16.07.1999 - Allaha İtaat Etmeye Niyet Ederek Evden Çıkmanın Fazileti

16.07.1999 - Allaha İtaat Etmeye Niyet Ederek Evden Çıkmanın Fazileti
Es-Selamü aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtüh
Aziz ve sevgili Akradyo dinleyicileri.
Allah'ın selamı, rahmeti, bereketi, ihsanı, ikramı, dünyada, âhirette üzerinize olsun. Allah hepinizden razı olsun. Hepinizi razı etsin. İki cihanın saadetine erdirsin.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in hadîs-i şerîflerinden bir tanesi... Ebû Bekir radıyallahu anh'ten Deylemî rahmetullahi aleyh rivayet eylemiş. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz hazretleri buyuruyor ki;
Men asbaha yenvî lillâhi tâ'aten keteballâhu lehû ecra yevmihî ve in asâhü.
Sadaka Resûlullah, fî mâ kâl ev kemâ kâl.
Bu hadîs-i şerîf, niyetin ehemmiyetini gösteren hadîs-i şerîflerden bir tanesi. Biliyorsunuz insanın içinden bir şeyi yapmaktaki amacı, düşüncesi, maksadı neyse; yaptığı işin değerlendirilmesi ona göre olur.
İnneme'l-a'mâlü bi'n-niyyât. "Ameller niyetlere göre değerlenir."
İnsan niyeti iyi ise amelden sevap alır. Niyeti iyi değil ise yapılan iş iyi bile olsa sevap almaz. Kötü niyetle yapıldığı için oradan bir sevap kazanamaz.
Bu hadîs-i şerîfte de Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyuruyor ki:
Men asbaha yenvî lillâhi tâ'aten. "Kim Allahu Teâlâ hazretlerine itaat niyet ederek sabaha çıkarsa, sabahlarsa…"
Yani, "Ben bugün Rabbime itaat edeceğim, emrini tutacağım, O'nun rızasına uygun hareket edeceğim..." gibi Allah'ın seveceği işleri yapmaya niyet ederek sabaha başlarsa...
Keteballâhu lehû ecra yevmihî. "Allah o gününün ecrini ona yazar."
İtaat etmiş, rızasına uygun işler yapmış gibi o gününün sevabını yazar.
Ve in asâhü. "Eğer o itaati tam yapamazsa, bazı yanlışlıklar, isyan durumu olsa bile."
Çünkü amacı, niyeti Allah'a itaat etmekti. Niyetinden dolayı, o gününü Allah ecirli-sevaplı geçirmiş gibi mükâfat verir.
O günün sevabını öylece alır ama Allahu Teâlâ hazretlerine âsî olma derecesi önemli. Kul her zaman hata edebilir. Cenâb-ı Hak hatalarının çoğunu bağışlıyor, önemlilerini hesaba koyuyor. Ufak tefek hatalarını bağışlar, nazara almaz ve sevaplı gün geçirmiş gibi yazar ama daha büyük bir hata işlerse, o zaman o suçunun da cezası ona göre -Allahu âlem- gelir. Ama buradan anlıyoruz ki niyetine göre Allah ona mükâfat verir.
Çok seneler önce, Bursalı bir şahıs [Mehmed Zahid] Hocamız'la beraber bizi evine çağırmıştı. Onun kapısından içeri girdiğimiz zaman bir yazı görmüş, o yazıyı çok beğenmiş ve beğendiğimizi söylemiştik. O yazı yaygınlaştı gibi geliyor bana. Bizim biraz reklamını yapmamızdan galiba, diye düşünüyorum, belki yanılıyorumdur.
"Bugün Allah için ne yaptın?" diye bir yazı.
Evin kapısından içeri giriyorsunuz, yazı sizi karşılıyor:
"Bugün Allah için ne yaptın?"
Adam bütün gün çalıştı, eve geldi, anahtarı açtı veya zili çaldı, çocukları veya hanımı açtı. "Buyurun, hoş geldiniz!" dedi. İçeri girer girmez hemen karşıda levha... Yukarıya doğru merdiven gidiyor ama hemen önde levha;
"Bugün Allah için ne yaptın? Bugün vaktin nasıl geçti? Çarşıda pazarda, dışarda, evin dışında vakti nasıl geçirdin?.."
