İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

26.09.1997 - Alimlerin Hakkı Söylemesi, İlim

26.09.1997 - Alimlerin Hakkı Söylemesi, İlim
Günün Sohbeti

26.09.1997 - Alimlerin Hakkı Söylemesi, İlim

20.07.2026
16 dk 22 sn

Sevgili Akra dinleyicileri,

İki cihanda aziz ve bahtiyar olun.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Ebû Hüreyre radıyallahu anh'ten rivayet olunduğuna göre şöyle buyurmuşlar:

İnne fî cehenneme vâdiyen testeîzü minhü külle yevmin seb'îne merreten eaddehû li'l-kurrâi'l-mürâîne bi-a'mâlihim ve inne ebğada'l-halkı ila'llâhi âlimü's-sultân.

Sadaka Resûlullah, fî mâ kâl, ev kemâ kâl.

Hadîs-i şerîfin mübarek metnini okudum, açıklamasına geçiyorum:

İnne fî cehenneme vâdiyen. "Cehennemde bir vadi vardır ki..."

Cehennemin içinde, cehennemin ateşleri, azapları arasında, çevresine göre daha derin olan, daha çukur bir vadi... Nasıl dağların arasında vadi varsa, yarık, çukur, aşağıda...

"Cehennemin içinde bir vadi vardır ki…"

Testeîzü minhü külle yevmin seb'îne merreten. "Cehennem bile ondan korkar da, her gün yetmiş defa ondan Allah'a sığınır. 'Aman bunun şerrinden beni koru ya Rabbî!' diye cehennemin kendisi bile, kendi içindeki bu dehşetli, müthiş, korkunç vadiden Allah'a sığınır."

Tabii bu ifade çok önemli. Cehennem zaten Allah'ın azap yurdu, azap etmek istediği kullarını, cezalandırmak istediği suçlu kulları; âsi, kâfir, müşrik, münafık, zâlim, kâtil, fâsık, fâcir kulları cezalandırmak için hazırladığı bir azap yurdu. Ama onun da içinde öyle yerler var ki azabı öbür taraflarından çok daha fazla şiddetli oluyor.

İşte bu cehennemin içinde bir vadi vardır ki cehennem bile ondan Allah'a sığınır. Günde yetmiş defa; "Aman yâ Rabbi! Bunun şerrinden beni koru. Aman yâ Rabbî! Bunun şerrinden sana sığınırım!" diye cehennem bile ondan Allah'a sığınır. Meraklanılacak bir şey.

Eaddehû li'l-kurrâi'l-mürâîne bia'mâlihim.

Allah bu yeri hangi cezalı, suçlu kullar için hazırlamıştır?

Allah bu azap vadisini kimler için hazırlamıştır?

Onun cevabı bu okuduğum kısımda geliyor:

Li'l-kurrâi'l-mürâîne bi-a'mâlihim. "Amelleriyle mürâîlik yapan kurrâ için hazırlamıştır."

Tabi buradaki kelimeleri izah edeceğim:

Kurrâ ne demek?

Kurrâ kelimesi hemze ile, kârî kelimesinin çoğuludur, kârî'ler demek.

Kârî de ne demek?

"Okuyan" demek.

Umumiyetle Kur'ân-ı Kerîm'i güzel okuyan, ezbere okuyan, ezberlemiş olan kimselere kâr î denilir, mukrî denilir if'al babından, ism-i fâil sîgası olarak.

Tabii İslâm'da en önemli şey, İslâm'ı bilmek Kur'an'ı bilmekle olduğu için, Kur'an okuyanlar önem kazanıyor ve değerli oluyor. Alim olmak için mutlaka Kur'ân-ı Kerîm'i iyi incelemek lazım.

Avrupa'da müslüman olmuş kardeşler var. Irk olarak Alman olduğu halde, başka milletten olduğu halde sonradan müslüman olmuş.

Bu mübarekler, İslâm'a ilgi duyup müslüman olanlar, İslâm'ı kökünden tam anlamak için, doğru anlamak için, hemen Arapça öğrenmeye kalkışırlar. Ve kendi ülkelerinde neşredilmiş İslâm'la ilgili kitaplara itimat etmezler. 'Bunlar belki gayrimüslimler tarafından hazırlanmıştır. Belki gerçekleri aksettirmiyordur, belki kasıtlıdır. Belki kötüleyici mahiyette kârâne yazılmıştır.' diye itimat etmezler. Kendileri Arap ülkelerine giderler. 'Madem müslüman olduk, İslâm'ı derinden tanımak için gidelim, Arapça öğrenelim!' derler.

Mısır'da okurlar, başka bir İslâm ülkesinde okurlar, Arapça'yı güzelce öğrenirler, Kur'ân-ı Kerîm'e çok çalışırlar."

