23.09.1984 - Medine Hurmasından 7 Tane Yemek, Tabağı Sıyırmak, Hırsızın Getirdiğinden Yemek

23.09.1984 - Medine Hurmasından 7 Tane Yemek, Tabağı Sıyırmak, Hırsızın Getirdiğinden Yemek
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîne hamden kesîran tayyiben mübâreken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn.
Emmâ ba'd.
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Men ekele seb’a semerâtin mimmâ beyne lâbeteyi’l-medîneti ale’r-rîki lem-yedurruhû yevmehû zâlike semmün ve-lâ sihrün ve-in ekelehâ hîne yümsî lem-yedurruhû semmün hattâ yüsbiha.
Bu hadis-i şerif Ahmed b. Hanbel’de var. Âmir b. Sa’d babasından naklen rivayet eylemiş. Medine hurması yemekle ilgili bir hadis-i şerif. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuş li:
“Kim şu Medine’nin iki harresi arasındaki hurmalardan aç karnına yedi tane yer de.”
Lâbe, harre demek. Medine-i Münevvere’ ye gidenler gezmiş ve dikkat etmiş ise Medine-i Münevvere’nin Kuba tarafında yani garp tarafında kara kayalık bir yer var. Ama nasıl kaya! Yerden püskürmüş gibi pütür pütür; üstünde insan yürüyemez, deve yürüyemez, vasıta geçemez böyle sivri sivri, acayip bir kayalık var. İnsan da yürüyemez sıcaktan kızar. Zımpara taşını büyütün; böyle çok büyütün. Zımpara taşı gibi bir kayalık; kapkara. İnsan oradan gelemez. Tabii bir sur gibi. Düzlük ama buyur bakalım yürüyebilirsen yürü. Hadi bakalım deveni sürebilirsen sür. Yürüyebilirse yürüsün, yürüyemez. Harreyi şarkıyye harreyi garbiyye. Garb’ında da Şark’ında da var, arasında yol var. Oradan geçmiş Peygamber Efendimiz Kuba tarafından. Medine’ye öyle gelmiş.
Kuzey tarafı da açık; orayı da malum Hendek savaşında hendek yapmışlar da düşman geldiği zaman müdafaa etmişler. İki tarafında harre dedikleri kara, taşlık ayak basılmaz, hayvan yürümez yerleri vardı Mekke-i Mükerreme’nin. Ama şimdi greyderi dayıyor, çatır çutur dağları deviriyor, binalar yapıyor. Ne dağı kalıyor ne ovası kalıyor belli olmuyor. Ama eskiden böyleydi.
“Kim aç karnına, iştahı varken, bir şey yememişken iki harre, taşlık mevkiinden, hurmalarından yedi tanesini yerse o gün ona sihir ve zehir dokunmaz.”
Medine’nin hurması böyle güzeldir; hacılar da oradan alırlar, “Peygamber Efendimiz bilhassa acve hurmasını methetmiş.” diye onu ararlar veya Medine’nin hurmasından alırlar. Burada da hurma var ama Medine'nin hurmasından alırlar, getirirler. Kendilerine “hoş geldin” diyenlere ikram ederler.
Men ekele fî kas’atin sümme lehısehâ istağferet lehu’l-kas’atü.
Bu da yine yemek yemekle ilgili bir hadisi şerif. Peygamber Efendimiz buyurmuş ki:
“Kim bir tabaktan bir yemek yerse, bitirdikten sonra da tabağını yalarsa tevazuundan dolayı ve Allah'ın kendisine ikram ettiği bu nimeti büyük gördüğünden dolayı, kadrini kıymetini bildiğinden dolayı yalarsa; ona o tabak istiğfar eder." ‘Yâ Rabbi! Sen bu kulunu bağışla! O; tevazu sahibi, taama hürmet ve izzet eden bir kimse.’ diye.
Öyle yapmazsa artık bırakırsa şeytan onu yer, beslenir, kuvvetlenir, insanı azdırır. Tabağın içinde bir parça kalması kibarlık sayılıyor. İslâm nerede, zamanın medeniyet denen şeyi nerede! Sıyırmak, yalamak, temizlemek, tavsiye edilmiş; israf etmemek, yere düşeni bile almak tavsiye edilmiş. Şimdi yarısını yemiyor, atıyor.
Üniversitedeyken bizim fakültede yemek çıkardı. Böyle herkes sıraya girip tepsiye yemeği alır, otururdu. Ben görmedim, arkadaşlar anlatmışlardı: Birisi gelmiş, üç kap yemeği almış, tepsiyi masaya koymuş. -Masalar sekiz on kişilik.- Ekmeği, çatalı ve kaşığı almış. Karşısındaki talebe de ekmeğin bölünüşünden, içini çıkartışından, çatalı silişinden kalkmış, patlatmış:
“Bu temizlik malzemesi mi? Bu ekmek! Sen bununla çatalı siliyor; ondan sonra da kâğıt parçası gibi atıyorsun!”
Şimdi öyle; yarısını bırakıyorlar. Askerlikte devlet bize üç kap yemek veriyor; bazısı “Hamur olmuş.” diye, burun kıvırıyor. Bir arkadaş dayanamadı; “Ya evinde sen bu kadar güzel yemek yiyebiliyor musun? Üstelik üç kap çıkıyor.”
