İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

15.12.1995 - Allah ve Peygamberimizin Sevmesi İçin Emanete Riayet Etmek, Doğru Sözlü Komşuluk

15.12.1995 - Allah ve Peygamberimizin Sevmesi İçin Emanete Riayet Etmek, Doğru Sözlü Komşuluk
Günün Sohbeti

15.12.1995 - Allah ve Peygamberimizin Sevmesi İçin Emanete Riayet Etmek, Doğru Sözlü Komşuluk

13.05.2026
15 dk 40 sn

Azîz ve sevgili Akra dinleyicileri;

Allahu Teâlâ hazretleri sizi dünyanın ve âhiretin hayırlarına erdirsin, şerlerinden korusun.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in hadîs-i şerîflerinden okuyarak sohbet etmek istiyorum. Taberânî tarafından rivayet edilmiş. Allah rahmet eylesin o hadis alimine.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bu hadisinde buyuruyorlar ki;

İn ahbebtüm en yuhıbbekümullâhu ve resûlühû fe-eddû ize'tümintüm ve esdikû izâ haddestüm ve ahsinû civâre men câvereküm.

Sadaka Resûlullah ve nataka Habîbullah.

Resûlullah Efendimiz'in sözleri elbette sözlerin en güzeli, en doğrusudur. Allah şefaatine erdirsin. Bakın hadisi şerifin başında ne güzel ümitlendirici başlangıç var. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyuruyor ki;

İn ahbebtüm en yuhıbbekümullâhu ve resûlühû.

"Eğer Allah'ın ve Resûlü'nün sizi sevmesini istiyorsanız.."

Ne kadar güzel, istemez olur muyuz... Canımız feda, her şeyimiz feda... Zaten her şeyimiz Allah'tan, her şeyimiz Allah yoluna feda olsun, Resûlullah'ın aşkına, yoluna feda olsun, her şeyimiz... İsteriz tabi!

"Eğer siz Allah'ın ve Resûlü'nün sizi sevmesini isterseniz..." diye başlıyor Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz bu hadîs-i şerîfine.

İstemez miyiz, cân u gönülden istiyoruz.

Onu o halde can kulağıyla dinleyelim. Arkasından ne emrediyor?..

"O sevgiyi kazanmak istiyorsanız şunları yapın." diye emrediyor.

Fe-eddû ize'tümintüm.

"Size emniyet olunduğu, güvenildiği, size bir emanet verildiği zaman siz o emaneti geriye iade ediniz, veriniz." Ve esdikû izâ haddestüm. "Konuştuğunuz zaman doğru konuşun."

Ve ahsinû civâre men câvereküm. "Sizin etrafınızda oturan, bulunan insanların hakkını verin, komşuluğunu güzel yapın, onlarla iyi münasebetlerinizi sürdürün, münasebetlerinizi iyi eyleyin." mânasına...

Bunların hepsi kolay! Allah'ın izniyle, yardımıyla yapabileceğimiz şeyler. O halde biraz üzerinde duralım, açıklayalım.

Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;

"Size bir şey emanet olunduğu zaman onu ödeyiniz, geriye veriniz."

Emanet bahis konusu olduğu zaman "Emanet nedir?" diye bir soru sorulacak. Onun izahı önemli bir konu. Emanet çok geniş bir kavram, çok mânalar taşıyan , derin mânalar taşıyan bir kelime.

Emanet, en basit mânasıyla -sizin de hemen şu anda anladığınız mânasıyla- bilirsiniz; size bir zaman için "Koruyuver şunu." diye verdiği bir parayı, eşyayı veya daha başka bir varlığı geriye gelip "Hadi artık, sana verdiğim şeyi bana geri ver. Benimdi, senin yanına bir müddet için bırakmıştım, emanet bırakmıştım ya, işte onu geri ver." dediği zaman vermek.

En basit mânasıyla hatıra gelen bu bahis konusu.

İslâm'ın emirlerinden tabaka tabaka, mertebe mertebe, derece derece, yücelerden yücelere doğru, aşağılardan yukarılara doğru her insanın gönlüne ve seviyesine hitap eden bir hal vardır. Allah'ın emrini dağdaki çoban da anlar, kendi seviyesine göre uygular. Çok büyük bir filozof, çok büyük bir alim de anlar, o da kendi seviyesine göre uygular. Akılları nispetinde Allah'ın o emrinden mânayı çıkartırlar. İrfanları nispetinde uygularlar, ona göre de sevapları çok olur.

