İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

15.08.1997 - Peygamber Efendimizin Hanımlara Merhameti

15.08.1997 - Peygamber Efendimizin Hanımlara Merhameti
Günün Sohbeti

15.08.1997 - Peygamber Efendimizin Hanımlara Merhameti

12.05.2026
16 dk 34 sn

Es-Selâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh...

Allah cümlenizden razı olsun.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'den, onun ahlâkından, davranışlarından bahsetmek istiyorum.

Evli eşlerin birbirlerine karşı davranışlarında da Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in tavsiyeleri var. Onların da üzerimizde hakkı olduğunu, onlara iyi davranmamız gerektiğini bildiriyor. Bunu da zaman zaman vaazlarımda, konuşmalarımda bildiriyorum. Çünkü bizde bir Anadoluluk havası var, bir kazaklık sözü var, kılıbıklık sözü var; kılıbık olunca adama kızılıyor.

Ölçünün dışına çıkınca doğru değil; hanımın dümen suyuna girip ne söylerse yapmak doğru değil... Çünkü evin sorumlusu, kazancı getiren…

Er-Ricâlü kavvâmûne ale'n-nisâ'

Çocuklardan, hanımlardan sorumlu olan, onları koruyup kollayacak olan, dinî bakımdan geçimini sağlamakla mükellef olan erkek kılıbık olmayacak... Ama kılıbık olmayacak demek, kazak olacak demek değil... Vuracak, kıracak, hiç kadını dinlemeyecek ve ilgilenmeyecek demek değil... Öyle de anlamamak lazım!

İslâm bize daima güzel ahlâk, aşırılıktan uzak, orta yolu, itidalli yolu tavsiye ediyor.

Osman b. Maz'un radıyallahu anh vardı, Allah şefaatine erdirsin; onun hanımının ismi Havle idi. Bir gün yanına geldiği zaman, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem onu gördü; baktı ki kıyafeti perişan, çok eski püskü elbiseler giymiş.

"Nedir bu halin?" diye hayretle sordu.

Orası Peygamber Efendimiz'in zamanında çok zengin bir ülke değildi ama anlaşıldığına göre, ölçülü, orta bir kıyafet de vardı. Demek ki bu hanım, Resûlullah Efendimiz'in yanına çok perişan, hırpani, parça parça, dikkat çekici, eski püskü bir giyimle gelmiş. "Nedir bu halin?" diye sorunca, Havle radıyallahu anha;

"Ne yapayım, kocam geceleri namaz kılıyor, gündüzleri de oruç tutuyor. Kendisini ibadete vermiş, eve, işe güce, kazanca, çarşıya, pazara, ziraate, ticarete pek aldırdığı yok! Tabii kazanç olmayınca da, evin hali böyle perişan oluyor." deyince Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bunları dinlemiş, Osman b. Maz'un radıyallahu anh'ı görünce, onu azarlamış;

"Osman, bizim dinimizde rahiplik, ruhbanlık yoktur, ibadete düşüp dünyayı terk etmek yoktur. Ben senin için örnek değil miyim, ben böyle mi yapıyorum? Allah'a yemin ederim ki ben Allah'tan sizin en çok korkanınızım, Allah'ı en çok bileninizim; onun emirlerine, yasaklarına, kanunlarına en fazla riayet etmekte olan benim. Ben böyle mi yapıyorum, benden böyle mi gördün? Böyle yapma!" demiş.

O zaman, Osman b. Maz'un radıyallahu anh demiş ki:

"Evet yâ Resûlallah, benim için en güzel örnek sensin. Allah beni sana kurban etsin..." diye cevap vermiş.

O azarlamadan payını almış, dersi çıkartmış, "Baş üstüne!" demiş. Bu hadiseden sonra Havle radıyallahu anha Peygamber Efendimiz'in yanına ne zaman gelse, düzgün kıyafetle gelirmiş. Hem de güzel kokular sürmüş olarak, güzel elbiseler giyinmiş olarak gelirmiş...