Bir sorgu!
Bu, güzel bir şey! Çünkü insanın kendisini hesaba çekmesini sağlıyor. Bu soru kendi kendisini düşündürüyor; "Ben bugün ne yaptım yahu? Acaba günümü nasıl geçirmiştim?" diye hatırlamasına sebep oluyor. Bir insanın yapmış olduğu işlerin muhasebesini yapması çok iyi. Çünkü Hz. Ömer Efendimiz tavsiye buyurmuş:
Hâsibû enfüseküm kable en tuhâsebû.
Âhirette büyük hesaba çekilmekten evvel insanın kendisini hesap etmesi, o büyük hesapta çok zarar görmeyecek tedbirleri önceden almasını sağlayacağı için çok önemli.
Bu gün Allah için ne yaptın?
Ben onun üzerine arkadaşlara bir de demiştim ki:
Çünkü gün içinde hatalı bir şey yaptığında, eve girdiği zaman, "Ne yaptın?" sorusunun karşısında, "Eyvah! Ben bugünü kötü geçirdim." derse iş işten geçmiş olur, nedamet olur, pişmanlık olur. Tevbe etmesi lazım; tevbeyi de, tevbekar kullarını Allah sever, affeder, affedicidir. Gaffârü'z-zünûb, settâru'l-uyûb, afuvv u kerîm'dir ama iş işten geçmiştir, tevbe bahis konusu.
Ben onun üzerine arkadaşlara bir de demiştim ki:
"Asıl bir de sabahleyin ayakkabısını giyerken görebileceği bir yerde, ‘Bugün Allah için ne yapacaksın?' diye bir yazı olmalı."
Akşamdan, "ne yaptım" diye düşünüp de yanlış yaptığı işler için diz döveceğine, sabahtan iyi şeyler yapmayı niyetine alsın, diye düşünmüştüm.
Bu hadîs-i şerîf, bize onu da telkin ediyor. İnsan sabahleyin; "Bugün Allah'a itaat edeceğim isyan etmeyeceğim, sevaplı iş yapacağım günahlı iş yapmayacağım, iyilikler yapacağım kötülükler yapmayacağım." diye sabahtan niyet ederse, ayağı sürtse, yanılsa, şeytana yenilse, nefsine uysa bile ufak tefek hatalarını Allah affeder. O ilk niyetinden dolayı, o günü sevaplı geçirmiş gibi ecrini verir.
Sabahtan böyle bir şeye niyet etmek çok iyidir. Çünkü insan böyle bir azimle dışarıya çıkıp;
Bismillâhi ve billâh, tevekkeltü alallâh, lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh, diye Allah'a tevekkül edip yola çıktı mı, Cenâb-ı Hak o günkü işlerinde ona vekil ve yardımcı olur. Tevekkül edenin vekili olur, yardım isteyenin yardımına yetişir, işlerini kolaylaştırır, rızkını bollaştırır, tehlikelerden korur. Nefse, şeytana kapılmamasını, dünyanın lezzetlerine aldanmamasını, âhireti unutmamasını da nasip eder. Tevfîkini refîk eder. Kendisine iyi niyetle yöneldi ve tevekkül etti diye sever.
Onun için sabahları güne başlarken, evden çıkarken bu düşünceyi zihnimizde iyice evirip çevirelim.
"Muhakkak bu günümü Cenâb-ı Hakk'ın rızasına uygun geçireyim. Daha öncekilerdeki hatalarımı bugün yapmayayım. Besmeleyle başlayayım. Hayırlı işler yapayım. Kötü işlerden kendimi çekeyim." diye yola çıkmalı. Güne öyle başlamalı, yataktan öyle kalkmalı.
Hatta Bismillahirrahmanirrahim diyerek sağ yanından kalkmalı; sonra abdestini almalı, sabah namazını camide kılmalı. Bir kimse sabah namazını, akşam namazını, yatsı namazını camide kılarsa, bütün gününü ibadetle geçirmiş gibi sevap alır. Onun da ayrı ve büyük mükâfatı var.
