16.06.1990 - Öğrencilere Tavsiyeler, Eğitime Verilen Önem, Nefis Terbiyesinin Önemi

16.06.1990 - Öğrencilere Tavsiyeler, Eğitime Verilen Önem, Nefis Terbiyesinin Önemi
Bismillâhirrahmânirrahîm.
El-Hamdü lillâhi Rabbi'l-âlemîne hamden kesîran tayyiben mübâreken fîhi alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Kemâ yuhibbu rabbunâ ve yerdâ. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ hayra halkıhî Muhammedin ve alîhî ve sahbihî ecmâin. Ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Eğitime önem verişimiz İslâm'da ilmin en yüksek rütbe olması dolayısıyladır.
Rütbetü'l-ilmi a'le'r-rütebi. "İlim payesi, ilim rütbesi rütbelerin en üstünü." olduğundan ilme sarılmışız, ilimle iştigal ediyoruz, kendimiz ilim yolunda bulunuyoruz, ilim adamı yetiştirmeye çalışıyoruz ve ilim sahibi kılmaya çalışıyoruz. Kur'ân-ı Kerîm'de çok methedilmiştir. Bildiğiniz âyetleri, hadisleri sıralamakla zamanı geçirmek istemiyorum.
İslâm ilme o kadar büyük önem vermiştir ki; İslâm'ın ilk yıllarında koskoca bir şehirde 15 kadar okuma yazma bilen insan varken, hemen kısa bir zaman sonra, büyük bir patlama tarzında, zincirleme reaksiyon tarzında, görülmemiş bir tarzda ilimler gelişmiş ve İslâm ümmeti dünyanın en büyük alimlerini yetiştirmeye başlamıştır!
En büyük alimleri yetiştirmeye başlamıştır, biz o çağları özlüyoruz. İlim yoluna girmek de talebe olmak da, -henüz şu anda ilim adamı değilsiniz, olsun, talebe olmak da- aynı şerefe eriştiriyor insanı.
İlim talebesi öyle kıymetli bir kimsedir ki; cennet yoluna ayak koymuş, baş koymuş demektir. Varacağı yer cennet demektir. "Gök varlıkları, yer varlıkları, hatta denizin içindeki balıklar onun için tevbe ve istiğfar eder." diyor Peygamber Efendimiz. Onun için ilim talebesi kâinatın gözdesi oluyor. Balıklar bile, senin haberin olmadığı mahlûklar bile, senin için Allah'a yalvarıyor, tevbe ediyor istiğfar ediyor.
Nasıl olur bu?
Bilmiyorum ama Resûlullah söylemiş. Belki bilebiliriz, düşündüğümüz zaman belki anlayabiliriz ama şu çok net olarak anlaşılıyor ki; ilim yoluna girmiş olan bir insan kâinatın sevgilisi oluyor. Kuşların, ağaçların, böceklerin, çiçeklerin sevgilisi oluyor. Başka bir insan oluyor. Onun için çok kıymetli bir yol tutturmuşsunuz.
Muhterem kardeşlerim!
Ölü de yıkayacağız. Ölü yıkamak vazifemizdir. Ölüler bizim kardeşimizdir; tertemiz yıkarız öyle gömeriz. Şerefli bir hizmettir. Cenazenin arkasından birkaç adım attığın zaman insanın kazandığı sevabın haddi hesabı yoktur. Onları da yapacağız. Bizi öyle korkutmuşlar.
"Ölü yıkayıcısı mı olacaksın?"
Peki, ölüleri yıkamayıp da murdar mı gönderelim?! Ortada bırakıp da kokutalım mı? Vazife değil mi? Sen sanki öldükten sonra benim karşıma gelmeyecek misin bunu söyleyen adam?! Sen gelmeyecek misin?
Muhterem kardeşlerim!
Eğitimin bir müslüman için önemi çok büyüktür. Ve çok çeşitleri vardır.
Şöyle bir sıralayayım:
Bir kere biz beden eğitimi bakımından çalışma yapmakla görevliyiz. Müslüman; güçlü, kuvvetli ve bedenî meziyetleri yüksek olan bir insan olmalıdır. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bir hadîs-i şerîfinde buyuruyor ki;
El-Mü'minü'l-kaviyyu hayrun ve ehabbu ilallahi min-el-mü'mini el-daîfi vefî küllin hayrun. "Kuvvetli müslüman zayıf müslümandan Allah indinde hem daha hayırlıdır hem daha sevimli ve sevgilidir." Bakın, kuvvetli olan müslümanı Allah daha çok seviyor. Daha çok seviyor ve daha hayırlı ve kıymetli oluyor.
