26.09.0000 - İyilik Yapmak, Takva

26.09.0000 - İyilik Yapmak, Takva
Çok muhterem misafirlerimiz, değerli, muhterem kardeşlerim,
Allah-u Teâla Hazretleri’nin selamı, ikramı ve ihsanı dünyada ve ahirette üzerinize olsun. Onun seçkin kulu, Muhammed-i Mustafâ’sı, habibi edibine sonsuz salât ü selâmlarımızı ve tahiyyât ü ihtirâmlarımızı arz ederim.
Tamâmü'l-birri en ta'mele fi's-sırri amele'l-alâniye.
Ebû Âmir radıyallahu anh'ten rivayet edilmiştir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu hadîs-i şerîfinde çok mühim bir ahlâkî temel esası bize bildiriyor. Buyuruyor ki;
Tamâmü'l-birri en ta'mele fi's-sırri amele'l-alâniye.
Bir ahlâk temel kâidesi.
"Birrin tamamı..."
Birr, iki 'r' harfiyle, iyilik demek. İyi olan kimseye berr derler. Çoğulu ebrâr gelir. Ebrâr kelimesini biliyorsunuz. Yani iyi, mübarek, salih insanlar demek. Anne babasına iyilik yapana da berr derler. Berren bi-vâlideyhi; annesine babasına karşı iyi evlatlık yapan kul demek. Birr ü takvâ tabirinden bilirsiniz, takvâya yakın bir mefhumdur bu. Yani iyilik ve Allah korkusu, sakınma, çekinme duygusu, takvâ birbirini meydana getiren, destekleyen duygular olduğu için... Korkan, kötülük yapmaktan sakınan iyi insan oluyor. O bakımdan takvâ duygusuna sahip olan iyi insan oluyor. Birr yapmaya, iyilik yapmaya uygun bir insan haline geliyor. Onun için birr ü takvâ diye beraber tabirde de geçer, birr ü takvâ sahibi olmak diye. Buralardan hatırlayacağınız bir kelime olmuş oluyor.
Bu iyilik Allah'ın sevdiği bir vasıf. İyi insan olmak, iyilik yapıcı bir insan olmak güzel bir şey.
Bunun tamamı nedir?
İyi insan olmanın aslı, kökü, tam yüzde yüz olması. Musikî tabiriyle "dört dörtlük" diyorlar. "Dört dörtlük" bir musikî tabiridir. Tam demek o da, tam nota demek. Yüzde yüz, o da bir nispet kelimesidir.
Bunun tamamı, yüzde yüzü, en iyisi nedir?
En ta'mele. "Senin işlerini, icraatını yapmandır." Fi's-sırri. "Gizlide." Amele'l-alâniye. "Âşikâre yaptığın işi yapmandır."
Gizlide de âşikâre yaptığın işi yapman, iyilik vasfının tam mükemmel şekli demektir. Şimdi bu ne demek? Âşikârede, herkesin gördüğü yerde, açıklıkta, kalabalıkta yaptığın şeyi tenhada da yapmak iyilik duygusunun tamamıdır, en mükemmel derecesidir.
Ne demek?
İnsanlar insanlardan çekinirler. Mesela yalnızken burnunu karıştırır da insanların yanında utanır. Basit bir şey ama o zaman utanır. Yalnızken yan gelir yatar, savruk yatar, devrik yatar ama birisi geldiği zaman toparlanır. Kendi başına buyruk olduğu zaman bir şarkı türkü tutturur da birisi olduğu zaman kendisini tutar. Yani tek başına olduğu zaman biraz gevşiyor. Vidalar gevşiyor, kâideler biraz sulanıyor, nefsin hakimiyeti biraz daha fazlalaşıyor, keyif fazlalaşıyor. Keyfî olarak, zevkî olarak lâubâlilik artıyor. Daha lâubâli olur. Ama başkalarının yanında olduğu zaman lâubâlilik azalır, o yanında bulunulan insanın makamına, mertebesine göre de iş daha ciddileşir, daha ciddileşir, daha ciddileşir, nihayet kazık gibi durmaya kadar gelir. Kıpırdamaz yani. "Rahat" demedikçe yerinden kıpırdamaz; direk gibi durur, kıpırdamaz, heykel gibi durur.
Neden?
Çok hürmet ediyor, karşısındaki şahıs makamı çok yüksek bir kimse olduğundan, âmir olduğundan, komutan olduğundan "hazır ol" vaziyetinde duruyor.
Demek ki insanlarla olduğu zaman onun mevkiine, makamına, rütbesine, derecesine, yakınlığına göre, hiç rütbesi olmasa bile yine de başkaları dedikodu yapar, ayıplar diye kendisine çekidüzen veriyor, dilini tutuyor, kendisine hakim oluyor. Ama tek başına olduğu zaman gevşiyor, yapıyor. Başkasının yanında yapmadığı şeyi gizlide yapıyor. Günahı yapıyor, nefsine uygun işi yapıyor, şeytana uygun işi yapıyor.
Olmadı. İkili oldu bu. İnsanlardan korktuğu için yapmadığı hataları, kusurları yalnız kaldığı zaman yapıyor.
E peki sen şimdi yalnız mısın aslında?
İmanı kâmil, sağlam olan insan bilir ki insan yalnız olduğu zaman yalnız değil. Yani söz gelişi biz "yalnız" diyoruz ama yalnız değil ki insan!
İnnâ künnâ nestensihu mâ küntüm ta'melûn.
Bu bildiğimiz bir şey.
Sonra, insanın her uzvunda, her ekleminde, her âzâsında melek var. Vücut kendi kendine duramıyor, meleklerin korumasıyla durabiliyor. Yani vücut muazzam bir varlık, bir kâinat, bir âlem.
