10.11.1985 - Aşure Günü Yapılacaklar, Bidat Ehline Hürmet Edenin Hali, Ulaşılmayan Yönetici

10.11.1985 - Aşure Günü Yapılacaklar, Bidat Ehline Hürmet Edenin Hali, Ulaşılmayan Yönetici
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben müberaken fîh. Alâ külle hâlin ve fî külle hîn. Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd:
Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe-inne efdale'l-hadîsi kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesetün bid'atün ve külle bid'atin dalâletün ve külle dalâletin ve sâhibehâ fî'n-nâr. Ve bi's-senedi'l-muttasılı ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:
Men vessea alâ iyâlihî fî yevmi âşurâe vessea'llâhu aleyhi fî senetihî küllihâ.
Ebû Said el-Hudrî'den İbn Hibban ve Tayâlisî kaydetmiş. Aşure gününün faziletine dair bir hadîs-i şerîf ve o günde yapılacak ikrama ait bir tavsiye.
Efendimiz buyurmuş ki:
"Kim ki çoluk çocuğuna, bakımıyla mükellef olduğu hanesi halkına, Aşure gününde bir bolluk sağlarsa..."Fileler doldu, kucaklar dolu eve meyve, et, sebze, şunu bunu getirdi. Aşure gününde, Muharrem'in 10'unda. Hatırınızda olsun ki;
"Kim Aşure gününü; bolluk bereket ile doldurursa, evini, hanesi halkını ihyâ ederse Allah ona bütün senesi boyunca bir bolluk, genişlik verir."Bütün sene... Aşure gününün mübarekliğinden dolayı.O günde eve kucaklarımız dolu gideceğiz; meyveler, sebzeler, kuru yemişler, kuru yiyecekler, etler, sütler, neyse... Dolu gideceğiz ki, bütün sene hoş olacak.
Arkasındaki hadîs-i şerîf:
Men vakara sâhibe bid'atin fekad eâne alâ hedmi'l-İslâmi.
Aşure günüyle ilgili iki tane hadismiş. Mânası ikisinin de aynı. Bir tanesini söylemiş olduk, ikisinin de mânası aynı kapıya çıkıyor.
Diyor ki ikinci hadîs-i şerifte:
"Kim Aşure gününde, kendisine ve ailesine genişlik bolluk sağlarsa..."
Demek ki, kendisine de biraz bolca ikram edecek.
"O zaman Allah bütün senesi boyunca, Aşureden sonraki bütün senesinde ona bolluk nasip eder." diye Demin okuduğum hadîs-i şerîf:
Men vakara sâhibe bid'atin.
"Kim bir bid'at sahibine, ihtiram ederse, hürmet gösterirse, saygı gösterirse dinin yıkılmasına yardım etmiş olur."
Bid'at, dinde aslı esası olmayan; keyiften, kafadan, işkembeden insanların çıkarmış olduğu yalan yanlış usuller. Bizim bütün gayretimizle, dinin asliyetini korumaya çalışmamız gerekir.
Duvarcılar duvar yaparken ne yaparlar?Bir tarafa bir kazık çakarlar, oraya bir ip bağlarlar, bu tarafa da bir kazık çakarlar, o ipe göre tuğlalarını dizerler. Birkaç tuğla yükselttikten sonra yukarıdan bir çekül sarkıtırlar, tuğlaları hep o çeküle göre yerleştirirler, duvar muntazam olur.
Öyle yapmasa?Öyle yapmasa, ona bakmasa, hizaya bakmasa duvarın bir yeri girinti olur bir yeri çıkıntı olur, bir yeri içe doğru olur bir yeri dışa doğru olur, eğri büğrü olur…
Biz de bu duvar işçiliği gibi İslâm'ı neye göre yapacağız?Peygamber Efendimiz'in tarifine göre, Peygamber Efendimiz'in sünneti göre, Kur'ân-ı Kerîm'in ahkâmına göre yaşayacağız.
Herkes aklından "Bu iyi olsa gerek, kanaatimce bu doğrudur." diye bir yol tuttursa ne olur?Her tuğlada bir santim bir santim oynaya oynaya duvarın yıkıldığı gibi bu din yıkılır. Hepimiz bütün gayretimizle sünnet-i seniyyeye sarılacağız.Sünnetin zıddı bid'attır. Bid'atın doğrusu sünnettir.