Neden?
İyi insanın elinde kuvvet oldu mu o kuvvet hayra kullanılır. Kötü insanın eline kuvveti verdin mi [onu] şerre âlet eder, zorbalığa, zulme, hırsızlığa, arsızlığa, yüzsüzlüğe kayar. Onun için müslümanın kavi olması lâzım.
Nasıl kavi olması lâzım?
Çelik gibi olması lâzım. Kıvırdığın zaman bıraktın mı cuvvv diye sallanmalı, çelik gibi olmalı. Başını böyle arka tarafından topuğuna değdirebilmeli. Pazusunu şöyle yaptığı zaman, pazusunun buradaki şeyinden karşısındaki korkmalı. Beş tane insanı çok rahatlıkla, mücadelede saf dışı bırakabilmeli. Sıhhati yerinde olmalı. Sigarayla ciğerlerini zifir doldurmamalı. Bünyesini zayıf düşürmemeli, saz benizli, soluk yüzlü, halsiz bitkin olmamalı. Mütereddit olmamalı, cin gibi olmalı. Vücut fonksiyonları son derece güçlü olmalı. Etrafına baktığı zaman, şöyle bir baktı mı şıp çevrenin fotoğrafını almalı; yapması gereken şeyi anlamalı. Düşman nereye saklanmış, ne yapacak, o daha elini kaldırmadan onun işini bitirmeli.
Bunu aşağı yukarı anlamış kardeşlerimiz. Bakıyoruz, judo öğreniyorlar, karate öğreniyorlar. Yeşil kuşak, sarı kuşak, siyah kuşak... Birinci dan, ikinci dan filan [vesaire]... Bunlar hoşuma gidiyor. 14 tane mermeri üst üste diziyor, bir tane patlatıyor. Hepsi çatır çutur kırılıyor filan; güzel.
Neden?
Dinimiz istiyor bunu. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bir hadîs-i şerîfinde buyurmuş ki:
Allimû evlâdekümü's-sibâhate ve'r-rimâyete. "Çocuklarınıza yüzmeyi öğretin." Bakın, çölde söylüyor bunu! Peygamber Efendimiz'in söylediği muhit önemli. Medîne-i Münevvere'de söylüyor Allâhuâlem. Allimû evlâdekümü's-sibâhate. "Çocuklarınıza yüzmeyi öğretin!"
Neden?
İstikbale hazırlıyor. Çocuklar istikbalin insanlarıdır. Siz bu zamanın insanı değilsiniz, 20 sene sonranın insanısınız. 20 sene sonra benim kürsümde oturacaksınız, benim yapacağım işi yapmaya çalışacaksınız. Belki daha iyisini yapacaksınız.
"Çocuklarınıza yüzmeyi öğretin." diyor Peygamber Efendimiz. Rimâyeyi; "atmayı öğretin" diyor, yani ok atmayı, silah kullanmayı, silahın her çeşidini kullanmayı…
Hoşuma giden bir şey var. Bir kompüter merakı… Gençler harıl harıl, fırıl fırıl, tıkır tıkır ellerinde şeyler [kompütürler], çok hoşuma gidiyor. Bu devrin silahı neyse… Her şey elektronik… Cep defterleri, adresler, telefonlar, her şey elektronik… Asansörler, şunlar bunlar… her şeyin içine girdi bu. Onun için bu maddî bakımdan güçlü olacaksınız!
Ve vücudunuza gül gibi, çiçek gibi bakacaksınız! Sigara içmeyeceksiniz! Yıpratmayacaksınız kendinizi! Uykunuza, sıhhatinize dikkat edeceksiniz, kuvvetli olmaya, idmanlı olmaya dikkat edeceksiniz!.. Bir Avrupalıdan, bir Amerikalıdan geri kalmayacaksınız! Şampiyon olacaksınız! Bir tane olacaksınız!
Vücudunuz Allah'ın size emanetidir. Bu emaneti iyi kullanmazsanız Allah sorar. Her şeyinize dikkat edeceksiniz; bu bir.
İkinci eğitim; zihnin, kafanın eğitimi. Bilgi sahibi olacaksınız! Cahil olmayacaksınız! Asrı bileceksiniz! İlimleri bileceksiniz! Kendiniz yeni buluşlar yapacaksınız, mûcit olacaksınız!
Fatih Sultan Mehmed'i düşünün, cennetmekân. Havan topunu kendisi bulmuş. "Ben bu surların öbür tarafına nasıl geçerim, öbür tarafındaki düşmanı nasıl tepelerim, nereden bombayı bunun tepesine yağdırırım?!" Çare düşünmüş ve bulmuş. "Havan topunu kendisi bulmuş." diyorlar. Mûcit, icatçı yani.
