İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

15.03.1997 - Sevginin Çeşitleri

15.03.1997 - Sevginin Çeşitleri
Günün Sohbeti

15.03.1997 - Sevginin Çeşitleri

10.10.2024
14 dk 58 sn

Bismillahirrahmânirrahîm.

Üzerimize saçtığı sonsuz nimetlerinden dolayı Rabbimiz'e tâkatimizce hadsiz hesapsız hamd u senâlar olsun. O'nun âlemlere rahmet olarak gönderdiği habîb-i edîbi, serverimiz, önderimiz Muhammed-i Mustafâ'sına içten, candan salât u selâmlar olsun.

Bugün burada en yaygın, en mühim, en tatlı duygulardan biri olan sevgi konusunda konuşmak üzere bulunuyorum.

Sevgi müslümanın nazarında nasıl bir şeydir; makbul müdür, merdut mudur, yasak mıdır, haram mıdır, mübah mıdır, helal midir? İslâm'da yeri var mıdır, yok mudur?

Önemli bir konu.

Sevginin evrensel ölçüler içerisinde insana rûhî bakımdan, bedenî bakımdan ne kadar faydalı olduğu bilinen bir husustur.

İnsanın güzel bir zevki varsa, tabiatı güzelse -tab'ı selîm diyoruz- bazı şeyleri sever. Her duyu idrak ettiği şeyi sever. Mesela göz güzel renkleri, güzel şekilleri sever. Burun güzel kokuları sever. Peygamber Efendimiz; "Sizin dünyanızdan bana üç şey sevdirildi. Birisi güzel koku." buyuruyor.

Burun güzel kokuyu sever. Hele pahalı, iyi cins bir koku alırsan; "Aman ne güzel kokuymuş, bana da ver." derler hemen. Yani seviliyor. Güzel koku arıyı çiçeğe celbeder. Hayvanlar da dayanamıyor, onlar da güzel kokulu çiçeklere geliyor. Çiçeğe, kendisine müşteri çekmek için Allah'ın verdiği imkân.

Sonra insan, lezzet aldığı güzel yiyecekleri sever Tatlı olma şartı yok; ekşiyi de, acıyı da, turşuyu da sever.

"Ben acıyı çok seviyorum, Arnavut biberine bayılıyorum. Akşama kadar, ertesi güne kadar dudaklarım yanıyor ama seviyorum."

Hoşuna gidiyorsa tatlı olması şart değil. İnsan sever, sevebilir.

Güzel sesleri; kuş sesini, su şırıltısını sever. "Müzik ruhun gıdasıymış" diyorlar. İnsan güzel sesleri, güzel sözleri sever. Yumuşacık şeyleri, cilâlı şeyleri, serin şeyleri, sıcak şeyleri, ipeği, kürkü sever. Olabilir, bunlar da insanın tabiatının, zevk-i selîminin, tab-'ı selîminin meyilleri. Bunlar olabilir, normal olarak sevilebilir. Ama bir ölçü dairesinde olması, aşırı olmaması lazım!

Biz sevgiyi İslâmî bakımdan inceliyoruz ama İslâmî olmayan sevgiler de vardır, onları da hatırlatalım. Bir Arap atasözü var:

Men lem ya'rifi'ş-şerra yaka'u fîhi. "Şerri bilmeyen içine düşer."

Şerrin ne olduğunu da bilecek ki yapmasın. Şu sevgiler tamam; arkadaşımızı, babamızı anamızı, eşimizi dostumuzu, çoluk çocuğumuzu seveceğiz. Bunlar tamam ama makbul olmayan sevgileri de öğrenelim ki yanlış bir iş yapmayalım.

Hadîs-i şerîflerde, âyet-i kerîmelerde ikaz edilen makbul olmayan sevgiler var. Birçok kimse bu sevgilere takılıyor, birçok kimse bu sevdalara düşüyor ama makbul değil.

Hubbü'd-dünyâ re'sü külli hatîetin. "Dünyayı sevmek bütün kötülüklerin kaynağıdır, başıdır, esasıdır."

Tabi, dünya dediğimiz "bu yerküre" demek değildir. Yaşadığımız hayatta insanın kalbini çelen şeyler dünyadır. İnsan burasını gaye edinirse, burası için çalışırsa, sırf burayı severse öbür tarafı, "öteki dünya" dediğimiz âhireti unutursa işte bu sevgi makbul bir sevgi değildir. Âyet-i kerîme var:

Züyyine li'n-nâsi hubbü'ş-şehevâti mine'n-nisâi ve'l-benîne ve'l-kanâtîri'l-mukantarati mine'z-zehebi ve'l-fiddati ve'l-hayli'l-müsevvemeti ve'l-en'âmi ve'l-hars. Zâlike metâu'l-hayâti'd-dünyâ, vallâhu indehû hüsnü'l-meâb.