Efendimiz'in yoluna bağlanacağız, sünnete bağlanacağız. Dinde yeni bir usûl çıkartmamaya dikkat edeceğiz.Şimdi hatırıma geldi:
Din büyüklerimizden bir tanesi;
"Ramazan'ın hilali göründü mü görünmedi mi, yarın oruç tutalım mı tutmayalım mı, acaba Şaban'ın 30'u mu olacak yoksa Şaban 29'da kalıp da yarın Ramazan mı olacak?" diye bir tereddütlü gün var, ona yevm-i şek derler, "Acaba Ramazan mı değil mi?" diye.
"İhtiyaten acaba oruç tutsak mı?"O büyük zât diyor ki:
"Vallâhi tutmam!"
"Çünkü Hristiyanlar öyle yapa yapa, yapa yapa dinlerini bozdular. Usul neyse, o usulü aynen yaparım, ne az yaparım ne fazla yaparım, dinin özünü muhafaza ederim."Hepimiz o titizlikte olacağız. Sünnetten fazla yapmak da doğru değil, az yapmak da doğru değil. Sünnete uygun yapmak esas.
Bursa'nın valiliğini yapmış merhum paşalardan bir tanesi demiş ki:
"Bu caddeyi başından, şu türbenin yanına kadar ağaçlandırın!"Emrindeki şahıslar girişmişler çalışmaya. Bir zaman sonra teftişe gitmiş. Paşa binmiş faytonuna, o caddeden yürümüş, türbenin yanına kadar gelmiş, bakmış ağaçlar daha ileriye kadar dikilmiş.
"Buradan ilerideki ağaçları sökün." demiş.
"Neden efendim?" demişler.
"Dediğinden de fazlasını yaptık, ileriye doğru."Demiş:
"Ben sizi bilirim; bugün bir bahane bulursunuz fazlasını yaparsınız, yarın bir bahane bulursunuz dediğim kadar da yapmazsınız. Tam söz dinlemeye alışın!"Bu bir fıkra ama güzel bir şeydir. Tam yapmaya alışmak lazım.
Nasreddin Hoca'nın kazan-tencere hikayesine döner.Komşudan ödünç kazan almış. Ondan sonra verirken içine bir tencere koymuş öyle vermiş. Komşusu soruyor:
"Ne oldu, bu tencere ne oluyor?"
"Sizin kazan bizdeyken doğurdu. Bu tencere onun yavrusu, doğurdu, al." demiş.Adam bir kazanla beraber bir de tencere geldi diye sevinmiş. Bir zaman sonra Nasreddin Hoca yine kazan istemiş.Bildiğiniz fıkra ama [konuya] uyuyor.Seve seve vermiş, "Oh bir tencere daha gelecek" diye. Beklemiş, beklemiş, beklemiş, kazan geri gelmiyor.
"Hoca efendi biz size bir kazan vermiştik."
"Ha, sorma, innâ lillâh ve innâ ileyhi râciûn, kazan öldü." demiş.
"E hoca kazan ölür mü?"
"Doğurduğuna inandın da öldüğüne niye inanmıyorsun?" demiş.Böyle bir şeyi yapmamıştır ama bir fıkra, güzel bir şey. İnsanoğlu kendi tarafına geldi mi istiyor, aleyhine oldu mu istemiyor.
Sünneti tam [uygulayacağız]; az da değil fazla da değil.
Peygamber Efendimiz "Dört rekât kılın." demiş; "Ben sekiz, on altı, otuz iki rekât [kılarım.]"Olmaz.
"Daha fazla yapıyorum!"Hayır. Ne kadar dediyse, o kadar yap. Ölçüye uygun olsun çünkü onun ölçüsünde [hikmet] vardır.
Resûlullah Efendimiz "33 Sübhanallah deyin." demiş; "Ben daha fazla derim."Hayır. Tam diyelim diye bak dedelerimiz tesbih çıkartmışlar. 33 rakamı tam olsun diye dedelerimiz tesbih yapmışlar. 33 Sübhanallah, 33 Elhamdülillah, 33 Allah-u Ekber. Rakam tutsun diye, şaşırmayalım diye tesbih yapmışlar. Sözü tam tutmak için.
"33 yerine 35 olsa ne olur?"Söz yerini bulmamış olur.
Söz dinlemeye alışacağız, işi muntazam yapmaya alışacağız. Bir yere gideceksek saatinde gitmeye alışacağız.
"Yarın saat üçte seninle buluşacağım." Tamam.Üçte, başına taş yağmadığı takdirde orada buluş, sözünü yerine getir.