Kaç tane lisan biliyormuş; Rumca, Sırpça, Latince, Arapça, Farsça, vesaire vesaire.... Pırıl pırıl, dipdiri, etrafıyla ilgili, çevresini bilen, tanıyan, dostunu düşmanını bilen insan! Her şeyi biliyor, takip ediyor.
İlk o kimya derslerinde gördüğüm zaman bayağı kıskanmıştım. "Alüminyumun elektrik usulleriyle istihsâlini bir kolej talebesi bulmuş..." filan deyince, bayağı kıskanmıştım. "O buluyor da ben niye bulamayayım!" diye yarışacaksınız ve bilgi sahibi olacaksınız!
Tabii bu kafanın eğitimi için yabancı dil öğreneceksiniz!
Çünkü mevcudu bilmeyen, mevcudun takibini yapmayan bir insan mevcuda bir şey ilave edip daha ötesini yapamaz. Eskinin kötü bir taklidini yapar, gülünç duruma düşer. Eskiyi bileceksiniz! Osmanlıca'yı, Arapça'yı bileceksiniz, öz kültürümüzü bileceksiniz, öz kültürümüzün değerlerini, yetiştirdiği değerli insanları bileceksiniz! Biz bunları bildirmek için çalışacağız. Tanıtacağız, herkese tanıtacağız. Kendi yetiştirdiği, cihana böyle ışık tutmuş olan insanları öğreteceğiz. Öğreneceksiniz, üstüne ekleyeceksiniz. Kendi çalışmalarınızı ekleyeceksiniz.
Peygamber Efendimiz: "İki günü eşit olan ziyandadır." diyor. Onların seviyesinde kalmayacaksınız, aşacaksınız geçeceksiniz!
Kafanın eğitimi bir taraftan da uygulamayla oluyor. Laboratuvar oluyor, tatbikat oluyor vesaire, teorik derslerin yanında pratik dersler filan… Bunların hepsi maddî bilgiler bâbında, kafa eğitimi içinde kabul ediyorum.
Bu da önemli! Bu da dünyadaki başarı için, meslekteki başarı için… Dünyada yaşam kavgası var. Bu kavga içinde yenilmemek, yutulmamak, düşmanlarının ayağı altında ezilmemek, çiğnenmemek, esir olmamak ve horlanmamak için bunu yapacaksınız! Birinci sınıf eleman olacaksınız!
Bu da tamam; kafa eğitimi, beden eğitimi tamam.
Muhterem kardeşlerim, değerli gençler!
Bir de insanın içinde nefis diye bir şey var. Dinimiz bunu Kur'ân-ı Kerîm'de bildiriyor. Hadîs-i şerîflerde bildiriyor. İnsanın içinde nefsi var. Nefs dediğimiz bir şey var.
Nedir bunun Batı dillerindeki karşılığı?
Ego.
Türkçe'deki karşılığı nedir?
Ben. İnsanın 'ben'i. Yani benliği, kendisi. Türkçe'de "kendi" kelimesi ile ifade ediyoruz. Egosu. İnsanın kendisi. Enesi.
Bu insanın nefsi kontrol edilmediği zaman kendisine düşmandır.
Nasıl düşmandır?
Kötü şeylere sürükler. Kötü işleri yapmaya sürükler. Hayatta başarısızlığa götürür; onun için düşmandır.
İnsanın egosu, insanın kendisi, nefsi niçin yaratılmıştır?
Vücudunu korumak için yaratılmıştır. İnsanın vücudunu koruması kollaması lâzım. Mesela vücutta acıkma hissi olmasa, insan beslenmesini normal yapamaz. Uyku hissi olmasa, dinlenmesini normal yapamaz. Daha başka içgüdüler, daha başka istekler... Evlenme isteği, çoğalma isteği vesaire, bunların hepsi insanın biyolojik varlığıyla ilgili birtakım, hakikaten lüzumlu, şeylerdir.
Bu lüzumlu şeyler eğer sizi kıskacına, tesiri altına alır da peşinden sürüklerse, siz o zaman bizim özlediğimiz, kendinizin özlediği, babalarınızın, annelerinizin sizden beklediği yola, yere gidemezsiniz.
Nefsiniz işte böyle bir düşmanlık yapar size. Veyahut uykuyu seversiniz, yan gelip yatarsınız. Kalk be adam! Hor hor, hor hor... sabah uyur, öğlen uyur, öğleden sonra uyur, akşam uyur, sınıfta uyur…
Bizim askerlikte, takımda yaşlı bir şahıs vardı; ben geç gittim askere. Yaşlı, benden de yaşlı bir kimse vardı. Arka taraftan bir horlama sesi gelirdi, tam ders esnasında... Horrr gıırr filan. Tabii albay birden sinirlenirdi;
"Gel! Kalk! Bilmem ne…"
Adam kalkar.
