İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

15.04.1994 - Hz. Alinin Hayatı

15.04.1994 - Hz. Alinin Hayatı
Günün Sohbeti

15.04.1994 - Hz. Alinin Hayatı

14.10.2023
14 dk 44 sn

Muhterem kardeşlerim,

Hepinize ne iyi dileklerimi, kalbi dualarımı arz ederim.

Alevîlik konusunu, Alevîliği aktüal bir hadise olarak almıyorum, Hz. Ali Efendimiz'e mensûbiyet olarak değerlendiriyorum. Bizim için büyük sosyal önemi olmasıdır. Yani önemli bir konudur. Bu konuda ilme ve araştırmaya dayalı, selahiyetli, sağlam bilgiler konuşulmaya başlanmalıdır, diye düşünüyoruz. Bunun memleketimize, halkımıza fayda sağlayacağını, mutluluk getireceğini düşündüğümüz için yapıyoruz.

Türk Edebiyatı'nda Hz. Ali Efendimiz'in sözleriyle ilgili bazı eserler vardır. Ben onların neşrini düşünüyordum. Mesela, Sad Kelime-i Hz. Ali isimli bir eser vardır. Sad, "yüz" demektir. Bir müellif Hz. Ali Efendimiz'in yüz sözünü almış, bunu Türkçe'ye tercüme etmiş, açıklamış. Güzel bir konu... Hz. Ali Efendimiz'in sözlerini açıklamış oluyor. Bu sevenlere bir malzeme teşkil eder.

Ben bunu düşünüp duruyordum. Ankara'da çok sevdiğimiz bir asker emeklisi talebemiz vardı. Askerde de başarılıydı ama emekli olduktan sonra bizim fakülteye geldi, üstün başarıyla mezun oldu. Kitaplar edindi, kütüphanesini zenginleştirdi. Kaynak eserleri aldı. Onun kütüphanesinde Irak'ta Şia'nın önemli merkezlerinden biri olan Necef'te basılmış bir eser gördüm. Hz. Ali Efendimiz'in bin tane vecizesini, sözünü ihtiva eden bu eserin fotokopisini alıp güzel bir cilt haline getirmiştim.

İşte, Hz. Ali Efendimiz'in sözleri ve fikirleri anlaşılsın, bilinsin ve yayılsın... Onunla ilgili bir sağlam malzeme terâküm etsin, biriksin, diye düşündük.

Hz. Ali Efendimiz hakkında kısaca bir özetleme yapmamız gerekirse:

Hz. Ali Efendimiz milâdî 598 yılında doğmuş; babası Ebû Tâlib Peygamber Efendimiz'in amcası ve onu himayesine alarak çok yardım etmiş olan bir kimse... Başkaları düşmanlık yaptığı zaman, onu korumuş ve kollamış olan bir kimse...

Ebû Tâlib'in pek çok çocuğu varmış; Hz. Ali Efendimiz de onlardan birisi... Peygamber Efendimiz de çok vefalı, çok ince düşünen, çok merhametli ve çok sâdık bir insan… Tabii her şeyi güzel, her şeyi örnek de akrabalarıyla ve kendisine yardımı olan insanlarla ilişkisi ömrünün sonuna kadar çok muntazam bir şekilde devam etmiş olan bir insan...

Mesela, Medine'ye geldiği zaman, doğrudan doğruya Medine'ye girmemiş, Kuba Mescidi'nin olduğu mıntıkada, Kuba köyünde konaklamış. Sonra, hayatının sonuna kadar her cumartesi günü Kuba'yı ziyaret etmeyi âdet edinmiş Peygamber Efendimiz. O kadar vefası var ki: İnsanlara da vefası var, mekâna da vefası var... Kuba köyünü ziyaret itiyadında imiş Peygamber efendimiz. Neden? Medineliler kendisini davet ettiler, kucak açtılar, yardımcı oldular, ensar oldular. O da ilk önce Kuba'ya geldi, ilk karşılanması orada oldu. Hatta biraz ilerisinde cuma namazı farz oldu, cuma namazı kıldılar, orada cuma mescidi var... Oraya her cumartesi gidiyor. Hadîs-i şerîf var;

"Kim cumartesi günü evinde sıkı bir şekilde temizlenir, gusül abdesti alır ve gider Kuba Mescidi'nde iki rekât namaz kılarsa, umre sevabı alır." diye ashabını da teşvik ediyor.

Ebû Tâlib'in yanına gitmişler;

"Evlâd ü iyâliniz çok, ev kalabalık... Yardımcı olalım. Bir tanesini ben alayım, bir tanesini Cafer-i Tayyar Hazretleri alsın" demişler.

