27.01.1995 - Zekat Malı Azaltmaz Bereketlendirir, Ölmeden Önce Hayırları Yapmak

27.01.1995 - Zekat Malı Azaltmaz Bereketlendirir, Ölmeden Önce Hayırları Yapmak
es-Selâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtühû.
Aziz ve sevgili Akra dinleyicilerim;
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in bir hadis-i şerifini sizlere hatırlatmak isterim.
Peygamber Efendimiz yemin ederek söylüyor:
"Vallahi zekât, sadaka vermekten mal azalmaz, vallahi azalmaz!" diye bildiriyor.
Demek ki Allah infak edene, sadaka verene, zekât verene, hayır verene kat kat fazlasını telafi olarak veriyor ve ana ölçüler itibariyle malı eksilmiyor; artıyor.
Bu şeye benzer; -gördünüz mü bilmiyorum- ziraatçılar bir ağacı budadığı zaman orasını burasını keserler. Kış günü bütün dalları; kolları, kanatları kesilmiş ağaca acırsınız.
Kışın "Bu dalı da kesti. Eyvah, şu dalı da kesti…" diye acırsınız. Fakat baharda dallar büyür, ağaçlar yapraklanır, yazın bol bol meyve verir. Güzel budanmış bir asma, güzel budanmış bir ağaç çok güzel, çok iyi meyve verir. Kıyamadığın kesemediğin dallar da meyve vermez veyahut meyveler cılız olur; ağaç gittikçe ihtiyarlar.
Bunu ben kendim denedim. Bizim almış olduğumuz bir arazide 50-60 tane elma ağacı vardı. "Bunlar ihtiyar, bunları keselim." dediler. Ben kıyamadım. "Kesmeyin, budayın." dedim, budadılar. O kadar güzel, iri elmaları oldu.
Biz ondan sonra budatamadık, ondan sonraki senelerde dalları çok olduğu halde meyvesi az oldu.
Bu misali niye verdik?
Ağaç budandığı zaman meyvesi nasıl kaliteli ve çok oluyorsa insan malından da zekât, sadaka, hayır ve hasenât yapıldığı zaman mal daha çok bereketlenir, daha çok meyve verir, daha çok faydalı olur. Bu bir ilâhî kanundur. Ve bu hususta Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz yeminle buyurmuş ki;
"Vallahi, hayırdan, sadaka ve zekâttan mal eksilmez!"
Evet, biraz verirsin eksilir ama yine fazlası gelir, malın daha çok olur.
Ben çevremdeki hayır sahiplerine bakıyorum. Hakikaten, Allah yolunda parasını sarf eden hayır hasenât yapan insanlara Allah çok daha fazla veriyor. Tanıdığım çok sevgili dostlarım var çok cömert; Allah milyonlar veriyor, milyonlar az geliyor milyarlar veriyor, daha çok veriyor!
Onun için hayır yapmaktan Allah yolunda başkalarına; mü'minlere, İslâm'a faydalı olacak harcamalar yapmaktan asla kaçınmayın ve bunun yolunu, çaresini arayın!
Ben şahsen yıllardan beri içimde aynı endişeyi taşımışımdır. Siz de belki aynı endişeyi taşıyorsunuz.
"Hangi hayrı yaparsam daha çok sevap alabilirim, hangisi daha önemli, nereye daha çok para vereyim…" diye insan düşünüyor.
Biz bunun zor bir iş olduğunu biliyoruz. Nereye hayır yapılacak ve ne yolla yapılacak, hangi işe öncelik verilecek, kime verilecek… Bu önemli bir husustur. Bunun düşünülerek taşınılarak yapılması lazım ve bu hususta çalışma yapmak lazım.
Onun için sevgili dinleyiciler;
Mirasçılar da neticede sizin yakınlarınızdır ama asıl güzel olan mirasçıları da dâhil olmak üzere insanın hayrı hayatındayken yapmasıdır. Çünkü hayatındayken yaptığı bütün iyiliklerin sevabı mirasçısına, çoluk çocuğuna akrabasına verdiği de dâhil olmak üzere kendisine gelir.
