16.06.1990 - Allaha Yaklaşmak, Sevdiği Kul Olmak, Marifetullah

16.06.1990 - Allaha Yaklaşmak, Sevdiği Kul Olmak, Marifetullah
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîne hamden kesîran tayyiben mübâreken fîhi alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Kemâ yuhibbu rabbunâ ve yerdâ. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ hayra halkıhî Muhammedin ve alîhî ve sahbihî ecmâin. Ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn.
Emmâ ba'd:
Bağdat'ta Abdulkadir Geylanî hazretlerinin türbesi, tekkesi vardır. O tekkede Şeyh Osman diye bir zât... Abdulkadir Geylanî hazretlerinden sonra o makamda bulunan zâtlardan birisi. Bu zât müridleriyle camide, tekkede otururken halifeden haber gelmiş;
"Efendim bu akşam Ramazan akşamı. İftarı bizim soframızda yapalım. Teşrif edin, lütfen, buyurun. Dervişlerinizin hepsini toplayın, alın, hepsi birden gelsinler; iftarı bizde yapalım." diye haber gelmiş. Haber gelince o da kalkmış camide;
"Ey cemaat, ey ihvanım, ey kardeşlerim! Halife bizi iftara çağırıyor. Buyurun beraber iftara gidelim." demiş.
Orada yabancı adamın birisi şöyle bir köşede oturmuş;
"Ben gelmiyorum. Sen bana bir asîde tatlısı getir, nereye gidersen git." diyor.
Allah Allah, adama bak! Şeyh Efendi'ye emir buyuruyor. Hem karşı geliyor; "Siz giderseniz gidin, ben gelmiyorum." diyor. Hem de; "Sen bana akşam iftar için, bir aside tatlısı bul da ondan sonra sen nereye gidersen git." diyor. Bir de vazife yüklüyor.
O senin hizmetçin mi?
Herhalde bunun aklından biraz zoru var diye düşünmüşler, aldırmamışlar, toplanmışlar gitmişler. "Gel dediler, gelmedi. Gelseydi…" filan diye kalkmışlar gitmişler. Halifenin sofrasında iftar etmişler, namazı kılmışlar, teravihi kılmışlar. Eve gelmiş, hemen yatmış -sahura kalkacak ya, birazcık bir dinlenme lâzım- rüyada mübarek topluluk... Soruyor;
"Kim bu mübarekler, nurlu zatlar?"
"Bunlar, 124 bin Peygamber salavatullâhi ve selâmuhû aleyhim ecmâin." diyorlar.
"Aaaa! Ne güzel!"
"Peki şu zât kim?"
"O da Hz. Muhammed-i Mustafâ. Onların hepsinin serveri, Muhammed-i Mustafâ." diyorlar.
"Aman ne güzel!"
Hemen koşturuyor yanına. Elini öpecek. Rüyada Peygamber Efendimiz'in eteğini öpecek filan.
Efendimiz şöyle biraz kırgın, sitemli, diyor ki;
"Bizim sevdiğimiz bir insan, senden bir asîde tatlısı istedi de onu bile vermedin be Osman Efendi!" diyor rüyada.
Eyvah! Bir üzülüyor. Başından aşağıya kaynar su dökülmüş gibi bir üzülüyor, bir ter basıyor. Uykudan uyanıyor. Hemen vakite bakıyor daha yeni uyumuş. Rüyayı yeni görmüş. Hemen hanesinden, cübbesini sırtına geçirdiği gibi dışarı bir çıkıyor. Bakıyor ki ayın aydınlığında, o karaltı, o adam da, mescitte duran adam da, böyle çıkmış gidiyor. Tam o sırada gidiyor.
Arkadan sesleniyor;
"Heyyy! Mübarek! Dur, gitme! Asîde tatlısı getireceğim sana! Ne istersen alacağım..." filan, bağırıyor. O bir taraftan yürümüş, köşeye kadar gelmiş öteki giden adam. Dönmüş geriye;
"Yaaa... Demek ki fukaranın birisi senden günün birinde bir şey istese 124 bin peygamberi şahit getirmeyince vermeyeceksin ha!" demiş, dönmüş köşeyi.