Neticede Hz. Ali Efendimiz küçük bir çocukken, Peygamber Efendimiz alıyor. Bir taraftan amcasına vefa borcunu ödüyor; amcası ona bakmıştı, o da amcasının çocuğuna bakıyor. Ama bir taraftan da bu Hz. Ali Efendimiz için çok büyük bir şeref... Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in erkek evlâdı yok ama âdetâ evlât gibi onun yanında büyümüş bir insan Hz. Ali Efendimiz r.a ve kerremallâhu vecheh.

Tabii Peygamber Efendimiz'in aslında yeğeni ama evlât gibi yanında büyümüş ve Medine-i Münevvere'ye hicret ettikten bir sene sonra kızı Fatımatü'z-Zehrâ ile evlenmek şerefine ererek Peygamberimiz'in damadı olmuş. Peygamber sallalahu aylehi ve sellem Efendimiz'in sülâlesinin bu günlere kadar dallanıp, şecere-i nesl-i pâk-i Muhammedî'nin buraya kadar ve ilâ âhiri'l-eyyâm ilerlemesine vesile olmuş bir menba oluyor Hz. Ali Efendimiz...

Kendisi esmerce, sağlam vücutlu bir zât-ı muhterem olup, son derece cesur olduğu, kahraman olduğu ve Bedir, Uhud, Hendek harpleri dahil hemen hemen, -eğer Peygamber Efendimiz başka görevle görevlendirmemiş ise- bütün savaşlarda bulunmuş ve çok üstün başarılar sağlamış bir insan olduğu ortada olan bir kimsedir.

Hayber gazası sırasında, Hayber kalesi kuşatıldığı zaman, Peygamber Efendimiz;

"Bu sancağ-ı şerîfi yarın öğle vakti Hayber kalesine hücum etsin ve onu fethetsin diye öyle bir şahsın eline vereceğim ki o Allah'ı sever, Allah onu sever." buyuruyor. Gece vakti bu sözü söylüyor. Herkeste bir merak;

"Acaba yarın Peygamber Efendimiz bu mübarek sancağını kime verecek?.." Allah'ı seven sahabe-i kiram ama Allah tarafından da sevildiği Peygamber Efendimiz tarafından tastik edilen kimse... Kim acaba bu?..

Hz. Ömer;

"Ömrümde hiç bir şeyi bu kadar arzu etmemiştim. ‘Yarın bu sancağı Peygamber Efendimiz bana verse' diye o kadar arzu ettim ki..." diyor.

Sonra ertesi gün olunca, Peygamber Efendimiz ashabına şöyle nazar eylemiş. Herkes, "Ben daha iyi görüneyim de beni seçsin!" diye biraz doğrulmuş. Bakınmış, bakınmış Peygamber Efendimiz, içlerinden birisini seçmemiş. Diyor ki:

"Ali nerde?.."

"Yâ Resûlallah! Gözünde muazzam bir ağrı çıktı. Gözü ağrıyor, çadırda yatıyor, hasta..." diyorlar.

"Çağırın onu bana!" diyor.

Çağırıyorlar. Mübarek gözlerini meshediyor. Ağrısı geçiyor. Sancağı ona teslim ediyor. Peygamber sallalahu alyehi ve sellem Efendimiz'in tastiki ile Allah tarafından sevilen bir insan olduğu böylece görülmüş oluyor. Hz. Ali Efendimiz, Allah'ı seven ve Allah tarafından sevilen bir mübarek zât.

Tabii Aşere-i Mübeşşere'den... Peygamber Efendimiz, bir keresinde hurmalık bir bahçede otururken, yanındakilere bazı isimleri sayarak, "Şu cennettedir... Şu cennettedir... Şu cennettedir..." diye on kişinin ismini saydı. Bunlara "el-Aşeretü'l-mübeşşereti bi'l-cenneti fî hayatihî" "Sağlıklarında cennetle müjdelenmiş on kişi" denilir. Biz kısaca "Aşere-i Mübeşşere" diyoruz. Bunlardan birisi de Hz. Ali r.a Efendimiz'dir. Oradan da Peygamber Efendimiz'in tastikine mazhar olmuş bir kimsedir.

Peygamber Efendimiz;

"İstanbul'u fetheden komutan ne iyi komutandır, İstanbul'u fetheden ordu ne iyi bir ordudur." buyurdu diye Emevîler kaç sefer yapmışlar!.. İslâm orduları kaç defa İstanbul'u fethetmeye çalışmışlar, çalışmışlar, çalışmışlar da, sonunda fetih Fatih Sultan Muhammed Han cennetmekân'a nasip olmuş burayı fethetmek... Onun gibi bir şey... Hz. Ali Efendimiz de Aşere-i Mübeşşere'den, hayatında cennetle müjdelenmiş bir kimse...

