16.10.1998 - Peygamber Efendimizin 7 Emri

16.10.1998 - Peygamber Efendimizin 7 Emri
es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!
Allahu Teâlâ hazretleri dünya ve âhiretin hayırlarını cümlenize ihsan eylesin.
Riyâzüs-sâlihîn kitabından kur'a ile açılmış bir sayfadan size Berâ b. Âzib radıyallahu anh'in rivayet ettiği bir hadîs-i şerîfi okuyarak başlamak istiyorum.
Emeranâ Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bi-ıyâdeti'l-merîd ve't-tibâi'l-cenâizi ve teşmîti'l-âtısi ve ibrâri'l-muksimi ve nasri'l-mazlûmi ve icâbeti'd-dâî ve ifşâi's-selâm.
Buhârî ve Müslim bu hadîs-i şerîfin sahih olduğunda ittifak etmişler ve beraber rivayet etmişler. Sıhhatli ve güvenilir bir rivayet.
"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz bize şu sayılanları emretti:"
O sayılanları biraz geniş olarak, üzerinde durarak açıklayalım.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz neleri emretmiş?
Onlara emrettiği bize de emirdir, biz de o emirleri tutalım. Peygamber Efendimiz'e ittibâ etmenin, onun emrini tutmanın, tavsiyesine uymanın ecrini, sevabını alalım. İnşaallah Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in şefaatine nâil olalım.
"Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hastayı ziyaret etmeyi emretti."
Müslüman, müslüman kardeşi hasta olduğu zaman gidecek, onu ziyaret edecek. Evinde ise evinde, hastanede ise hastanede ziyaretine gidecek. Hâlini hatırını soracak, alnına elini koyacak; "Nasılsın kardeşim? Geçmiş olsun!" diyecek. Onun mâneviyatını takviye edecek, gönlünü şenlendirecek güzel sözler söyleyecek.
Bir ihtiyacı olup olmadığını soracak: "Canın bir şey çekiyor mu? Bir şey istiyor musun kardeşim?" diyecek. Hasta olduğu için yapamadığı işleri varsa "Ben koşturayım, ben yapıvereyim." diyecek. Böylece bu ihtiyaç anında, hasta olduğu için yatağa düşmüş olan kardeşine; kardeşliğini, kardeşliğinin gereğini göstermiş olacak.
Çünkü Allahu Teâlâ hazretleri, müslümanlar arasında son derece kuvvetli, çok derin, köklü ve sevaplı bir kardeşlik tesis etmiştir. Müslümanlar dünyanın neresinde olursa olsun birbirlerinin kardeşidir. Kardeşliğin gereği olan güzel bir muamele ile kardeşliğini sürdürmesi lazım. Bu güzel kardeşlik muamelesinin bir yönü, hasta olduğu zaman kardeşini ziyaret etmek, aramaktır.
"Peygamber Efendimiz bize emretti:" dediği şeylerin ikincisi;
"Cenazeye ittibâ etmek, cenazenin peşinde gitmek."
Yani namazını kılmak, kabre kadar götürmek, defin merasimini yapmak, dualarını yapmak. Bu bir kardeşin bir kardeşe, bir müslümanın diğer müslümana çok önemli bir vazifesidir.
Cenaze namazı farz-ı kifâyedir. Birileri kılınca farziyet ötekilerden sakıt oluyor. Ama hiç kimse kılmazsa, müslümanın cenazesi açıkta kalırsa bütün o beldenin müslümanları sorumlu oluyor. Önemli bir vazife. O ölen kardeşe son vazife yapılacak! Peşinden gidilecek. O gitmenin, atılan adımların, tabutu taşımanın, namazı kılmanın, definde bulunmanın pek çok sevabı var.
Sevgili kardeşlerim!
"Hapşırana yerhamükellah demek."
Arapçada atasa; "aksırmak, hapşırmak" demektir; ayn, tı ve sin harfleri ile. Birisi hapşırdığı zaman müslüman ona; "Allah sana merhamet eylesin, rahmeylesin, lütfeylesin!" diye, ona hayır temennide bulunacak.
Bu çok köklü bir gelenektir. Hz. Âdem atamızdan başlamıştır. Âdem aleyhisselam halk olunduğu zaman hapşırmış; o zaman melekler kendisine yerhamükellah demişler. İnsan tarihi kadar eski bir güzel âdet oluyor. Bunu da bir zarif âdet olarak hatırınızda tutun.
Birisi hapşırdığı zaman; "Allah sıhhat afiyet versin, çok yaşa!" filan diyorlar. Çok yaşasa da az yaşasa da insan sonunda Cenâb-ı Hakk'ın huzuruna gidecek. Yaşamanın uzunluğu başarı değil, asıl başarı; yaşamın Allah'ın rızasına uygun olması ve sonunda Allah'ın rahmetine ermek. Onun için yerhamükellah diyerek Allah'ın merhametini istemek; "Çok yaşa!" demekten çok daha güzel bir temenni.