Bu doğru bir yoldur. Keşke hepimiz böyle yapsak. Biz tabii elhamdülillah, anneden babadan müslümanız, doğuştan müslümanız. Fakat bunun bir tehlikesi var: Doğuştan müslüman olduğumuz için İslâm ile kendimizi âşina, dost, tanışık bildiğimizden, pek çok kimse İslâm'ı merak edip de derinlemesine çalışmaya gitmiyor.

Halbuki "Madem ben müslümanım; o halde İslâm'ı tam öğrenmeliyim. Madem Kur'ân-ı Kerîm Allah'ın kelâmı, ben Kur'ân-ı Kerîm'i çok iyi çalışmalıyım!" demeli. Her şeyden evvel; İngilizce'den, Fransızca'dan, Almanca'dan, diğer batı dillerinden, diğer tahsillerden önce herkes güzelce Arapça öğrenmeli.

Zaten bizim medeniyetimizin, mazimizin, tarihimizin temel direklerinden birisi, ana köklerinden birisi, Arap diliyle açılan o engin hazinedir. Onları bilmek için o kitapları, o bilgileri kazanmak için mutlaka Arapça öğrenmek lazım geliyor.

Onun için bizim de Arapça'yı öğrenmemiz lazım ve su gibi Arapça konuşabilmemiz lazım. Komşularımızın bir kısmı Arap olduğundan, özel olarak bu sebeple de Arapça öğrenmemiz lazım.

Mesela ben genç olsaydım aynı zamanda Yunanca öğrenmeye, Bulgarca öğrenemeye de kalkardım. Onlara da heves ederdim, Kafkas dillerine de heves ederdim. Çünkü onlar da komşularımız. Bunun gibi Arapça'yı da, zaten komşularımızın bir kısmı Arap olduğundan öğrenmemiz lazım.

Tarihimizin içinde Arapça'nın ve Arapça ile yazılmış eserlerin kütüphanelerimizde ve mazimizde büyük yeri olduğundan, Arapça'yı da öğrenmeyi isterdim. Elhamdülillah Allah bize nasip etti de buradan Arapça'sından okuyup dilimizin döndüğünce anlatıyoruz. Çok şükürler olsun, mutluyuz, memnunuz. Herkese de böyle olmasını tavsiye ederiz.

Tabii Kur'ân-ı Kerîm'i iyi bilmek, alimlik alâmeti ama kurrâ-i kirâm, asâletli, soylu hafız efendiler, Kur'an'ı bilen, iyi okuyan mübarek efendiler çok kıymetli kimseler. Bunlar alimler. Çünkü bütün İslâmî ilimlerin temeli, kaynağı Kur'ân-ı Kerîm'dir, hadîs-i şerîflerdir. Tabii onları öğrenmek lazım ama Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz burada buyuruyor ki;

"Allah o azap vadisini, kurrâlar için hazırlamıştır."

Ama nasıl kurrâlar?

el-Mürâîne bi-a'mâlihim. "İşledikleri ibadetlerde, yaptıkları amellerde, icraatta, mürâîlik, riyakârlık yapan alimler için hazırlamıştır."

İlmin Allah rızası için olması lazım. Alimin Allah rızası için konuşması lazım, Allah rızası için amel etmesi, ibadet etmesi, icraat yapması lazım. Her şeyin Allah rızası için olması lazım. Eğer riyakârlıkla olursa, gösteriş için olursa, dünyevî menfaat celbi için olursa, Allah o zaman sevmez ve bunları en büyük şekilde, büyük cezalara, belalara, azaplara mâruz bırakır. Bu hadîs-i şerîf de onu gösteriyor.

Mürâî din alimleri, mürâî kârîler için, Kur'an okuyanlar, Kur'an alimleri için Allah bu azap vadisini hazırlamıştır. Öyle korkunç bir azap vadisi ki cehennem bile günde yetmiş defa ondan Allah'a ilticâ ediyor, sığınıyor. Hadîs-i şerîfin devamı da konuyu biraz daha açıklığa kavuşturuyor.

Ve inne ebğada'l-halkı ila'llâhi âlimü's-sultân. "Allah'a en sevimsiz gelen, mahlukatı içinde Allah'ın en buğz ettiği, kızdığı varlıklar, sultanın alimleridir. Sultanın yanına yanaşıp ona dalkavukluk yapan, 'Onun elinde olan imkânları, hazineleri, malı, mülkü alırım! Biraz da bana hediye verir, câize verir, atiyye verir, bahşiş verir.' diye onun etrafından dolaşan alimlerdir." diye Peygamber Efendimiz ayrıca bildiriyor.

