İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

17.05.1986 - İslamda İlim

17.05.1986 - İslamda İlim
Günün Sohbeti

17.05.1986 - İslamda İlim

23.07.2025
15 dk 24 sn

Bismillâhirrahmânirrahîm

Aziz ve muhterem Müslümanlar;

Allah'ın selamı, rahmeti, bereketi, ihsanı ikramı eltâfı cümlenizin üzerine olsun. Allahu Teâlâ hazretleri saadet-i dâreyne cümlenizi nâil eylesin. Bizi müslüman yaratan, müslüman yaşatan, İslâm'ın şuuruna erdiren, bugünlere yetiştiren Allahu Teâlâ hazretlerine verdiği sonsuz nimetlerden, saymaktan âciz olduğumuz izzetlerden dolayı âcizane hamd-ü senâ eyleriz.

Efendimiz, rehberimiz, numune-i imtisâlimiz, başımızın tacı, gözümüzün nuru, gönlümüzün sürûru, her şeyimiz, Peygamberimiz Muhammed-i Mustafâ hazretlerine salât-u selâm, tahiyyât ve ihtiramâtımızı arz eyleriz.

Muhterem kardeşlerim;

İslâm bu hükümlere sahiptir. Çok hadisler var. Yüzlerce, binlerce hadis, delil, hüccet ve burhan söyleyebilirim. Lüzum yok. İslâm ilmi takviye etmiş, alkışlamış, teşvik etmiş. İlme en büyük sevabı vermiş, en büyük payeyi vermiş. Alimi en yüksek mevkiye çıkartmış ve cemiyetin hakiki idarecisini alimler yapmış.

Neden?

Yol gösterecek, doğruyu eğriyi gerçeği onlar öğretecek diye!

Peki, acaba ümmet bu nasihatleri tutmuş mu, acaba tutmuşlar mı?

Acaba bu sözler havada mı kalmış, tatbik edilmiş mi?

Mükemmel tatbik edilmiş!

Mükemmel tatbik edilmiş! Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in zamanında Medine-i Münevvere'de okuma yazma bilenlerin sayısı parmakların sayısından azmış. Ayak parmaklarını da kastediyorum. On yedi tane filan diyorlar, yirmiden az. Hatta bir kabile reisi şair geliyor da Peygamber Efendimiz de ona müslüman olduğu için bir berat veriyor. Yazılı bir şey. Almış eline, evirmiş çevirmiş. Ne yazıyor acaba diye ters tutmuş yüz tutmuş. Medine-i Münevvere çarşısına dalmış. "Var mı şunu okuyacak?" Okutacak bir insan bulamamış. Peygamber Efendimiz'in sallallahu aleyhi ve sellem peygamberliğe, İslâm'ı öğretmeye başladığı zamanki Medine-i Münevvere'de durum bu! Sonra ne oldu?

Sonra İslâm, ilimlerin hepsini aldı. Çin'de de olsa aldı, Hint'te de olsa aldı; hepsini geliştirdi. Dünyanın çehresi değişti, ilmin seviyesi değişti. Dünyanın yaratıldığı zamandan Peygamber Efendimiz'in çağına kadarki ilimler bir tarafa konulsa ondan sonraki ilmin öbür taraftaki inkişafıyla kıyas kabul etmeyecek kadar cüzî kalır.

İslâm ilmi aldı, ilim bayrağını aldı, çok yükseklere götürdü, çok yükseklere dikti. İslâm çok büyük zirveleri fethetti. Nasıl yaptı?

İşte bu şevk ile yaptı, bu zevk ile yaptı. Allah'tan ecrini sevabını bekleyerek yaptı. Hatta Avrupa'nın aydınlanması müslümanlardandır. Avrupa'daki Rönesans, İspanya'daki, Sicilya'daki, Tunus'taki, Mısır'daki müslümanlardandır. Onlar oraya talebe gönderirlerdi. İsveç kralı, İspanya'daki müslümanlara genç kızları ve erkekleri gönderiyor ve rica ediyor:

"Efendim, size bunları gönderiyorum. İstediğiniz gibi terbiye edin…" İlim o zaman İslâm ülkelerindeydi. En büyük hakîmler, en büyük alimler oralarda yetişiyordu. Hâlâ Doğu'da Batı'da namları yürüyor.

