29.12.1995 - Rüya Alemi, İnsanın İç Dünyası, Önümüzde Şaban Ayı Var

29.12.1995 - Rüya Alemi, İnsanın İç Dünyası, Önümüzde Şaban Ayı Var
Es-selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtühû.
Aziz ve sevgili Akra dinleyicileri;
Allah cümlenizden razı olsun, cümlenizi de sevdiklerinizle beraber iki cihan saadetine erdirsin.
İnsanoğlu çok mükemmel bir yaratıktır. Allah çok mükemmel yaratmış. İnsanın vücudu, varlığı çok muazzam bir kâinattır; insan bir küçük âlemdir. Hatta içine büyük âlemler sığdırılmış bir küçük âlemdir. Gönül dünyası vardır ki dışımızdaki dünyadan çok daha zengin, çok daha geniş bir iç dünyamızdır o, bu içimizdeki dünya dışımızdaki dünyadan daha geniş olduğuna göre, şu bizim cirmimize nasıl sığmış diye de insan hayret eder.
İşte bu iç âlemimizin enteresan olaylarından birisi de rüya olayıdır. Rüya her zaman, sevgili kardeşlerim, böyle materyalist, Batılı psikologların veya ruh doktorlarının yorumladığı gibi alt şuura itilmiş olan duyguların ve izlenimlerin dinlenme anında, uyku anında üst şuura tesir etmesi olayı demek değildir. Bundan çok daha geniş bir anlamı vardır. Rüya âlemi birtakım ilâhî hakikatlerin, mesajların insanlara gönderildiği bir âlemdir. Rüya olayı çok önemli bir olaydır, fevkalâde önemlidir. Rüyaların anlamları vardır. Bu anlamlar bazen öbür âlemlerden bize haber ve mesaj mahiyetindedir ve çıkar. Pat diye çıkar. Yani bir gün evvel bir şey görürsünüz, ertesi gün o gördüğünüz çıkar.
Nasıl oldu bu?
İşte bu rüya sadece izlenimlerin, duyguların ve isteklerin böyle üst şuura yansıması değil de ondan. İnsanın ruhu birtakım rüya ile başka âlemlerle irtibat kuruyor, bazı haberler geliyor ve insan ruhu rüya halindeyken o haberleri alıyor. Onun için rüya önemli bir olaydır. Rüyanın tabiri de çok önemlidir.
Dikkat etmek lazım. İnsanın gördüğü rüyalar ne mânaya geliyor?
Bazen insana ikaz olur; bakarsınız kıyamet kopmuş, mahşer yerindesiniz, Mahkeme-i Kübrâ’da hesaba çekilmek için sıra bekliyorsunuz, tir tir titriyorsunuz. Kan ter içinde uyanırsınız;
“Eyvah! Öyle bir rüya gördüm ki ter içinde kalmışım, hesaba çekiliyormuşum. Allahu Teâlâ hazretlerinin divanındaymışım, Mahkeme-i Kübrâ’daymışım!”
Ne demek bu?
Allahu Teâlâ hazretleri sana ikaz ediyor ki;
“Bak, ey kulum, âhirette böyle bir Mahkeme-i Kübrâ olacak. Ben sana şimdi rüyada olmuş gibi bu olayı bir tattırayım da o günün ne kadar dehşetli bir gün olduğunu anla, akılını başına topla, günahlardan kendini çek, sevaplı işlere koş.” demektir.
Bunun yorumu bu.
Bazen de Allah insana bir şey bildirir, kaybettiği bir şey, “Yeri şurasıdır.” der; insan rüyadan uyanır, gider onu orada bulur.
“Allah Allah, hani rüya sadece birtakım izlenimlerin, depolanan şeylerin üst tarafa sızması çıkmasıydı, aksetmesiydi?”
Değil! İşte bak, yeni bir bilgi, bilmediğin bir bilgi sana ulaşıyor. Bazen böyle oluyor.