Tabii muhterem kardeşlerim, sevgili Akra dinleyicileri, biliyorsunuz, İslâm'ın da temeli ilimdir, dünyadaki başarıların da kaynağı ilim. Âhiretin mükâfâtlarını almak, cennete girmenin de sebebi, ilim. İnsan alim olmalı, ilme değer vermeli!

Biz müslümanlar hepimiz, ilme sımsıkı sarılmalıyız; çünkü ilim İslâm'ın canıdır, damarıdır, direğidir, can damarıdır, son derece kıymetlidir. Bu önemli, alim de onun için çok önemli ve çok değerli bir kimse oluyor. Kur'an'ı bilen insanlar, İslâm'ı bilen insanlar çok değerli oluyor.

Bir de yönetici kadro var, yöneticiler var. Toplulukların başına toplum tarafından getirilmiş veya yönetim sistemlerine göre babadan oğula, başka şekillerle geçmiş insanlar bulunuyor. Topluluğu onlar yönetiyor, son söz onların oluyor. Onlara "sultan" deniliyor, "hükümdar" deniliyor, "kraliçe" deniliyor, "kral" deniliyor, "başkan" deniliyor, "reisicumhur" deniliyor, "cumhurbaşkanı" deniliyor, "diktatör" deniliyor. Bir toplumun başında olan kimse.

Toplumun başında olan kimse ve toplumu yönetmek için kurulmuş olan devlet mekanizması, aslında toplumun yararınadır. Toplumu idare etmek, toplumun menfaatlerini korumak, toplumu geliştirmek içindir.

Binâenaleyh onun doğru bilgilerle bilgilenmesi lazım, doğru bilgilere göre icraat yapması lazım. Devletin doğru bilgileri alıp değerlendirip doğru bilgilerle çalışması lazım.

Bu da alimlere bağlı. Alimlerle devlet yöneticilerinin iş birliğine bağlı. Bu ikisi güzel olursa devleti alimlerin nasihatleriyle yönetirlerse yöneticiler, devlet ileriye gider, yükselir, başarıdan başarıya koşar. Tarihte böyle olmuştur. Kendi tarihimizde de böyledir.

Mesela Osmanlı tarihinde, ilme kıymet verildiği, değer verildiği zamanlarda, mesela Fatih'in zamanında, eski bir çağı kapatmış, yeni bir çağı açmışız. Çok büyük icatlar yapılmış; havan topları vesaire... İstanbul'un fethinde kullanılan çeşitli usulleri biliyorsunuz.

Demek ki ilimle yönetim beraber olduğu zaman ne kadar büyük başarılar kazanıldığı, tarihte de görülüyor, bugün de görülüyor. Tabii bizim gibi Avrupa'yı, dünyayı gezen insanlar da, başka kardeşlerimiz de bunları görüyorlar; bu güzel.

Bir de aksini düşünelim:

Yönetim ilimden uzak, kaba saba, bilgisiz olursa o zaman ne olur?

Uçağın pilot kabinesine, uçağı yönetmeyi bilmeyen bir insan geçtiğini düşünün. Otobüsün direksiyonuna, şoförlük ehliyeti olmayan birisinin geçtiğini düşünün. Trenin makinisti rahatsızlandığı için trenin başına bu işi hiç anlamayan bir kimsenin geçtiğini düşünün. Bir gemide kaptana bir şey olduğu için kaptanlıktan anlamayan, tecrübesiz birinin kaptan köşküne geçip yönetimi ele aldığını düşünün. Ne kadar büyük felaketler olur. Toplum felakete gider.

İslâm'da bir önemli husus var: Sonucu itibariyle çok insanı zarara uğratan suçlar, daha büyük suçtur, cezaları daha fazladır. Sonucu itibariyle mevzî kalan, az insanı zarara uğratan hatalar, suçlar, günahlar da, ona göre nispeten daha küçük suçlar, günahlar sayılır.

Alim eğer dalkavuk olursa, hakkı hayrı söylemezse, sultanın da yanına yanaşırsa, sultan da ona itimat edecek, bir şey sanacak; "Bu biliyor." diye ona güvenecek, onun sözünü uygulayacak olursa; o da yalan yanlış söyleyince, toplum helâk olur. Gemi karaya oturur, tren çarpışır, uçak düşer, otobüs uçurumdan yuvarlanır.

Onun için bu alimin suçu ve cezası çok büyük oluyor. Böyle insanlar; cehennemin bile bir günde yetmiş defa Allah'a sığındığı o korkunç azap yerine atılıyor. Yöneticileri de şaşırttığı için, gerçeği söylemediği için, asıl yapması gereken görevi yapmadığı için böyle oluyor. Bu çok önemli.