[Mehmed Zahid] Hocamız rahmetullahi aleyh hadis kitaplarından öğrendiği ilimlerden bize öğretmişti. Bir de kardeşlerimiz, ihvanımız sabah namazından sonra işrak vaktine kadar bekleyebiliyor. O da sünnet-i seniyyeye uygun, gayet güzel bir şey. Onun da büyük mükâfatı var; insan o gün bir hac ve umre yapmış gibi sevap kazanıyor. Birçok kimse bunu bilmez.
Nice insanlar biliriz; efe gibi ortada dolaşır, sağa sola tepeden bakar, Kur'an'a uymaktan, asıl dindarlıktan bahseder, sağı solu beğenmez, öteki mü'minleri hor hakir görür ama birçok şeyi bilmez. Peygamber Efendimiz ne buyurdu, Kur'ân-ı Kerîm ne buyurdu bilmez.
Elhamdülillah, Allah hocalarımızdan razı olsun. Bize hayrı, doğru yolu gösteren, Cenâb-ı Hakk'ın rızasını kazanmanın vesilelerini öğreten hocalarımızı rahmetle anıyoruz. Ruhları şâd olsun, kabirleri nur dolsun, Cenâb-ı Mevlâ'mız makamlarını âlâ eylesin. Himmet ve teveccühlerine de bizleri nâil eylesin.
Demek ki Allah'a itaat etmek niyetiyle sabahlayacağız, yeni bir güne öyle başlayacağız. Allah tevfîkini refîk etsin, yardımcı olsun.
Bir hadîs-i şerîf daha işaretlemiştim, onu da okuyacağım, ondan sonra sohbetimi tamamlayacağım.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyuruyor ki;
Men etâ'allâhe fe-kad zekerallâhe ve in kallet salâtühû ve sıyâmühû ve tilâvetü'l-Kur'âni ve men asallâhe fe-lem yezkurhu ve in kesüret salâtühû ve sıyâmühû ve tilâvetühû li'l-Kur'ân.
Burada li'l-Kur'ân diye geçiyor, birincide tilâvetühü'l-Kur'ân diye geçiyor.
Biliyorsunuz, zikretmek diye bir şey var, sevap; âyetlerde ve hadislerde emrediliyor.
Yâ eyyühellezîne âmenü'zkürullâhe zikran kesîrâ. "Ey iman edenler, Allah'ı çok zikrediniz."
Onun için her gün Sübhanallah, Estağfirullah, Lâ ilâhe illallah, Allah diyoruz, salavât getiriyoruz, Kul huvallah'lar okuyoruz. Bunların hepsi zikir, zikretmek de çok sevap. Cihattan da sevap diyoruz. Ama bu zikir dediğimiz mübarek fiil nedir, mahiyeti nedir; bu hadîs-i şerîf onu açıklıyor.
Peygamber Efendimiz buyuruyor ki:
Men etâ'allâhe fe-kad zekerallah. "Kim Allah'a itaat ettiyse..." Yani ibadetlerini yaptı, günahlara dalmadı, sevaplı şekilde hareket etti. O... Fe-kad zekerallâh. "Allah'ı zikretmiş demektir." Ve in kalle salâtühû ve sıyâmühû ve tilâvetühü'l-Kur'ân. "Namazı -nafile namazı demek tabii-, sıyâmı –orucu- ve Kur'an okuması az bile olsa."
Eğer gününü itaatle geçirdiyse, isyan etmediyse Allah'ı zikretti demektir. Ama;
Ve men asallâhe fe-lem yezkurhu. "Eğer günah işlemişse, Allah'a âsî olmuşsa, o kimse de Allah'ı zikretmemiş sayılır." Ve in kesüret salâtühû ve sıyâmühû ve tilâvetühû li'l-Kur'ân. "Nafile namaz kılması, oruç tutması ve Kur'ân-ı Kerîm'i okuması çok olsa bile Allah'ı zikretmemiş sayılır."