Birisi sana malını vermiş. "Al -filanca kardeşine gidiyor, komşusuna, tanıdığına, akrabasına, dostuna - şu sandık senin yanında kalsın, ben gelince alacağım."

Gelinceye kadar. Evde kimse yok, telef olabilir, çalınabilir.

"Bu sende kalsın."

İşte bu bir emanet veyahut daha başka şeyler. Ben bir misalle böyle söyledim. İşte bu emanetler...

Adam geri geldiği zaman "Ver sandığımı, çekmecemi, kasamı." deyince verilmesi lazım. En basit, toplum içinde "emanete riayet etmek", "emaneti korumak", ondan sonra da "sahibine vermek" deyince hatıra gelen bu! Bunu mü'min insan böyle yapar.

Münafık ne yapar? İmanı zayıf, dışı mü'min, içi bozuk insan ne yapar?

"Vermedin öyle bir şey!" der, "yok!" der, "kayboldu" der, "telef oldu" der. Emanetin üstüne yatar , emaneti sahibine geri vermez. Bu bir çeşit hırsızlık, bir çeşit büyük haksızlık, bir çeşit büyük zulüm. Bunun böyle olmaması lazım! Emanetin sahibine verilmesi lazım!

 

Sade, basit anlamıyla ilk anda hatırına gelen, emaneti yerine getirmek, emaneti sahibine geri vermek mânası bu. "Bunu yaptın mı Allah, Resûlullah sever." Gerçekten, işte birisinin hakkını çiğnemiyorsun, yormuyorsun, çiğnetmiyorsun, gasp etmiyorsun, yalanla dolanla kendine çekmiyorsun, almıyorsun sahibine veriyorsun. Zaten senin değil, veriyorsun. Tamam, Allah sever.

Ama emanet sadece bu değil!

İnsanın evlatları anne babaya emanet. Ondan sonra Allah'ın ahkâmı bize bir emanet. Biz bu emanete riayet etmeliyiz, onu yerine getirmeliyiz, o ahkâma göre yaşamalıyız. Emanetin geniş mânaları var. Şu vatan; ecdadımızın bize emaneti, bunu korumamız lazım. İşte böyle emanet halka halka, ufuk ufuk genişliyor. İnsanın kalitesi yükseldikçe emanetin sahası da genişliyor.

İnsanın bütün emanetlere riayet etmesi lazım. Kendisine bir şey verildi mi, sahibi istediği zaman onu geriye vermek lazım. Muhafaza edeceksiniz, onu koruyacaksınız, istendiği zaman geri vereceksiniz. Allah size iman vermiş, nasip etmiş. İman bir emanet. Bu emaneti koruyacaksınız. İmanınızı koruyacaksınız, zedelettirmeyeceksiniz. Allah size din vermiş, sizi Ümmet-i Muhammed'den kılmış; o dini koruyacaksınız, o bir emanet. Allah size ahkâmını indirmiş, o ahkâm emanet; o emanete riayet edeceksiniz, onu rafa kaldırmayacaksınız, çiğnemeyeceksiniz, uyacaksınız.

İşte bu derece derece, tabi hepsi emanet.

Peki bu emanetin geniş mânası, biraz bizim hayal gücümüzün genişliğinden kaynaklanan bir genişletme mi acaba? Biz mi büyük bir sorumluluk duygusu haline getiriyoruz? Biz mi getiriyoruz?

Hayır!

Kur'ân-ı Kerîm'de Allahu Teâlâ hazretleri buyuruyor ki;

Bismillâhirrahmânirrahîm.

İnnâ arazne'l-emânete ale'ssemavâti ve'l-ardi ve'l-cibâli fe-ebeyne en yahmilnehâ ve eşfakne minhâ ve hamelehe'l-insânu innehû kâne zalûmen cehûlâ.

Sadakallâhü'l-azîm.