Nasıl bir zihniyetle ilmin peşinden koştuklarını bir iki misal ile söylemek uygun olur.

"İlim Uğrunda" diye Abdulfettah Hocaefendi bir eser yazmış. Türkçe'ye de tercüme edildi. Orada bunun çok misalleri var.

Hafız Yakub b. Süfyan el Fesevî, hicrî 277 yılında vefat etmiş bir kimseymiş. Müslüman alimlerinden bir numune. Ben gözlerim yaşararak okudum. Bu hafız Yakub;

"Otuz seneyi ilim için ilim toplamak için yolculukla geçirdim." diyor. Hafız Yakub'un hafızlığı Kur'an ezberlemesinden değil, ilim payesi olarak hafızlık. "Otuz sene ilim yolculuğuyla ömür geçirdim. Yolculuğumda harçlığım azaldığı zaman geceleri yazı yazıp harçlığımı temin ederdim." diyor. Yazı kıymetli ya, bir kitabı yazacak, yazan adam da ona biraz para verecek, harçlık sahibi olacak. Adam ticaret yapmıyor, dükkân çalıştırmıyor. Dünya işine dalmış değil; ilimle meşgul. Harçlık lazım olduğu zaman geceleri yazı yazarak onu sağlarmış. Yine ilimle ilgili ama bir kitabı istinsah ediyor. Onu istinsah eden kimseden ücretini alıyor, hattatlık ücretini alıyor. Yine ilimle ilgili! Ne insanlar geçmiş.

"Geceleri yazı yazıyor, gündüzleri de okuyordum." diyor. Kendisi anlatıyor.

"Bir gece oturmuş, lamba ışığında yazı yazmaktaydım. Mevsim kıştı. Gözlerim o kadar yoruldu ki birden görmez oldum."

Gözlerine karasu inmiş. Artık karasu mu derler nasılsa, o bir hastalıktır galiba, gözü görmez olmuş. "Dünya etrafımda kararıverdi. Hiçbir şey görmez hâle geldim. Bunun üzerine gurbette memleketimden uzak kalacağımdan ve ilim tahsilinden mahrum olacağım için ağlamaya başladım. Gurbette kalacağım, benim gibi âmâyı kendi memleketime kim götürecek. İşte buralarda diyâr-ı gurbette kalacağım ve ilim öğrenmekten mahrum kalacağım." diye ağlamaya başladım. Ağladım ağladım ağladım… Uyku bastı, uyumuşum. Rüyamda Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'i gördüm.

Buyurdu ki; 'Ey Yakub! Niçin ağlıyorsun?' ' Yâ Resûlallah! Gözlerimin görmesini kaybettiğimden dolayı kaçırdığım şeylere üzülüp ağlıyorum.' Rüyada Peygamber Efendimiz; 'Bana yaklaş.' buyurdu. Yaklaştım. Bir şeyler okuyup mübarek ellerini gözlerime sürdü. Uyandım, baktım ki görüyorum. Derhal yazı malzememi aldım. Nüshamı yazmaya devam ettim." diyor.

Böyle çalıştılar. Gözlerini kaybedinceye kadar, gözlerini kaybedinceye kadar ilim yolunda ömürlerini telef edinceye kadar şevk ile aşk ile çalıştılar. Çok büyük eserler, çok muhteşem eserler ortaya koydular.

Bizim Anadolu'daki Osmanlı ecdadımızın gelişmesi de ilim sayesinde oldu. Bu camiler cahillikle yapılır mı? Bu kubbeler bu kadar zaman durur mu? Denizin kenarında yapıyorlar, duruyor. Her şeyleri güzel; bir çini yapıyorlar, çiniyi biz bugün yapamıyoruz. Süleymaniye Camii'nin çinilerini, içindeki renkleri biz bugün veremiyoruz. Çünkü fırına girdiği zaman yanıyor. Kırmızı renk bozuluyor. O bozulmayan kırmızı rengi bulamıyoruz.