"Gel buraya!"
Kürsünün yanında ayakta dikerdi adamı. Ayakta uyurdu! Orada da başlardı hor diye uyumaya. İşte bu da nefsin bir başka şeyi veya bir hastalık. Uyumak bir hastalık; aşırı olursa! Zevk bir hastalık; aşırı olursa! Daha başka şeyler… Biliyorsunuz bir genci neyin mahvettiğini... Oyun sevgisi, bilmem şunlar bunlar vesaire. Gençlerin hastalıkları...
Bunu insan isteyerek yaptığı için, bundan kurtulamazsa hayatta başarı sağlayamaz. İçi ister insanın. "Valla canım o kadar çekiyor ki; şimdi bir pirzola olsa, şöyle güzelce pişmiş olsa, şöyle elime alsam, dişlerimle ısıra ısıra, çekiştire çekiştire on tane pirzola yerim."
Haa! On tanesi fazla gelir, iki tanesi yeter. Ama koyuversen bir kuzuyu yer adam! Bir koyunu bitiriyor pehlivan, "Çekilin siz kenara, seyredin!" diyor, ondan sonra bir kuzuyu yiyor. Lüzumsuz! Bu sonradan zarar; kolesterol fazla, mide rahatsız, karaciğer şöyle bilmem ne...
İslâm her şeye dengeyi getirmiş.
Demek ki nefsin kontrol edilmesi lâzım, dizgin altında tutulması lâzım! İslâm bu problemi bütün çıplaklığıyla, çok büyük önem vererek ortaya koymuştur. Başka bir dinde, başka bir ideolojide bu yoktur.
Milli Eğitimimiz bize iyi bir eğitim göstermeye çalışıyor. Sizi çağdaş bir insan yetiştirmeye çalışıyor. Aman geri kafalı olmasın! Aman şöyle olmasın, böyle olmasın, diye en modern bir insan yetiştirmeye çalışıyor. Vallahi nefis terbiyesiyle ilgili bir tek şey öğretmiyor size. Atlıyor, yani en önemli şeyi atlıyor. En önemli şeyi atladıktan sonra, bir insanın nefsi terbiye olmadıktan sonra bu insandan hayır gelmez ki!
Çünkü nefis terbiyesi en önemli iş! Bir şampiyonu böyle saf dışı bırakır. Bir tahsilli genci tahsilden döndürür. Bir ciddi aile reisini ayyaş yapar. Bir ciddi devlet memurunu casus durumuna düşürür. Hırsız durumuna düşürür, rüşvetçi durumuna düşürür...
Onun için nefis terbiyesi en önemli iştir. Yapılmıyor. Yok böyle bir şey!
Neden?
Kızmışlar; "Tasavvuf yok, tarikat yok, bilmem ne yok..." diye hepsini şeyden [müfredattan] kaldırmışlar, yerine bir şey ikâme etmemişler. Bu tasavvuf nefsi terbiye ediyordu be adam! Yani adama;
"Yemek yeme!" demekle olmaz ki!
"Şu yemeği yeme, bu zararlı; şunu ye, bu faydalı." dersin, yerine müspet olanını, olumlu olanı ikame edersin. Sen kapattığın şeyin yerine olumlu bir şey ikame etmezsen, e o da büyük bir ihtiyaçsa, o zaman felaket olur.
Türkiye'nin uğradığı felaketlerin büyük çoğunluğu, gazetelerdeki faciaların çoğu; hırsızlık, arsızlık, yüzsüzlük, adam öldürmek, 26 kişiyi doğramak, aksakallı ihtiyarları öldürmek, beşikteki çocukları öldürmek... Nefis terbiyesi yapılmadığı için. O terbiye ihmal edildiği için oluyor muhterem gençler! Bunu bilesiniz!
Allahu Teâlâ hazretleri hayırlara muvaffak etsin. Bu yüce mertebelere vasıl eylesin. Sevdiği kul eylesin. Sevdiği işleri yapmayı nasip etsin. Sevdiği kul olarak yüzü ak alnı açık huzuruna varmayı nasip eylesin. Cennetiyle cemaliyle cümlenizi müşerref eylesin.
16.06.1990 -
Nefis Terbiyesi, Tasavvuf,
16.06.1990 -
Gençlik, Öğrencilere Tavsiyeler,
