26.09.1997 - Allah Mal ve Eş ile İmtihan Eder

26.09.1997 - Allah Mal ve Eş ile İmtihan Eder
İki cihanda aziz ve bahtiyar olun;
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz Huzeyfe radıyallahu anh'ten Taberânî rivayet eylemiş.
İnne fî mâli'r-racüli fitneten ve fî zevcetihi fitneten ve veledihî.
Sadaka Resûlullah, fî mâ kâl, ev kemâ kâl.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem diyor:
İnne fî mâli'r-racüli fitneten. "Hiç şüphe yok ki kişinin malında bir fitne vardır." Ve fî zevcetihî fitneten. "Hanımında fitne vardır." Ve veledihî. "Çocuğunda fitne vardır."
Biliyorsunuz, fitne esas itibariyle "imtihan" demek. İnsanın başına gelip de; "Acaba nasıl hareket edecek bakalım?" diye Allah'ın insanın başına musallat ettiği bir olay, bir hadise, bir oluş. İşte ona "fitne" derler. Çünkü kişi onunla imtihan olunuyor. Çünkü onu gönderen Allah'tır.
İnsanın malında fitne vardır.
İnsan bazen malından dolayı imtihan oluyor. Birisi gelir sadaka, zekât ister veyahut karşısına haram para imkânı çıkar veyahut daha başka şekillerle malında bir hastalık olur, bir ârıza olur. "O malını kaybetmekten dolayı Allah'a karşı kulun tavrı nasıl olacak?" diye, insan malıyla imtihan olur.
Malı, imtihan konusu.
Ya malın çokluğundan imtihan olur, ya azlığından imtihan olur, ya malın helâk olmasından imtihan olur.
Mesela çok mal verdi;
"Bakalım zenginliğinin gereğini yaptı mı?"
Az mal verdi;
"Bakalım fakirliğe tahammül edip yanlış yola sapmadan, namusunu koruyarak yaşayabildi mi?"
Veyahut malına bir telef geldi;
"Bakalım Allah'ın kaderine tahammül gösteriyor mu?"
Men âmene bil-kaderi, emine mine'l-keder.
"E ne yapalım Hak'tan geldi, sabredeyim!" diye sabredebiliyor mu? Çok olduğu zaman şükredebiliyor mu? İnsanın malı bir imtihan konusudur.
İnsan, malından kendisine yönelecek çeşitli deneyimleri, denemeleri, Allah'ın imtihanlarını, sınamasını bilmeli ve ona göre, Allah'ın istediği şekilde hareket etmek üzere uyanık bulunmalı! Çok mal verdiyse zekatını vermeli, şükrünü eda etmeli. Vermemişse sabretmesini bilmeli, helalinden kazanmaya çalışmalı. Malına herhangi bir telefât gelirse, Allah'tan geldiğini bilmeli:
"Veren Allah, alan Allah." demeli, kulluğuna gölge düşürmemeli! Yiğitliğinin şanına leke sürmemeli!
Zevcesinde de imtihan olur. Zevcesi hastalanır. Öyle kimseler duyuyorum ki evlenmiş, yıllardan beri zevcesi yatalak, ona vefalı, senelerce ona bakıyor. Bu bir imtihan, zevcesini Allah öyle yapmış. Adam da mert mi mert; zevcesine yıllardır hizmet ediyor, "Bu, Allah'ın imtihanı." diyor. Mesela böyle olabilir.
Veyahut daha başka şekillerde zevcesi yönünden kendisine bir imtihan gelebilir. Onlara karşı da insan dikkatli olmalı, hazırlıklı olmalı. Mesela bazen hanımından yana bir kötülük gelebilir. Kur'ân-ı Kerîm'de bildiriliyor:
Nuh aleyhisselam'ın karısı, Nuh aleyhisselam'a iman edenlerden değil. Nuh tufanında helâk olanlardan. Lut aleyhisselam'ın karısı Lut aleyhisselam'ın peygamberliğini anlayıp da ona tâbi olanlardan değil ve sonunda helâk olanlardan. Allah'ın hikmeti. Peygamber karısı olduğu halde, peygambere layık zevcelik yapamamış. O da, o peygamberin imtihanı. O da onu bilip ona göre davranması lazım.
Böyle olabilir. İnsanların başına çeşitli olaylar gelebilir.
Bizim Ebü'l-Hasen-i Harakânî Efendimiz hazretleri, büyük evliyâullahtan. Çok büyük sûfî. Kars'ta da kabri olduğu söyleniyor. İhvanından bir grup, kendisini ziyarete gitmiş, kapıyı çalmışlar. İçeriden bir kızgın kadın sesi;
"Kim o?" diye bağırmış.