Bu arkasından koşmuş ama bakmış köşede, aradıysa da yok!
Bunlar sadece tarihte yoktur. Her zaman da vardır.
Onun için bunun şeraitten delili nedir?
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in hadîs-i kutsîsinde buyuruluyor ki;
"Bir insan nafile ibadetlerle, hayırlarla, hasenatlarla, Allah'ın sevdiği işleri yapa yapa Allah'ın sevgili kulu olur"
Lâ yezâlu'l-'abdu yetekarrabu ileyye bi'n-nevâfil.
"Nafile ibadetlerle, namaz kılarak, oruç tutarak, tesbih çekerek filan insan Allah'a takarrub eder, yani yaklaşır yaklaşır yaklaşır." Hattâ uhibbehû. "Nihayet ben onu severim." Sevinceye kadar böyle bu şeyler… Fe-izâ ahbebtuhû... "Ben o kulumu sevdiğim zaman onun gözü, kulağı, dili, eli, ayağı olurum." diyor. Yani gösterir, duyurur, her şeyi yaptırır, her şey olabilir.
İşte, işin aslı budur! İşin aslı kerâmet değildir de Allah'ın sevgisini kazanmaktır. Allah'ın sevgisini kazandı mı, bir insanın iki cihan saadetine ermesi mümkün olur. Bizim de işimiz bu.
Ve mâ halaktu'l-cinne ve'l-inse illâ liya'budûn.
"İnsan başka şey için yaratılmamıştır, ancak mârifetullah için, Allah'ı bilmek için yaratılmıştır."
Onun için ben size diyorum ki; ilimlerin en şereflisi olan mârifetullahı öğrenmeye gayret edin. Benim nasihatim, benim derdim de bu.
Birçok ilimleri öğreneceksiniz, öğrendikçe ukalalaşacaksınız, yanınıza yanaşılmaz hâle gelecek. Mevki, makam sahibi olacaksınız, grand tuvalet giyineceksiniz, sinekkaydı tıraşı olacaksınız. Boyalı, pırıl pırıl, cilalı pabuçlar giyeceksiniz. "Beyefendi geliyor." diye size kapıları açacaklar. Kravatları takacaksınız… filan. Yani böyle bir kavanoz balla yenilmeyecek bir hâle geleceksiniz. O kadar acı olacaksınız!
İlmin yanında irfanı da öğrenin. İlmin yanında mârifetullahı da tahsile çalışın! Allah'ın sevgili kulu olmaya bakın! Bu dünyanın malı bu dünyada kalır. Bu dünyanın mevkii bu dünyada kalır.
Sanma ey hâce ki senden zer ü sîm isterler
Yevme lâ yenfeu'da kalb-i selîm isterler
Harem-i mâniye bîgâneye yol vermezler
Âşinâ-yı ezelî yâr-ı kadîm isterler.
Bu dünyada Allahla âşina olmazsan orada huzura giremezsin ki! Kabul etmezler ki; "Sen kimsin be! Git!" derler. Giremezsin yanına. Bu dünyada gözünü açmayan, bu dünyadan mânevî olarak kör giden, kör olarak giden, âhirette de kör olarak haşrolunur.
Men kâne fî hâzihî a'mâ fe-hüve fi'l-âhireti a'mâ... Âyet-i kerîme!
Onun için bu dünyada gönül gözünüzü açmaya bakın! Mârifetullahı tahsil etmeye bakın; Allah'ın rızasını kazanmaya bakın; Allah'a sevgili kul olmaya bakın. İşin aslı, esası, özü, en önemli tarafı budur.
Allahu Teâlâ hazretleri hayırlara muvaffak etsin. Bu yüce, yüce mertebelere vâsıl eylesin. Sevdiği kul eylesin, sevdiği işleri yapmayı nasip etsin. Sevdiği bir kul olarak yüzü ak, alnı açık, huzuruna varmanızı nasip eylesin. Cennetiyle, cemaliyle cümlenizi müşerref eylesin
16.06.1990 -
Gençlik, Öğrencilere Tavsiyeler,
15.12.1995 -
İslamın Sosyal Boyutu,
