29.08.1997 - Cehennemde ve Cennette Ebedi Kalmak, Batıda İslamın Yayılması

29.08.1997 - Cehennemde ve Cennette Ebedi Kalmak, Batıda İslamın Yayılması
Es-Selâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh…
Aziz ve sevgili AKRA dinleyicileri!
Bugünkü sohbetimdeki hadîs-i şerîf Abdullah b. Mes'ud radıyallahu anh'ten. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in mübarek sözlerini okumak istiyorum.
Bismillâhirrahmânirrahim:
Lev kîle li ehli'n-nâri inneküm mâkisûne fi'n-nâri adede külli hasâtin fi'd-dünya le-ferihu bihâ, ve lev kîle li-ehli'l-cenneti inneküm mâkisûne fi'l-cenneti adede külli hasâtin le-hazinû velâkin cuile lehümü'l-ebed.
Sadaka rasûlullah, fî mâ kâl ev kemâ kâl.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem hazretleri, daha önceki sohbetlerimde çeşitli vesilelerle temas ettiğim mühim, önemli, dikkat etmemiz gereken bir gerçeği ifade buyuruyor.
Hadîs-i şerîfte diyor ki;
"Eğer cehennemlik olmuş, cehenneme girmiş kâfirlere, imansızlara, cehennemin ahalisine: 'Eğer siz bu cehennemde dünyadaki çakıl taşlarının sayısı kadar sene kalıp ondan sonra çıkacaksınız, o kadar yanacaksınız!' denilseydi; le-ferîhu 'bundan memnun olur, sevinirlerdi.' 'Dünyadaki çakıl taşlarının sayısı kadar sene cehennemde kalacağız ama sonunda kurtulacağız!' diye sevinirlerdi."
"Cennet ehline de, cennete girmiş mü'min kullara da; 'Siz bu cennette dünyadaki irili ufaklı çakıl taşları adedince sene kalacaksınız, ondan sonra artık bu kadar ikram tamam, bitecek!' denilseydi,le-hazinû üzülürlerdi; 'Ay, eyvah, demek ki bu nimetler bir zaman gelip bitecek!' diye mahzun olurlardı."
Halbuki dünyada ne kadar çok çakıl taşı var; sayılamayacak kadar... Milyonlarla, milyarlarla ifade edilecek kadar uzun seneler kalacaklar ama sonunda oradan çıkarılacakları söylense, mahzun olurlardı.
Ve lâkin cuile lehümü'l-ebed. "Fakat her iki taraf için de, ebedî olarak orada kalmak durumu olacak."
Cehenneme düşmüş olan kâfirler, cehennemden ebediyen çıkmayacaklar, ebediyen yanacaklar; cennete girmiş olan mü'minler de cennette ebediyen kalacaklar.
Âyetlerde;
Hâlidîne fîhâ ebedâ. diye ifade edildiği şekilde bahtiyar olacaklar, saadetleri ebediyen devam edecek. Onun için sonsuz, sonu olmayan şeklide cehennemde azap, cennette nimet, bahtiyarlık ve saadet olacak.
Onun için aziz ve sevgili kardeşlerim değerli dinleyiciler, hayatımızı bu büyük gerçeğe uygun olarak düzenlemeliyiz. Bu dünya hayatı ortalama 80 yıl sürse…
İnsanın ömrü ne kadardır?
70 yıl, 80 yıl, 90 yıl... Ondan sonra ihtiyarlıyor, 100'ü geçene takdirle, hayretle bakıyoruz; 110, 120 olursa her yerde adı geçiyor, o kadar yaşlara ulaşmak zor oluyor. Sonunda bitiyor.
Bu dünya hayatı bir imtihan… Öğrencinin imtihanda kağıdına istediği şeyi yazmakta serbest olduğu gibi, insanlar serbest bırakılmışlar, imtihan...
Şeytan da faaliyette bulunuyor, kâfirler de konuşuyorlar. Şeytan insanı saptırmaya çalışıyor. Kafirler de küfrü allandırıp ballandırıp kabul ettirmeye uğraşıyor. Kendi yalan yanlış, batıl, kötü, Allah'ın sevmediği, razı olmadığı inançlarını kabul ettirmeye çalışıyor.
