İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

15.08.1997 - Peygamber Efendimizin Özellikleri, Çocuklara Merhameti, Alevilik

15.08.1997 - Peygamber Efendimizin Özellikleri, Çocuklara Merhameti, Alevilik
Günün Sohbeti

15.08.1997 - Peygamber Efendimizin Özellikleri, Çocuklara Merhameti, Alevilik

12.05.2026
13 dk 48 sn

Esselâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh...

Azîz ve sevgili Akra dinleyicileri;

Allah cümlenizden razı olsun.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in hadîs-i şerîflerinin metinleri, Arapçaları elimde yok, mevcut kitapta Arapçalarını yazmamışlar. Sizlerden, İstanbul'daki kardeşlerimizden, her zaman oturduğumuz semtteki kardeşlerimizden uzakta olmak bir hasretlik ama ilim adamı için bir de kütüphanesinden, kitaplarından ayrı olmak ayrı bir hasretlik, bir çeşit mahrumiyet oluyor. Çünkü aradığını bulma imkânı mahdutlaşıyor. Bana da, hadîs-i şerîfin kendi metni olmadan konuşmak biraz zor gelecek ama bugün ki konuşmamızda Arapça metinleri okuma imkânımız yok...

Elimin altında Hayatü's-sahâbe isimli kitap var, neşredenlerden Allah razı olsun. Oradan bazı hadîs-i şerîfleri size okumak istiyorum. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'den, O'nun ahlâkından, davranışlarından bahsetmek istiyorum.

Enes radıyallahu anh, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in hizmetinde olan kişilerden biriydi. Henüz on yaşlarında iken, erginlik çağına girmemiş çocuk iken Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'e hizmet ederdi. Peygamber Efendimiz Bedir'e hareket ettiğinde, Enes radıyallahu anh de O'nunla beraber gitmişti. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in Medine-i Münevvere'de on yıl hizmetinde bulundu. Vefatında da 20 yaşındaydı. Kendisine hizmet etmekle şeref bulanlardan birisi...

Enes radıyallahu anh diyor ki:

"Ensardan yirmi genç sürekli Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in yanında bulunur, onun hizmetini görürlerdi. Efendimiz herhangi bir işi yaptırmak isterse, onlardan birisini o hizmete gönderirdi."

Abdurrahman b. Avf radıyallahu anh de aşere-i mübeşşereden... O da, sahabeden en aşağı dört-beş kişinin Resûlullah'ın yanından, kapısından ayrılmadığını naklediyor. Hatta bazen bazı kimseler kendisine rica ederlerdi.

Ebû Zer-i Gıfârî hazretleri;

"Müsaade buyurun, bu gece sizin kapınızda ben bekleyeyim. Uyur kalırsam bir ihtiyacınız olursa beni uyandırın, hizmeti ben yapayım!" demiştir.

Böyle rica ederlerdi, hizmeti şeref bilirlerdi. Gerçekten de çok sevap, çok büyük bir şeref. Düşünün gençlerden yirmi kişi Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in çevresinde... İşte hizmet böyle olur.

Düşünün ki o zaman nüfus kalabalık değil... O beldeler şimdi bizim gittiğimiz; hacda, umrede gördüğümüz zamanki kadar kalabalık yerler değil. Küçük birer köy havasında küçük yerleşim yerleri ama en aşağı yirmi kişi Efendimiz'in etrafında… Yalnız bırakmıyorlar; seferde yalnız bırakmıyorlar, hazerde yalnız bırakmıyorlar.

Hazer ne demek?

Sefer olmadığı zaman, insanın evinde olduğu zaman demek… Demek ki bu da bir edeb! İnsanın kendisine bağlı olduğu kimseye karşı vazifesi, onu koruması, kollaması gayet güzel bir şey...

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz yolculuktan dönerken de, uzaklardan karşılarlardı. Mesela Abdullah ibni Cafer radıyallahu anhuma anlatıyor:

"Peygamberimiz yolculuktan döndüğü zaman Medine'ye girmeden, yakınlarının çocukları tarafından karşılanırdı." diyor.

