatı, canlıyı anlatan derste bunları görüyoruz. Mitoz bölünme, amitoz bölünme, karyokinez diye çeşitleri var.

Şimdi bir hücre büyüyor. Tamam, büyüsün. İkiye ayrıldı, iki hücre oldu. Aynı karakterde iki hücre. İki hücre büyüdü, dört hücre oldu. Onlar bölündü, sekiz hücre oldu. Bakın bu büyümesi de bir şey ama bir hücre kendi içinde büyüyor. Ondan sonra bölünüp çoğalıyor, iki tane oluyor, dört tane oluyor, iki katı oluyor daima böyle, çoğalıyor. İyi güzel, çoğalır, çoğalır, çoğalır... Bu da bir şey; az bir şeyin durduğu yerden çoğalması da Allah'ın rububiyetinin, rabliğinin bir tezahürü! Küçücük bir şey çoğalıyor, çok oluyor.

Yere bir tohum ekiyorsunuz, bir filizcik çıkıyor, ucunda bir başak beliriyor. Bir tane iken o başağın ucunda olgunlaşan tanelerle yere ekilmiş olan tane kaç misli oluyor. Bu buğdayın kalitesine göre diyorlar ki; "Falanca cins buğday bire şu kadar verir, ötekisi bire bu kadar verir. " Tarlanın da önemi var. "Şu tarla çok verimlidir, bire şu kadar buğday verir, ötekisi bu kadar verir. Bire on, bire elli, bire yüz..." Kur'ân-ı Kerîm'in ifadesiyle bir tohumdan yedi başak, her başakta 100 dane, böylece 700 dane diye insanın a'mâl-i sâlihasının mükâfatını bildirirken âyet-i kerîmede böyle bildirilmiş.

Bu çoğalma da önemli. Bu da muhteşem. Durduğu yerde bir taşı koysanız, taş olarak, tuğla olarak kenarda durur. Herhangi bir kitabı koysanız bir rafa, kitap olarak durur. Tarlanın hududuna, hudut olsun diye koyduğunuz kocaman taş orada durur; 2, 4, 8, 16, 32, 64… böyle çoğalma olmaz. Bu çoğalma da bir hayatiyet, bir rububiyet tezahürü. Allahu Teâlâ hazretleri geliştiriyor. Fakat bu rububiyetin esrarı ve kudret-i ilâhînin büyüklüğü öyle muhteşem ki o hücreler sonunda ortaya organize olmuş olarak çıkıyor. Yani sadece aynı cins hücreler torbası olarak çıkmıyor. Bir çuval aynı hücre, bir sandık aynı hücre, bir kese aynı hücre tarzında çıkmıyor.

Ne çıkıyor?

Mükemmel, organize olmuş; elli, ayaklı, parmaklı, gözlü, başlı, beyinli, etli, kaslı, kanlı, mükemmel organize olmuş muhteşem bir varlık olarak çıkıyor.

Bu insan varlığına biraz filozofiye, felsefeye, düşünmeye kendisini kaptıran doktorlar, alimler, ârifler, münevver insanlar hayran kalıyorlar. Hayran kalmamak mümkün değil!

Bir dispanserin duvarına bakıyorsunuz, insan vücudunu asmışlar. "İnsan vücudunun iskelet sistemi" diyorlar... İskelet sistemi kupkuru ama iskelet sistemini de yakından incelediğiniz zaman, o kemiklerin şekilleri, birbirleriyle bağlanması, eklemlerin mükemmelliği, eklemlerin olmasının hikmetleri... Mesela ayak; iki tane uzun kemik, diz kapağından yukarıda, diz kapağından aşağıda iki uzun kemik, ondan sonra uçta çeşit çeşit başka kemikler... Hâkezâ el; dirsekten yukarıda, omuzdan dirseğe kadar, dirsekten bileğe kadar kemikler, bilek kemikleri, elin kemikleri... Sonra parmaklar, parmakların eklemleri... Bunların hepsinin çok büyük faydaları var. Biz bu parmaklarla, bunların kıvrılması sayesinde ne hünerler ortaya koyuyoruz. Bir iskelet sistemimiz bile bir şaheser tablo, adeta mühendislik harikası... Hani mühendisler böyle şeyleri hesap ederler, yaparlar da onun için "mühendislik" diyorum. Mühendisleri yaratan âlemlerin Rabbi, Ahsenü'l-hâlikîn, Allahu Teâlâ hazretlerinin kudreti... Bir kemik dümdüz değil. Girintisi var, çıkıntısı var, deliği var, hikmeti var. Çünkü deliğinden sinir geçecek, dışarıya çıkacak. Hepsi planlanmış, muhteşem bir plan var. Tabi bunun üstüne kas dokusu, kasların birbirleriyle çapraz bağlanışı, uçları, kasılması, açılması, bu kemiklerin eklemlerini hareket ettirmek için burada da muhteşem bir hesap var.

