24.11.1996 - Çevre Anlayışımız

24.11.1996 - Çevre Anlayışımız
Es-Selâmüaleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!
Üzerimize saçtığı sonsuz, sayısız, hadsiz, hesapsız nimetleri için Cenâb-ı Mevlâ'ya hamd ü senâlar ederim.
Allahu Teâlâ hazretleri cümlemizi habîbullah, halîlullah, safiyyullah, ni'metullah, rahmetullah olan Peygamber-i Zîşânımız Muhammed-i Mustafâ Efendimiz hazretlerinin yolundan ayırmasın; onun şefaatine nail eylesin, cennette ona komşu olmayı cümlemize nasip eylesin.
Bizim tasarrufumuza verilmiş olan iki tane tekke var: Selâmi Mustafa Efendi Tekkesi ve Şeyh Murad Efendi Tekkesi. Küçük alanları var, duvarları var; bir buçuk dönüm, iki dönüm gibi. Halbuki eskiden oralar dönümlerle genişlikte bahçelere sahipmiş ve bu bahçelerde güller açar, içinde ceylanlar gezinir, âhûlar dolaşırmış. Osmanlılar'ın gazellerindeki o şiir dünyası, çevrelerinde hakikaten varmış.
Eyüp de İstanbul'un en güzel semtiymiş. Ebû Eyyûb el-EnsârîEfendimiz'in çevresi. Haliç tertemiz sulu, Kâğıthâne yemyeşil çayırlar, tertemiz bir hava. Eyüp; sadrazamların sultanların rağbet ettiği, sultanların tahta geçtiği zaman kılıç kuşanma merasimlerinin yapıldığı en güzide semti imiş.
Bahçelerde güller açar, ceylanlar dolaşırmış. Manzarayı tasavvur edin, güzellikleri gözünüzün önüne getirin, şimdiki halleriyle mukayese edin!
Anadolu'ya seyahat ettiğiniz zaman tabiatin, iklimin, şartların insanların tahribatına rağmen zorla yeşil tuttuğu, İç Anadolu'ya girdiniz mi, Ankara'dan Aksaray'a, Niğde'ye doğru yürümeye başladınız mı, Doğu Anadolu'ya doğru yürümeye başladınız mı; çırılçıplak, âdetâ yoksul, üşüyen, titreyen, zavallı, miskin, fakir bir manzara ile karşılaşıyorsunuz. Bir zamanlar yemyeşil olan ama şimdi o devletten, saadetten sonra bu fakirliğe, yoksulluğa düşmüş zavallı dağlar, zavallı ovalar görürsünüz.
Oranın eskileri söylüyorlar; Aksaray'ın çıplak Hasan Dağı'nda, Niğde'nin yamaçlarına yaslandığı dağlarda bir insanın kucaklayamayacağı kadar ağaç kökleri varmış. Şimdi nerede? Hiç birisi yok! Ağaçlarla beraber topraklar gitmiş, topraklar gidince taşlar ortaya çıkmış, iklim değişmiş, sertleşmiş; bir acı manzara!
Bir ara Orman Bakanlığı'ndan yer istedik; "Bize yer gösterin, biz oraları ağaçlandıralım!" dedik. Sonradan ben bu faaliyeti beğenmedim, arkadaşlarıma teklif ettim: "Kasaba, şehir veya belde olarak değersiz, çıplak arazileri paranızla mülk olarak satın alın, mülkiyeti sizde olsun. Bir bahçe mimarisiyle, peyzaj dedikleri bir sanat anlayışı ile bir güzellik duygusuyla bu araziyi güzel bir şekilde ağaçlandırın. Bir tarafında ağaç olsun, bir tarafında çayır çimen olsun, çocukların idman yaptığı, vücudunu geliştirdiği yer olsun.dedik. Karayolları üzerinde Hocamız Mehmed Zahid Kotku için dinlenme parkları yapın!" Yolcu dinlensin. Yolcuya hizmet etmek, yolda kalmış insanlara hizmet etmek, bizim dinimizde önemli bir hizmet şeklidir.