"Ayranım ekşi" diyen yok. Herkes, "Benim yolum doğru, benim işim uygun..." diye kendini beğeniyor ve başkalarının da kendisinin tarafına gelmesi için çalışma yapıyor. Teşkilatlar kuruyorlar, görevliler görevlendiriyorlar ki;
"Aman sen bizim reklamımızı yap, tanıtmamızı yap, bizi beğendirecek şekilde çalış çabala, hediyeler ver, bedavadan hastalara bak, ilaç dağıt, kitap dağıt! Kitaplar renkli olsun, aman baskısı güzel olsun, yaldızlı olsun, herkes beğensin! Bu batıl yola girmek isteyenler olursa onlara biraz maddî menfaat sağla vesaire..."
İnsanları doğru yoldan çıkartmak, kendi yollarına çekmek, kendilerinin yoluna kazanmak için çalışıyorlar.
Bunun asırlar boyu yapıldığını çok iyi biliyoruz. Ülkemizde bunun kuvvetli çalışmaları var. Afrika'da, Eskimolar arasında, bozkırlarda, dağlarda, Amazon Ormanları'nda öncü olarak, oraları fetheden insanların hemen arkasından bir takım insanlar gitmişler; "Bizim yolumuz güzel, bizim dinimiz güzel, gelin siz bu putperestliği bırakın, ağaçlara, totemlere, putlara tapmayı bırakın, bizim yolumuza girin." diye kendi yollarını anlatmışlar, bazı insanları kazanmışlar, kendi dinlerine sokmuşlar.
Ondan sonra oralara, mesela Afrika ülkelerine, Güneydoğu Asya ülkelerine, adalarına müslümanlar gitmişler. Müslümanlar onlar kadar atik davranmamış; sakin sakin otururken, ticaret yaparken, çalışırken, İslâm'ın güzelliğini o ahali görmüş, o girdikleri yolun yanlış olduğunu anlamışlar, müslüman olmuşlar.
Afrika'nın güneyine, içlerine kadar, Güneydoğu Asya'daki adalardan Avustralya'ya kadar İslâm'ın yayılmasında müslüman tüccarların, Hindistan, Pakistan, Hindişini'deki [Bangladeş] müslüman kardeşlerimizin gayretlerinin büyük tesiri var. Sakin sakin, boynu bükük, mazlum, mütevazı, dürüst, sevimli, tatlı, fedakâr, ikramlı… Namaz kılmışlar, dürüst çalışmışlar kendilerini sevdirmişler. İslâm Mekke'de doğmuşken, İslâm oralarda yokken, dünyaya halka halka yayılmış.
Kardeşlerimiz namazsız, ezansız, camisiz, cumasız kalmamışlar, diyâr-ı gurbetlerde ibadetlerini yapmışlar, İslâm yayılıyor....."
Sibirya'da, Amerika'da, Kanada'da müslümanlar var. Hatta Hindistan'dan, Pakistan'dan kardeşlerimizi hangi uzak ülkeye gittiysem, bizden önce oralara gitmiş ve İslâm'ı anlatan güzel çalışmalar yapar vaziyette görüyorum, seviniyorum, memnun oluyorum. Çünkü onların da hocalarının hocaları, kökenleri bizim büyüklerimiz, bizim şeyhlerimizin dervişi olan yakınımız, mânevî kardeşlerimiz, onun için seviniyorum.
Kâfirler küfrü yaymaya çalışıyorlar, imanı alt etmeye çalışıyorlar; mü'minler de İslâm'ı kalkındırmaya, yaymaya, anlatmaya çalışıyorlar. Bu yayma, çalışma, öğretme, tebliğ ve irşat işlerini bizim nümûne-i imtisâlimiz, efendimiz,rehberimiz, önderimiz, her şeyimiz, en güzel üsvemiz, üsve-i hasenemiz, Peygamber Efendimiz, ömrü boyunca en güzel şekilde yapmış, İslâm'ı yayma konusunda çalışmış.
