15.12.1995 - İslamın Sosyal Boyutu, Allah ve Peygamberimiz

15.12.1995 - İslamın Sosyal Boyutu, Allah ve Peygamberimiz
Azîz ve sevgili Akra dinleyicileri;
Allahu Teâlâ hazretleri sizi dünyanın ve âhiretin hayırlarına erdirsin, şerlerinden korusun.
Eğer Allah'ın ve Resûlü'nün sizi
sevmesini istiyorsanız, "Âlemlerin Rabbi Allahu Teâlâ bizi sevsin ve O'nun Resûlü Muhammed-i Mustafâ'sı bizi sevsin. Allah ‘benim has kulum' desin, ‘sevgili kulum' desin, Resûlullah da ‘benim has ümmetim' desin, ‘rüyamızda teşrif buyursun, bizi ihyâ eylesin'" isteriz.
Ne yapmamız lazım?
Üç şey söylüyor Efendimiz:
"Size bir şey emanet olunduğu zaman emanete riayet edin, emanetin hakkını verin, emaneti sahibine verin."
Emanetle ilgili bir tavsiyesi var. Bu dürüstlüğün simgesi, sorumluluğun alameti. Müslüman sorumlu bir insandır. Vazifelerini bilir, onları yapar ve hakka, hukuka riayet eder, demek bu. Arkasından ufukta adaletli olmak; herkesin hakkını vermek, haksızlık yapmamak ana prensibi görünüyor.
İkincisi, konuştuğumuz zaman doğruyu konuşmayı tavsiye ediyor. "Konuşunca doğru konuşun." diyor. Bu da çok önemli! Şaka bile olsa yanlış, yalan kullanmayalım, dosdoğru insanlar olalım, ciddi olalım. Ya hayır söyleyelim, doğruyu söyleyelim ya da susalım. Yanlış bir şey söylemeyelim.
Bir de bizim civarımıza gelen, bizim komşuluğumuza gelen, bizim çevremize yaklaşan bir kimseye iyi davranalım ki komşuluk, arkadaşlık, iş münasebetleri, kültürel münasebetler, beşerî münasebetler bakımından bizimle bir teması olan insan "A, ayrı bir âlemle karşılaştım. ayrı bir dünya bu müslümanların dünyası, ne kadar güzelmiş meğerse! Benim ilk İslâm hakkındaki yalan yanlış bilgilerim ne kadar yanlışmış!" desin, İslâm'ı sevsin, bizi sevsin, kardeşlerimizin arasına katılsın. Biz de halka halka cihanda genişleyelim. Çünkü bizim vazifemiz İslâm'ı cihana yaymak, bütün insanlara tebliğ etmek, bütün insanların Allah'ın iyi kul olmasını sağlamak, bütün insanların cennete girmesine gayret etmek. Ne kadar ulvî bir dava! Biz istiyoruz ki bütün insanlar cennete girsin.
O zaman acaba cennet kalabalık olmaz mı?
Hayır! Cennette bütün insanlar için yer var. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bildiriyor ki; "Her insanın cennette ve cehennemde yeri hazırdır." İzdiham bahis konusu değildir. "Acaba orada sıkışır mıyım?" diye, "Benim yerimden biraz azalma olur mu?" diye bir şey bahis konusu değil. Herkese cennette ve cehennemde de yer var. Allah korusun...
Bir insan hayatını güzel geçirirse cennetteki yerine gider, cehennemdeki yerinden kurtulur. Kötü geçirirse cehenneme düşer, cehennemde başkalarına katılır. Ama herkesin yeri var.
Allahu Teâlâ hazretlerinden biz kendimiz rızasını istiyoruz; cennetini, cemalini istiyoruz . Bir de beşer olarak dünya hayatındaki ideal olarak, çalışmalarının gayesi olarak bütün insanların cennetlik olmasını istemekten daha asil, daha güzel hangi duygu olabilir?
Herkes mutlu olsun, herkes cennetlik olsun diye istiyoruz, var gücümüzle çalışıyoruz. Kutuplara, Sibirya'ya, Afrika'ya, Güney Amerika'ya, Avustralya'ya gidiyoruz, dünyanın her yerine gidiyoruz. Allah'ın dinini bilsinler, Allah'ın yoluna gelsinler, cennet yoluna devam ederek cennete vâsıl olsunlar, Allah'ın ikramına ersinler. Ne güzel bir duygu... Bizim bu çalışmalarda var gücümüzle çalışmamız lazım, katkıda bulunmamız lazım.