Demek ki ölçülü davranıp hanımları da kollamak, onları da üzmemek, mahrum bırakmamak gerekiyor.

Bu onu gösteren bir olay…

Bu konuyla ilgili olduğu için bir başka olay daha anlatalım.

Zaman zaman râvilerin isimlerini söyleyince onlar hakkında bazı bilgiler de söylüyorum.

Mısır'ı Amr b. el-As radıyallahu anh fethetmişti. Bu, daha sonra hakem olayına da ismi giren sahabi... Bir de onun oğlu Abdullah vardı. Bu Abdullah b. Amr b. el-As radıyallahu anhuma. Kabri Mısır'da, bize ziyaret nasip oldu. Allah şefaatine erdirsin, cennette buluştursun...

Dört Abdullah'dan birisi. Ashabın içinde genç olan ama dinine, ibadetine bağlı, bilgisi yüksek dört meşhur Abdullah isminde kişi vardı. Bir tane değil, iki tane değil, dört tane Abdullah...

Birisini ötekisinden nasıl tanıyacağız, nasıl fark edeceğiz?

Her birisi ayrı meziyetleri olan kimselerdi. Bu dört Abdullah'a Ebâdile-i Erbaa "Dört Abdullahlar" denilirdi. Birisi bu Amr b. el-Âs'ın oğlu, birisi Peygamberimiz'in amcası Abbas'ın oğlu Abdullah b. Abbas, bir tanesi de Abdullah b. Mes'ud, birisi de Hz. Ömer'in oğlu Abdullah b. Ömer b. Hattab radıyallahu anhum ecmain...

Bu Amr b. el-As Kureyş'in ileri gelenlerinden idi. İtibarlı, akıllı, uslu, ferasetli, gayretli, sohbeti dinlenen, görgülü, bilgili bir kimseydi. Mısır'ı da fethetmek ona nasip oldu. Oğlu Abdullah'ı Kureyş kabilesinden bir iyi aileden kadınla evlendirmiş. Fakat bu dört Abdullah'tan birisi olan Abdullah b. Amr b. el-Âs, mübarek namaza, oruca çok düşkünmüş. Düğün, dernek, evlilik, gerdek olmuş; namazdan oruçtan başını çekmiyor, hanımı ile pek ilişki içinde olmuyor.

Bir gün babaları Amr b. el-As evlerine gelmiş, gelinine sormuş:

"Kocanı nasıl buldun, nasılsınız?.." filan diye.

Gelin de kayın pederine şöyle bir îmâlı söz söylemiş:

"İyi bir koca, ne örtümüzü açıyor, ne yatağımıza yaklaşıyor." demiş.

Kocasını methetmiş ama bir taraftan da huyunu şikayet yollu söylemiş. Çünkü evlilikte karşılıklı haklar, vazifeler var. Evlilik insanın nesli devam etsin diyedir. Allah hayırlı evlatlar versin diyedir. Onlar insanın semere-i fuâdıdır, evlatları gönlünün meyveleridir. Elbette evlatları olacak, soyu devam edecek, nesli genişleyecek... Bu sevaplı, kıymetli, önemli bir şey.

Peygamber Efendimiz:

"Evlenin çoluk çocuk sahibi olun, çoğalın. Ben sizin çokluğunuzla iftihar edeceğim!" buyuruyor.

Peygamber Efendimiz doğum kontrolüne karşı sevgili Akra dinleyicileri.

"İyi bir koca ama ne örtümüzü açıyor, ne yatağımıza yaklaşıyor." diye cevap verince, Amr b. el-As radıyallahu anh sinirlenmiş, oğluna ağzına geleni söylemiş, ağır ağır sözler söylemiş. Artık ne dediğini bilemeyiz de, düşünüyoruz, tasavvur ediyoruz neler söylediyse "Ben sana gelin olarak Kureyş'ten soylu, soplu, itibarlı, kıymetli bir kadını alayım, sen de onun yanına yanaşma, namaz kıl, oruç tut..." diye epeyce bir kızdıktan sonra, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in yanına gelmiş.