Panayırlara gelen, hacca gelen Arap kabilelerine İslâm'ı anlatmış. Medine-i Münevvere'ye hicret etmiş, anlatmış. Bizans imparatoruna elçi göndermiş, mektup yazmış, anlatmış. Habeş imparatoru müslüman olmuş, Mısır hükümdarına, Sâsanî imparatoruna elçi göndermiş...
Peygamber Efendimiz yaşadığı devredeki bütün insanlara, erişebildiği yerlere elçi göndererek İslâm'ı, Allah'ın bir olduğunu, Allah'tan gayrı tapınılacak mâbud olmadığını, tevhid inancını, insanların Allah'a güzel kulluk etmeleri gerektiğini, güzel ahlâkı, mânevî gerçekleri, Allah'ın razı olduğu gerçekleri, iman esaslarını anlatmış.
Sahâbe-i kirâm bütün ömürlerini bu yolda geçirmişler. İslâm'ı Orta Asya'ya, Anadolu'ya yaymışlar, kısa zamanda Balkanlar'a, Sicilya'ya, İtalya'ya, İspanya'ya, Fransa'ya kadar genişlemişler. Endülüs'te yedi asır İslâm hâkim olmuş, Fransa içlerine kadar girmiş. İngiltere krallarının bazıları müslüman olmuş, elimizde bastırdıkları altın paralar var. Lâ ilâhe illallah Muhammedü'r-resûlullah yazılı, kendi isimleri yazılı sikkeleri, altın, gümüş paraları var ki müslüman olmuşlar, öyle paralar basmışlar.
Onlar çok güzel çalışmalar yapmış, İslâm'ı öğretmişler. Peygamber Efendimiz'in ashabına;
"Bu İslâm; deryaları, büyük ummanları geçecek, dünyanın her yerine ulaşacak!" diye müjdelediği gerçekler tahakkuk etmiş. Şimdi de hakikaten yirminci yüzyılın ulaşım, iletişim imkanlarıyla İslâm'ın bir çok yere gittiğini sevinçle görüyoruz. İslâm'ı yaymak için çalışan birçok kardeşin olduğunu görüyoruz, seviniyoruz.
Her yerde İslâm'ı yayma çalışmaları var.
Buna mukabil, bunun karşılığında da Türkiye'de İslâm'ı yok etme çalışmaları var”dışarıdan; "Aman bu Türkler'i İslâm'dan ayıralım, bize benzetelim veya kökenlerinden kopartalım, sarartalım, solduralım, kurutalım, buruşturalım, kenara atalım veya ateşe atıp yakalım!" gibi düşüncelerle, Anadolu'da, dedelerimizin "Allah... Allah..." diyerek fethettiği diyarlarda İslâm'ı söndürmek, yok etmek isteyenler var.
Allah bunlara niye müsaade ediyor da, bunları kahretmiyor?
Niye bunların başlarına yıldırımlar yağdırmıyor?
Niye bunların arabaları kaza yapıp, bir yere çarpıp da bu mendeburlar yok olup gitmiyorlar?
İmtihan olduğu, imtihanda Allah müsaade ettiği için... Biz de imtihan oluyoruz, İslâm düşmanları da imtihan içindeler. Onlar kâfirliğini yapıyor, cehennemi hak ediyorlar; biz de Müslümanlığımızı yapacağız, İslâm'ı anlatmaya çalışacağız. Kur'an'ı öğreneceğiz, Resûlullah Efendimiz'in sünnetini öğreneceğiz, İslâm'ı anlatacağız...
Çok kıymetli ana kaynaklar var, onlardan Peygamber Efendimiz'in hayatını okuyun! Peygamber Efendimiz'in İslâm'ı öğretmek ve yaymak için çektiği mihnetleri, meşakkatleri, ne kadar sıkıntılar çektiğini görün.
