23.04.1993 - Tefsir, Saf Suresi

23.04.1993 - Tefsir, Saf Suresi
Esselâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtühü.istiyorum.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Yürîdûne li-yutfiû nûrallâhi bi-efvâhihim vallâhu mütimmü nûrihi velev kerihe'l-kâfirûn.
''Allah'ın nurunu ağızlarıyla -sanki bir mumu üfleyip söndürmek ister gibi- söndürmek istiyorlar; ama Allahu Teâlâ hazretleri, kâfirlerin hoşuna gitmese de, onlar kerih görse de, istemeseler de nurunu tamamlayacaktır.''
Hüvellezî ersele rasûlehu bi'l-hüdâ ve dîni'l-hakkı li-yüzhirahu ale'd-dîni küllihi ve-lev kerihe'l-müşrikûn.
''Rasûlünü, Muhammed-i Mustafâ'sını, Habîb-i Edîb'ini hidâyet ile, insanlara hidâyet yolunu göstermek üzere gönderen ve hak dini bütün öteki yollardan ve inançlardan daha üstün kılmak; onlara galip ve zahir, onların üstünde kılmak için, o elçiyi vazifelendirip gönderen O'dur. Müşrikler, Allah'a şirk koşanlar, yanlış inançlar içinde olanlar hoşlanmasalar bile, o nihâî galibiyet ve zafer inşaallah Allah'ın bu kaderiyle müslümanların olacaktır.''
Bu müjdedir!
Ondan sonra gelen âyet-i kerîmede;
Yâ eyyühe'llezîne âmenû.
''Ey iman edenler!''
Hel edüllüküm alâ ticâretin tüncîküm min azâbin elîm.
''Sizi âhirette büyük bir cezaya ve elim bir azaba uğramaktan kurtaracak; vebalden, mesuliyetten, Allah'ın hışmına, kahrına, gazabına uğramaktan kurtaracak bir çalışma, bir alışveriş, bir ticaret size öğreteyim mi? Onu size irşat edeyim, bildireyim mi, delâlet edeyim mi, kılavuzluk edeyim mi?..'' buyuruyor. Allah celle celâlühü kullarına yapmaları gerekli vazifeyi, bir mânevî alışveriş olarak takdim ediyor. ''Siz böyle yapın, ben de onun karşılığında mükâfatını size vereceğim!'' diye.
''Yapılması gerekenleri ondan sonraki âyet-i kerîme sıralıyor:
Tü'minûne billâhi ve rasûlihi
"Allah'a ve onun gönderdiği elçisine, sapasağlam kavî bir iman ile inanırsınız, bağlanırsınız.''
Ve tücâhidûne fî sebîlillâhi bi-emvâliküm ve enfüsiküm.
''Ve Allah'ın yolunda mallarınızı sarf ederek, canlarınızı feda ederek cihat edersiniz.''
Zâliküm hayrün leküm in küntüm ta'lemûn.
Evet, burada çalışmamızın içinde bir mal kaybı ve can telefi görülüyor. Büyük masraflar ve şehit olmalar, hayatını kaybetme olayları görülüyor ama, eğer irfan gözüyle bakılır ve gerçekleri tartan bir vicdanla iyice tartılır ve iyice anlaşılırsa, bu sarfın daha hayırlı olduğu aşikârdır. Bu malları vermek ve bu canları fedâ etmek daha hayırlıdır. Bu mallar verilecek ve bu canlar Allah yoluna îsar olacak, feda olacak; bu daha hayırlıdır.
Neden?
Arkasındaki âyet-i kerîme bunu beyan ediyor. Bu dünyadan mal gidecek, sonunda insanın canı da gidecek, canı da feda olacak ama;
Yağfirleküm zünûbeküm.
''Bilerek bilmeyerek zünûbünüzü, günahlarınızı Allah affedecek.''
Ve yüdhilküm cennâtin tecrî min tahtihe'l-enhâr.
''Aşağılarından şırıl şırıl cennet ırmaklarının aktığı cennet bahçelerine, köşklerine Allah dahil edecek. Bu mücahitleri, bu fedakârları, bu münfikleri, infak edici, ihsan edici, masraf yapıcı, Allah yolunda malını hizmete koyucuları cennetine sokacak.''
Ayrıca,
Ve mesâkine tayyibeten fî cennâti adn.
''Adn cennetlerinde çok hoş meskenler, köşkler ihsan edecek.''
Zâlike'l fevzü'l azîm.