Ne kadar mühim bir âyet-i kerîme... İşte Allah burada emaneti en geniş mânasıyla bize bildiriyor. O din, o sorumluluk, o ahkâm-ı ilâhî, o insanın aklı olması dolayısıyla, insan olması dolayısıyla, hayat verilip dünyaya gönderilmesi dolayısıyla Allah'ın kendisine yüklediği sorumluluk.

Allahu Teâlâ hazretleri "Bu emaneti biz Azîmuşşân semalara, yere, dağlara sunduk, ‘Alır mısın bu emaneti, yüklenir misin?' diye." Fe-ebeyne en yahmilnehâ. "‘Yapamam yâ Rabbi!' diye çekindiler, kaçındılar." Ve eşfakne minhâ. "Ve ondan korktular; şafak attı, ‘eyvah!' dediler, korktular, muazzam bir korku geldi içlerine... Dağlar, yeryüzü, gökyüzü, semalar bu emaneti kabul edemedi." Ve hamelehe'l-insânu. "İnsanoğlu kabul etti."

İşte bu büyük sorumluluk! İnsanoğlu bunu yüklendi.

İnnehû kâne zalûmen cehûlâ. "Çok zalimdir bu insanoğlu, çok cahildir..."

Bilse böyle büyük bir sorumluluğu, kabul eder miydi? Ne olacaktı?

O da dağlar gibi, semalar gibi, yeryüzü gibi kaçınırdı.

Bunlar neyi gösteriyor?

Emanetin ne kadar muazzam olduğunu, Kur'ân-ı Kerîm'de emanetin bu geniş mânasıyla açıklandığını, böylece bu âyet-i kerîmeden -muazzam bir âyet-i kerîme bu- görmüş oluyoruz.

O emanete riayet edeceğiz. Asıl Allah'ın bize yüklediği sorumluluğu taşıyacağız. Allah'a kulluğumuzu güzel yapacağız. İşin aslı bu! Ama en basit mânası; arkadaşımızın bize verdiği eşyayı istediği zaman geri vermek.

İkincisi; ve esdikû izâ haddestüm.

İkincisi; "Konuştuğunuz zaman doğru söyleyin."

İşte bu da son derece önemli bir husus.

"Yaparız bunu, kolay..."

Kolay değil, bu kolaylıkla yapılmıyor!

Arkadaşlarla sohbet ediyorduk ve "Bulunduğu yerde" diyor, bir arkadaşı anlatıyor, "öteki arkadaşları birkaç tane yalan söyler, bir gün bir şey söyler, ertesi gün başka bir şey söyler, daha ertesi gün daha başka bir şey söyler."

Olmaz.

"Yalanla iman bir arada eğlenmez, eğleşmez." demişler dedelerimiz.

Ne demek?

İman olduğu yerde yalan olmaz, yalanın olduğu yerde de imanın zedelenir, iman kalmaz. Sen Allah'tan korkmuyor musun? Allah seni duymuyor mu? Allah seni görmüyor mu? Bu yalanı nasıl söylersin sen? Demek ki imanında bir kusur var. Demek ki Allah'ın seni gördüğünün farkında değilsin. Duyduğunun farkında değilsin, sorumluluğunun farkında değilsin, o zaman ondan söylüyorsun, diye insan hayret ediyor.

Demek ki insan müslüman olduğu halde, "İyi müslüman olayım, ahlâkımı terbiye edeyim, vicdan eğitimi, ruh eğitimi geçireyim." diye derviş olduğu halde, tasavvufa intisap ettiği halde demek ki onu yapamıyor. Bazı insan Müslümanlığı yapamıyor. Tasavvufu, dervişliği, erenler, evliyâlar yolunda yürüyüşü yapamıyor. Allah korusun, Allah yardımcımız olsun. Yani kolay değil doğru sözlü olmak, dosdoğru sözlü olmak...

Sen dosdoğru olmaya söz verirsen, dosdoğru olmak seni dürüst insan olmaya götürür, iyi şeyler yapmaya götürür; iyi şeyler yapmak da cennete götürür.

Doğru sözlü olmaya da çok dikkat edeceğiz. Bunun mühim bir prensip olduğunu yazacağız aklımıza,hatırımıza hiç çıkartmayacağız. "Yoo, ben yalan söylememeliyim, daima doğruyu söylemeliyim." diyeceğiz, sözümüzün doğru olmasına gayret edeceğiz.