İslâm'ı ilk kabul eden şahısların dördüncüsüdür, ilk çocuk. Çocuk olduğu halde İslâm'ı kabul eden, namaz kılmaya başlayan kimsedir. O hususta da çok hadîs-i şerîf var... Çocukluğundan beri İslâm'a bağlı olarak yetişmiş insandır. “Şâb'bün neşe-e fî ibâdetillâhi Teâlâ” Çok büyük bir sevaba nâil oluyor ve Arş-ı âlânın gölgesinde gölgelenip cennete giriyor. Çocukluğundan beri İslâm içinde yetişip, gelişip hayatını böyle tamamlayan bir insan olduğu için, Hz. Ali Efendimiz bu bakımdan da özel ve önemli bir zât-ı muhterem...

Halifelerin de dördüncüsüdür. İlk müslüman olanların dördüncüsü, el Hulefâ-yi Râşidîn râşid olan halifelerin de dördüncüsü... 654 Hicri tarihinde, 24 Haziran'da Hz. Osman-ı Zinnureyn'nin şehadetinden sonra halife oldu. Ve 661 yılında şehit edilerek hayatını tamamladı. Abdurrahman İbni Mülcem adında bir Haricî tarafından şehit edildi. Şehit edilmek de sıradan bir ölüm değil, o da cennetlik olma alâmeti... Sıradan bir insan yatağında ölürse onun ne olduğunu bilemeyiz. Ama savaşta şehit olmuşsa şehitler hakkında çok hadis-i şerifler var. O belli. Onun için, şehâdet şerbetini de içmiş bir mübârek zât Hz. Ali Efendimiz...

Son derece edîb bir insandır. Son derece fasîh ve belîğ bir insandır.

"Emîrü'l-mü'minîn ve seyyidü'l-büleğâ..." "Beliğ insanların da önderi, efendisi... " Gerçekten de nüktesi var, zerafeti var, belâğati var, fesâhati var; öyle bir insan... Allah şefaatine erdirsin!..

Kendisinin en çok sevdiği künyesi Ebû Turâb'dır. "Toprak babası" demektir. Çünkü bir keresinde evde biraz toz pembe, şeker renkli bir şeyler olmuş. Evden kalkmış, mescide gelmiş. Oraya uzanmış. Peygamber Efendimiz de eve gittiği zaman kızı Fatımatü'z-Zehrâ'ya... Onun da cennetlik olduğu Peygamber Efendimiz tarafından müjdelenmiştir. Bellidir, cennet hatunlarındandır.

"Kızım, Ali nerede?.." deyince;

"Baba, biraz aramızda konuşmalar oldu, asabileşti kalktı gitti." demiş.

Mescide gitmiş, uzanmış, orada uyumuş. Peygamber Efendimiz yanına gittiği zaman:

"Kalk ya Ebû Turâb!.." demiş. Biraz böyle yatıp topraklandığı için, "Ey toprak babası, kalk!" demiş. Artık o latife yollu bir iltifat olduğu için, Hz. Ali Efendimiz'in en çok sevdiği lakaplardan biridir.

Bir lakabı da "Esedullah"'tır. Bendenizin adı Es’ad, "ayn" ile, "es"ten sonra bir kesme işareti ile yazılır. Es'ad, "en mutlu" demektir. Esed, "arslan" demektir, aynsız. Elif, sin, dal ile olursa Esed demek. Esedullah, "Allah'ın arslanı" demektir.

Yine Araplar'ın arslana verdikleri bir başka isim var, o da Haydar'dır. Onun için Hz. Ali Efendimiz'in bir sıfatı da Haydar'dır. Hatta bazen "Haydar-ı Kerrâr" derler. Kerrâr, "düşmana tekrar tekrar hamle yapan" demektir. Öyle bir arslan ki tekrar tekrar, üst üste ileriye doğru hücum ediyor. Savaşta kerrârlık önemli...

Bir firar var... "Kerre ve ferre" var... Ker, "öne doğru hücum etmek"; fer, "geriye doğru kaçmak" demektir. Bu yüzden ferr iyi değildir.

"Firar, savaştan kaçmak büyük günahtır."

"el-Firârü yevme'z-zahf (mine'l-kebâir)"

Savaşta müsümanın, düşmandan geri kaçması ancak bir askerî hile için olabilir. Yoksa öleceğim diye düşmandan kaçılmaz. Onun için bizimkiler savaşı kazanmıştır. Düşmandan kaçmak büyük günah olduğu için direnmiştir, savaşmıştır.