Ben aciz kardeşiniz, kendim hatırlarım, gece rüya görüp de ertesi gün okulda bazı şeylerin olduğunu... İnsanın zihni, böyle bir gönül âlemi, zihin âlemi, iç dünyası var ki çok muazzam bir mekanizma bu... Bunun esrarını keşfetmek kolay değil ama muazzam olduğunu itiraf etmek lazım.
Tasavvuf yolunda ilerleyen büyüklerimiz -bu âlemin fatihleri, kâşifleri, bu âlemde ilerlemiş olan insanlar- o gönül âleminin ne kadar mühim olduğunu biliyorlar ve o gönül âlemleri tertemiz olan o mübarek insanlar bu “gönül” denilen mânevî cihazlarını -organlarını diyelim- kullanıyorlar, ona göre hareketlerini tanzim ediyorlar. İlâhî mesajları algılıyorlar ve gereğini yapıyorlar.
Bir misalle söyleyeyim:
Abdullah b. Mübarek hazretleri, karşı taraftan düşmanla karşılaşmışlar, silah çekmişler, saldırmışlar. Bu müslüman, ötekisi kâfir. Çarpışmışlar, çarpışmışlar, yenişememişler. Hâlbuki Abdullah b. Mübarek çok büyük, çok usta bir silahşör; önünde kimse dayanamaz. Karşı taraf da demek ki iyi yetişmiş bir cengaver. Yenişemeyince Abdullah b. Mübarek demiş ki;
“Ben ibadet edeceğim, savaşa mola verelim.”
O da demiş ki;
“Sen ibadet edeceksen ben de ibadet edeceğim. Olur, mola verelim.”
O gitmiş bir tarafa, bu gitmiş bir tarafa. O hıristiyanca ibadetini yapmış, Abdullah b. Mübarek'de dereden abdestini almış, namazını kılmış. Namazı kıldıktan sonra;
“Bak ben şimdi namazı kıldım, bu adamı atımla kovalıyorum, atı hızlı kaçıyor, yakalayamıyorum, yandan saldırıyorum olmuyor. At üstünde süvarilik maharetimle haklayamadım. Hazır şimdi o da aşağı inmişken ben de aşağı inmişken silahıma sarılayım, üstüne gideyim, bir yere de kolay kaçamaz, yerde onu haklayayım.” diye hatırından geçince birden bir âyet-i kerîme hatırlamış;
إِنَّ الْعَهْدَ كَانَ مَسْئُولًا
İnne’l-ahde kâne mes’ûlâ. [1]
“İnsan bir ahit yaptı mı, bir anlaşma yaptı mı Allah o anlaşmaya uymayı ister. Uymayanı da hesaba çeker, sorgu sual eder. ‘Sen niye ahdettin de sözünde durmadın, ahdine riayet etmedin, anlaşmayı uygulamadın? Niye yalancılık yaptın? Niye döneklik yaptın?’ diye sorar.” mânasına bir âyet-i kerîme var. O âyet-i kerîme hatırına gelivermiş. Durup dururken, hiç ilgisi yok gibiyken hatırına gelmiş.
Hatıra getiren kim?
Düşündüren kim?
Allah.
Bunu biliyoruz...
وَمَا تَشَاءُونَ إِلَّا أَنْ يَشَاءَ اللَّهُ
Ve mâ teşâûne illâ en yeşâallah. [2] “Siz Allah istemese bir şeyi isteyemezsiniz.”
Bizim isteklerimiz bile Allah’ın yaratmasıyla oluyor. Bunun esrarını bilirler. Bunu psikologlar da itiraf eder. Biz bir şeyler düşünüyoruz sanıyoruz ama düşündüren de Allah, ona müsaade eden de Allah.
Düşündüren Allah olduğu, hatırına onu getiren Allah olduğu için bir düşünmüş. Yani Allah, Abdullah b. Mübarek’e “Bak, sen ahdettin; namaz için, ibadet için mola istedin. Şimdi sen ahdine riayet etmemek istiyorsun. Böyle şey olmaz. Ahdine riayet et.” demek istiyor.