"Nefsânî arzulara, kadınlara, oğullara, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşe, salma atlara, sağmal hayvanlara ve ekinlere karşı düşkünlük insanlara çekici kılındı. Bunlar dünya hayatının geçici nimetleridir. Halbuki varılacak güzel yer, Allah'ın katındadır."

Bu sayılan şeyler dünyada kalıcı şeyler, âhirete gitmeyen şeyler. İnsan malını mülkünü, parasını âhirete götüremiyor. Bunlar burada kalıcı, fânî şeyler. İnsanın asıl hedefi âhiret olmalı, bu dünyaya karşı zühd sahibi olmalı.

Zühd ne demek?

"Dünya sevgisinin insanın kalbine yerleşmemesi" demek.

"Dünya benim için önemli değil, mühim olan Allah'ın rızası. Benim için para mühim değil, mevki makam önemli değil. Günah işleyip de o parayı kazanacağıma, kazanmam daha iyi... Günah işleyip de, can yakıp da, zulmedip de o mevkiye çıkacağıma, çıkmam daha iyi." diyebilmek zühd.

Zühd, "gözünün tokluğu" demek, "dünyaya bakmaması" demek. Müslüman tok gözlü olacak. Tûl-i emel sahibi olmayacak.

Tûl-i emel kötü bir duygu ama ne olduğunu herkes çok iyi bilmiyor. Sordukça, inceledikçe o kanaate vardım. Tûl-i emel; "ölümün aniden geleceğini bilmeyip heveslerinin, arzularının yıllara doğru yayılması, uzayıp gitmesi" demek...

"Nasılsın, ne haber, ne yapıyorsun?"

"İyiyim. Bu sene şunu yapacağım, öteki sene şunu yapacağım, üç sene sonra bunu yapacağım, beş sene sonra çocuğumu evlendireceğim, on sene sonra hacca gideceğim, 15 sene sonra şunu yapacağım."

Nereden biliyorsun? O vakte kadar kalmaya senedin mi var?

Tûl-i emeli var, "yaşayacağım" sanıyor. Halbuki ölüm birden, aniden gelir; hiç belli olmaz. Ummadığın zamanda, ummadığın yerde gelir. Harıl harıl, cıvıl cıvıl yaşama faaliyeti içindeyken ansızın başına gelebilir.

İnsanın tûl-i emeli içinden çıkarması lazım. "Ölüm her an gelebilir." diye hazırlanması lazım! Bu önemli bir duygudur; iyi bir müslüman için çok önemli bir duygudur. Tûl-i emel defterini düreceğiz, emellerimizi çok uzak tutmayacağız, müteyakkız olacağız; "ölüm her an gelebilir" diye hazırlıklı olacağız.

Bu dervişliğin, tasavvufun çok çeşitli tarifleri vardır da boyumun küçüklüğüne, haddime bakmadan bir tarif de ben ekliyorum:

"Dervişlik ölüme hazırlıklı olmak demektir." diyorum.

Şu anda, 'Gel bakalım âhirete!' deseler, hazırlıklı mısın?

"Değilim hocam! Daha çocuğu evlendirmedim, borcumu ödemedim, şu işim var, bu işim var. Aman hocam dur, ne diyorsun? Hiç olmazsa üç beş gün daha yaşayayım."

Bu iyi bir derviş değil. Hakiki derviş, şu anda göçmek gerekse; "Tamam, olur, pekâlâ, hadi Allah'a ısmarladık!" diyebilecek insandır.

Dervişin birisi Ferîdüddîn-i Attâr'a gelmiş;

"Sen böyle yapabilir misin?" demiş. O da;

"Yapamam, sen yapar mısın?" demiş.

"Yapayım da gör." demiş.

Ferîdüddîn-i Attâr'ın dükkânında yere yatmış, kelime-i şehadet getirmiş, ruhunu teslim etmiş. Bu olay Ferîdüddîn-i Attâr'a bir tesir etmiş; ondan sonra hayatı değişmiş, Tezkiretü'l-avliyâ'nın sahibi Ferîdüddîn-i Attâr olmuş.