Osmanlı ordusu mensuplarının, yeniçerilerin hepsi Hz. Ali Efendimiz'in dervişânıdır, onun hayranıdır. Onlar, savaştan kaçmak büyük günah olduğundan, bir taraftan da Hz. Ali Efendimiz Haydar-ı Kerrâr olduğundan, firar edici değil de öne doğru saldıran, kükreyen bir aslan gibi olduğundan direnmişler ve savaşmışlardır.

Şâh-ı Merdân'dır. Merd, Farsça "adam"; merdân da, "adamlar" demektir. Farsça'da çoğul takısı "ân" oluyor; zen "kadın", zenân "kadınlar" demektir. Şâh-ı Merdân, "mert insanların şâhı, mertlerin şâhı, mertlerin en önde geleni, mertlerin en üstünü" mânasına geliyor.

Bir de bununla müseccâ "Şîr-i Yezdân" tabiri vardır. Şîr, "arslan", Yezdân da, "Allah" yerine kullanılan bir kelimedir. Şîr-i Yezdân, Esedullah'ın Farsça'sıdır; "Allah'ın arslanı" demektir.

Şîr-i Yezdân, Şâh-ı Merdân, Haydar-ı Kerrâr, Ebû Turâb, Aliyyü'l-Murtezâ... İşte sıfatları bunlar.

Şâh-ı Velâyet'tir. Çünkü evliyâlık mertebelerinin yüksek noktalarındadır Hz. Ali r.a efendimiz.

Peygamber sallalahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki; "Salih insanların anıldığı yere Allah'ın rahmeti iner."

Onun için sanıyorum, böyle bir cennetlik, mübarek, salih büyüğümüzün hayatının ve mübarek fasih, beliğ sözlerinin anlatıldığı yere de Allah'ın rahmeti inecektir. Üstümüze, gönlümüze, kalbimize, içimize, dışımıza... Allahu Teâlâ hazretleri şefaatine nâil eylesin...

Allah hepinizden razı olsun.

Es-Selâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh…

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
25.02.2000 - Müslüman Kardeşin Müslüman Kardeşe Duası, Tövbe, Helal ve Haram Lokma
30.10.20269 dk 57 sn
03.02.1992 - Tasavvufun Kuran Ve Sünnetin İçinde Olması
18.10.202614 dk 57 sn
09.05.1997 - İslamın Üstünlüğü
09.09.20268 dk 20 sn
00.00.1994 - Tasavvuf, Güzel Ahlaklı Olmak, İlmiyle Amel Etmek
16.07.202614 dk 51 sn
00.02.2000 - Cehennem, Magfiret, Müminlerin Affedilmesi, Kıyamet Alametleri
04.06.20267 dk 12 sn
07.11.1997 - İbadetleri Ölçülü Yapmak, Cahilin İbadeti, Alimin İbadeti, İcadlar Yapın, Dünyaya Açılın
05.02.202615 dk 5 sn
02.01.1983 - Hz. Ademin Tevbesi
15.04.20265 dk 33 sn
04.11.1994 - Din Hakkında Konuşanları Kuran Süzgecinden Geçirme
26.04.202613 dk 23 sn
22.10.1989 - Peygamber Efendimizin Yemedikleri, Diş Temizliği, Misvakın Önemi
07.09.202513 dk 42 sn
06.01.1992 - İslam Merhamet ve Sevgi Dinidir
21.10.20266 dk 2 sn
00.00.1994 - Tasavvufun Tarifleri
02.09.202614 dk 56 sn
13.11.1992 - Mehmed Zahid Kotku Anma, İslam Sevgi Dinidir
14.07.202611 dk 8 sn
06.04.1995 - Müslüman Nasıl Olmalı, Ölüme Hazırlıklı Olmak, Kendini Yetiştirmek
26.11.202510 dk 25 sn
17.06.1998 - İman Etmenin Önemi
26.10.20248 dk 44 sn
15.07.1995 - Sahih Kaynak, Sünnetin Önemi
06.07.20255 dk 2 sn
00.00.0000 - Gece İbadetinin Önemi
04.03.20264 dk 22 sn
14.03.1997 - Kuran ve Sünnete Sarılmak, Sahih Kaynak, Buhari
15.07.20255 dk 53 sn
07.11.1997 - Alimin Uykusunun Önemi, Namazı Cemaatle Kılmak, Kıyafette Ölçü
02.07.202613 dk 55 sn
02.05.1997 - Alimliğin Önemi, Alimlerin Yapmaması Gerekenler, Aileyi İlme Teşvik Etmek
01.08.202610 dk
23.11.1995 - Tasavvufta İnsanın Gayeye Ulaşması İçin Yapması Gereken Allahı Anmaktır
25.05.20246 dk 57 sn
AKRA