Ağlamaya başlamış. Karşı taraftaki de bakıyor, gözlüyor onu. O da tabi karşı tarafa güven duymuyordur, uyanık...
“Niye ağlıyorsun?” demiş.
Demek ki ya Abdullah b. Mübarek Rumca biliyor ya ötekisi Arapça biliyor, çat pat anlaşabiliyorlar demek, savaştan mola isteyebiliyorlar. Time out! Hani sporda var ya, onun gibi...
“Niye ağlıyorsun?” demiş.
“Senin yüzünden Rabbim beni azarladı.” demiş.
“Nasıl azarladı?”
“Ben böyle böyle düşündüm.”
Açıkça, açık kalplilikle kafasından geçen şeyi itiraf etmiş.
“Ben böyle senin üstüne saldırayım diye düşündüm, yerde çarpışarak seni haklarım diye düşündüm. Ama Allah bana ahde riayet etmem gereken âyet-i kerîmeyi hatırlattı.”
Bu ne demek yani?
“Sen ahdini bozmayı düşündün, iyi bir şey yapmadın. Ahdine riayet et, doğru ol. Nedir bu yaptığın? Doğru değil!” demek.
“Hâlbuki ben buraya Allah’ın rızasını kazanmaya gelmiştim, Allah sevsin diye gelmiştim. Şimdi demek ki öyle düşünmekle Allah’ın sevmediği bir düşünceyi düşünmüşüm, sevmediği bir işi yapmaya niyet etmişim. ‘Hay Allah, iyi bir şey yapmadım!’ diye onu düşünüyorum. Ona ağlıyorum.” deyince karşı taraf da çok duygulanmış;
“Siz samimi insanlarsınız. Sizin dininiz hak din. Sizin inancınız doğru. Ben müslüman oluyorum.” demiş. Kelime-i şehadet getirmiş, sarılmışlar, iki İslâm kardeşi olmuşlar.
İnsanın gönlüne Allah-u Teâlâ hazretleri neler ilham ediyor. Gönül nurlu olunca insan ne mesajlar alıyor, neler neler anlayabiliyor. Bu rüyada da oluyor, rüyadan başka hallerde de olduğunu biliyoruz. Rüyanın dışında da olur, uyanıkken de olur, vâkıasında olur insanın, aşikâre hallerinde olur.
Demek ki bir enteresan yapımız var, bir bedenimiz var, bir iç âlemimiz var, “ruhumuz” diyoruz, “gönlümüz” diyoruz, “kalbimiz” diyoruz. “Kalbim kırıldı.” diyoruz, “Kalbim ısındı.” diyoruz. Bunların hepsi tabir. Ama bunların altında yatan mâna; yani bir iç âlemimiz var, bir dışımız var. İşte etimiz kemiğimiz, boyumuz posumuz, -dışarıdan görünen- kilomuz, ölçümüz; bu dış tarafı. Ama bir de iç dünyamız var; kafa yapımız, gönül yapımız, kültürümüz, kimliğimiz. İşte bunlar önemli.
Muhterem kardeşlerim;
Tabi rüyalarınızın önemi var. O rüyalardaki ikazlar önemli. Rüya herkese anlatılmaz. Rüya, rüyayla alay edecek, rüyayı yanlış yorumlayacak, rüyayı ciddiye almayan veya rüyanın anlatılmasından sonra işi berbat edecek kimselere, gayri ciddi insanlara anlatılmaz. Aklı başında, akıllı uslu insanlara anlatılır. Rüyanın da esrarı vardır, herkes anlayamaz.
Bir rüya da Aziz Mahmud-ı Hüdâyî Efendimiz’den naklederek sözümü tamamlayayım. Zamanın padişahı -Sultan Ahmed- bir rüya görmüş. Aziz Mahmud-ı Hüdâyî hazretlerinin elini öpmüş, hizmetine girmiş, başına taç edinmiş. Aziz Mahmud-ı Hüdâyî hazretleri mânevî âlemin sultanı. Sultan Ahmed de Osmanlı Devleti’nin sultanı ama hangisi daha yüksek?