Bizim [Mehmed Zahid] Hocamız'ın hocası Tekirdağlı Mustafa Feyzi Efendi var. Onun kardeşi Tekirdağ müftüsüydü. Kendisi şeyh, hocamızın şeyhi. Çok cömert insanlarmış, çok asil bir aile imiş; Allah şefaatlerine erdirsin. Bizim ihvanımızdan bir hacı amca vardı. Onun babasıyla birisi bu zâtı -Tekirdağ müftüsünü- ziyarete gitmişler. Çok mühim bir olay; tûl-i emelle, ölüme hazırlıklı olmakla ilgili çok sevdiğim bir hadise bu. Konuşmuşlar, vedalaşmışlar, çıkarken birisini geri yanına çağırmış. Bu bizim hacının babasını değil de ötekisini. Müftü efendi; "Gel" demiş, fısıltı ile kulağına bir şeyler söylemiş. O da;

"Hay hay efendim, nasıl uygun görürseniz, pekâlâ, baş üstüne!" demiş, dışarıya çıkmış.

Bu bizim hacının babası sıkıştırmış:

"Ne dedi?" diye sormuş.

"Sır, söyleyemem! Seni çağırmadı, sırf beni çağırdı; sır, söyleyemem!"

"Ya söyle!"

"Söyleyemem!"

"Allah aşkına söyle!"

Allah'ın aşkı ileri sürüldü mü başka. Peygamber Efendimiz; "Allah'ın aşkıyla bir şey isteyen mel'undur, Allah'ın aşkı ileri sürüldüğü halde vermeyen de mel'undur." diyor Bu işin şakası yok, bu ciddi bir iş. "Allah aşkına söyle!" deyince, demiş ki;

"Müftü efendi bana; 'Biz yarın âhirete göçeceğiz. Seninle çok yakın ahbap ve arkadaşız, çocukluğumuz beraber geçti. Yarın âhirete sen de benimle gelir misin?' dedi. Ben de, 'Baş üstüne, nasıl emrederseniz, olur efendim!' dedim."

Bizim komşu hacı amca yemin ediyor;

"Tevbe vallah, ertesi gün ikisi birden öldü." diyor.

Dervişliği görüyor musunuz? Kim yapabilir? İçimizden yapabilecek bir kimse var mı?

Herkes kendi kendine sorsun. Parmak kaldırmasın, ortaya çıkmasın çünkü yapabiliyorsa aferin, gizli kalması daha iyi.

Kim yapabilir?

"Tamam, efendim, yarın geliyorum sizinle." deyip de ölüme gidiyor, âhirete gidiyor.

"Tevbe vallah, müftü efendi de öldü o da öldü." diyor.

Evliyânın haline bak! Âyet-i kerîme var:

Vemâ tedrî nefsün bi-eyyi ardın temût. "Nefis hangi toprakta öleceğini bilmez."

Bilmez ama umûmî olarak bilmez, Allah bildirirse biliyor işte. Bak, bir gün önceden öleceğini biliyor, arkadaşını da yanına çağırıyor: "Sen benimle iyi arkadaşsın, gençliğimiz beraber geçti, hadi gel beraber ölelim." O da "Olur." diyor.

Neden?

Allah'ı seven insan korkmaz da ondan.

Muhterem kardeşlerim!

"Dünyada ne insanlar yaşamış, anlaşılsın" diye söylüyorum.

Kötü sevgilerden birisi de uygun olmayan insanları sevmektir.

"İslâm sevgi dinidir."

Her zaman değil, dur bakalım; sevgisi de var bu işin, kızması da var.

"İslâm müsamaha dinidir."

Tamam ama her zaman değil, o kadar da uzun boylu değil.

Bizim Ali Yakup [Cenkçiler] Hoca -rahmetullahi aleyh-, çok mübarek bir insandı. Bir bilimsel toplantıya katılmış. Ondan önce birisi mikrofonda konuşurken;

"Ben filanca ülkeden arkadaşınız. İsmim Ya'kuuub..." demiş.

Ondan sonra sıra bizim Ali Yakup Hoca'ya gelmiş. Mübarek çok ârif, zarif bir insandı. O da çıkmış;

"Ben de Türkiye'den, Balkanlar'dan, Arnavut asıllı kardeşiniz... Benim ismim de Yakup ama o kadar uzun değil!" demiş.

İslâm'da sevgi var ama o kadar uzun değil. İslâm'da müsamaha var ama o kadar uzun değil. Her şeyin ölçüsü var. İslâm orta yol, denge yolu; günahkârı, uygun olmayan insanları sevmek yok.

Bir de bazı şeyleri aşırı, ölçüsüz, haddinden fazla sevmek; o da makbul bir şey değildir. Mesela fazla yemek; oburluk diyoruz, buna şehvetü'l-batn "midenin şehveti" derler. Mesela şehvetü'l-ferc. Mesela, hırsü'l-mâl. Herkes malı sever de ama insaf, bununki artık hırs derecesinde. İşte o makbul değil.