Efendimiz daha sonra ne emretmiş hepimize?
Ve ibrâri'l-muksim.
Muksim; "kasem eden" demek.
İbrâr. "Yemin eden, kasem eden bir kimsenin yemininin yerine gelmesi hususunda ona yardımcı olmak." demek.
Çünkü bir insan güzel bir şeyi yapmaya azmedip yemin etti mi; " Ben bunu böyle yapacağım." dedi mi, sözünde durması lazım, yeminin icabını yerine getirmesi lazım. Yemininden dönmemesi, yemininden hânis olmaması lazım.
Ama hangi şartla?
Yemin ettiği şey güzel bir şey ise...
Güzel bir şeye yemin etti mi onu yapacak. Mesela;
"Vallahi! On tane çocuk okutacağım, onları yetiştireceğim!" derse tamam, bu yemininde sâdık olsun.
İnsanlar yemine çok alışmışlar, bazen de kötü şeylere yemin ediyorlar. Meselâ bir insan; "Vallahi! Senin kafanı kıracağım!" dese o zaman ne olacak?
Kötü yere yemin eden bir insan tevbe edecek, yemininden dönecek, ama "Bundan sonra ileri geri konuşmasın." diye Allah bir ceza tayin etmiş, yemini yerine getirmediği zaman o yemin kefaretini yerine getirecek; on tane fakiri, yoksulu doyuracak. Ona imkânı yoksa üç gün oruç tutacak. Böylece bir daha sözüne, ağzına sahip olacak. Kendisine hâkim olacak, gazabına mağlup olmayacak, şeytana aldanmayacak, kötü şeylere yemin etmeyecek. Bu da önemli bir nokta.
Eğer iyi bir şeye yemin etmişse öteki arkadaşların da yemin edenin o işi yapmasına yardımcı olmaları lazım! İbrâri'l-muksim bu; "Yemin edenin yeminini yerine getirmesinde ona destek olmak, yardımcı olmak."
Cahiliye devrinde Arap şairlerinden sevilmiş, meşhur olmuş birisi var. Şiiri Kâbe-i Müşerrefe'nin duvarına asılan şairlerden. İsmi Lebid b. Rebîa. Bu zât müslüman olmuş, hatta Hz. Ömer zamanına kadar yaşamış. Cahiliye zamanında o kabile gelenekleri icabı demiş ki;
"Ne zaman sabâ rüzgârı eserse vallahi ben ziyafet çekeceğim! Fakirlere kazan kaynatacağım, aş pişireceğim, yemek dağıtacağım."
Dürüst adam, mert insan! Onu sürdürmüş. Müslüman da olmuş. Muhadramûn'dan; yani cahiliye devrini de, İslâm'ı da idrak etmiş, ikisini de görmüş. Hem de uzun ömürlü bir kimse. Ebû Hüreyre radıyallahu anh'ın rivayetine göre 156 yıl yaşamış. Çok uzun yaşamış bir şair.
Hz. Ömer onun bulunduğu şehrin valisine; "Lebid kardeşimizin yemininin yerine gelmesinde kendisine destek olun!" diye mektup yazmış.
Demek ki ibrâri'l-muksim vazife olduğundan; "güzel bir şeye, iyi bir şey yapmaya and içenin, yemin edenin, yemininin yapılmasına destek olmak" önemli olduğundan, Hz. Ömer radıyallahu anh onu uyguluyor. Allah cennette buluştursun. Çünkü cennetlik olduğu bilinen bir kimse.
"Mazluma da yardım etmeyi, Allah'ın Resûlü Muhammed-i Mustafâ bize emretti." Müslüman nerede bir mazlum görse o mazlumun yardımına koşacak. Zalimin zulmünü engelleyecek, mazlumu zalimin elinden kurtaracak. Çok önemli bir vazife. Eğer mazlumu kurtarmazsa mazlumun imdadına yetişmezse cezası daha kabirde başlıyor. Âhirette de büyük hesabı ve cezası, azabı ve ikâbı var. Onun için müslümanlar daima mazlumun yanında yer almıştır.
Ecdadımız da -tarihten biliyoruz- fakirin, zayıfın, mazlumun yanında yer almıştır. Mazluma yardımcı olmuştur, zalimleri def etmiştir, zulmünü engellemiştir, zulmünden men etmiştir.
Peygamber Efendimiz bir hadîs-i şerîfinde buyuruyor ki:
"Müslüman kardeşiniz zalim de olsa yardım edin, mazlum da olsa yardım edin!" Bilmemiz gereken çok güzel bir hadîs-i şerîf. Diyorlar ki;
"Yâ Resûlallah! Mazlumken yardım etmeyi anlıyoruz; acınacak bir kimse, dayak yiyor, eziliyor, onun yardımına koşuyoruz. Zalimin yardımına gitmek nasıl oluyor, o ters olmuyor mu?"