"Yarın sana şunu vereceğim, şunu yapacağım."Ya vaat etme, ya "inşaallah" de, ya şüpheli söyle,ya da yap! Yapamazsan da elinde olmayan sebepten büyük bir özür olsun; "Ne yapayım arabaya bindim, araba kaza yaptı. Hastaneye gittim, kendimde değilim..." O zaman karşı taraf da "tamam" der, "haklısın" der.
Ama kendimizi, bu intizama alıştırmalıyız.
Umumiyetle bizi tenkit ediyorlar, diyorlar ki:
"Bu Müslümanlar zamanın kıymetini bilmez."Hâlbuki ne demek bilmemek; bizden önceki Müslümanlar, zamanın kıymetini çok iyi biliyordu.
"Zaman bir kılıç gibidir, iyi kullanmazsan seni keser." demiş.Zamanın kıymetini bilmeyi, asıl bizim büyüklerimiz tavsiye etmişler ama biz o büyüklerin iyi talebeleri değiliz de ondan. Biz gevşedik. Sosyal yapımız sarsıldı, eski töreyi kaybettik, yeni töreyi almadık; iki cami arasında beynamaz durumuna düştük.
Sünnete sımsıkı sarılacağız. Bid'atlerden korunacağız. Yaptığımız işin bir aslı esası, delili var mı, ona göre yapacağız.Bana soruyorlar:
"Hocam, Âyete'l-kürsî'yi okuduktan sonra tesbihe bir üfleniyor, neden?"Dedim ki:
"Tesbihe üflemek yok ki; o üfleme Âyete'l-kürsî'den sonra kendisini hıfzetmek için olan üflemedir. Okuduğu duanın, Âyete'l-kürsî, tesbihe üflemek değil o."Ama kimse bilmiyor; öyle tutturmuş öyle gidiyor.
Peygamber Efendimiz, hadîs-i şerîfinde buyurmuş ki:
"Sabah namazının arkasından her kim üç defa Eûzü billâhi's-semîi'l-alîmi mine'ş-şeytâni'r-racîm dedikten sonra Bismillâhirrahmânirrahîm, Sûre-i Haşr'ın sonundaki üç âyeti, Hüvallâhüllezî'yi okursa yetmiş bin melek ona akşama kadar dua eder."
Kimisi başlıyor: Eûzü billâhi's-semîi'l-alîmi mine'ş-şeytâni'r-racîm, estağîzü billâhi... bilmem ne ondan sonra bilmem ne ondan sonra bilmem ne...E peki Efendimiz böyle demedi ki!Efendimiz'in dediğini yapmak lazım. Başına âyet ekliyor, sonuna âyet ekliyor… Efendimiz söylemedi ki... Daha gerideki Hadid sûresinin âyetlerini ekliyor sonuna, daha evvelki şeylerin…
Her şeyimiz sünnete uyacak. Bid'at olmayacak. Hele itikatta bid'at olmamasına, amelde de bid'at olmamasına çok itina edeceğiz.
Titiz Müslüman olun, saat gibi ne az ne fazla.
Bir fabrikatör tanıdık anlatıyordu:
Askeriye ihâle açmış, 110 dirençli battaniye alacak.
"Bizim battaniyemizi biz götürüyoruz, ölçüyor, vuruyor, 125 çıkıyor. Adam alıyor. Tabii 125 daha sağlam demek. 125 kilo taksan bile battaniye yırtılmıyor. 130 çıkıyor, daha sağlam oluyor. Ama biz ziyan ediyoruz, daha çok iplik harcamışız. Zarar bizden, o alıyor tabii. Ölçüyor, 90 olursa 'Bu zayıf.' diye almıyor. Bizimki bir öyle geliyor bir öyle geliyor; kimisi ıskataya çıkıyor, kimisi iyi oluyor. Filanca efendi, fabrikası ciddi, o geldi, battaniyeleri koydu; tartıyorlar 110, tartıyorlar 110, tartıyorlar 110, tartıyorlar 110..."
İntizam Müslümana yakışır.Çünkü Allah, bize intizamı öğrenelim diye namaz vakitleri koymuş, belirli vakitlerde ibadetler koymuş. Bizim her şeyimiz saat gibi çalışmalı.
Onun için kim bir bid'at sahibine hürmet ederse, dinin yıkılmasına yardım etmiş olur. Çünkü o bir bid'at çıkartır, alkış toplar, beğenilir; ötekisi bir bid'at çıkartır, alkış toplanır, beğenilir; ötekisi bir bid'at çıkartır, sonunda bu dinin doğrusu kalmaz ortada.
