26.06.1998 - Zikri Bolca Yapmak, İkram Etmek

26.06.1998 - Zikri Bolca Yapmak, İkram Etmek
Es-Selâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berakatüh!
Aziz ve sevgili Akra dinleyicileri,
Allahu Teâlâ hazretleri sizi dünyada ve âhirette aziz ve bahtiyar eylesin. Gönüllerinizin muradlarını; isteklerinizi, taleplerinizi, hacetlerinizi ihsan eylesin, reva eylesin, bahşeylesin. Sizi sevdiklerinizle; çoluk çocuğunuzla, yakınlarınızla, arkadaşlarınızla beraber iki cihanın hayırlarına erdirip sevindirsin.
Men eksera zikrallâh fe-kad berie mine'n-nifâk. "Kim Allah'ın zikrini çok yaparsa münafıklıktan beraat etmiş, kurtulmuş, o töhmetten sıyrılmış olur."
Münafık olmaz, demek. Bu çok önemli!
Aziz ve muhterem kardeşlerim!
İnsan mü'minken bazı işlerinden dolayı münafıklık durumuna düşebilir.
Münafık ne demek?
İçi başka dışı başka demek. İnsan içi başka dışı başka duruma düşebilir.
Onun için münafıkların sıfatlarından bir tanesi nedir?
Âyet-i kerîmeden söyleyeyim:
İzâ kâmü ile's-salâti kâmû kusâlâ. "Namaza kalktıkları zaman tembel tembel kalkarlar."
Demek namaz kılıyor ama tembellenerek. İsteyerek değil. "Tembel tembel kalkarlar."
Yürâûne'n-nâs. "Mürâîlik, riyakârlık yaparlar." Ve lâ yezkurûnallâhe illâ kalîlâ. "Allah'ı da anarlar ama az anarlar!"
Allah Allah! Demek ki hem namaz kılıyor ama namazı tembel tembel kılıyor, hem zikir yapıyor ama zikri çok az yapıyor. Allah'ı çok az zikrediyor. İşte bu münafıklığın alâmeti oluyor. Onun için bu duruma düşmemek lazım. İnsan bu durumdaysa kendisini toparlaması lazım. "Eyvah! Benim münafıkların hallerine benzer hallerim var!" deyip hemen kendisini toparlaması lazım.
Biliyorsunuz, meşhur hadîs-i şerîfler var. Bir tanesinde münafığın sıfatı nedir?
İzâ haddese kezebe. "Konuştuğu zaman yalan söyler." Ve izâ vaade ahlefe. "Vaat ettiği zaman vaadini tutmaz." Ve ize'tümine hâne. "Kendisine güvenilse güvenci boşa çıkartır, hıyanet eder." deniliyor.
Öyle böyle zikzaklı gidiliyor. Kaypak adam oluyor.
Müslümanlar öyle değildir ama bazen o sıfatlar olur. Namazı zorla kılıyorsa demek ki içine münafıklık girmek istiyor. Şeytan onu münafık yapmak istiyor.
Namazı sevecek. Mürâîlik yapmayacak. Allah'a zikri az yapmayacak.
Bazıları sevgiden Allah'ı çok zikrediyor.
İnsan bir şeyi sevdi mi çok zikreder. Dervişler, Yunuslar Allah'ı çok zikretmişler.
Neden?
Allah aşkı var da ondan. Allah âşıkı olan insan Allah'ı çok zikreder. Onun için; "Zikrullahı çoğaltan, münafıklıktan beraat etmiş olur. Münafık değildir!" deniyor.
Bu devirde birtakım şeyler moda oldu. Hatta İlâhiyat tahsili yapmış, din tahsili yapmış insanlarda bile bunlar belirdi.
Zikrin karşısında!..
Zikri Kur'an emrediyor! Zikri Resûlullah emrediyor! Âyet-i kerîmelerde var, hadîs-i şerîflerde var; gene bu zikrin karşısında! Zikredenlerin hasmı, zikredenlere düşman… Böyle şey olmaz. Müslümansak Kur'an'a uyacağız, Peygamber Efendimiz'e, hadîs-i şerîfe ittibâ edeceğiz. Böyle Kur'ân-ı Kerîm'e, Peygamber Efendimiz'e aykırı gide gide Müslümanlık olmaz, bunu hatırlatıyorum.
Allah'ın zikrini çok yapın, her zaman yapın. Ne olacak… Mesela yolda yürüyorsunuz, yapılacak başka ne var? Kalbinizden, dilinizden Allah Allah… diye Allah'ı zikredin. Çalışıyorsunuz, eliniz çalışıyor; eliniz kârda gönlünüz yârda olsun. Gönlünüzle Allah'ı zikredin, diliniz serbest. Hanım mutfakta çalışıyor, yemek yapıyor; diliyle Allah'ı zikretsin. Örgü örüyor; diliyle Allah'ı zikretsin. Allah'ı çok zikredin ki münafıklıktan beraat edebilesiniz.
Aziz ve sevgili kardeşlerim!
Sonuncu hadîs-i şerîfi okumak istiyorum.
Enes radıyallahu anh'ten;
Men ekremehû ehûhü'l-müslimü fe'lyakbel kerâmetehû fe-innemâ hiye kerâmetullâhi fe-lâ teruddû alellâhi kerâmetehû.
Kelimeleri aynen izah da edeceğim.
“Men ekremehû ehûhü'l-müslimü fe'lyakbel kerâmetehû”
"Her bir kimse ki ona bir müslüman kardeşi bir ikramda bulunmuş, müslüman kardeşi ona bir şey, bir hediye vermiş, bir ikramda bulunmuş; diğeri onun ikramını kabul etsin!"
