23.01.1988 - Namazın Önemi

23.01.1988 - Namazın Önemi
Bismillâhirrahmânirrahîm.
el-Hamdü lillâhi rabbil-âlemîn. Hamden kesîren, tayyiben mübâreken fîh. Kemâ yenbeğî li-celâli vechihî ve li-azîmi sultânih. Ve's-salâtü ve's-selâmü alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ecmaîn ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmid-dîn.
Hamsü salavâtin ifteradahünnallâhu azze ve celle men ahsene vudûehünne ve sallâhünne li-vaktihinne ve etemme rükûahünne ve huşûahünne kâne lehû alallâhi ahdün en yağfire lehû ve men lem yef'al fe leyse lehû alallâhi ahdün inşâe ğafere lehû ve inşâe azzebehû.
Hamsü salavâtin ifteradahünnallâhu azze ve celle. "Beş vakit namaz vardır ki Allahu Teâlâ hazretleri farz kılmıştır." Farz yani mecburî, herkes yapacak, beş vakit namazı kılacak. Men ahsene vudûehünne. "Kim bu namazların abdestini güzel bir şekilde alırsa…" Yani şapırdatmadan şupurdatmadan, bazı yeri yıkayıp bazı yeri kuru bırakmadan, usulüne uygun, ciddi, vakur bir tarzda güzel abdest alırsa…
Bakıyorum, kimisi musluğun başında yüzüne "şap şap şap" üç defa suyu bir çalıyor. Ondan sonra ellerine geçiyor, "şıp şıp şıp" eller de tamam. Ondan sonra "hop" geliyor... Ama dirseğinin, gözlerinin [bir kısmı] kuru kaldı. Yüzünün her tarafı ıslanmadı... Farkında değil. Olmaz! Abdest aldım sanıyor, abdesti yarım, eksik. Abdestin tam olmadığının farkında değil.
Abdesti güzel alacak. Yüzünü yıkadığı zaman her tarafa gitmesine gayret edecek. Yüzlerini, gözlerini, sakalı varsa sakalını hilalleyecek. Arasına suyun gitmesini sağlayacak... Abdestini güzel alacak. Yani elini koltuklarının arka tarafına döndürecek, koltuklarının üstüne kadar ıslanmamış yer kalmasın falan... Abdestini güzel alacak.
"Kim abdestini usulüne uygun, tam güzel alırsa…" Ve sallâhünne li-vaktihinne. "Ve namazları vaktinde kılarsa…" Vaktinin en şerefli zamanı ilk zamanıdır. Ezan okunur okunmaz, evvel vaktinde namaz en sevaplı olur. Sonuna doğru zayıflar. Öğle namazını ikindiye yakın, ikindi namazını akşama yakın, akşamı yatsıya yakın kılıyor… Olmaz! Evvel vakti en sevaplı zamanıdır. "Vakitlice, evvel vaktinde kim kılarsa…"
Ve etemme rükûahünne ve huşûahünne. "Rükûsunu, secdesini, huşûunu tam yaparsa…" Kimisi Allâhu ekber diye rükûa vardığı zaman tam eğilmiyor. Reverans gibi kalıyor, yarım. Eğildiği zaman doksan derece olması, sırtıyla bacaklarının tam dik olması daha doğrusu sırtının yere paralel olması lazım! Yarım reverans yapmış gibi, hürmet ettiği bir kimsenin önünde hafifçe eğilmiş gibi oluyor. Rükû tam olmadı. Veyahut rükûa vardığı zaman bir varıyor bir kalkıyor, yaylanma gibi… Rüzgâr geldiği zaman buğday başağının bir eğilip ondan sonra bir daha kalkması gibi... Öyle değil! Rükûa vardığı zaman mutmain olacak yani istikrar bulacak, duracak. Tamam, bu adam rükûda duruyor. Fotoğrafını çeksen, tamam o halde durmuş gibi... Hani bazen televizyonda o sahneyi durduruyorlar ya… Tam topa vururken, tam top kaleye girerken tutuyorlar… Onun gibi. İnsan rükûa vardı mı, kendisini rükûda bir tutacak, rükûsunu ötekisine karıştırmayacak. Karma karışık olmayacak.