Allahu Teâlâ hazretlerinin varlığı; iskeletin sisteminden de belli, iskeletin kemiklerinin yapısından, kemiklerin uçlarının yuvarlaklığından, eklemlerin birbirine girmesinden, arasındaki kıkırdak dokudan, aradaki sinirler geçsin diye olan dokular, deliklerden belli.

İşte muhteşem bir plan var.

Tebâreke'llâhu ahsenü'l hâlikîn.

 

Ne güzel yaratmış Mevlâmız... Ne ince hesaplarla bu girintiler, çıkıntılar, oyuklar, çukurlar, tepeler yapılmış diye, oradan Allah'ın varlığı belli.

İşte insan vücudunu bu mükemmel hâle getiren, böyle yaratan Allah.

Üstüne kaslar; kasların da yerleşmesi, yapısı, şekli, şemâili...

Nasıl oluşmuş o kas; bir kasılıyor, bir açılıyor. O eklemler hareket etsin diye oraya nasıl yerleştirilmiş... İşte o kemiği bilen âlemlerin Rabbi, kası o kemiği hareket ettirecek şekilde yaratmış, oraya yerleştirmiş. Mükemmel bir yerleştirme, hayran olmamak mümkün değil. Onun üstünde, arasında sinir dokusu, sinir sistemi, hepsi beyne -beyindeki merkezlere- bağlı... Zaten insan beyni muhteşem bir âlem... Sonra bunların hepsinin üstünün bir deri tabakasıyla örtülmesi... İnsan vücudu muhteşem bir şekilde korunmuş. Üstünde kıllar, hava alması...

Bakın derinin delikleri bile büyük bir nimet. Derinin deliğinin olmaması müthiş bir hastalık. Bazı çocuklarda doğuştan derilerinde delik bulunmuyormuş. Doktorlar "hemen ölüyor" diyor. Bazı insanların bazı uzuvlarında, bir kısımdaki yerlerde ibret diye Allah gösteriyor; deri delikli değil, oradaki deri sapsarı, hareketsiz, kıpırdayamıyor, nasır gibi duruyor. Bakın deliğinin hikmeti var, kılının hikmeti var. Sonra bir "deri" diyoruz; avucumuzun içi başka türlü, dışı başka türlü, gözümüzün altı başka türlü, yanağımız başka türlü, dış uzuvlarla temas halinde olanlar başka türlü, iç taraf başka türlü...

Tebâreke'llâhu ahsenü'l-hâlikîn.

Hayranlıktan mest oluyoruz seyrettikçe...

İşte Rabbü'l-âlemîn. Rab; yetiştiren, geliştiren.

Allah bizim Rabbimiz ve âlemlerin Rabbi. Bütün âlemleri böyle geliştirmiş, yoktan var eylemiş, bu nizamı ortaya koymuş ve çalıştırıyor. Kâinatın sahibi, Rabbi, hâlıkı ve mutasarrıfı; tasarruf ediyor. Sarf ve değişme ve oluşma ve gelişme, olma ve ölme, hepsi Allahu Teâlâ hazretlerinin sanatının eseri, varlığının, birliğinin eseri. Her hareket O'ndan.

Lâ havle velâ kuvvete illâ billah. "Güç kuvvet Allah'tandır."

Bütün hareketler Allah'ın varlığının delili. Kâinat kaskatı olurdu, yaratıklardan buz gibi bir kâinat olurdu, yaratılmış olarak bir yerde dursa bile... Hem yaratılmış hem de çalışıyor. Her tarafta bir devamlı dönme, hareket, oluşma, gelişme...

İşte Rab, işte âlemlerin Rabbi, işte bizim Rabbimiz; işte bizi yoktan var eden, küçücük bir hücreyi kocaman, mükemmel, kâinatın baş tâcı olan, eşref-i mahlukât olan insan haline getiren Rab!

Radiytü billâhi Rabben

"Yâ Rabbi Rab olarak sana razıyım, razı oldum ben de..."