"İşte söyledim öyle ama şaka yaptım."

Yalanla şaka olmaz. Yalandan üretilmiş, yalan üzerine kurulan şaka olmaz. O şaka değil, yalandır. Öyle olmaması lazım.

Peki konuştuğu zaman doğruyu konuşmazsa bir insan ne olur?

O münafıklık alametidir. Yani iyi müslüman olmaz.

Üçüncüsü; ve ahsinû civâre men câvereküm. "Sizin etrafınızda yaşayan çevrenizdekilerin hukukuna riayet edin. Onlarla bir arada bulunuşun hakkını verin, güzel davranın, komşuluğu güzel yapın." Bu bize ev komşuluğunu da hatırlatıyor. Evimizin etrafındaki komşularımıza iyi komşuluk yapalım.

Ne yapacağız?

"Bazen aşure günü oldu mu aşure kaynatır, bir tabakta oraya göndeririz. Arada ziyaretine gideriz."

Hayır, daha samimi olması lazım. Ahsinû "Güzel yapın!" diyor. "Yapın da nasıl olursa olsun." demiyor, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz yapılan şeyin güzel olmasını emrediyor. "Komşunuzla komşuluk yapın." demiyor, "Komşuluğunuzu güzel yapın." Kaliteli, yüksek seviyede, mükemmel olmasını emrediyor. Bu çok önemli! Çünkü İslâm'da toplum önemli! Toplumun fertlerinin birbirini sevmesi önemli! İnsanlar arasındaki münasebetlerinin sevgiye dayalı,sıcak, candan bir tarzda olması önemli! İslâm bunu sağlamak için bizlere çok emirler vermiş.

Biz komşularımızla iyi münasebetlerimizi sürdüreceğiz. Bunu mükemmel bir tarzda, en mükemmel bir tarzda ortaya koymaya çalışacağız. Bu kapı komşumuz da olur, evimizin, dairemizin yakınında, bize bitişik olan, karşımızda olan insanlar demek olabilir. Bize herhangi bir yerde, herhangi bir işyerinde, herhangi bir topluluk faaliyetinde yanımıza gelmiş insanlar da olabilir. Bizimle münasebeti olan her insan, bizim yanımıza gelen, bir müddet bulunan her insanla münasebetlerimizi güzel yapmalıyız. Peygamber Efendimiz'e Allahu Teâlâ hazretleri emrediyor ki;

Ve in ehadün mine'l-müşrikîne'stecâreke fe-ecirhü hattâ yesmea kelâmallah.

"Müşriklerden birisi senin yanına, civarına, komşularına gelip seni görmek isterse 'Nasıl bir insanmış, bir bakalım. Peygamber diyorlar, bir göreyim, bir inceleyim durumu.' Böyle yanına gelmek isterse yanına kabul et ve konuş, anlat İslâm'ı. Ondan sonra kendisine bir zarar gelmeden, kendi beldesine gitmesine yardımcı ol. Emniyet içerisinde, yani yolda bir hücuma filan uğramamasını da sağla." diye emrediyor.

Neden?

Müslüman yanına gelene İslâm'ı anlatacak, İslâm'ın güzelliğini; haliyle, sözüyle, ahlâkıyla gösterecek. Adam sevecek, "Ha, İslâm hak dinmiş. Demek ki akide bakımından doğruymuş. Hay Allah, ben müşrikmişim, ben yanlış şeylere tapıyormuşum." diyecek vazgeçecek. İslâm'ın güzelliğini anlayacak, "Ya, bu güzel bir dinmiş." İslâm'a girecek. Ahlâkını beğenecek, "Bu güzel bir ahlâkmış, ben de müslüman olayım." diyecek. Bu önemli!

Bizim de etrafımızdaki insanlarda iyi tesirler bırakmamız gerektiğini, bunun bir görevimiz olduğunu, görevlerimizden bir görev olduğunu hiç unutmamamız gerekiyor.