"Hoş geldin, uzaktaydın, sefâ getirdin!" diye karşılanırdı.

"Bir defasında herkesten önce karşılamaya ben götürülmüştüm. Beni aldı, bineğinin ön tarafına oturtturdu. Az sonra torunlarından Hasan veya Hüseyin geldi. Onu da arka tarafına aldı, üçümüz Medine'ye aynı bineğin üstünde geldik."

Bu Abdullah ibni Cafer, -yanımda kütüphanem olmadığı için araştırma imkânım yok- sanıyorum Abdullah b. Cafer-i Tayyâr'dır. Peygamber Efendimiz'in amcası oğlu Cafer'in oğludur. Böylece Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in yeğeni olur. Hz. Cafer'in cennetlik olduğunu, "Şehid olan Cafer'in cennette uçtuğunu görüyorum." diye Efendimiz bildirdiği için Cafer-i Tayyâr adını almıştır... Tayyar "uçan" demek. Uçaklara tayyâre diyoruz. Peygamber Efendimiz onun cennete uçtuğunu gördüğü ve bildirdiği için Cafer-i Tayyar adını almış. Allah şefaatine erdirsin.

Demek ki Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz böyle karşılanırdı, hizmette de kusur edilmemeye çalışılırdı. Bu rivayette Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in çocuklara şefkatini, sevgisini, yakınlığını da izlemek mümkün oluyor.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, bir keresinde akrabalarının çocukları sokakta oynarken; Hz. Abbas'ın iki oğlu var, birisi Kusem, birisi Ubeydullah; onlar oynuyorlarmış. Herhalde Cafer-i Tayyar'ın oğlu Abdullah da varmış, üçü oynuyorlar...

Bu arada Kusem hakkında da bilgi vereyim. Semerkand'a gittiğimiz zaman, orada çok güzel bir kabristanı ziyaret etmiştik. Semerkand'ın meşhur kabristanı, tuğlalardan, çinilerden yapılmış çok güzel türbeler vardı. El-Kusem ibnü'l Abbas, Hz. Abbas'ın oğlu Kusem'in kabrini de ziyaret nasip oldu.

Kusem "kaf"la ve peltek "se" ile yazılıyor. Bazıları bunu herhalde bilmiyorlar. Mesela Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar kitabının içinde, bunun "Kasim" filan diye yanlış yazıldığını görmüştüm. Harekesiz olduğu için doğru okuyamamışlar.

Hz. Abbas'ın oğlu, Peygamber Efendimiz'in de amcası oğlu, yeğeni... Demek ki oynayanlar hep Peygamber Efendimiz'in başka başka amcasının oğulları, ama hepsi yeğenleri; Abbas'ın iki oğlu Kusem ve Ubeydullah, Cafer'in bir oğlu Abdullah... Bunlar sokakta oynarken, Peygamber Efendimiz binek üzerinde geliyor. Cafer-i Tayyâr'ın oğlu Abdullah'ı göstererek;

"Şunu bana verin!" demiş.

Bir ihtiyaç yok, sefer yok, bir şey yok ama çocukların gönlünü yapmaya gayret ediyor, dikkat ediyor, çocukları seviyor. Bizim için örnek...

Bu Abdullah anlatıyor;

"Beni ön tarafına oturttu." diyor. Kusem'i de göstererek, ‘Şunu da kaldırın!' demiş ve terkisine aldı." diyor.

Terki atın arka tarafı veya devenin arkası demek. Süvarinin bindiği yerin arkasına, terkisi denir. Onu da oraya almış.

"Sonra da üç defa benim başımı okşayıp, her okşayışında da: ‘Allah'ım, Cafer'in çocuklarına sen sahip çık!' diye dua buyurdu." diyor.

Herhalde babaları şehid olduğu için şehit oğlu olmaları dolayısıyla başlarını okşayıp üç defa böyle dua buyurmuş. Sokakta oynuyorlar, bineğine alıyor, başlarını seviyor, dua ediyor.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in şefkatine, ilgisine, sevgisine, merhametine bakın. Akrabasını kayırmasına, kollamasına, şehitlerin çocuklarına bakmasına, rikkatine nazar edin, ibret alın.