"Efendi hazretlerini ziyarete gelmiştik." demişler.
"Evde yok, gelmedi, ormana gitti." demiş, bir sürü bağırmış.
Zavallılar, kapının dışındaki misafirler, birbirlerine bakmışlar.
"Allah Allah! Bu ne biçim kadın. Nasıl bağırıp azarlıyor?" filan diye köşede beklemişler.
Az sonra Şeyh Efendi gelmiş.
Demişler ki;
"Böyle bir şey oldu."
"Eh, ona sabrımızdan dolayı Allah bize kerametler ihsan etti." diye buyurmuş.
Demek ki onun imtihanı o zevce. Fitnesi o. Sabrettiği için büyük mertebe buluyor.
Aradan zaman geçmiş. Yine aynı insanlar, aynı mübarek Harakânî hazretlerini ziyarete gitmişler. Yine korka korka kapıya yanaşmışlar. "İçerideki kadın bize bar bar bağıracak mı, bizi azarlayacak mı?" diye kapıyı çalmışlar.
İçerden bir tatlı ses;
"Kim o?" demiş.
"Efendi hazretlerini ziyaret edecektik." deyince;
"Henüz evde yok, evde değil ama ev müsaittir. Kapıyı açın, sağ taraftaki odaya girin! Dolapta yemek vardır, onları yiyin. Ben sizin yanınıza gelemiyorum, hizmet edemiyorum ama işte buyurun rahatınıza bakın. Abdest alabilirsiniz, su falanca yerdedir." demiş.
Artık ev sahipliğinin gereği neyse, uzaktan onlara tatlı dille, hoş bir karşılama yapmış.
Efendi hazretleri gelince demişler;
"Efendim biz bu işi anlamadık. Geçen geldiğimizde bir kadın bizi korkunç bir şekilde haşladı, azarladı; çok korktuk. Şimdi de çok tatlı muamele etti."
"Ha, o eskisi öldü, bu yeni hanım. O eskisi bizim yumağımızı sarıyordu, bu kendi yumağını sarıyor."
Bundan da maksat ne?
"Eskisine biz sabrediyorduk; sabretmekten dolayı bizim sevabımız artıyordu. Bu şimdi kendisi güzel davranıyor, sevapları kendisi kazanıyor." demek istiyor.
Bir adamın karısı böyle tatlı dilli, güleç yüzlü, güzel huylu olursa, kadın sevabı kazanır. Hanımının öyle iyi olmasından dolayı, efendi de bir nimete mazhar olmuş olur ama asıl sevabı kadın kendisi kazanıyor.
Demek ki zevcenin kötülüğü, cadalozluğu da bir imtihan olabilir. Hastalığı da bir imtihan olabilir. İnsan çeşitli şekillerde imtihan olur. Hanımın cihetinden de evlilikte imtihanları olabilir.
Ve veledihî. "İnsanın bazen çocuğundan da imtihanı olur."
Yine hastalık olabilir veya çocuğun serkeşliği olur, vefasızlığı olur, hayırsız evlatlığı olur, itaatsizliği olabilir. Çeşit çeşit durumlar olabilir.
Müslüman ne yapacak?
Her duruma karşı müteyakkız, hazırlıklı olacak.
Malı yönünden bir imtihana uğrayabilir, fitneye mâruz kalabilir. Zevcesi yönünden bir imtihana uğrayabilir, fitneye mâruz kalabilir, imtihana tâbi olabilir. Çoluk çocuğundan imtihana uğrayabilir.
Hepsinde güzel davranmaya çalışmalı, Allah'ın rızasını kazanmaya çalışmalı, Allah'ın sevmediği duruma düşmemeye gayret etmeli. İsyana ve feverana saplanmamalı, ayağını kaydırmamalı!
Allahu Teâlâ hazretleri sizin kalplerinizi, bizim kalplerimizi rızası yoluna çevirsin. Etrafımızdaki cahillerin, gafillerin, fâsıkların, fâcirlerin, zalimlerin, müşriklerin, münafıkların da kalplerini imana döndürsün, İslâm'a döndürsün. Onlara da kör gözlerini açıp gerçekleri görmeyi nasip etsin. Kalpleri dilediği gibi istediği istikametine çevirebildiğine göre inşaallah dilerse hepsi olur.
El birliği ile çalışalım; beldelerimizi dünyanın en ileri, en temiz, en nezih, en güzel diyarları hâline getirelim.
Allah hepinizden razı olsun. İki cihanda cümlenizi aziz ve bahtiyar eylesin.
es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!
30.10.1994 -
Söz ile Amel
26.09.1997 -
Alimlerin Hakkı Söylemesi,
