26.06.1998 - Müslümanın İkramını Kabul Etmek

26.06.1998 - Müslümanın İkramını Kabul Etmek
es-Selâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berakatüh!
Allahu Teâlâ hazretleri sizi dünyada ve âhirette aziz ve bahtiyar eylesin. Gönüllerinizin muradlarını; isteklerinizi, taleplerinizi, hacetlerinizi ihsan eylesin, reva eylesin, bahşeylesin. Sizi sevdiklerinizle; çoluk çocuğunuzla, yakınlarınızla, arkadaşlarınızla beraber iki cihanın hayırlarına erdirip sevindirsin.
Bu hadîs-i şerîfi Enes radıyallahu anh'ten;
Men ekremehû ehûhü'l-müslimü fe'lyakbel kerâmetehû fe-innemâ hiye kerâmetullâhi fe-lâ teruddû alellâhi kerâmetehû.
Kelimeleri aynen izah da edeceğim.
"Her bir kimse ki ona bir müslüman kardeşi bir ikramda bulunmuş, müslüman kardeşi ona bir şey, bir hediye vermiş, bir ikramda bulunmuş; diğeri onun ikramını kabul etsin!"
Arkadaşı kendisine kalem vermiş, yarım elma vermiş gönül almak için diyelim... Bir tavır, bir davranış, bir sevgi emaresi, işareti küçük bir şey yapmış, ikramda bulunmuş…
"Onun ikramını kabul etsin!"
Kerâmet; Arapça'da ikram demek.
Peki, evliyâullahın da kerameti var, o ne demek?
O da o evliyâullaha Allah'ın ikramı demek. Onun için keramet denmiş. Kerametin bu mânasını bilirse insanın kerameti anlaması daha kolay olur. Bazıları kerameti inkâr ediyorlar:
"Olur mu böyle şey?!.."
Olur. Allah ikram ederse Allah'ın ikramı olduğu için olur.
"Eskiden olmuş, şimdi de olur mu?"
Eskiden de olur, şimdi de olur, ileride de olacak! Keramet Allah'ın ikramıdır. Allah dilediği kullarına ikram eder, dilediği kullarını öyle mükâfatlarına erdirir.
"Arkadaşının kendisine kerametini, ikramını kabul etsin!"
Neden?
Çünkü o Allah'ın ikramıdır. O arkadaşı ona veriyor ama Allah o arkadaşın gönlüne onu ilham ediyor, ona "Git şunu ver." diye düşündürüyor, aklına onu getirtiyor; o da gidiyor o arkadaşına o ikramı yapıyor. "Gönlümden geldi, içim istedi. Sana şunu veriyorum, al kardeşim, hediyem olsun…" filan diyor.
Neden?
Allah ona yaptırtıyor.
Biliyorsunuz, Allah istemezse bir şeyi istemek bile elinizde değil. İsteten Allah, gönderen Allah! O vasıta oluyor, sebep oluyor; müsebbib, müsebbib-i hakikî Allahu Teâlâ hazretleri oluyor. Onun için Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz; "O Allah'ın ikramıdır!" diyor.
"Kime bir müslüman kardeşi bir hediye verirse, bir ikramda bulunursa o ikramı, o hediyeyi kabul etsin çünkü o Allah'ın hediyesi, ikramıdır. Allah'ın gönderdiği ikramı geriye reddetmeyin, kabulden kaçınmayın, kabul etmeyip de Allah'ın ikramını reddetme durumuna düşmeyin!" buyuruyor Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz.
Acaba niye ikramı reddetmemek gerekiyor?
Çünkü ikram müslümanlar arasında sevginin işaretidir:
Birincisi; seven insan sevdiğine ikramda bulunur.
İkincisi; olmayan sevgiyi de hâsıl eder. İnsan sağa sola ikram ede ede kendisine düşman insanlar bile dost olur, onu sevmeye başlar. İkram sevgi hâsıl eder. Onun için sevgi de önemli bir şey!
Dinin önemli amaçlarından birisi insanlar arasında sevginin yayılması, sevgi bağlarının kuvvetlenmesi. Onun için ikramı birisi alacak.
"O bana bu ikramı verdi. Şimdi ben ona medyûn-u şükran oldum."
Tabi olacaksın, elbette medyûn-u şükran olacaksın; teşekkür edeceksin.
"O ikramın altında kalmak istemiyorum."
Tabi kalma. Sen de ona götür bir ikramda bulun, böylece aranızda sevgi, muhabbet artsın.