Ömer b. Hattâb radıyallahu anh bir keresinde Peygamber Efendimiz'i, iki omzunda torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'le görmüş:

"Aman, altınızdaki bineğiniz ne kadar güzel!" demiş.

Peygamber Efendimiz de;

Bunların ikisi de ne şahane süvari!" demiş.

Torunlarını methediyor, Onların da güzel olduğunu açıklıyor. Bunlar Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'den güzel, ibretli şeyler.

Câbir b. Abdillah el-Ensarî radıyallahu anh anlatıyor:

Bir keresinde Peygamber Efendimiz'le yemeğe çağrılmışlar, davet mahalline gidiyorlar. Yolda giderken, Hz. Hüseyin çocuklarla oynuyormuş. Efendimiz kalabalık içinde koşarak ilerliyor, kollarını açarak torunu Hz. Hüseyin'e doğru gidiyor. O da bir o tarafa, bir bu tarafa kaçıyor. Torun, sevildiğini bildiği için dedesi geliyor kendisini yakalayacak diye, bir o tarafa bir bu tarafa kaçıyor. O kaçtıkça Efendimiz de gülüyor. Derken Hz. Hüseyin'i yakalamış; bir elini çenesinin altından tutmuş, bir eliyle de enseninden tutmuş, boynuna sarılmış, öpmüş. Sonra buyurmuş ki;

"Hüseyin benden, ben de ondanım..."

Etrafındakilere benimsediğini ifade ediyor.

"Onu seveni Allah sevsin! Hasan ve Hüseyin, soy devam ettiren torunlardan iki torundur." diye methetmiş.

Biz de Resûlullah Efendimiz'in sevdiği, mübarek torunları diye Hz. Hasan'ı ve Hz. Hüseyin'i seviyoruz.

Bu sözümle herkes memnun olmuştur. Ben bütün ahâlinin hoşuna gidecek bir söz söylemiş oluyorum. Türkiye'de Sünnîler var, Alevîler var... Sünnîler de memnun olmuştur, Alevî kardeşlerimiz de memnun olmuştur; "Tamam, bu hoca Hz. Hüseyin Efendimiz'i seviyor." diye.

Elbette severiz, Peygamber Efendimiz'in torunu. Sevmez miyiz, başımızın tâcı...

Hz. Hüseyin'i öldüren Emevîler... Hz. Hüseyin'i şehit edenlerin acısını Sünnîlerden çıkartmak doğru değil ki... Sünnîler de Peygamber Efendimiz'in torunu Hz. Hüseyin'in bağrı yanık âşıklısı, onun fedâisiyiz. Bizim de o hâdiseye yüreğimiz yanıyor, ciğerimiz parçalanıyor. Bu ayrılığın gayrılığın mesnedi, esası yok. Alevî'nin Sünnî'ye düşman olmasına sebep yok.

Herkes Kur'ân-ı Kerîm'in çizgisine gelmeli, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in yoluna girmeli, sünnetine uymalı, öyle yürümeli. Ne kadar güzel rivayetler, ne kadar tatlı şeyler. Bizim kitaplarımızda böyle yazılı... Hz. Hüseyin Efendimiz'i severiz; dedemizdir, büyüğümüzdür, başımızın tâcıdır.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in böyle çocuk kovalaması, kucağını açması, gülmesi… Sahneyi gözünüzün önüne getirebiliyor musunuz?

Torunları bir keresinde yanına gelmişler de;

"Komşunun devesi var, bizim devemiz yok!" demişler.

"Ben sizin deveniz olayım!" demiş.

Torunlarını omuzlarına almış;

"Ama onların devesi bağırıyor..." demişler.

O da deve taklidi yaparak;

"Bak ben de bağırıyorum." demiş.

Maksat, çocukların gönlünü almak. Her zaman söylediğim gibi, çocuklarımız istikbalin hazineleri. Onları istikbale göre yetiştireceğiz. Peygamber Efendimiz bize çocuklarımıza kerîm insan muamelesi yapmamızı tavsiye ediyor.