Aziz Mahmud-ı Hüdâyî hazretleri yüksek.
Rüya görmüş, Nemçe kralıyla güreş ediyorlar. Nemçe, Avusturya demek. Avusturya kralı ile Sultan Ahmed rüyada güreş ediyorlar. Avusturya kralı yatırmış Sultan Ahmed’i, sırtını yere yapıştırmış. Nasıl üzülmüş Sultan Ahmed...
“Ben bir kâfir kralla güreştim. Eyvah! O da benim sırtımı yere yapıştırdı!”
Çok dehşete düşmüş, üzülmüş; “Acaba” demiş, “Avusturyalılar saldıracak da yenilecek miyiz? Pes mi diyeceğiz? Sırtımız yere gelecek, tuş mu olacağız yani?” Aziz Mahmud-ı Hüdâyî hazretlerine rüyayı anlatmış. Aziz Mahmud-ı Hüdâyî hazretleri demiş ki;
“Müjdeler olsun padişahım! Yer kuvvetlidir. Yere sağlam bastığı zaman insan sağlam duruyor. Yere yatmış bir insana hiç kimse bir şey yapamaz. Ayakta olan insanı devirirsiniz de yerde yatan bir insana yapılacak bir şey yoktur. En sağlam bir şekilde duruyor işte, daha ne olsun... Her tarafıyla yere sağlam bir şekilde dayanmış. Sağlam bir yere dayamışsınız sırtınızı padişahım. Binâenaleyh siz kuvvetlisiniz, Allah’ın lütfuyla siz galip geleceksiniz, Devlet-i Âliyye galip gelecek. Avusturyalılar’a zafer kazanacaksınız, yeneceksiniz.” demiş.
Hakikaten de ondan sonraki mücadelede Osmanlı Devleti Avusturya İmparatorluğu’nu büyük bir yenilgiye uğratmış, çok büyük bir zafer kazanmış, o devirde. Yani rüyanın yorumu doğru çıkmış.
Ama siz de belki bu rüyayı dinlediğiniz zaman padişahın endişe ettiği gibi “Acaba Osmanlılar yenilecek mi?” diye yorabilirdiniz. Demek ki rüyaların yorumlanması bir maharet işidir, ciddiyet işidir, ilim işidir, irfan işidir. Herkes yapamaz, herkese söylenmez.
Bir de güzel rüyalar herkese söylenmez. Güzel rüyaları söylersen gösteriş olur, riya olur, insanın nefsinin payı şey yapar, o güzellikler bir daha insana nasip olmaz. Gördüğü şeyler kesilebilir. Onun için güzel müşahedeleri olursa rüyada, onları da herkese söylememeli, sır saklamasını, sırrı muhafaza etmesini de bilmeli.
Sevgili Akra dinleyicileri;
Allahu Teâlâ hazretleri, zahirî dünyamızı ve iç dünyamızı pırıl pırıl nurlu eylesin. Sizleri hem dünyada hem âhirette mutlu eylesin, bahtiyar eylesin. Cennetiyle, cemaliyle müşerref eylesin.
Allahu Teâlâ hazretleri önünüzdeki Şaban ayını da bizim için mübarek eylesin. Onbir ayın sultanı Ramazan ayına da sıhhatle, saadetle Allah'ın sevdiği kullar olarak ulaşmayı, Allah'ın rahmetine ermeyi, Ramazan ayının feyzinden, bereketinden tam istifade ederek, Ramazan'ı Allah'ın istediği şeyleri yapmış kulları olarak, Allah'ın mükâfâtlarına eren insanlar olarak bitirmeyi nasip eylesin.
Hem dünyada bayram etmeyi, hem ahirette bayram etmeyi cümlenize sevdiklerinizle beraber nasip eylesin.
Es-selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtühû.
[1] 17/İsra, 34.
[2] 76/İnsan, 30.
08.08.1995 -
Peygamber Efendimizin Doğumu,
10.11.1985 -
Aşure Günü Yapılacaklar,