Etrafımızda bizimle bir arada olan, herhangi bir sebeple, herhangi bir vesileyle içine girdiğimiz bir toplulukta veya bizim etrafımıza gelmiş olan insanlarda İslâm hakkında müspet intibalar, izlenimler meydana gelsin diye özen göstermeliyiz. Temiz olmalıyız, titiz olmalıyız, dikkatli olmalıyız, sözümüze dikkat etmeliyiz. Kimseyi kırmamalıyız. Centilmen, nazik, kibar olmalıyız. Hatırnüvaz olmalıyız. Karşımızdakinin gönlünü alıcı, gönül yapıcı insanlar olmalıyız ki adam sevsin. "İslâm çok güzelmiş." desin ve İslâm'a koşarak gelsin, atılarak gelsin. İslâm'ın kucağına bir çocuğun annesinin kucağına atılır gibi aşk ile, şevk ile, isteyerek gelmesini böylece biz sağlamalıyız. Sağlamakta rol almalıyız. Bizim sözümüz, davranışımız, işimiz güzel olmalı.

"Ah onun gibisini görmedim, ne kadar iyi bir insan!" dedirtmeliyiz.

İslâma teveccüh artmalı, İslâma giriş artmalı.

Allah hayırlara bizi muvaffak eylesin. Allah hepinizden razı olsun.

Allahu Teâlâ hazretleri cümlenizi iki cihan saadetine nâil eylesin. Sevdiklerinizle beraber cennetiyle, cemaliyle müşerref eylesin.

 

Esselâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
25.02.2000 - Müslüman Kardeşin Müslüman Kardeşe Duası, Tövbe, Helal ve Haram Lokma
30.10.20269 dk 57 sn
03.02.1992 - Tasavvufun Kuran Ve Sünnetin İçinde Olması
18.10.202614 dk 57 sn
09.05.1997 - İslamın Üstünlüğü
09.09.20268 dk 20 sn
00.00.1994 - Tasavvuf, Güzel Ahlaklı Olmak, İlmiyle Amel Etmek
16.07.202614 dk 51 sn
00.02.2000 - Cehennem, Magfiret, Müminlerin Affedilmesi, Kıyamet Alametleri
04.06.20267 dk 12 sn
07.11.1997 - İbadetleri Ölçülü Yapmak, Cahilin İbadeti, Alimin İbadeti, İcadlar Yapın, Dünyaya Açılın
05.02.202615 dk 5 sn
02.01.1983 - Hz. Ademin Tevbesi
15.04.20265 dk 33 sn
04.11.1994 - Din Hakkında Konuşanları Kuran Süzgecinden Geçirme
26.04.202613 dk 23 sn
22.10.1989 - Peygamber Efendimizin Yemedikleri, Diş Temizliği, Misvakın Önemi
07.09.202513 dk 42 sn
06.01.1992 - İslam Merhamet ve Sevgi Dinidir
21.10.20266 dk 2 sn
00.00.1994 - Tasavvufun Tarifleri
02.09.202614 dk 56 sn
13.11.1992 - Mehmed Zahid Kotku Anma, İslam Sevgi Dinidir
14.07.202611 dk 8 sn
06.04.1995 - Müslüman Nasıl Olmalı, Ölüme Hazırlıklı Olmak, Kendini Yetiştirmek
26.11.202510 dk 25 sn
17.06.1998 - İman Etmenin Önemi
26.10.20248 dk 44 sn
15.07.1995 - Sahih Kaynak, Sünnetin Önemi
06.07.20255 dk 2 sn
00.00.0000 - Gece İbadetinin Önemi
04.03.20264 dk 22 sn
14.03.1997 - Kuran ve Sünnete Sarılmak, Sahih Kaynak, Buhari
15.07.20255 dk 53 sn
07.11.1997 - Alimin Uykusunun Önemi, Namazı Cemaatle Kılmak, Kıyafette Ölçü
02.07.202613 dk 55 sn
02.05.1997 - Alimliğin Önemi, Alimlerin Yapmaması Gerekenler, Aileyi İlme Teşvik Etmek
01.08.202610 dk
23.11.1995 - Tasavvufta İnsanın Gayeye Ulaşması İçin Yapması Gereken Allahı Anmaktır
25.05.20246 dk 57 sn
AKRA