Arkadaşı kendisine kalem vermiş, yarım elma vermiş gönül almak için diyelim... Bir tavır, bir davranış, bir sevgi emaresi, işareti küçük bir şey yapmış, ikramda bulunmuş…
"Onun ikramını kabul etsin!"
Kerâmet; Arapça'da ikram demek.
Peki, evliyâullahın da kerameti var, o ne demek?
O da o evliyâullaha Allah'ın ikramı demek. Onun için keramet denmiş. Kerametin bu mânasını bilirse insanın kerameti anlaması daha kolay olur. Bazıları kerameti inkâr ediyorlar:
"Olur mu böyle şey?!.."
Olur. Allah ikram ederse Allah'ın ikramı olduğu için olur.
"Eskiden olmuş, şimdi de olur mu?"
Eskiden de olur, şimdi de olur, ileride de olacak! Keramet Allah'ın ikramıdır. Allah dilediği kullarına ikram eder, dilediği kullarını öyle mükâfatlarına erdirir.
"Arkadaşının kendisine kerametini, ikramını kabul etsin!"
Neden?
Çünkü o Allah'ın ikramıdır. O arkadaşı ona veriyor ama Allah o arkadaşın gönlüne onu ilham ediyor, ona "Git şunu ver." diye düşündürüyor, aklına onu getirtiyor; o da gidiyor o arkadaşına o ikramı yapıyor. "Gönlümden geldi, içim istedi. Sana şunu veriyorum, al kardeşim, hediyem olsun…" filan diyor.
Neden?
Allah ona yaptırtıyor.
Biliyorsunuz, Allah istemezse bir şeyi istemek bile elinizde değil. İsteten Allah, gönderen Allah! O vasıta oluyor, sebep oluyor; müsebbib, müsebbib-i hakikî Allahu Teâlâ hazretleri oluyor. Onun için Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz; "O Allah'ın ikramıdır!" diyor.
"Kime bir müslüman kardeşi bir hediye verirse, bir ikramda bulunursa o ikramı, o hediyeyi kabul etsin çünkü o Allah'ın hediyesi, ikramıdır. Allah'ın gönderdiği ikramı geriye reddetmeyin, kabulden kaçınmayın, kabul etmeyip de Allah'ın ikramını reddetme durumuna düşmeyin!" buyuruyor Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz.
Acaba niye ikramı reddetmemek gerekiyor?
Çünkü ikram müslümanlar arasında sevginin işaretidir:
Birincisi; seven insan sevdiğine ikramda bulunur.
İkincisi; olmayan sevgiyi de hâsıl eder. İnsan sağa sola ikram ede ede kendisine düşman insanlar bile dost olur, onu sevmeye başlar. İkram sevgi hâsıl eder. Onun için sevgi de önemli bir şey!
Dinin önemli amaçlarından birisi insanlar arasında sevginin yayılması, sevgi bağlarının kuvvetlenmesi. Onun için ikramı birisi alacak.
"O bana bu ikramı verdi. Şimdi ben ona medyûn-u şükran oldum."
Tabii olacaksın, elbette medyûn-u şükran olacaksın; teşekkür edeceksin.
"O ikramın altında kalmak istemiyorum."
Tabii kalma. Sen de ona götür bir ikramda bulun, böylece aranızda sevgi, muhabbet artsın.
Ama bazıları ikramı çok haşin bir şekilde kaba saba yapıyor, ben beğenmiyorum. Sen götürüyorsun birisine bir şey veriyorsun. Hemen;
"Yok, teşekkür ederim…" diyor.
"Lütfen al…" diyorsun, alıyor. Hemen sağına soluna bakıyor, kalemini cebinden çıkartıyor;
"Bu da senin olsun…"
Dur bakalım mübarek! Böyle hemen karşılıklı takas usulü gibi ikram bana biraz garip geliyor. Onu aklında tutarsın, "Bu kardeşim bana ikram etmişti." dersin bir vesileyle yumuşak, güzel bir tarzda sen de ona ikramda bulunursun.
Biz bu aile-eğitim çalışmalarını nerede yaparız, diye seyahat yaptık. Dağ başında güzel manzaralı bir araziye orayı alabilir miyiz filan diye gittik. Orada bir İngiliz perişan, hırpanî yaşıyor. Robinson Crusoe'un gemiden kurtulup adaya çıkıp da orada perişan yaşadığı gibi dağ başında tek başına yaşıyor. Baktık, acıdık. Ben arkadaşlara dedim ki;
"Şuna bir ikramda bulunsak… Ne yapabiliriz?"
Yoldan portakal almıştık. Bir paket, 3-5 kilogramlık portakalı arkadaş götürdü ona verdi ama zarif bir şekilde verdi. Adam sebzeyi filan kendisi yetiştiriyor o arazide elması var, biberi, domatesi, lahanası, maydanozu var…
"Her şeyiniz var ama galiba portakalınız yok, buyurun." dedi. Adam da güldü, memnun oldu, aldı. Bir de verişin zarif olması önemli oluyor.
Birbirimizi sevelim, birbirimize ikram edelim.
Allah sizi sevsin, Allah'ın sevgili kulu olun, Allah'ın sevgisi içinize yerleşsin. Allah sizi mârifetullaha, muhabbetullaha erdirsin. Yunuslar gibi, evliyâullah büyüklerimiz, mürşid-i kâmillerimiz gibi siz de evlatlarınızla, yakınlarınızla beraber Allah'ın sevgisiyle dolun, Allah'ın sevgisiyle yaşayın, Allah'ın mükâfatlarına erin.
es-Selâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!
30.08.1996 -
İmanı Süslemek, Takva,
26.06.1998 -
Müslümanın İkramını Kabul