Mal, mül, zenginlik vesaire hepsi geçici. Yunus'un sözünü söylemeden geçemeyeceğim:

Mal sahibi, mülk sahibi,

Hani bunun ilk sahibi.

Mal da yalan mülk de yalan.

Var biraz da sen oyalan.

Ne güzel söylemiş, vaaz gibi söz. Kısaca bitiriyor: "Mal da yalan, mülk de yalan. İnanmıyorsan, var biraz da sen oyalan; sen de sonradan pişman olursun." diyor. Ölçülü olacak.

Hubb-u câh, "mevki, makam sevgisi."

İslâm'da vazife istenmez. Verilirse Allah'tan yardım istenir, yapılmaya çalışılır.

İmâm-ı Âzam Efendimiz'i kadı yapmak istediler razı olmadı, "istemem" dedi. İstenmez.

Sonra, hubb-u riyâset. "Başkanlık isteği" Hadîs-i şerîf var: Peygamber Efendimiz;

"On kişi veya daha fazla kişiye başkanlık eden her kişi -iyi insan olsun, kötü insan olsun- mahşer yerine esir gibi, suçlu gibi elleri bağlı olarak gelecek, Eğer başkanlığını güzel yapmışsa, mahşer yerinde elleri çözülecek, eğer vazifesini suistimal etmiş, güzel yapmamışsa, nüfuzunu, kuvvetini, başkanlığını kötüye kullanmışsa, bağ üstüne bağ atılıp cehenneme atılacak." diyor.

Bunlar makbul olmayan sevgiler. Demek ki makbul olan sevgiler var, makbul olmayan sevgiler var.

Allah hepinizden razı olsun.

es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
25.02.2000 - Müslüman Kardeşin Müslüman Kardeşe Duası, Tövbe, Helal ve Haram Lokma
30.10.20269 dk 57 sn
03.02.1992 - Tasavvufun Kuran Ve Sünnetin İçinde Olması
18.10.202614 dk 57 sn
09.05.1997 - İslamın Üstünlüğü
09.09.20268 dk 20 sn
00.00.1994 - Tasavvuf, Güzel Ahlaklı Olmak, İlmiyle Amel Etmek
16.07.202614 dk 51 sn
00.02.2000 - Cehennem, Magfiret, Müminlerin Affedilmesi, Kıyamet Alametleri
04.06.20267 dk 12 sn
07.11.1997 - İbadetleri Ölçülü Yapmak, Cahilin İbadeti, Alimin İbadeti, İcadlar Yapın, Dünyaya Açılın
05.02.202615 dk 5 sn
02.01.1983 - Hz. Ademin Tevbesi
15.04.20265 dk 33 sn
04.11.1994 - Din Hakkında Konuşanları Kuran Süzgecinden Geçirme
26.04.202613 dk 23 sn
22.10.1989 - Peygamber Efendimizin Yemedikleri, Diş Temizliği, Misvakın Önemi
07.09.202513 dk 42 sn
06.01.1992 - İslam Merhamet ve Sevgi Dinidir
21.10.20266 dk 2 sn
00.00.1994 - Tasavvufun Tarifleri
02.09.202614 dk 56 sn
13.11.1992 - Mehmed Zahid Kotku Anma, İslam Sevgi Dinidir
14.07.202611 dk 8 sn
06.04.1995 - Müslüman Nasıl Olmalı, Ölüme Hazırlıklı Olmak, Kendini Yetiştirmek
26.11.202510 dk 25 sn
17.06.1998 - İman Etmenin Önemi
26.10.20248 dk 44 sn
15.07.1995 - Sahih Kaynak, Sünnetin Önemi
06.07.20255 dk 2 sn
00.00.0000 - Gece İbadetinin Önemi
04.03.20264 dk 22 sn
14.03.1997 - Kuran ve Sünnete Sarılmak, Sahih Kaynak, Buhari
15.07.20255 dk 53 sn
07.11.1997 - Alimin Uykusunun Önemi, Namazı Cemaatle Kılmak, Kıyafette Ölçü
02.07.202613 dk 55 sn
02.05.1997 - Alimliğin Önemi, Alimlerin Yapmaması Gerekenler, Aileyi İlme Teşvik Etmek
01.08.202610 dk
23.11.1995 - Tasavvufta İnsanın Gayeye Ulaşması İçin Yapması Gereken Allahı Anmaktır
25.05.20246 dk 57 sn
AKRA