"Rükûsunu güzel yaparsa, secdesini güzel yaparsa…"
Secdeye vardığı zaman üç defa Sübhâne Rabbiye'l-âlâ... Bunu orada söyleyecek. Hızlı yapacağım derken sübhâne'nin bir tanesi orada, iki tanesi havada oluyor. Hiç olmazsa en aşağı üçünü de orada, secdede yapacak. Yani duracak. Sonra kalktığı zaman, celsede oturduğu zaman, duracak. Onu ona eklemeyecek.
Namazı huşû ile, sakin, vakur, Rabbinin huzurunda olduğunun idraki içinde, saygılı bir şekilde kılacak. Laubali ve dikkati dağınık bir tarzda değil. Çünkü dikkati dağınık bir tarzda namaz kılan bir insan bir hükümdarın huzuruna giren bir kimse gibidir. Hükümdar ilk önce "hoş geldin" gibilerden salonun öbür tarafından girdiği zaman bakar. Ama o salonun camına, nakışına, perdesine, tavanına falan bakarsa hükümdar, "Def edin bunu. Bu adam benim huzuruma mı geldi, yoksa perdeyi, tavanı seyretmeye mi geldi?" diye atar. Ona benzer yani... Namazı huşû içinde kılmayan, zihni başka yerlere takılı olan insan böyle bir kimse gibi olur.
Namazın secdesini, rükûsunu ve huşûsunu tam yaparsa, abdesti güzel aldıktan sonra vaktinde kılar da bunu da böyle yaparsa Allah'ın üzerine ahd olur ki onu mağfiret eyleye. Yani Allah onu aff-ı mağfiret etme sözünü verir. "Tamam, bu kul bu namazı duygulu, şuurlu bir tarzda kıldı." diye arada söz ve ahid olmuş olur.
Hani ahdediyoruz, muâhede yapıyoruz ya...
Söz mü?
Söz!
Çak imzayı şuraya…
O da imza atıyor, ötekisi de imza atıyor. İki taraf dünya işlerinde o sözleşmeye uyuyorlar. Böyle namaz kılan bir kimseye de Allah ahd veriyor, muâhede olmuş oluyor. "Seni mağfiret edeceğim." diyor. Mağfiret edecek, böyle kılanı cennetine sokacak.
Ama böyle yapmazsa… Yani abdestini güzel almaz, yarım alırsa; namazı vaktinde kılmazsa, huşûu olmazsa, rükûu sücudu karmakarış olursa, hızlı olursa; o zaman kılınmamış gibi olur. Allah'ın o kimseye bir sözü, ahdi olmaz. Bağışlayabilir de bağışlamayabilir de. Çünkü garanti değil. Bu iş biraz gevşek ve kötü yapıldığı için garanti değil.
Namazlardan fayda görmememizin sebebi onu dikkatli kılmayışımızdır. Namaz çok asil ve çok kıymetli bir ibadettir. Çok güzel bir ruhî dinlenme, sükûn ve boşalma vasıtasıdır. İnsan namazları her gün muntazam kılsa, rûhen fevkalade kuvvetli olur. Bir öğle namazını kıldı mı sabahın bütün üzüntüsü, sıkıntısı süzülür, akar, gider. Bir ikindi kıldı mı günün bütün telaşı, ticaretin bütün sıkıntısı akar, gider. Bir akşam, bir yatsıyı kıldı mı rahat eder, gider. Ama namazı güzel kılmadığımız için istifademiz de olmuyor. Namazdan istifade edemiyoruz çünkü güzel kılmıyoruz.
Elimizde bir alet var, kullanmasını bilmiyoruz. Elimize bir computer vermişler, kullanmasını bilmiyoruz. Kapımızın önünde bir güzel araba var, kullanmasını bilmiyoruz gibi oluyor. Onun için namazı güzel kılalım ki Allahu Teâlâ hazretleri bizi cennetine dâhil eylesin, aff-ı mağfiret eyleyip istifadesiz kalmayalım.
Allahu Teâlâ hazretleri cümlemizi Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in hayatını okuyan, hadislerini öğrenen, onlara göre güzel bir müslüman olmak üzere çalışıp gayret gösteren, temiz, pak, Peygamber Efendimiz'e sadık, bağlı, halis, hakiki müslüman eylesin. Yolunda daim, zikrinde kâim eylesin. Cennetiyle cemaliyle müşerref eylesin.
15.03.1997 -
Asıl Sevgi Aşk-ı
15.03.1997 -
Allah İçin Anne
