15.05.2000 - Müslüman Kardeşe Yardım, Borç Vermek, Evlendirmek, Emr-i Maruf

15.05.2000 - Müslüman Kardeşe Yardım, Borç Vermek, Evlendirmek, Emr-i Maruf
Bismillâhirrahmânirrahîm.
El-Hamdü lillâhi Rabbi'l-âlemîne hamden kesîran tayyiben müberaken fîhi. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn.
Emmâ ba'dü:
Fekale Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.
مَنْ قَضَى لِأَخِيهِ حَاجَةً مِنْ حَوَايِجِ الدُّنْيَا، قَضَى اللهُ تَعَالَى لَهُ اثْنَيْنِ وَسَبْعِينَ حَاجَةً، أَسْهَلُهَا الْـمَغْفِرَةُ. خط عَنْ أَنَسٍ.
Men kadâ li ehîhi hâceten min havâici’-dünyâ, kadallâhü teâlâ lehü’sneyni ve seb’îne hâceten, eshelühe’l-meğfiratü.
Enes radiyallahu anh'den. Hatib-i Bağdadi rivayet eylemiş ki, Hatîb el-Bağdâdî kitabına yazmış Enes radiyallahu anh'ın rivayeti. Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuşlar bu hadîse göre;
Men kadâ li ehîhi hâceten. Kim, bir kardeşinin bir ihtiyacını görüverirse, sıkıntısını giderirse, işini hallederse, onun muhtaç olduğu bir konuda ona yardımcı oluverirse, buradaki kardeşten maksat din kardeşi Allahualem yani kan kardeşi, ana baba bir kardeşi demek değil de, müslüman kardeşinin bir işini görüverirse, bir ihtiyacını gideriverirse, bir konuda ona yardımcı oluverirse,
min havâici’-dünyâ, dünya hacetlerinden, dünya ihtiyaçlarından. Parası yok, borç veriyor. Yardıma muhtaç olmuş, yardımcı oluveriyor. Taşıyamayacağı bir yük var, onu taşıyıveriyor. Bin bir türlü, hayatın insanın başına getirebileceği, küçüklü büyüklü şeyler, hadiseler, olaylar. Bir kardeşinin ihtiyacını gideriverirse, görüverirse, dünyevi ihtiyaçlarından.
Kadallâhü teâlâ lehü. Allâhu Teâlâ da O'nun, hü’sneyni ve seb’îne hâceten. Yetmiş iki tane hacetini görüverir, hallediverir, çözümleyiverir, ona yardımcı olur Allah. Bire karşı yetmiş iki tane. Sen bir kardeşine bir borç verirsin, Cenâb-ı Hak da sana ,yetmiş iki tane ihtiyacın da yardımcı olur. O ihtiyacını gideriverir.
Eshelühe’l-meğfiratü. Bunun en basiti, en kolay tarafta, en önde gelen bir tanesi, yetmiş iki tanenin bir tanesi ,Allah'ın, o kulunu mağfiret eylemesidir. Ne kadar güzel. Yani Cenâb-ı Hakk'ın mağfiretine mahzar olacak. Sadece kardeşinin bir işini görüverirse.
Çeşit çeşit ihtiyaçlar beliriyor. Umumiyetle, borç para meselesi oluyor. Sıkışıyor. Borç para veriyor. Veyahut kızı evlenecek, oğlu evlenecek. Yardımcı oluyor. Veyahut değirmene çuval götürülecek, buğday öğütülecek, getiriliverecek. Ben zaten arabayla gidiyorum. At çuvalını, senin işinde görülsün bu arada, buğdayını öğütüveriyor.
Eskiden ben hatırlıyorum; üç gün uzaktaki köye, buğdayımızı övütmeye giderdi. Baya böyle torbasına azıklar, peynir, kuru ekmek bilmem ne doldururdu. Üç gün gider, üç gün gelirdi. Orada da kaç gün beklerse, nöbette bir buğdayı öğütecek. Bir kısmını da değirmenci, öğütme hakkı olarak alır. Çuval gelecek işte Ondan sonra ekmeğini kendisi yapacak, böreğini kendisi yapacak. Bilmem mesela hastalanmış, bahçesini sulayamamış, arkını açıveriyor, bahçesini sulayıveriyor. Yapacak durumda değil, hastanede kendisi. E sulamasa bahçesi kuruyacak falan, mesela. Yani buna benzer.