Siz olayın sonunu önceden tahmin etmeye çalışın. Acaba Resûlullah Efendimiz, oruç tutuyor, namaz kılıyor diye Abdullah b. Amr b. el-Âs'ı mı müdafaa edecek, ne olacak?

Oğlunun bu hâlini Peygamber Efendimiz'e şikayet yollu anlatmış.

Peygamber Efendimiz bu oruç ve namaz düşkünü mübarek sahabiyi, genç damat Abdullah'ı yanına çağırmış:

"Gündüzleri hep oruç mu tutuyorsun?"

"Evet..." demiş.

"Geceleri hep namaz mı kılıyorsun?"

"Evet..."

"Ama ben bazen oruç tutuyorum, bazen tutmuyorum, her gün oruç tutmuyorum. Geceleri de hem namaz kılıyorum hem de bazen uyuyorum. Kadınlarıma da ilgi gösteriyorum. Kim benim yolumdan uzaklaşırsa benden değildir. Benim gibi yap!" diye tavsiye buyurmuş.

Sonra demiş ki:

"Kur'ân-ı Kerîm'i her ay bir defa hatmet, bir ayda Kur'ân-ı Kerîm'i oku bitir."

Kur'ân-ı Kerîm'in bir ayda bitmesi demek, günde bir cüz okunması demektir. Bakın, kendinizi bu söz karşısında tartın! Günde bir cüz okuyabiliyor musunuz, yoksa yılda bir hatim indirebiliyor musunuz, yoksa on yılda daha hatim indiremediniz mi? Kendinizi sorguya çekin!

Demiş ki;

"Yâ Resûlullah, ben kendimi bundan daha fazlasını yapabilecek kuvvette hissediyorum."

Peygamber Efendimiz;

"Öyleyse on günde hatmet!" demiş.

Önce, "Ayda bir hatmet." diye kolaylığı gösteriyor. On günde hatim edince, günde üç cüz okuyacak, altmış sayfa okuyacak.

"Ben bundan daha fazlasını da yapabilirim..." deyince:

"O halde üç günde hatmet."

Günde on cüz okuyacak, üç günde bir hatim indirecek. Sonra demiş ki;

"Her aydan üç gün oruç tut."

Kardeşlerimiz benden tasavvufî vazife alırken, Efendimiz'in tavsiyelerini, tavsiye ettiği zikirleri, namazları, oruçları söylüyorum…

"Ramazan'ın dışında da, sünnet olan oruçları tutun!" diyorum.

Peygamber Efendimiz nasıl yapardı?

"Her ayın başında, ortasında, sonunda oruç tutarsanız; üç gün oruç, on misli fazlasıyla bir ay oruç tutmuş gibi sevap olur." diye tavsiye ederdi.

Veyahut her ayın on üç, on dört, on beşi vardır, mehtaplı gecelerin gündüzleri, eyyâm-ı biyz denir. Peygamber Efendimiz o günlerde oruç tutarlardı. Eyyam-ı biyz orucunu kendisi hiç bırakmamış. O da üç gün eder, on misli sevap fazlasıyla gene otuz gün eder. Hafta içinde pazartesi, perşembe oruçlarını tutarlardı.

Ama demiş ki;

"Her ayda üç gün oruç tut!"

"Ben bundan fazlasını yapabilirim." demiş.

Amr b. el-Âs'ın oğlu Abdullah, genç, dinç, ibadete kuvveti var, şevki var…

Böyle dedikçe;

"O zaman daha fazlasını tut, şu kadar tut, bu kadar tut..." demiş.

"Daha fazlasını yapabilirim." deyince en son noktaya gelmiş, demiş ki;

"Öyleyse bir gün oruç tut, bir gün oruç tutma, ye!"