Kaç tane hücre var?
"Nereden bileyim hocam, git işine, hücreler sayılır mı?"
Milyonlarca, milyarlarca hücre var. Beyinde şu kadar, böbrekte bu kadar, ciğerde şu kadar... Doğuyorlar, yaşıyorlar, ölüyorlar, değişiyorlar.
Hani eski Es'ad?
İnnâ lillâh ve innâ ileyhi râciûn.
Benim on sene önceki hücrelerimden kaç tanesi kaldı vücudumda?
Tırnaklar uzuyor, kemikler değişiyor, giren giriyor, çıkan çıkıyor, gelen geliyor, giden gidiyor, deriler değişiyor. Güneşte yandığımız zaman derinin değiştiğini anlıyoruz da başka zaman bilmiyoruz; her şeyimiz değişiyor. Değişiyor, tazeleniyor. Ve devamlı... Muazzam, muhteşem mekanizma...
İnsan, vücudunu hakkıyla bilse hayran olur, tam mü'min olur, tam âşık-ı sâdık, has müslüman olur.
"Kendini bilen nefsini bilir."
Çeşitli izahları var. Vücudunu iyice bilsen, bu vücudun nasıl yaratıldığını, nasıl çalıştığını bilsen Rabbini bilirsin.
Men arefe nefsehû fe-kad arefe rabbehû.
Rabbini bilir.
Vücudumuzda melekler var. Allah yanımızda, şah damarımızdan bize daha yakın. O halde biz hiçbir zaman yalnız değiliz. O halde edebi olan, yalnız olduğu zaman da günah işlemez, hata işlemez, gevşemez, kusurlu iş yapmaz. Bak, küçücük kelime ile cihanlar dolduracak kadar güzel bir mânayı Peygamber Efendimiz ifade etmiş.
Şunu hepimiz defterimizin başına yazsak, aklımıza yerleştirsek, gönlümüze yerleştirsek ve şu hadîs-i şerîfin ışığı ile yaşasak, yürüsek, işlerimizi yapsak ne güzel olur.
Tamâmü'l-birri en ta'mele fi's-sırri amele'l-alâniye. "İyiliğin en yükseği, doruk noktası, tamam olması, yalnızken de kalabalıkta olduğun gibi işler yapabilmendir."
Kalabalıkta gösteriş için güzel şeyler, giyim kuşam, taranmak, süslenmek, donanmak, boyanmak, tıraş olmak, neden?
Dışı süslemek, zahiri süslemek. E zahiri süslüyorsun, için harap. Halka karşı iyisin, gülüyorsun, tebessüm, yalancı gülücük filan ama içeriden kızgın. Halkın yanında melek gibi, evde barut gibi.
"İl eyisi, ev ağusu."
Ellere karşı iyi, evde zehir zemberek.
Olmadı.
Demek ki tutarlı değil. Ayarı eksik, kusuru var, imanı zayıf, şuuru eksik, şuur seviyesi düşük, iyilik derecesi tam iyi değil, kusurlu, kalitesi tam değil.
Neden?
İnsanların karşısında insanlardan çekiniyor, yapmıyor; yalnız kaldığı zaman veryansın, paldır küldür her şeyi yapıyor. Yalnız kaldığı zaman da yapmayacak. Çünkü yalnız kalmıyor. Çünkü gören var. Neler neler var. Ona göre insanın her işine dikkat etmesi lazım.
Bu prensip, bu düşünce, bu zihniyet temel düşüncelerden biridir.
Öyle büyüklerimiz var ki gece ayak uzatarak uyumamışlar. Bana göre biraz fazla gibi geliyor şahsen, zayıf olduğumdan. Ama "Ayağımı ben Allah'ın huzurunda nasıl uzatırım, edepsizlik olur." diye ayağına ip bağlamışlar, biliyor musunuz? Dizlerini büküp ip bağlamışlar veya büküp dizlerine kuşak geçirmişler; ayağımız uyuduğumuz zaman farkına varmadan uzanmasın, uzanmak saygısızlık diye. Tabii biz bu kadarını tabiiliğin biraz ötesinde gördüğümüz için, tahammül edemeyeceğimiz için uygun görmüyoruz ama bu kadar edebe riayet etmişler. O kadar yalnızken de Allah'ın kendilerini gördüğünü bilmişler, ona göre hareket etmişler. Çok önemli, çok mühim bir duygudur bu.
Aman siz de ebrardan, Allah'ın iyi kullarından olmak istiyorsanız;
İnne'l-ebrâre yeşrebûne min ke'sin kâne mizâcuhâ kâfûrâ. Cennetin içine girip de böyle kâfûrlu, hoş kokulu ikramlara mazhar olmak istiyorsanız, ebrardan olmak istiyorsanız yalnızken de iyi insan olun. İnsanların karşısında iyi insan oluyorsunuz, yalnızken de iyi insan olun. Çünkü yalnız değilsiniz. Hakiki iman o. Tasavvufun özü, esası bir bakıma bu.
Allah bize mensubu olduğumuz dinin kadrini, kıymetini bilmeyi, güzelliklerini görmeyi nasip etsin. Tam Müslüman olmayı, insanlığa Müslümanca en güzel hizmeti, insanlığa en faydalı insanlar olmayı nasip etsin. Rabbimizin huzuruna vazifesini yapmış, Allah’ın sevdiği, takdif eylediği, cennetiyle cemaliyle müşerref eylediği bir kul olarak çıkmayı nasip eylesin. Allah hepinizden razı olsun.
es-Selâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berakatüh!
30.10.1994 -
Rasulullahı Herkesten Çok
30.08.1996 -
Peygamberimizin Hz. Aliye