Ama bazıları ikramı çok haşin bir şekilde kaba saba yapıyor, ben beğenmiyorum. Sen götürüyorsun birisine bir şey veriyorsun. Hemen;
"Yok, teşekkür ederim…" diyor.
"Lütfen al…" diyorsun, alıyor. Hemen sağına soluna bakıyor, kalemini cebinden çıkartıyor;
"Bu da senin olsun…"
Dur bakalım mübarek! Böyle hemen karşılıklı takas usulü gibi ikram bana biraz garip geliyor. Onu aklında tutarsın, "Bu kardeşim bana ikram etmişti." dersin bir vesileyle yumuşak, güzel bir tarzda sen de ona ikramda bulunursun.
Biz bu aile-eğitim çalışmalarını nerede yaparız, diye seyahat yaptık. Dağ başında güzel manzaralı bir araziye orayı alabilir miyiz filan diye gittik. Orada bir İngiliz perişan, hırpanî yaşıyor. Robinson Crusoe'un gemiden kurtulup adaya çıkıp da orada perişan yaşadığı gibi dağ başında tek başına yaşıyor. Baktık, acıdık. Ben arkadaşlara dedim ki;
"Şuna bir ikramda bulunsak… Ne yapabiliriz?"
Yoldan portakal almıştık. Bir paket, 3-5 kilogramlık portakalı arkadaş götürdü ona verdi ama zarif bir şekilde verdi. Adam sebzeyi filan kendisi yetiştiriyor o arazide elması var, biberi, domatesi, lahanası, maydanozu var…
"Her şeyiniz var ama galiba portakalınız yok, buyurun." dedi. Adam da güldü, memnun oldu, aldı. Bir de verişin zarif olması önemli oluyor.
Abdullah b. Mübârek kitabına yazmış.
Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;
Men akarra bi-ayni mü'minin akarallâhü bi-aynihî yevme'l-kıyâmeti. "Kim bir mü'minin gözünü serinletirse; gözünü, gönlünü, gönül gözünü serinletirse Allah da onun gözünü kıyamet gününde serinletir."
Göz serinletmek, gönül serinletmek ne demek?
Sevindirmek demek. Arapça'da böyle tabir edilmiş. "Gönlünü hoş etmek" demek. Sevindiği zaman bir insanın yüzü güler. Gözlerinin içi güler diyoruz ya!
"Ne oldu? Çok tatlı tatlı gülüyorsun, gözlerinin içi gülüyor ne oldu?.."
"Bir habere sevindim de ondan…" diyoruz ya, onun gibi bir tabir bu.
Kim bir müslümanın gözünü serinletirse; onu sevindirirse, gönlünü hoş ederse, gönül alırsa, gönül yaparsa, sevindirecek bir davranışta bir ikramda bir tavırda bulunursa Allah da onun kıyamet gününde gözünü serinletir.
Allah da onu sevindirir. Allah'ın sevindirmesi onu affetmesi, mağfiret etmesi, mükâfatlandırması tarzında tecelli eder; çok güzel. Onun için biz burada gönül yapmaya, gönülleri hoş etmeye dikkat etmeliyiz. Gönül kırmamaya, kimsenin kalbini, gönlünü kırmamaya, yıkmamaya dikkat etmeliyiz, kimseyi üzmemeye gayret etmeliyiz.
Bir imtihan dünyasına geldik, burada bir müddet yaşayacağız gideceğiz.
Ben gelmedim davi için
Benim işim sevi için
Dostun evi gönüllerdir
Gönüller yapmaya geldim.
Yunus'umuzun rahmetullahi aleyh, rahimallâhu rahmeten vâsia çok sevdiğim bir dörtlüğü.
"Ben buraya, dünya hayatına boş bir iddia, palavra için gelmedim. Ben sevmek için geldim, benim hayattaki en büyük işim sevgi. Gönül yapmaya, gönülleri sevindirmeye geldim. Çünkü kalpler, gönüller Allah'ın evidir. Dost'un evi gönüllerdir, onun için gönül yapmaya geldim!" diyor.
Sevgili kardeşlerim!
İnsan Allah'a gönülden inandığı için gönlü Allah'ın evi olarak söylüyor. Gönül yapmasının hayatının amacı olduğunu, en büyük işi olduğunu söylüyor.