Âsım Köksal Hocamız'ın İslâm Tarihi kitabı, yeni yeni baskıları yapıldı; çok geniş bir araştırma... Merhum Ziyâü'l-Hak tarafından kendisine büyük madalyalar verildi, alnından öpüldü, tebrik edildi, kucaklanıldı; çok sevdiğimiz mübarek bir alim... Oradan İslâm tarihini okuyun! Müslümanların ilk devirde İslâm'ı yaymak için ne kadar zor bir ülkede, ne kadar zor şartlar altında, ne kadar sıkıntılar içinde yılmadıklarını, İslâm'ı anlattıklarını oradan görün!
Bizim ülkemiz, yüzde doksan dokuzu müslüman olan bir ülke, biz İslâm'ı ebediyyen Türkiye'de yaşatacağız. Merhum Mehmed Âkif'in:
Bu ezanlar ki şehâdetleri dinin temeli;
Ebedî yurdumun üstünde benim, inlemeli!
Dediği gibi... Bu ezanları susturmayacağız, Allah'ın lâ ilâhe illallah kelime-i tevhid bayrağını surdan aşağı indirmeyeceğiz. Daha, bu bayrağı kâfir ülkelere de götüreceğiz, oralara da İslâm'ı anlatacağız, o insanların da mü'min olmasını sağlayacağız.
Peygamber Efendimiz'in zamanında da kâfirler, müşrikler vardı, puta tapanlar vardı, gayr-i müslimler vardı, inançsızlar vardı ama onların bir kısmı daveti anladılar, İslâm'ın tebliğini kavradılar ve müslüman oldular.
Bu zamanda da bazıları müslüman oluyor, Dünyanın her yerinde müslüman olan çalışıyorlar; hayret ediyorum, olayları ibretle seyrediyorum.
Müslümanların çocukları İslâm'dan uzaklaşıyor da, İslâm'a yardım etmiyor, kendisi müslümanca yaşamıyor, kâfirleri taklit ediyor, dininin emirlerini bırakıyor, kâfirlerin günahlı işlerini taklit ediyor da; kâfirlerin çocuklarından bazıları müslüman oluyor, İslâmca yaşıyor, müslümanca örtünüyor, günahları bırakıyor, İslâm için çalışıyor, sevap kazanıyor. Sübhânallâh! Allah'ın işi ve hikmeti, insan hayretler içinde, hayranlıkla seyrediyor.
Kâfir, Küffâr içinde enbiyâ ve evliyâ peydah ediyor, mü'minler hâsıl oluyor; mü'minlerin arasından da müşrikler, münafıklar, kâfirler, zalimler çıkıyor. Çünkü imtihan... Allah bizi imtihanı kazananlardan eylesin.
Aziz ve sevgili AKRA dinleyicileri,
Yüreğim yanıyor, derdimi size böylece açıklamış oluyorum
İnsan cennete girdi mi ebediyen cennette kalacak, onu kazanmaya çalışmalıyız.
"'Dünyadaki çakıl taşları, kumlar adedince yıl cehennemde kalacaksın, sonra çıkacaksın!' deseler bile cehennemlikler sevinirlerdi, fakat öyle olmayacak, cehennemde ebediyen kalacaklar."
O halde cehenneme düşmemeye dikkat etmeliyiz, imtihanı kaybetmemeliyiz. İmanın hakikatini anlamak için Kur'an'ı okumalıyız, Peygamber Efendimiz'in hayatını okumalıyız. Sahâbe-i kirâmın, Peygamber Efendimiz'in mübarek asr-ı saadetinde yaşayan o kuvvetli mü'minlerin, iman timsâli o büyüklerimizin davranışlarını, hayatlarını örnek almalıyız, öyle çalışmalıyız. Öyle çalışmazsak zamane müslümanlığı biraz sapık ve bozuk olabiliyor.
Allahu Teala hazretleri bizi aldanmayan, manevi gerçekleri gören, şeytana kanmayan, hak yoldan ayrılmayan, ibadetlerini anında zamanında değerli vaktinde yapan, günahlardan hemen tevbe edip dönen hak yola giren, uyanık, basiretli Allah’ın sevdiği kullarından eylesin.
25.03.1994 -
İlimin Önemi, İlim
24.11.1996 -
Çevre Anlayışımız