Veyahut bilmem çocuğu, bilmem mektebe götürülüverecek, o gün işi var, her gün kendisi götürüyordu, bugün götüremedi falan. Yani bugünkü şeylerden İslamic school'a gidecek çocuk, ötekisi götürüyor. Allah rızası için, mesela. Bin bir türlü şey. İnsan bazen sıkışır, daralır. Bir arkadaş da ona yardımcı olur. İşte bir işini görürse, 72 işini görüyor Cenâb-ı-ı Hak. 72 ihtiyacını gideriyor. Başta geleni, en basiti, afv u mağfiret olunması kulun. Ya Rabbi sen bizi affet, mağfiret et. Bağışla, kusurlarımızı diyoruz. İşte kusur affettirmenin kesin bir yolu, sen bir kardeşinin hizmetine gir, onun işini görüver Allah da seni affetsin. Daha affettikten gayrı, yetmiş bir tane de başka işini görecek. Başka derdini çözümleyecek.
Onun için birbirimize her yönden yardımcı olmaya çalışalım. Adamın bir sürü kızı var, farz edelim. Dört tane, beş tane kız var. Kapalı kızlar, Kur'an öğrenmişler, bilmem ne, hünerli. Oya yaparlar, dikiş dikerler, bilmem yemekleri güzel pişirirler, pırlanta gibi, namuslu. Öyle örtülü, beş vakit namazını hiç kaçırmamış falan. Eh kızların yaşları geçmeye başlamış. Gelmiş birisi 25'e, ötekisi gelmiş 27'ye, ötekisi gelmiş 29'a. E şimdi gidip, yalvarsın mı? Yalvaramaz ki kız. Sen birisine diyeceksin ki; kardeşim sen evlenmek mi istiyorsun?
Ben falanca yerde, bizim mahallede çok iyi kızları tanıyorum. Efendim çok iyidir, melek gibidir, dürüsttür, namusludur, dindardır, iyidir, hoştur, hünerlidir, hanım hanımcıktır, bir tanedir, melek gibidir, tamam. Hadi gel bunu iste filan. Al işte adamcağızın kimseye bir şey diyemediği bir işini hallediverdin. Çünkü böyle çok oluyor. Bana da müracaat ediyorlar yani. Bazen böyle. Diyorlar ki işte, umumiyetle böyle dürüst ailelerin, güzel kızları ne sebeple ise yani işte olmuyor. Onun için yardımcı olmak, al sana bir ihtiyaç. Ne kadar dua eder, ne kadar Allah razı olsun der.
Zaten aracılıkların en hayırlısı; nikah konusunda yapılan aracılıkmış. Bu hususta mümkün olduğu kadar gayret göstermek lazım. Buradaki kızlarımızın mutlaka, mutlaka, mutlaka iyi bir takım damatlarla evlendirilmesi lazım.
Çünkü burada kimle evlendirilecek?
Bir müslüman erkek, bir gayrimüslim kadın alabiliyor. Çünkü erkektir, evin reisidir, onu çekip çevirebilir. Ama kadın, erkeğin emrindedir. Bir hristiyan ile evlenirse, o zaman olmaz diye İslâm, yasaklamış.
E ne olacak?
O zaman sen yardımcı olacaksın. Kendi kızın gibi, yok benim kızım falan yok hocam. Benim öyle bir sorunum yok. İşte arkadaşının sorunu var. Onu halledivericeksin.
Bu konuda diğer hadîs-i şerîf.
مَنْ قَضَى لِأَخِيهِ حَاجَةً مِنْ غَيْرِ مَعْصِيَةٍ، كَانَ كَمَنْ خَدَمَ اللهَ عُمْرَهُ. الدَّيْلَمِيُّ عَنْ أَنَسٍ.