Kerîm insan ne demek?

Kerem sâhibi, asâletli, soylu insan demek.

Çocuklarımıza asâletli, soylu insan muamelesi yapacağız ki asâletli, soylu olsunlar. Bağırıp çağırıp, dövüp sövüp, itip kakıp, onun kalbini kırıp, ahlâkını bozup, ters muamele etmememiz gerekiyor.

İşte Resûlullah Efendimiz'in hayatından örnekler...

Peygamber Efendimiz'in çocuklarla olan muamelesi, kendi çocukları veya şehit çocukları veya sıradan herhangi bir kimsenin çocuğuna, küçüklere karşı davranışları, belki tahmin etmediğiniz hususlar...

Böyle yapacağını tahmin etmezdiniz. Bundan sonra, biz de inşaallah bunlara dikkat edelim!

Allah cümleyi nevm-i gafletten ikâz eylesin, gaflet uykusundan uyandırsın. Cümleye hakkı hak olarak görmeyi ve uymayı nasip etsin. Batılı batıl olarak görüp ondan korunmayı nasip etsin. Allahu Teâlâ hazretleri sevdiklerinizle, çoluk çocuğunuzla, dostlarınızla beraber iki cihan saadetine erdirsin. Cennetiyle, cemaliyle müşerref eylesin.

 

Esselâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh...

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
25.02.2000 - Müslüman Kardeşin Müslüman Kardeşe Duası, Tövbe, Helal ve Haram Lokma
30.10.20269 dk 57 sn
03.02.1992 - Tasavvufun Kuran Ve Sünnetin İçinde Olması
18.10.202614 dk 57 sn
09.05.1997 - İslamın Üstünlüğü
09.09.20268 dk 20 sn
00.00.1994 - Tasavvuf, Güzel Ahlaklı Olmak, İlmiyle Amel Etmek
16.07.202614 dk 51 sn
00.02.2000 - Cehennem, Magfiret, Müminlerin Affedilmesi, Kıyamet Alametleri
04.06.20267 dk 12 sn
07.11.1997 - İbadetleri Ölçülü Yapmak, Cahilin İbadeti, Alimin İbadeti, İcadlar Yapın, Dünyaya Açılın
05.02.202615 dk 5 sn
02.01.1983 - Hz. Ademin Tevbesi
15.04.20265 dk 33 sn
04.11.1994 - Din Hakkında Konuşanları Kuran Süzgecinden Geçirme
26.04.202613 dk 23 sn
22.10.1989 - Peygamber Efendimizin Yemedikleri, Diş Temizliği, Misvakın Önemi
07.09.202513 dk 42 sn
06.01.1992 - İslam Merhamet ve Sevgi Dinidir
21.10.20266 dk 2 sn
00.00.1994 - Tasavvufun Tarifleri
02.09.202614 dk 56 sn
13.11.1992 - Mehmed Zahid Kotku Anma, İslam Sevgi Dinidir
14.07.202611 dk 8 sn
06.04.1995 - Müslüman Nasıl Olmalı, Ölüme Hazırlıklı Olmak, Kendini Yetiştirmek
26.11.202510 dk 25 sn
17.06.1998 - İman Etmenin Önemi
26.10.20248 dk 44 sn
15.07.1995 - Sahih Kaynak, Sünnetin Önemi
06.07.20255 dk 2 sn
00.00.0000 - Gece İbadetinin Önemi
04.03.20264 dk 22 sn
14.03.1997 - Kuran ve Sünnete Sarılmak, Sahih Kaynak, Buhari
15.07.20255 dk 53 sn
07.11.1997 - Alimin Uykusunun Önemi, Namazı Cemaatle Kılmak, Kıyafette Ölçü
02.07.202613 dk 55 sn
02.05.1997 - Alimliğin Önemi, Alimlerin Yapmaması Gerekenler, Aileyi İlme Teşvik Etmek
01.08.202610 dk
23.11.1995 - Tasavvufta İnsanın Gayeye Ulaşması İçin Yapması Gereken Allahı Anmaktır
25.05.20246 dk 57 sn
AKRA