Bir şey beğenmezler, tabağın yarısını bırakırlar. Açlık nedir, bilmiyorlar. Git bakalım Afrika’yı gör. Orada insanların açlıktan kuruyup çukurlara düştüklerini, bir deri bir kemik kaldıklarını, şuurlarını kaybettiklerini gör. Git bakalım harp darp olan yerleri gör. O zaman öyle yapar mısın.
Yapıyorlar işte. Bu nesil, eskilerin çektikleri ıstırapları çekmedi. Bizden öncekiler; İstiklâl Harbi derken daha evvel Balkan Harbi derken, Trablusgarb Harbi derken, Cihan Harbi derken, daha önce Moskof hücumu derken, şunu derken, harp darp içinde yetişmişler. Yoksulluğun her çeşidini görmüşler. Babalar harbe gitmiş, evde analar dul kalmış, çocuklara onlar bakmışlar. Dokuma tezgâhlarında kumaşları kendileri dokumuşlar. Kendileri yiyeceklerini yapmışlar, yemişler.
Şimdiki neslin bundan haberi yok.
Anası babası zengin çocuklar, ekseriya şımarık oluyor. Arabaları alıyorlar, birbirleriyle tokuşturuyorlar. İkisi de sürüyor sürüyor Moda Koyu’nda, Kalamış Koyu’nda çarpıştırıyorlar. Bakalım hangisi koç gibi daha dayanıklı diye arabalarını çarpıştırıyorlar.
Neden?
Ekmek elden su gölden; hayatın acı tarafını bilmiyor. Allah bildirmesin, akıl fikir versin, düzeltmek nasip etsin; şımarık yetişiyorlar.
İmam Gazali diyor ki:
“Zengin olsanız bile çocuğunuza bazen katıksız ekmek verin, onu bazen aç bırakın.”
Sen Kur’an’ı bilmiyorsun, keyfince vakit geçirmek istiyorsun. Bak o yoksul ama Allah’a itaatkâr. “Elhamdülillah” diyor. "Helal olsun, haram olmasın." diyor. Razı... Çalmıyor, çırpmıyor. Çalsa çırpsa, gayrimeşru kazanç yollarına sapsa belki kazanacak ama öyle yapmıyor, helâl lokma yiyor.
Çok azaldı. Haramı düşünen insanlar azaldı. Ama “Herkes öyle gidiyor.” diye bizim de öyle gitme mecburiyetimiz yok. Biz helale dikkat edelim ve çocuklarımızı böyle yetiştirmeyelim. Zengin olsak da çocuklarımız biraz fakirliğin hâlini bilsin; şımarmasınlar.
Gelelim bir başka hadîs-i şerîfe.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuş ki:
Men ekele ve hüve ya’lemü ennehâ serekatün fe-kad eşreke fî ismi sârikihâ.
Meymûne binti Sa’d radıyallahu anha’dan Ahmed b. Hanbel ve Taberânî rivayet eylemiş. Bu hadis-i şerif hırsızlama bir mal ile ilgili.
Men ekele. “Kim yerse.”
Neyi yerse?
Ve hüve ya’lemu ennehâ serekatün.
Peygamber Efendimiz, ne yerse onu söylememiş de...
“Kim bir şeyi yerse."
Ne halde yerse?
Ve hüve ya’lemü. "Bildiği halde."
Ve hüve ya’lemü ennehâ serekatün. "Hırsızlıktandır o yediği şey.”
Mesela birisi getirmiş; “Buyur ye” diyor. Kıs kıs gülüyor. Mesela; koca bir tepsi baklava getirmiş veyahut bir kovandan almış bir tekerlek balı tepsiyi koymuş; “Gelin arkadaşlar yiyelim.” deyip kıs kıs gülüyor.
"Ya sen nereden buldun? Senin kovanın yok, bir şeyin yok."
“Üzümünü ye bağını sorma. Hadi bakalım ye.” Gitmiş filancanın tarlasından, arıların kovanından bir tekerlek çıkarmış, koymuş tepsiye; ötekileri de davet ediyor. Çünkü hırsızlama geldi tepsi, bitmesi lazım, “Yiyin” diyor. Ötekisi de ve hüve ya’lemü. [Yani bal demiyor burada da ben misal olsun diye söylüyorum.]
Birisi bir şeyi ikram ediyor; ikram edilen şahıs da o şeyin çalıntı olduğunu bildiği hâlde, “Bana ne, o çalmış, hesabını o versin.” gibi bir düşünceyle veyahut hiçbir şey düşünmeden onu yiyor. O hırsızlama şeyi yiyor.
Ne olur?
Fe-kad eşreke fî ismi sârikihâ. “Hırsızlığın günahına ortak olur.”
Eşreke, “ortak olmak” demek. İştirak etmek demek. Kendisi çalmadı ama hırsızlama olduğunu biliyordu ve onunla beraber yediği için, o da aynen onun günahına iştirak eder.
Allah-u Tealâ Hazretleri sizi sırat-ı müstakimden ayırmasın. Sevdiği kul eylesin, mârifetüllaha erdirsin, aşkullâhu muhabbetullâhı gönlünüze yerleştirsin. Sevdiği işleri yapmanızı nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kulları olarak varıp cennetiyle cemâliyle müşerref olmayı nasip eylesin. Peygamber Efendimiz’e komşu eylesin.
Bi-hürmeti esrar-ı sûreti’l Fatiha.
23.11.1995 -
Allahın Sevdiği Kul
15.03.1997 -
Sevginin Çeşitleri