Pîrî Reis, Amerika'nın kutuplara kıyılarını haritasına işlemiş. İlimde onlar da çok ileri gittiler. İlimde ileri gittiler. İlimden mahrum kaldıktan sonra gerilediler. Düşmanlarımızla yarış hâlindeyiz biz. Düşmanlarımız ile yarış hâlindeyiz. Biz düşmandan geri kaldığımız zaman tepeler.

Nasıl Fatih Sultan Mehmed Han gemileri karadan kaydırdı ise, nasıl havan topunu icat ettiyse, nasıl hiçbir ordunun yıkıp geçemediği surları şahî toplar ile darmadağın edip de cebren aldıysa bu beldeyi fethettiyse biz de zamanımızın ilmini en mükemmel tarzda almalıydık. Alamadık. Alamayınca askerlerin karşısında, onların ordularının silahlarının karşısında gerilemeye başladık. Alta düşdük. Alta düştükten sonrada ezildikçe ezildik. Bugüne kadar geldik.

İlimle yükseldik. İlimdeki öncülüğümüzü kaybettiğimiz için geriye düştük. Yine yükselmemiz ilimle olacak. Bundan sonraki yükselmemiz de ilimle olacak.

Allah cümlemize din için, ümmet için, onlara nusret için, aşk ile şevk ile ilmin her dalında geceli gündüzlü mübarek bir sa'y-u gayret ile çalışmayı nasip eylesin.

İslâm'da ilim konusunu tamamlarken bir noktayı da söylemek lazım:

Şimdi herkes; "Ben üniversitede botanik profesörüyüm. Ben üniversitede su yapıları kürsüsü profesörüyüm. Barajlar profesörüyüm. Ben üniversitede fizikçiyim…" diye "İlim adamıyım, yaşadım!" filan diyebilir. Bir noktayı belirtmemiz lazım. Bir noktanın üstüne bastıra bastıra bastıra bir hakikati dile getirmemiz lazım. İlim, imansız olursa sıfır! Kıymeti yok! Bu dünyada kıymeti var. Bu dünyada kıymeti var ama bu dünyanın kıymeti yok zaten! Ahiretin ebedî hayatında kıymeti yok; bir.

İlmi ile amel etmediği zaman da alim o ilminden bir fayda görmez. Alim, ilmini tatbik edecek. Biliyor, biliyor tatbik etmiyor. Mum gibidir. Kendisi yanıyor, başkalarını aydınlatıyor. Kendisi amel etmiyorsa kendisi eriyor, yok oluyor, başkalarını aydınlatıyor.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki; "İlim ana hatlarıyla iki çeşittir."

el-İlmü ilmâni. "İlim iki tanedir."

Fe ilmün sâbitün fi'l-kalbi. "Bir tanesi gönle yerleşmiştir. İnsanın gönlünde karar kılmıştır." Fe zâke'l-ilmü'n-nâfiu. "İşte faydalı ilim budur."

İnsanın içine işleyecek ilim. Alim olduğu gönlüne yerleşmiş olmasıyla belli olacak. Faydalı ilim budur.

Ve ilmün ale'l-lisâni. "Bir ilimde vardır ki dildedir." Adam çok şeyler biliyor. Akşamlara kadar konuşuyor. Dilinde bin bir hüner, bin bir şey…

Fe zâke huccetullâhi alâ ibâdihi. "Bu, sahibi aleyhine, Allah indinde delil olacak."

El ılmü bilâ amelin vebâlin. "İlmiyle âmil olmadığı için vebal."

Muhterem kardeşlerim;

Onun için bir şeyi öğrenince tatbik edin! Bir hadis duydunuz ki şunu yapmak sevaptır. Hemen onu unutmadan tatbik edin ki Allah ilmiyle âmil olanlardan eylesin ve bilmediklerinizi de size öğretsin.