Rahmetli hakikaten de başarmış, hâlâ ilâhileri ile gönlümüzü yapıyor, gönlümüzü şenlendiriyor, hoş ediyor. Yunus'umuz sevap kazanıp duruyor.
Allah bizi de böyle tatlı dilli, güleç yüzlü kalp kırmayan herkesi sevindiren herkesin duasını alan kimselerden eylesin.
Hz. Ali Efendimiz biraz latifeci bir kimseymiş. Yemin etmiş:
"Vallahi ömrümde kimseye iyilik de yapmadım kötülük de yapmadım!" demiş.
Oradan maksadı ne?
"İyilik yaptıysam sevabı bana gelecek, kendime iyilik yapmışım demektir. Kötülük yapmışsam cezası bana gelecek, demek ki kendime kötülük yapmışım demektir. Başkasına yapmadım, kötülüğü kendime yaptım. İyilik yaptıysam sanki başkasına yapmadım, iyiliği sanki kendime yaptım." demiş oluyor, böyle bir nükteyle ifade etmiş oluyor. Hz. Ali Efendimiz radıyallahu anh ve kerremallâhu vecheh.
Sevgili kardeşlerim!
Onun için bizim de hayatta amacımız gönül yapmak olmalı.
Yunus'un yolu doğru! Biz Yunus'umuzun yolundan; dinimizin, imanımızın gereğini, Peygamber Efendimiz'in hadîs-i şerîflerinin, Kur'ân-ı Kerîm'in âyetlerinin icabını yapmaya devam edelim.
Dinimiz güzel, dinimiz hak din! İmanımız sağlam, doğru, mantıklı, ilmî; her şeyimiz güzel elhamdülillah.
Biz Yunus'umuzun, Mevlânâ'mızın, dinimizin, imanımızın yolunu bırakmayalım.
Niye Yunus ve Mevlânâ diyoruz? İkide birde niye o mübareklerin ismini zikrediyoruz?
Onlar samimi müslümanlardı. Onlar İslâm'ı samimiyetle uyguladılar. Eserlerine, sözlerine bu samimiyetlerini döktüler. Sözleri samimiyetlerinin eseri, seviyoruz; onun için onları misal gösteriyorum.
Misal göstermek öğretim için çok önemlidir. Bir şeyi uzun uzun anlatmak yerine kısa yoldan misalini gösterirseniz, herkes anlar.
Nasıl bir insan olayım?
Yunus gibi ol!
Şimdi birçok kardeşimiz var. Gözümün önüne geliyor, mesela çocuğunun ismini Emre koyuyor veya Yunus koyuyor.
Neden?
Onu sevdiği için, güzel. Biz o yoldan ayrılmayalım inşaallah. Herkesi sevindirelim, kalp kırmayalım gönül yıkmayalım; sonra pişman olacak iş yapmayalım.
Birçok kimse günlük hayatın kısır çekişmeleri içinde bunları anlayamıyor ve çok kalp kırıyor. Hele hele bir insan yüksek mevkilerde olur, sorumluluk makamlarında olur da halkın kalbini kırarsa ne kadar kötü olur. Cenâb-ı Hakk'ın rızasına aykırı iş yaparsa ne kadar fena olur, ne kadar büyük yanlış olur, onun telafisi ne kadar zor olur. Sonra pişman olsa, ağlasa, gözyaşı dökse bile!..
Allahu Teâlâ hazretleri kul haklarını affetmiyor. "Git onunla helalleş!" buyuruyor. Adam esiyor tozuyor, zulmü yapıyor. İhtiyarladıktan sonra aklı başına geliyor. Ölüm döşeğine düştüğü zaman, eli ayağı titremeye başladığı zaman; "Ben de mü'minim. Ben de müslümanım…" filan. Camiye gitmeye başlıyor vs. Ama o eski kul haklarını Allah ondan soracak! En iyisi üzerine kul hakkını hiç almamak!
Allah sizi sevsin, Allah'ın sevgili kulu olun, Allah'ın sevgisi içinize yerleşsin. Allah sizi mârifetullaha, muhabbetullaha erdirsin. Yunuslar gibi, evliyâullah büyüklerimiz, mürşid-i kâmillerimiz gibi siz de evlatlarınızla, yakınlarınızla beraber Allah'ın sevgisiyle dolun, Allah'ın sevgisiyle yaşayın, Allah'ın mükâfatlarına erin.
es-Selâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!
26.06.1998 -
Zikri Bolca Yapmak,
30.08.1996 -
Hz.Ali, İstihare ve