''Bu çok büyük bir feyzdir, çok büyük bir kazançtır, çok güzel bir sonuçtur.''
Çok güzel bir ticarettir ki, cüz'î bir mal veriliyor, nâçiz bir can veriliyor ama arkasından ebedî saadet ve bu büyük mükâfatlar alınıyor.
Ve uhrâ tuhibbûnehâ.
''Bundan ayrı seveceğiniz bir müjde daha var.''
Nasrun minellâhi ve fethun karîb.
''O da; Allah yolunda cihat edilince, malla canla çarpışılınca, Allah'ın nusreti gelecek ve büyük bir fütûhât hâsıl olacak.''
Peygamber Efendimiz'in zamanında olduğu gibi, inşaallah bu hareketin yapıldığı her devirde o malla canla cihadın arkasından böyle bir nusret ve inşaallah feth-i mübîn hâsıl olacaktır.
Ve beşşiri'l mü'minîn.
''Ey Resûlüm, mü'minleri, bu güzel durumla müjdele. Bunlara nail olacaklarını kendilerine müjdele, bildir!''
Yâ eyyühe'llezîne âmenû.
Ondan sonra surenin sonuncu ayetinde, hitap tekrar mü'minlere dönüyor.
Kûnû ensârallah.
''Ey iman edenler, Allah'ın yardımcıları olun!''
Hâlbuki Allah-u Teâlâ hazretleri yardımdan münezzehtir. Allah'a kim yardım edebilir? Bütün güç kuvvet,''Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh'' iken, bütün güç kuvvet Allah'ın elinde iken, Allah'tan gücünü alan insanlar Allah'a nasıl yardım edebilir?
Burada çok büyük bir iltifat mevcut tabii. Allahu Teâlâ hazretleri dinine yapılan yardımı böyle tavsif ediyor. ''Allah'ın dinine yardım edin.'' demiyor, Allah'a yardım kabul ediyor. Yardım edenleri taltif için bu ifade kullanılmış -Allahu alem-
Kemâ kâle îse'bnü meryeme li'l-havariyyîne.
Tarihten bir misal;
İsâ aleyhisselâm da, tek başına peygamber olarak gönderildiği zaman kendisine yardımcı aradı. Havârîler ki; onlar dere kenarında çamaşır yıkayan işçi kimselerdi, sâde vatandaşlardı, o ülkenin bîçâreleri gibiydi. Güçlü kuvvetli, zengin, varlıklı, komutan, hükümdar veya vezir durumunda insanlar değillerdi. Sıradan, sâde, Allah'ın mübarek sevgili kullarıydı. Onlara Hz. İsâ dedi ki;
Men ensârî ilallâh.
''Allah'ın vuslatına giden yolda, hizmetini yapma esnasında bana kim yardım edecek?''
Kâle'l-havariyyûne nahnu ensârullah.
''Havarîler, ‘Tamam biz Allah'ın yardımcısıyız.' dediler.''
Fe âmenet tâifetün min benî isrâîle.
''Bu, dünyadaki kulların mükellefiyet sırrı icabı, bu tebliğin karşısında serbestlik olduğundan, kulların bir kısmı iman ettiler Hz. İsâ'ya ve havarîlerinin çalışmalarına müspet tavırla geldiler, davetine icabet ettiler, müslüman oldular, imana geldiler, Allah'ın yoluna girdiler.''
Ve keferet tâifeh.
''Bir kısmı da teferrüd eyledi, inat eyledi, kâfir oldu, âsi oldu, bağî oldu, itiraz etti, mücadele etti.'' İki gruba ayrıldı: İnananlar ve inanmayanlar...
Ama;
Fe-eyyedne'llezîne âmenû alâ adüvvihim fe-asbahû zâhirîn.
''Allah celle celâlühü, iman edenleri te'yid eyledi, takviye eyledi; onlar galip geldiler.''
Galebenin, zaferin, muvaffakiyetin, müjdenin, güzel sonucun, dünyevî ve uhrevî mükâfatın sonucu; Allah cephesinde olmak, Allah'ın sevdiği çizgide olmak, Allah yolunda malıyla, canıyla cihat etmek... Bu da bir tebliğ oldu.
Allahu Teâlâ hazretleri bizi kendisinin bu davetine icâbet edenlerden eylesin.
Bi hürmeti esrâri's-sûreti'l fâtiha!..
23.08.1996 -
İçkinin Kötülüğü, Sarhoşluktan
15.03.1997 -
Asıl Sevgi Aşk-ı