Yenilmeyen güne o gün iftar etti deniliyor. Biz iftar deyince, orucun arkasından akşamleyin yenilen yemeği anlarız, Araplar bu mânaya da kullanırlar. Bir gün iftar etmek demek, o gün oruç tutmamak demek.

"Bir gün ye, bir gün tut! Bu oruçların en üstünüdür, kardeşim Davud Peygamber'in orucudur."

Savm-ı Dâvûdî derler, Davud aleyhisselam bir gün yermiş, bir gün tutarmış.

"Mâdem o kadar kuvvetlisin, bari öyle yap, onun gibi yap! Ama her ibadetin bir rağbetli olduğu zaman vardır, bir de her isteğin gevşekliği vardır. Her rağbetin bir fetreti vardır, bir zaman gelir yapmayacak duruma gelirsin. Bu, sünnete uygun olması daha iyidir, aksi takdirde bid'at olur. Sünnete aykırı tarzda yapmamak lazımdır." diye tavsiyede bulunmuş.

Sünnete uymayı tavsiye etmiş.

Sünnet nedir?

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in yolu...

Peygamber Efendimiz'le konuştuğu zaman genç, yeni evlenmiş Abdullah böyle konuşmuş ama yaşlandığı zaman bu oruçları tutamamaya, Kur'ân-ı Kerîm'i bu kadar çabuk okuyamamaya başlamış;

"Keşke Resûlullah'ın verdiği müsaadeyi, ruhsatı kabul etseydim de, keşke fazla arttır demeseydim de, şimdiki yapamaz duruma düşmeseydim!" diye pişmanlık duyduğunu ifade etmiş.

Demek ki ibadetlerde aşırılık uygun değil; ölçülülük ve devamlılık uygun... Çok yapıp da, sonra bıkıp bırakmak vebal; ölçülü yapıp da devam etmek güzel... O tarzda ibadetlere devam etmek lazım.

Bu konuştuklarımdan sonra, tahmin ediyorum dinleyen kardeşlerimin zihninde bir izlenim meydana gelecek, şöyle diyecek olduklarını sezinler gibi oluyorum, hissediyorum;

"Dinimiz ne kadar güzelmiş! Dinimiz benim tahmin ettiğim gibi değilmiş. Ben İslâm'ın böyle olduğunu bilmiyordum. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in böyle olduğunu bilmiyordum." diyecekler.

Aziz ve sevgili kardeşlerim.

Kütüphanelerimizde çok güzel kitaplar var, gayet güzel ciltlenmiş, dizi dizi dizilmişler. O kitaplar bize bakıyorlar ama biz o kitaplara bakmıyoruz. Onlar bize bakıyor, biz o kitapları açmıyor, okumuyoruz. Ne kadar güzel basılmış, ne zahmetler çekilmiş. Allah'ın emirleri ne güzel anlatılmış, Peygamber Efendimiz'in hayatı ne güzel belirtilmiş, ne kadar geniş incelenmiş. Ama bizim dinimizden haberimiz yok. Hazineye sahibiz, hazinenin farkında değiliz.

İslâm bir hazine, İslâm bir şifa kaynağı, İslâm bir feyiz kaynağı, İslâm bizim en kıymetli varlığımız. Ama müslümanlar İslâm'dan, imandan, ihlâstan, irfandan, ilimden, edepten, ahlâktan, İslâm'ın öğrettiği güzelliklerden habersiz. Millet yönünü batıya dönmüş, "batı... batı... batı... batı..." diye batıp gidecekler.

Ben bu vaazı Wuppertal'dan, Almanya'dan yapıyorum.

Görüyoruz ki bizim bunlardan bir eksikliğimiz yok; bizim bunlara üstünlüklerimiz var, iman üstünlüğümüz var, ahlâk üstünlüğümüz var... Medeniyetimiz dünyanın en güzel medeniyeti, irfanımız en derin irfan, her şeyimiz güzel... Ama millet başını hep Batı'ya çevirmiş, Doğu'ya bile çevirmiyor, Güney'e hiç çevirmiyor, Güney'e çevirmekten ödü patlıyor. Ya Kuzey'e Rusya'ya çevirmiş ya Kuzey Batı'ya Avrupa'ya çevirmiş, Batı'dan başka bir şey bilmiyor...