Arnavutluk'ta adamlar gidenlere, rakı ikram etmişler.Böyle şey olur mu?Nereden nereye gitmiş... İslâm nerede, içki nerede! O kadar bozulmuş.
Onun için; sünnete sımsıkı sarılacağız. Peygamber Efendimiz'in sünnet-i seniyyesine sımsıkı sarılacağız. Bid'atten uzak duracağız. Bid'at ehli bir insana da hürmet etmeyeceğiz. "Senin bu yaptığın doğru değil, hizaya gel. Benim sana sevgim senin dindarlığından, iyi hâlliliğinden, ahlâkından..."
Edepsiz bir kimseyi alkışlarsanız, edepsizliğini artırır. Hatta çocuklara bile... Hatta ben çocuklara bile söylüyorum. Annesine babasına söylüyorum.
"Kızım gülme şu çocuğa... Yanlış bir şey yaptığı zaman gülme!"Küçük çocuktur diye gülüyorlar, ondan sonra huyu bozuluyor.
Men veliye [Burada harekelemiş ama vüliye de olabilir bu kelime] min emri'n-nâsi şey'en fe-ağlaka bâbehû dûne'l-miskîni evi'l-mazlûmi ev zevi'l-hâceti ağlaka'llâhu dûnehû ebvâbe rahmetihî inde hâcetihî ve fakrihî efkaru mâ yekûnu ileyhi.
Bu hadîs-i şerîfi, İbn Asâkir ve Ahmed b. Hanbel yazmışlar.Peygamber Efendimiz buyurmuş ki:
"İnsanların başına, bir memuriyetle bir insan getirilmişse..."
"Sen git falanca yere, şu vazifenin başına geç, insanların tepesine çık, idareci ol." diye bir vazifeye getirilmişse bir kimse...
Fe-ağlaka bâbehû. "O da kapısını kapatmışsa..."
Kime karşı?
Dûne'l-miskîni evi'l-mazlûmi ev zevi'l-hâceti. "Fakir ve miskinlere, zulüm gören insanlara, ihtiyaç sahibi kimselere karşı kapatmışsa."
Fakir geldiği zaman "Ben açım açığım, sen de buranın reisisin, valisisin, beyisin, paşasısın. İşte ihtiyacım var, ver." diyemiyor ki, kapı kapalı. Veyahut mazlum, birisi onu dövmüş, elinden malını almış, "Nereye şikâyet edersen et, korkmuyorum!" diyor. O da gelmiş, o yüksek adama şikâyet edecek; kapı kapalı, adamın yanına giremiyor, derdini anlatamıyor. Zulme uğramış, derdini anlatacak yer yok. Veyahut bir başka işi var, başka bir ihtiyacı var; kapısı kapalı...
"Sen misin hem memuriyete geçmişsin, bir vazife ile vazifelendirilmişsin, hem de yanına adam yanaştırmıyorsun, kapıları kapatmışsın, nöbetçileri dikmişsin, kimseyi yanına sokmuyorsun..."
"Allah da ona, rahmetinin kapılarını kapatır."
Ne zaman?
İnde hâcetihî ve fakrihî. "Allah'ın rahmetine çok ihtiyacı olduğu zaman, çok muhtaç olduğu zaman, çok sıkıntıda olduğu zaman" Allah da ona kapısını kapatır.
"Sana rahmetimi vermiyorum, nasip etmiyorum. Sen o zaman ihtiyaç sahiplerine karşı, kapını kapattın." diye.
Efkaru mâ yekûnu ileyhi. "En çok muhtaç olduğu zaman da Allah da ona rahmetinin kapılarını kapatır."
Bu da demin ki hani o Müslümanların hizmetine koşmanın karşılığında bir hadîs-i şerîf; koşmamanın cezası… Demek ki memuriyetler, âmirlikler, idarecilikler halka hizmet içindir; halka hizmet için koşacaklar, gayret edecekler ve şikâyetleri dinleyecekler, ihtiyaç sahibinin kendisine ulaşmasına yardım edecekler.
Allah cümlemize her hususta, her yerde salih arkadaşlar, unuttuğumuz zaman bize hatırlatacak, hatırladığımız zaman onu yapmakta yardımcı olacak, güzel dostlar nasip eylesin. İşleri şevk ile zevk ile yapıp Allah'ın rızasını kazanmayı cümlemize nasip ve müyesser eylesin.
Fâtiha-i Şerîfe mea'l-Besmele.
29.12.1995 -
Rüya Alemi, İnsanın
02.06.1995 -
Hicri Yıla Girdik,