Men kadâ li ehîhi hâceten min ğayri me’siyetin, kâne ke men hademellâhe umrahû.
Kim bir günah olmayan konuda, haram ve günah olmayan konuda, bir kardeşinin bir işini görüverirse; ömrü boyu, Cenâb-ı Hakk'a hizmet etmiş gibi sevap alır. Cenâb-ı Hakk'ın yoluna hizmet etmiş gibi, ömrü boyu sevap alır. Yani bu en kazançlı çarelerden biridir. Müslümanın, müslüman kardeşine yardımcı olması. Bakacaksın, anlayacaksın, dinleyeceksin, sezeceksin. Bazıları da söylemez, utanır.
"Yahsebihümül cahilu ağniyae minetteavfuf" Adam fakirdir. İffetinden, şerefliliğinden el açıp isteyemez. Utanır, istemek zor. Ver demek zor, isteyemez. Anladın da sen verdin mi sevabı kazandın işte. Anlayacaksın, sezeceksin. Kendini, onun yerine koyacaksın. Ya bu adamcağızın dokuz tane çocuğu var.
Yazık bunları nasıl geçindirir bu?
Dükkanı da küçücük bir dükkan. Bunun kazancı ne oldu?
Yani at değil, deve değil bunun kazancı. Yazık değil mi buna? Bilmem ne falan. İşte sana al, bir yardım kapısı.
مُرُوا بِالْـمَعْرُوفِ وَانْهَوْا عَنِ الْـمُنْكَرِ، قَبْلَ أَنْ تَدْعُوا اللهَ فَلَا يَسْتَجِيبَ لَكُمْ، وَقَبْلَ أَنْ تَسْتَغْفِرُوهُ فَلَا يَغْفِرَ لَكُمْ. إِنَّ الْأَمْرَ بِالْـمَعْرُوفِ وَالنَّهْيَ عَنِ الْـمُنْكَرِ لَا يُقَرِّبُ أَجَلًا، وَإِنَّ الْأَحْبَارَ مِنَ الْيَهُودِ، وَالرُّهْبَانَ مِنَ النَّصَارَى، لَـمَّا تَرَكُوا الْأَمْرَ بِالْـمَعْرُوفِ وَالنَّهْيَ عَنِ الْـمُنْكَرِ لَعَنَهُمُ اللهُ عَزَّ وَجَلَّ عَلَى لِسَانِ أَنْبِيَائِهِمْ، ثُمَّ عَمَّهُمْ بالْبَلَاءُ. حل عَنِ ابْنِ عُمَرَ.
Murû bi’l-ma’rûfi ve’n-hev ‘ani’l-münkeri kable en ted’ullâhe fe-lâ yestecîbü le-küm ve kable en testağfirûhü fe-lâ yağfiru le-küm. İnne’l-emre bi’l-ma’rûfi ve’n-nehye ‘ani’l-münkeri lâ yukarribu ecelen. Ve inne’l-ahbâra mine’l-yahûdi ve’r-ruhbâne mine’n-nasâra lemmâ terekü’l-emre bi’l-ma’rûfi ve’n-nehye ‘ani’l-münkeri le’ane hümullâhü ‘azze ve celle ‘alâ lisâni enbiyâihim sümme ‘ammehüm bi’l-belâi.
Sadaka Resûlullâhi fî mâ kâl ev kemâ kâl.
Hulvânî’nin, Abdullah İbn Ömer radıyallahu anhümadan rivayet ettiği bu hadîs-i şerifte, Peygamber sallallahu alayhi vessellem, buyurmuşlar ki;
Murû bi’l-ma’rûfi ve’n-hev ‘ani’l-münkeri. Emr-i bi'l mâruf, nehy-i anil münker yapın. Yani iyilikleri söyleyin, emredin, yaptırın, yapılmasına yardımcı olun. Kötülüklerin yapılmamasını söyleyin, yasaklayın, engelleyin, yaptırmayın. İyilikleri yaptırın, kötülükleri yaptırmamak için, elinizden geleni ortaya koyun.