Yolda insanın ihtiyacı oluyor; dinlenmesi, uyuması, yemek yemesi, abdest alması, namaz kılması gerekiyor. Bunlar hizmet, "Bu hizmetlerin yapıldığı yerler kuralım." dedik. "Numune yakıt durakları yapın." dedik "Benzin istasyonları" değil; yabancı kelimeye düşmemeye çok dikkat ediyorum "Hem arabalarının yakıtlarını alsınlar hem namazlarını kılsınlar hem dinlensinler hem karınlarını doyursunlar." dedik.
Tabi biz çevreyi çok daha geniş çaplı olarak düşünüyoruz. Yeşil bir çevre, temiz bir çevre. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki;
"Yâ Âişe! Şu iki elbiseyi yıka! Bilmez misin ki elbise kirlendiği zaman tesbihi biter."
Temizken tesbih eder, kirlendiği zaman tesbihi biter.
Muhterem kardeşlerim!
Temiz giyeceğiz, tertemiz giyineceğiz; elbise de tesbih edecek, kalbinizle beraber
o da sübhânallah diyecek.
Bir çiçeğin kökü kırıldığı zaman çiçeğin tesbihi biter. Canlıyken tesbih eder, öldüğü zaman tesbihi biter. Çiçeğin tesbihi biter, hücrelerin tesbihi devam eder.
"Evdeki pislik, süprüntü bereketi giderir, rızkı azaltır."
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buraya kadar söylüyor. Evimizin, elbisemizin, dişimizin, koltuk altımızın temiz olması lazım!
Çevremizin temiz olması lazım! Herkes sokaktan kendi önüne düşen yeri, çöpçüyü beklemeden temizlemeli ve kirletmemeli, bir şey atmamalı!
Bugün büyük şehirlerde atıklar, artıklar, çöpler bir felâkettir, bir büyük meseledir. Onların ne yapılacağı ilgilileri kara kara düşündürmektedir. "Bunları nasıl yok ederiz, nasıl değerlendiririz?" diye büyük tasarıları vardır.
Çevre de temiz olacak, bahçe de temiz olacak ama yeşil olacak, çiçekli olacak.
Biz çevreyi çok geniş olarak düşünüyoruz. Kendi temizliğimiz, aile ve ev çevremiz, sokak temizliğimiz, belde temizliğimiz, dağların ovaların temizliği, havanın temizliği; bu maddî çevre. Bu maddî çevrenin içinde her şey olsa, bir cami olmasa mutlu olmayız. Onun için biz, çevreyi süsleyen bu mânevî varlıkları da çevreye katıyoruz.
Muhterem kardeşlerim! Medresesiz cami olmaz.
Medresesiz cami tek kollu ceket gibidir, tek ayaklı pantolon gibidir, tek kanatlı kuş gibidir, tek bacaklı adam gibidir. Olmaz! İbadetle ilim bir arada olacak. İlimle irfan bir arada olacak. Mekteple cami bir arada olacak. Bir cami yapsanız dört tane minaresi olsa on tane şerefesi olsa yanında medresesi yoksa caminiz eksiktir, yarımdır. Beni Gaziantep'te bir camiye götürdüler. Osmanlı mimarisine uygun.
"Nasıl hocam? Beğendiniz mi?" diye sordular.
"Kadınlar kısmı nerede?" dedim. "Yok" dediler.
"O halde caminiz yarım." dedim.
Cami bitiyor ama aslında yarım.
Hanımlarını kızlarını İslâmî terbiyeyle yetiştiremeyen bir millet,iflah olur mu? Olmaz! Onun için biz çevreyi; çevrenin yetiştirdiği büyük şahsiyetleriyle, tarihî eserleriyle, âdâbıyla, ahlâkıyla, yeşilliğiyle, bağıyla bahçesiyle, dağıyla ovasıyla bir bütün olarak düşünüyoruz. "Çevreye öyle hizmet etmek gerekir." diye düşünüyoruz. Çevrenin insanına irfan götürmeyi mühim bir hizmet olarak düşünüyoruz. Fantezi değildir, gösteri değildir, gelip geçici bir heves değildir.
AllahuTeala hazretleri hepimizi İslâm'a en güzel tarzda hizmet edenlerden eylesin.
Es-Selamüaleyküm ve rahmetullahi ve berekâtüh.
29.08.1997 -
Cehennemde ve Cennette
29.06.1985 -
Müslümanın 5 Tane