Ebû Bekr-i Sıddîk Efendimiz'in dediği gibi. Çünkü "Razı olan cennete girer." diye Efendimiz o yolu açmış, o yolu göstermiş: "Rabb'in rububiyetini bilin, Allah'ın bu yaratmadaki, geliştirmekteki, oluşturmaktaki, büyütmekteki kudretini müşahede edin. Şu muhteşemliğe bakın, şu nimetlere bakın, O'nun Rabliğini anlayın ve bunun bir nimet olduğunu bilin ve razı olun." diye işaret ettiğinden, evet biz de işareti alıyoruz;

Sallallahu aleyke yâ Resûlallah ve sellim teslîmen kesîrâ, "Allah sana salât ü selâm eylesin yâ Resûlallah, ne güzel işaret buyurmuşsun!"

Alemlerin Rabbi'nin rububiyetini her varlıkta, her olayda, her anda müşahede ediyoruz, razıyız.

Radiytü billâhi Rabben. Allah'ın rabliğine razıyız. Çünkü bu rububiyetinin tezahürleriyle nimetlere eriyoruz. O nimetlerle besleniyoruz. Rububiyetin mazharı oluyoruz; büyüyoruz, gelişiyoruz. Nimetleri de geliştiren Allah, nimetlerle bizi geliştiren Allah. Binâenaleyh, O'nun rububiyetinin sofrasından her anda yiyoruz, tabi razıyız. Radiytü billâhi Rabben. Cân-ı gönülden, aşk ile, şevk ile razıyız. Hayranlıkla, sermest olarak razıyız.

Allah bizi kendi dini için cehd eden, gayret sarf eden, uğraşan, didinen, çalışan, hayır erbabından, çalışkan müslümanlardan eylesin. Cennetiyle, cemaliyle cümlemizi müşerref eylesin.

Esselâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh

 

Azîz ve sevgili Akra dinleyicileri.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
25.02.2000 - Müslüman Kardeşin Müslüman Kardeşe Duası, Tövbe, Helal ve Haram Lokma
30.10.20269 dk 57 sn
03.02.1992 - Tasavvufun Kuran Ve Sünnetin İçinde Olması
18.10.202614 dk 57 sn
09.05.1997 - İslamın Üstünlüğü
09.09.20268 dk 20 sn
00.00.1994 - Tasavvuf, Güzel Ahlaklı Olmak, İlmiyle Amel Etmek
16.07.202614 dk 51 sn
00.02.2000 - Cehennem, Magfiret, Müminlerin Affedilmesi, Kıyamet Alametleri
04.06.20267 dk 12 sn
07.11.1997 - İbadetleri Ölçülü Yapmak, Cahilin İbadeti, Alimin İbadeti, İcadlar Yapın, Dünyaya Açılın
05.02.202615 dk 5 sn
02.01.1983 - Hz. Ademin Tevbesi
15.04.20265 dk 33 sn
04.11.1994 - Din Hakkında Konuşanları Kuran Süzgecinden Geçirme
26.04.202613 dk 23 sn
22.10.1989 - Peygamber Efendimizin Yemedikleri, Diş Temizliği, Misvakın Önemi
07.09.202513 dk 42 sn
06.01.1992 - İslam Merhamet ve Sevgi Dinidir
21.10.20266 dk 2 sn
00.00.1994 - Tasavvufun Tarifleri
02.09.202614 dk 56 sn
13.11.1992 - Mehmed Zahid Kotku Anma, İslam Sevgi Dinidir
14.07.202611 dk 8 sn
06.04.1995 - Müslüman Nasıl Olmalı, Ölüme Hazırlıklı Olmak, Kendini Yetiştirmek
26.11.202510 dk 25 sn
17.06.1998 - İman Etmenin Önemi
26.10.20248 dk 44 sn
15.07.1995 - Sahih Kaynak, Sünnetin Önemi
06.07.20255 dk 2 sn
00.00.0000 - Gece İbadetinin Önemi
04.03.20264 dk 22 sn
14.03.1997 - Kuran ve Sünnete Sarılmak, Sahih Kaynak, Buhari
15.07.20255 dk 53 sn
07.11.1997 - Alimin Uykusunun Önemi, Namazı Cemaatle Kılmak, Kıyafette Ölçü
02.07.202613 dk 55 sn
02.05.1997 - Alimliğin Önemi, Alimlerin Yapmaması Gerekenler, Aileyi İlme Teşvik Etmek
01.08.202610 dk
23.11.1995 - Tasavvufta İnsanın Gayeye Ulaşması İçin Yapması Gereken Allahı Anmaktır
25.05.20246 dk 57 sn
AKRA