Demek ki zikir denilen, Allah'ı zikretmek denilen güzel ibadetin aslı, mayası, cevheri, içindeki özü Allah'a itaat etmektir. Adam Allah'a isyan ediyor, günah işliyor, günaha devam ediyor ama cebinde tesbih, başında takke var, takkenin etrafına sarık da sarmış, sırtına da cübbemsi bol bir şey, ayağına da şalvar giymiş. Dış kıyafet itibariyle mütedeyyin bir müslüman… Müttakî bir görünüşte ama isyan ediyor. Ticaretinde yalan yemin ediyor, onu bunu aldatıyor, borcunu ödemiyor, parası olduğu halde "yok" diyor vs...
Bunların her birisi isyandır, günahtır, misal olsun diye söylüyorum. Ondan sonra tesbihini de çekiyor. Hem kendisini hem başkalarını aldatıyor. Bu, Allah'ı zikretmemiş sayılır. Çünkü zikretseydi bu günahları işlemeyecekti, Allah'tan korkacaktı. Madem korkmuyor, demek ki zikri hava, boş... Tesir etmediğine göre, demek ki zikretmemiş sayılır.
Onun için sevgili derviş, mü'min, müttakî, zikir erbâbı, ârif kardeşlerim!
Zikirlerinizi yapın, çok sevap; tesbihlerinizi ihmal etmeyin. Elbette yapacağız. Nafile oruçlarınızı, namazlarınızı ihmal etmeyin, Kur'an okumayı hiç ihmal etmeyin.
Burada, "Namazı az olsa veya çok olsa." diye geçtiğinden bu namazların, oruçların ihtiyarî namazlar, oruçlar olduğu anlaşılıyor. Keyfe bağlı değil yani farz olan namazlar; bunun azı çoğu olmaz, sayısı bellidir. Farz olan oruçlar bellidir, bunu azaltmak, çoğaltmak bahis konusu değil. Bunun dışındaki şeyler…
Eğer bir adam Allah'a itaat halindeyse, ihtiyarî olan orucu, namazları, Kur'an okuması az bile olsa Allah'ı zikrediyor demektir. İtaat etmiyor da isyan ediyorsa, günahları işliyorsa, o zaman bu ihtiyarî namazlar, oruçlar ve Kur'an okuması çok bile olsa, Allah'ı zikretmemiş demektir. Bu da dervişliğin özüdür.
Bu hadîs-i şerîf dervişliğin önemli bir parçası olan zikretmenin ruhunu gösteriyor. Ruhsuz bir ceset ölü demektir.
İtaat olmayan bir zikir zikir değil, itaatsiz olan bir zakir de zakir değildir.
Yani kabul değildir; mânevî bakımdan başına çalınacak, yüzüne fırlatılacak.
Onun için Allah'a itaat etmeye, her anda isyan etmemeye son derece dikkat etmemiz gerekiyor. İsyan oldu mu dervişlik de, zakirlik de siliniyor.
Allah bizi haramlardan, günahlardan korusun. Kendine itaatle ömrünü süren, günlerini geçiren itaatli kullarından eylesin. İsyandan korusun. Tevfîkini refîk eylesin. Sevdiği amelleri işlemeye muvaffak eylesin. Ümmet-i Muhammed'e faydalı eylesin ki bu devirde Ümmet-i Muhammed'in, müslümanların ciddi çalışmalarına çok ihtiyacı var. Böyle ihtiyacın çok olduğu bir devirde müslümanların gevşek durması çok fena oluyor. Son derece ciddiyetle, işin vehametini anlayıp ele almak ve İslâm için çalışmak lazım.
Allah hepimizi gayretli, çalışkan, himmetli müslümanlar eylesin. Çok sevap kazanmayı nasip eylesin. İki cihanda izzet, itibar, kıymet sahibi, mesut, bahtiyar eylesin, aziz ve sevgili dinleyiciler.
Es-Selamü aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtüh
16.07.1999 -
Peygambere İtaat Etmenin
16.06.1990 -
Nefis Terbiyesi, Tasavvuf,