 Kendisinin nimetlerinden, hazinelerinden habersiz; dışarının süflî hayatını hayat sanıyor, gafillikle, cahillikle ömrünü geçiriyor. Allah cümlesini uyandırsın...

Onlar da yalan yanlış yolda giderlerse sonunda pişman, perişan olurlar. Onların da öyle olmasını istemiyoruz.

Allah cümleyi nevm-i gafletten ikâz eylesin, gaflet uykusundan uyandırsın... Cümleye hakkı hak olarak görmeyi ve uymayı nasip etsin... Batılı batıl olarak görüp ondan korunmayı nasip etsin... Allahu Teâlâ hazretleri sevdiklerinizle, çoluk çocuğunuzla, dostlarınızla beraber iki cihan saadetine erdirsin... Cennetiyle, cemaliyle müşerref eylesin.

Es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh...

 

 

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
25.02.2000 - Müslüman Kardeşin Müslüman Kardeşe Duası, Tövbe, Helal ve Haram Lokma
30.10.20269 dk 57 sn
03.02.1992 - Tasavvufun Kuran Ve Sünnetin İçinde Olması
18.10.202614 dk 57 sn
09.05.1997 - İslamın Üstünlüğü
09.09.20268 dk 20 sn
00.00.1994 - Tasavvuf, Güzel Ahlaklı Olmak, İlmiyle Amel Etmek
16.07.202614 dk 51 sn
00.02.2000 - Cehennem, Magfiret, Müminlerin Affedilmesi, Kıyamet Alametleri
04.06.20267 dk 12 sn
07.11.1997 - İbadetleri Ölçülü Yapmak, Cahilin İbadeti, Alimin İbadeti, İcadlar Yapın, Dünyaya Açılın
05.02.202615 dk 5 sn
02.01.1983 - Hz. Ademin Tevbesi
15.04.20265 dk 33 sn
04.11.1994 - Din Hakkında Konuşanları Kuran Süzgecinden Geçirme
26.04.202613 dk 23 sn
22.10.1989 - Peygamber Efendimizin Yemedikleri, Diş Temizliği, Misvakın Önemi
07.09.202513 dk 42 sn
06.01.1992 - İslam Merhamet ve Sevgi Dinidir
21.10.20266 dk 2 sn
00.00.1994 - Tasavvufun Tarifleri
02.09.202614 dk 56 sn
13.11.1992 - Mehmed Zahid Kotku Anma, İslam Sevgi Dinidir
14.07.202611 dk 8 sn
06.04.1995 - Müslüman Nasıl Olmalı, Ölüme Hazırlıklı Olmak, Kendini Yetiştirmek
26.11.202510 dk 25 sn
17.06.1998 - İman Etmenin Önemi
26.10.20248 dk 44 sn
15.07.1995 - Sahih Kaynak, Sünnetin Önemi
06.07.20255 dk 2 sn
00.00.0000 - Gece İbadetinin Önemi
04.03.20264 dk 22 sn
14.03.1997 - Kuran ve Sünnete Sarılmak, Sahih Kaynak, Buhari
15.07.20255 dk 53 sn
07.11.1997 - Alimin Uykusunun Önemi, Namazı Cemaatle Kılmak, Kıyafette Ölçü
02.07.202613 dk 55 sn
02.05.1997 - Alimliğin Önemi, Alimlerin Yapmaması Gerekenler, Aileyi İlme Teşvik Etmek
01.08.202610 dk
23.11.1995 - Tasavvufta İnsanın Gayeye Ulaşması İçin Yapması Gereken Allahı Anmaktır
25.05.20246 dk 57 sn
AKRA