Bu hadîs-i şerîften iki sonuç çıkar, mü'min kardeşlerim!

1. Yöneticiler gerçek alimlere kulak vermeli, gerçek alimlerden doğru bilgileri almaya çalışmalıdır. Dalkavuklardan yakasını sıyırmalıdır. Onlara yüz vermemelidir. İlmiyle menfaat temin etmek isteyen insanların, kötü huylu bilginlerin bu kötülüklerine fırsat vermemelidir.

2. Dini bilen, Kur'an'ı bilen alimler de hakkı söylemelidir. Mürâîlik, riyâkârlık yapmamalıdır. Kendisini helâk ettiği gibi bir de toplumu yöneten insanların yanına yanaşıp, onları da ifsâd edip, kandırıp, yanlış yollara sevk edip, toplumu felâkete götürmemelidir.

Tabii böyle kötü niyetli olan bir insan; menfaat hırsıyla gözü dönmüş, Allah'tan korkmuyor, yalan yanlış şeylerle, dalkavuklukla maddî menfaat, mevki makam, para pul teminine çalışıyor. O kendisi nasihati biraz zor dinler de, o zaman başka alimlere de, onun yaptığı yanlışlıkları yerinde, zamanında ortaya dökmek ve anlatmak; "Aman buna kanmayın, bunun söylediği yanlıştır!" diye gerçekleri ifade etmek düşüyor.

Alimlere Allah kolaylık versin, yöneticilere de basîret versin, ilimle yönetim bir arada çalışsın ve insanlar mutlu olsun. Ülkemiz, başka ülkeler, herkes, her yönden doğru istikamete giderek, dünya ve âhiret saadetini sağlamaya gayret etsin.

El birliği ile çalışalım; beldelerimizi dünyanın en ileri, en temiz, en nezih, en güzel diyarları hâline getirelim.

Allah hepinizden razı olsun. İki cihanda cümlenizi aziz ve bahtiyar eylesin.

es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh sevgili Akra dinleyicileri.

 

 

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
25.02.2000 - Müslüman Kardeşin Müslüman Kardeşe Duası, Tövbe, Helal ve Haram Lokma
30.10.20269 dk 57 sn
03.02.1992 - Tasavvufun Kuran Ve Sünnetin İçinde Olması
18.10.202614 dk 57 sn
09.05.1997 - İslamın Üstünlüğü
09.09.20268 dk 20 sn
00.00.1994 - Tasavvuf, Güzel Ahlaklı Olmak, İlmiyle Amel Etmek
16.07.202614 dk 51 sn
00.02.2000 - Cehennem, Magfiret, Müminlerin Affedilmesi, Kıyamet Alametleri
04.06.20267 dk 12 sn
07.11.1997 - İbadetleri Ölçülü Yapmak, Cahilin İbadeti, Alimin İbadeti, İcadlar Yapın, Dünyaya Açılın
05.02.202615 dk 5 sn
02.01.1983 - Hz. Ademin Tevbesi
15.04.20265 dk 33 sn
04.11.1994 - Din Hakkında Konuşanları Kuran Süzgecinden Geçirme
26.04.202613 dk 23 sn
22.10.1989 - Peygamber Efendimizin Yemedikleri, Diş Temizliği, Misvakın Önemi
07.09.202513 dk 42 sn
06.01.1992 - İslam Merhamet ve Sevgi Dinidir
21.10.20266 dk 2 sn
00.00.1994 - Tasavvufun Tarifleri
02.09.202614 dk 56 sn
13.11.1992 - Mehmed Zahid Kotku Anma, İslam Sevgi Dinidir
14.07.202611 dk 8 sn
06.04.1995 - Müslüman Nasıl Olmalı, Ölüme Hazırlıklı Olmak, Kendini Yetiştirmek
26.11.202510 dk 25 sn
17.06.1998 - İman Etmenin Önemi
26.10.20248 dk 44 sn
15.07.1995 - Sahih Kaynak, Sünnetin Önemi
06.07.20255 dk 2 sn
00.00.0000 - Gece İbadetinin Önemi
04.03.20264 dk 22 sn
14.03.1997 - Kuran ve Sünnete Sarılmak, Sahih Kaynak, Buhari
15.07.20255 dk 53 sn
07.11.1997 - Alimin Uykusunun Önemi, Namazı Cemaatle Kılmak, Kıyafette Ölçü
02.07.202613 dk 55 sn
02.05.1997 - Alimliğin Önemi, Alimlerin Yapmaması Gerekenler, Aileyi İlme Teşvik Etmek
01.08.202610 dk
23.11.1995 - Tasavvufta İnsanın Gayeye Ulaşması İçin Yapması Gereken Allahı Anmaktır
25.05.20246 dk 57 sn
AKRA