Kable en ted’ullâhe fe-lâ yestecîbü le-küm. Dua edip de Allah’ın duanızı kabul etmeme durumuna, düşmeden evvel.
Neden?
Emr-i bi'l mâruf, nehy-i anil münker yapmazsanız, Allah duanızı kabul etmez.
Kur’an-ı Kerîmde vâd eylemiş ki;
ادْعُون۪ٓي اَسْتَجِبْ لَكُمْۜ
Üd’ûnî estecib leküm. [1]
Bana dua edin, ben sizin dualarınızı kabul ederim, vaadi var, vadi haktır, vadinden hulfi yoktur, dönmez. Sözünü, vadini yerine getirir.
Amma, Emr-i mâruf, nehy-i anil münker yapmazsanız, duanızı kabul etmeyeceğini de bildiriyor. Emr-i mâruf, nehy-i anil münker yapacaksınız.
İyiliği yapmaya, yaptırmaya, söylemeye, yaymaya çalışacaksınız. Kötülüğü de yaptırmamaya, engellemeye çalışacaksınız. Bunu yapmazsanız, dua edipte duanızın kabul olmaması durumuna düşmeden evvel, bu vazifeyi yapın. Yapmazsanız, duanız kabul olmaz. Allah dualarınızı reddeder.
Ve kable en testağfirûhü fe-lâ yağfiru le-küm. Allah’dan mağfiret istediğiniz halde, Allah’ın sizi mağfiret etmeme durumuna düşmeden evvel, bu vazifeleri yapın. Yoksa affet beni Allah’ım dersiniz, dersiniz de Allah affetmez. Mağfiret eyle, dersiniz de mağfiret eylemez.
İnne’l-emre bi’l-ma’rûfi ve’n-nehye ‘ani’l-münkeri lâ yukarribu ecelen. Emr-i bi’l-ma’rûfi ve’n-nehye ‘ani’l-münker yapmak, iyiliği yapmaya, yaptırmaya çalışmak, söylemek çalışmak, çabalamak. Kötülüğü yaptırmamaya çalışmak, engellemek için karşısına çıkmak, durmak, uğraşmak, insanın ecelini yaklaştırmaz. Hayır öyle yaparsam asarlar, keserler, döverler söverler, Hayır. Emr-i mâruf, nehy-i anil münker, insanın ecelini yaklaştırmaz. Korkmayın ölmezsiniz demek yani. Korkmayın kimse size zarar veremez Emr-i mâruf, nehy-i anil münker yapın. Dosdoğru konuşun, doğruyu söyleyin demek yani. Eceliniz neyse, o zamana kadar yaşayacaksınız. Rızkınız ne ise, o kadar rızkı yiyeceksiniz. Yoksa Emr-i mâruf, nehy-i anil münker yapınca hayatımı korudum, yapmayınca hayatımı koruyacağım, yaparsam başım belaya girecek, öyle şey yok. Bu yanlış bir düşünce.
Farzlarımızdan birisi, yapmamız gereken vazifelerden bir tanesi; Allah rızası için, emr-i mâruf, nehy-i münker yapmaktır. Emr-i mâruf, nehy-i münkeri ecel korkusu ile, ölürüm diye yapmamak yanlıştır. Çünkü eceli yaklaştırmaz. Emr-i mâruf, nehy-i münkeri yapmamak çok fenadır. Çünkü Allah duanızı artık kabul etmez, yapmıyorsunuz diye. Af dilersiniz, mağfiret dilersiniz, affı mağfiret eylemez.
Biz ne istiyoruz?
Allah’ın bizi affetmesini, dualarımızı kabul etmesini istiyoruz. Onun için Emr-i mâruf, nehy-i münker yapılacak.
Allah hepinizden razı olsun.
Fatiha-i şerife meal besmele.
15.08.1997 -
Peygamber Efendimizin Hanımlara
15.05.1998 -
Lailaheillallah Allahın Gazabını