Diğer bir hadîs-i şerif:

Eşeddü'n-nâsi azâben yevme'l-kıyâmeti âlimün lem yenfa'hu ilmuhu.

"İnsanların âhirette Allah nazarında en hor olup da en çok azaba uğrayacakları, uğrayanı; ilminden fayda görmemiş olan alimdir." İlmi kendisine yaramamış, doğru yola girmemiş, Allah'ın istediği kul olamamış, Allah'ın rızasını kazanmayı becerememiş. Ben bunun neresine alim diyeyim. Allah'a kendisini sevdirememiş. Allah'a iyi kul olamamış. Kıymeti yok!

Muhterem kardeşlerim;

Onun için asıl ilim, en yüksek ilim, işin can alacak noktası mârifetullahtır, Allahu Teâlâ hazretlerini bilmektir. Takvâdır. Samimi, ihlâslı dindarlıktır. Peygamber Efendimiz bunu ifade eden çok hadîs-i şerîfler buyurmuştur. Bir tanesi şu:

Men berret yemînühu. "Her kimin ki yemini doğruysa…" Yalan yere yemin etmiyor. Doğru konuşuyor.

Ve sadeka lisânühu. "Dili hiç yalan söylemiyorsa." Doğru sözlüyse.

Ve'stekâme kalbühu. "Kalbi doğru müstakim ise, eğri büğrü değilse, kin vs. gütmüyorsa…"

Ve affe batnühu ve fercühu. "Karnı ve tenasül aleti afif ise; midesine haram lokma yemiyorsa, kuşağını nâmahreme çözüp zina etmiyorsa…"

Fe zâke mine'r-râsihîne fi'l-ilmi. "İşte bu kişi ilimde çok ileri gitmiş sağlam insanlardan sayılır."

Buradan anlaşılıyor ki ilim insanı ahlâk sahibi edecek, takvâ sahibi edecek, hâl sahibi edecek, faydalı, iyi insan edecek. Güzel huylu insan edecek. Bu olmadığı zaman ondan fayda yoktur.

Onun için cennete cahil de girecek. Bugünkü mânasıyla cahil sayılan insan girecek. Ama cahil değil; bak, Allah'ın rızası yollarını biliyor. Haram yemedi, kötü söylemedi, yalancı şahitlik etmedi, kimsenin kalbini incitmedi. Çok şey biliyor, onlar bilgi değil mi? Onlar da bilgi! Onları bildiği için o cennete girecek. Cahil de girer ahmak da girer. Dünya işinde her işe girmiş, hepsinde zarar etmiş bir insan ama kalbi temiz. Girecek cennete! Ötekisi cin fikirli ama ahlâkı güzel değil. O girmeyecek. Onun için ilmin bu tarafına, ahlâk tarafına, takvâ tarafına bütün gücümüzle dikkat etmeliyiz, yüklenmeliyiz.

Allahu Teâlâ hazretleri bizi, ilmi gönlüne yerleşenlerden, ahlâkını değiştirip de güzel huylu edenlerden, kâmil insan olanlardan eylesin.

İlim başkalarına fiyaka satmak için, başkalarına övünmek için öğretilirse o da vebaldir. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki;

"Kim ki ilmi alimlere böbürlenmek için öğreniyorsa, meclislerde cahil ayaktakımıyla münâkaşa etmek için öğreniyorsa; cennetin kokusunu duymaz." Maksadı fenâ! İlim öğreniyor. İlim, bilgi var ama niyeti hak niyet değil, salih niyet değil.

Bir başka hadîs-i şerîf:

Men talebe'l-ilme li-yümâriye bihi's-süfehâe. "Münâkaşa etmek için ilim öğreniyorsa…" Ev yükâsira bihi'l-ulemâe. "Alimlere karşı 'Ben senden daha çok şey biliyorum, görüyor musun, işte senden üstünüm…' diye böbürlenmek için öğreniyorsa…" Ev yasrife bi-hi vücûhe'n-nâsi ileyhi. "İnsanların yüzlerini kendisine çevirmek için öğreniyorsa…"

"Alkışlasınlar, sevsinler diye veyahut zengin insanlar etrafıma toplansın da ben de rahat edeyim diye, eşrafı etrafına toplamak için ilim öğreniyorsa…"

Fe'l-yetebevve' mak'adehu mine'n-nâri. "Cehennemde yerini hazırlasın!" diyor.