Peygamber Efendimiz; "Zalimi zulmünden men etmek, zulmü yapmasını engellemek, ona yardımdır." buyuruyor.
Peygamber Efendimiz; "davet edenin davetine icabet etmeyi de" emretmiş. Bu da zarif, güzel bir edeptir. İslâm'da bir insan davet edildiği zaman, davet edildiği yere gider. Fukarâ-i müslimîn bazin Peygamber Efendimiz'i çağırırlardı, ama hiç bir şeyleri yoktu:
"Resûlullah'ı çağırmanın ecrini, sevabını alalım. Resûlullah hanemizi şereflendirsin!" diye çağırırlardı. Önüne çıkardığı çok basit bir şey; ama Peygamber Efendimiz çok memnun olurdu, çok dualar ederdi.
Bir seferinde; "Sirke ne kadar güzel katıktır!" diye buyurmuş, ekmeği banarak yemiş. "Bir paça yemeğine, paça haşlamasına çağrılsam yine de davete icabet ederim." diye kendisi bildiriyor.
Ne güzel bir davranış! "Kendi makamı çok yüksek" diye, makamsız, basit, sade insanları hor, hakir görmemek çok güzel. Davete icabet etmek çok güzel. Çünkü davet bir sevgi alâmetidir, davete icabet de sevgiyi kuvvetlendiren bir yoldur. Sen de onu davet edersin, böylece muhabbet artar.
İşin öteki tarafı davet edilen de davete gelecek. Davet edenin davetine gitmek de önemli. Çünkü davet reddedildiği zaman davet eden mahzun oluyor, kalbi kırılıyor. Daveti reddeden de belki bir sebepten, bir kinden, düşmanlıktan dolayı reddediyor. Böylece düşmanlıklar belirginleşmiş oluyor. Bu durum şeytanın işine yarıyor.
Onun için mütevazı, kibirsiz olup kendini beğenmiş olmadan, davet edildiği zaman davete icabet etmek lazım. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem onu da emretmiş.
"Selamı da ifşa etmeyi, fâş etmeyi; açıkça söylemeyi, yaymayı tavsiye etti."
İfşa; "yaymak" mânasına da geliyor. Selam âdetini yaygınlaştırmak, es-selamü aleyküm! es selamu aleyküm! diye herkese selam vermek; bu bir.
Bazen adam susuyor; uzaktan eliyle, kaşla, başla işaret ediyor. Uygun değil. es-Selamü aleyküm! diyecek; selamı açıkça, güzelce, temenni olarak söyleyecek.
"Günaydın!" dese olmaz mı? "Merhaba!" dese olmaz mı? Veyahut daha başka selam çeşitleri olmaz mı?
Onlar da bir gönül alır. Hiç selamlaşmadan geçmek gibi olmaz. Selamlaşmanın da bir faydası var. Böyle selamlaşmanın da bir faydası var ama İslâm'daki es-selamu aleyküm demenin mânası; "Sen cennetlik ol!" demeye kadar gider. Cennet dârüsselâm'dır; selamet yeri, yurdudur. "es-Selâmü aleyküm" demek; "Cennet senin olsun." mânasına kadar güzel anlamlıdır; geniş, derin, uzun anlamlıdır.
Selamın çok derin mânası var: Karşımızdakine âhiretin mutluluğunu, selametini temenni ediyoruz:
"Cehenneme düşme, cennetlik ol, Allah'ın lütfuna er, ebedî saadete mazhar ol!" demiş oluyoruz. Tabi bu çok derin bir anlam. Bunun karşılığı olmadığı için bunu böyle kullanmak, böylece ifade etmek güzel oluyor.
Berâ b. Âzib radıyallahu anh'in; "Peygamber Efendimiz bize şunları emretti." dediği yedi çeşit güzel davranışı tamamlamış olduk. Peygamber Efendimiz beşerî münasebetlerde, müslümanın müslümana karşı davranışlarında -özetlemek gerekirse- neler emretmiş?
1. Hasta ziyareti.
2. Cenazeye gitmek.
3. Hapşırdığı zaman yerhamükellah demek.
4. Yemin etmişse yeminini yerine getirmesine yardımcı, destek olmak.
5. Zulme uğramışsa mazluma yardımcı olmak.
6. Kendisini bir düğüne, derneğe, yemeğe, toplantıya çağırmışsa davetine icabet etmek.
7. Selam vermek.
Bunlar fevkalade önemli şeyler, bu güzel huyları uygulayalım.
Allahu Teâlâ hazretleri gönül şenliği, gönül aydınlığı, davranış güzelliği versin. En isabetli davranışları seçip doğru yolda yürüyüp güzel işler yapıp Allah'ın rızasını kazanmayı nasip eylesin.
Cümlemizi cennetiyle cemâliyle müşerref eylesin. Aziz ve bahtiyar olun.
es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!
16.12.1994 -
Kanaatkar Olmak, Musibete
16.08.1996 -
Kişisel Temizlik, Not