İslâm, sosyal yönü çok kıymetli olan bir sistem. Hani insanları "sosyal adalet"diyorlar, "sosyal devlet" diyorlar -insanların haklarını koruyan, kollayan devlet- islâm kadar sosyal adaleti, insanların hukukunu koruyan, insanlara acıyan, insanları birbirine bağlayan, insanları sevdiren, insanları birbirlerine fedakârca, kardeşçe hizmet ettiren, sevap kazanmak aşkıyla fedakârlık yaptıran bir başka sistem olamaz. En mükemmel sistem bu bakımdan İslâm!
Eski devirlerde, hele Peygamber Efendimiz'in içinde yetiştiği Hicaz ahalisi sade ve basit bir hayat sürüyorlardı, imkânları azdı. Lüksleri, refahları yoktu, geçim sıkıntısı içinde hayatlarını sürdürme mücadelesi veriyorlardı. Yiyecekleri kıttı, kıtlık çekiyorlardı, sıcaktan yanıyorlardı, suları azdı, evleri basitti. İslâm geldiği zaman insanlara birbirlerini sevmesini, birbirlerine yardım etmelerini emretti. Zenginin fakiri kollamasını, kendi imkânlarını ona vermesini, kendi imkânlarından fakirlerin de istifade etmesini, sağlamasını istedi. Zekâtı farz kıldı, sadakaları emretti, insanların malı ile yapacağı hayırların çok sevaplı olduğunu bildirdi. Servetin âdil dağıtılmasını, yoksulların bunlardan istifade etmesini, âcizlerin korunup kollanmasını sağladı.
İslâm bunları sağladı. Ondan sonra Allah'ın dinini yaymak için, hakkın, hakikatin hakim olmasını sağlamak için; haksızlıkların, zulümlerin,istismarların, sömürmelerin, insanların insanlara zulmetmesinin engellenmesi için cihadı emretti. Hiçbir zalim bir mazlumu asıp, kesip öldüremeyecek. Hiçbir açıkgöz; başkalarının malını, servetini haksız yere sömüremeyecek. Hiçbir kötü insan zorbalığa dayanarak kötülüğünü sürdüremeyecek. Birtakım güçlü kuvvetli herifler halkın ensesinde -tabirle söyleyelim- boza pişirmeyecek. Onu vurup, kırıp, ezip mağdur duruma getirmeyecek diye İslâm ağırlığını koydu ve bunun için bir mücadele başlattı.
Bu mücadelenin iki yönü var: İnsanları bir içten eğitmek yönü var. Bir insanın iyi insan olması için ilk önce içinde bir mücadele olması lazım. İslâm bunu -insanın nefsiyle cihadını- koydu. Çünkü kötü insanlar da kendi nefsinin, şeytanın esiri olduğu için kötü oluyor. "En mühim cihat, insanın kendi nefsiyle cihat etmesidir." diye İslâm bunu getirdi, koydu. Herkes kendi içindeki kötü duygularla, kendi nefsiyle, kendi şeytanıyla mücadele edecek, onu yenecek. En büyük cihat bu! Bu olduğu zaman zaten öteki cihada lüzum kalmayacak; herkes karşısındakinin hakkını verecek, karşısındakini sevecek, ona iyi davranacak. Böylece dünyada özlenen insanca yaşayış tahakkuk edecek. O bakımdan o büyük cihat!
Bir de "normal cihat" dediğimiz, o hatırımıza gelen düşmanla savaşmak hususu var. Tabi bunu da emretti. Onun için birçok kimse Allah'ın rızasını kazanmak maksadıyla mücahid oldular.
Allah hayırlara bizi muvaffak eylesin. Allah hepinizden razı olsun.
Allahu Teâlâ hazretleri cümlenizi iki cihan saadetine nâil eylesin. Sevdiklerinizle beraber cennetiyle, cemaliyle müşerref eylesin.
Esselâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh
16.06.1990 -
Allaha Yaklaşmak, Sevdiği
15.12.1995 -
Allah ve Peygamberimizin