İslâm güzeldir. İslâm hiçbir şeyi gözden kaçırmaz. Huyu güzel olmadıktan sonra sadece bilgi yığınının faydası yoktur.

Allahu Teâlâ hazretleri bizi sevmediği her türlü hâl, huy ve sıfattan pâk eylesin. Bizi sevdiği her türlü hâl, huy, sıfat, ahlâk ve ilme sahip eylesin. İlmimiz ile rızasını kazanmayı, ömrümüzde salih ameller işleyip Allahu Teâlâ hazretlerinin kullarına faydalı olmayı nasip eylesin. Cennetini cemâlini kazanmayı nasip eylesin. Yolunda dâim, zikrinde kâim eylesin.

Allah hepinizden razı olsun. Dünya ve ahiretin bildiğimiz bilmediğimiz her türlü hayırlarına erdirsin. Dünya ve ahiretin her türlü şerlerinden korusun.

Bi-hürmeti esrâr-ı sûreti'l Fâtiha.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
25.02.2000 - Müslüman Kardeşin Müslüman Kardeşe Duası, Tövbe, Helal ve Haram Lokma
30.10.20269 dk 57 sn
03.02.1992 - Tasavvufun Kuran Ve Sünnetin İçinde Olması
18.10.202614 dk 57 sn
09.05.1997 - İslamın Üstünlüğü
09.09.20268 dk 20 sn
00.00.1994 - Tasavvuf, Güzel Ahlaklı Olmak, İlmiyle Amel Etmek
16.07.202614 dk 51 sn
00.02.2000 - Cehennem, Magfiret, Müminlerin Affedilmesi, Kıyamet Alametleri
04.06.20267 dk 12 sn
07.11.1997 - İbadetleri Ölçülü Yapmak, Cahilin İbadeti, Alimin İbadeti, İcadlar Yapın, Dünyaya Açılın
05.02.202615 dk 5 sn
02.01.1983 - Hz. Ademin Tevbesi
15.04.20265 dk 33 sn
04.11.1994 - Din Hakkında Konuşanları Kuran Süzgecinden Geçirme
26.04.202613 dk 23 sn
22.10.1989 - Peygamber Efendimizin Yemedikleri, Diş Temizliği, Misvakın Önemi
07.09.202513 dk 42 sn
06.01.1992 - İslam Merhamet ve Sevgi Dinidir
21.10.20266 dk 2 sn
00.00.1994 - Tasavvufun Tarifleri
02.09.202614 dk 56 sn
13.11.1992 - Mehmed Zahid Kotku Anma, İslam Sevgi Dinidir
14.07.202611 dk 8 sn
06.04.1995 - Müslüman Nasıl Olmalı, Ölüme Hazırlıklı Olmak, Kendini Yetiştirmek
26.11.202510 dk 25 sn
17.06.1998 - İman Etmenin Önemi
26.10.20248 dk 44 sn
15.07.1995 - Sahih Kaynak, Sünnetin Önemi
06.07.20255 dk 2 sn
00.00.0000 - Gece İbadetinin Önemi
04.03.20264 dk 22 sn
14.03.1997 - Kuran ve Sünnete Sarılmak, Sahih Kaynak, Buhari
15.07.20255 dk 53 sn
07.11.1997 - Alimin Uykusunun Önemi, Namazı Cemaatle Kılmak, Kıyafette Ölçü
02.07.202613 dk 55 sn
02.05.1997 - Alimliğin Önemi, Alimlerin Yapmaması Gerekenler, Aileyi İlme Teşvik Etmek
01.08.202610 dk
23.11.1995 - Tasavvufta İnsanın Gayeye Ulaşması İçin Yapması Gereken Allahı Anmaktır
25.05.20246 dk 57 sn
AKRA