Biliyorsunuz bir hadîs-i şerîfte Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;
"Bazı hayırların sevabı bire yedi yüz mislidir!"
Bayağı büyük bir kat sayısı var. Kat kat fazla mükâfat veriliyor.
Onlar nedir?
"İnsanın anne ve babasına yaptığı hayır bire yedi yüzdür."
Anne babasına hayatında yaptığı bire yedi yüz.
Tabii eğer kendisi erken ölürse anne-baba da mirasçıdır.
"Sonra ehline, ıyaline, ailesine, çoluk çocuğuna hayatındayken getirdiği nafaka, yiyecek içecek, evdeki bolluk bereket, giyim kuşam, rahatlık onlara yapılan masraf; o da bire yedi yüzdür."
Bu da güzel! Ne kadar güzel! Anne babasına çoluk çocuğuna hayatındayken yaptığı şeyler bire yedi yüz sevap oluyor. Ondan sonra;
"Allah yolunda yapılan harcamalar, fîsebilillah harcamalar da bire yedi yüzdür!" Onun için bu hayırları hayatınızda istediğinize, gözünüz göre göre, sevine sevine yapmanızı tavsiye ederiz.
Peygamber Efendimiz bir hadîs-i şerîfinde -çok güzel bir hadîs-i şerîftir- buyurmuş ki;
"Kendi malını başkasının malından daha çok sevmeyen hanginiz var?"
Hep siz başkalarının malını daha çok seviyorsunuz kendi malınızı sevmiyorsunuz!" demiş
Şaşırtmacalı bir soru.
Niçin şaşırtmacalı soru sorulur?
Dinleyen pürdikkat kafasını toplasın; "Allah Allah, bu nasıl şey!" diye sebebini araştırsın diye sorulur.
Demişler ki;
"Yâ Resûlallah! Herkes kendi malını sever. Kendisinin tarlası olsa o tarlasını korumaya çalışır. Başkasının tarlasından daha fazla kendi malına sahip çıkar ve onu sever. Bu ne demek?"
Peygamber Efendimiz buyurmuş ki;
"Ey mü'min! Senin dünyadayken hayır hasenât yaptığın, harcadığın kendi malındır; harcamayıp, biriktirip biriktirip depo edip depo edip de hiç bir şey yapmadan ölüp gittiğin ve geride mirasçılara kalanı mirasçıların malıdır!"
Demek ki harcamadığın zaman, hayır hasenât yapmadığın zaman, bir biriktirme illeti içine düşüp de cimrilik yaptığın zaman aslında başkasının malının koruyuculuğunu yapmış gibi bir durumuna düşülüyor.
O halde insan helalinden kazanmalı, helal kazandığından hayrını hasenâtını hayatında yapmalı.
Yunus Emre çok güzel söylüyor:
Dürüş kazan ye yedir
Bir gönül ele getir
Bin Kâbe'den yeğrektir
Bir gönül imâreti.
"Kendin gayret et, çalış çabala, alın teriyle helalinden kazan; kendin de ye çoluk çocuğun da yesin, başkalarına da yedir. Arkadaşlarını çağır, ziyafet çek. Hayır hasenât yap. Başkalarına da yedir, giydir, hayrını yap; bir gönül ele getir." diyor.
Yunus Emre'miz gayeyi iyi yakalamış, -Allah bizleri mübarek zâtın şefaatine erdirsin ve diğer bütün mübarek evliyâullahın sevgisine, şefaatine erdirsin- ne güzel söylüyor!
Bir gönlü ele getirmekten maksat, "Ele getir." demekten maksat; bir gönül kazanmak, gönlünü hoş etmek, duasını almak.
"Bir gönlü memnun etmek, bin Kâbe'den daha iyidir. Bin tane Kâbe tamire muhtaç olsa bir gönlü hoş etmek sevindirmek, bin defa Kâbe'yi tamir etmekten daha iyidir."
Peygamber Efendimiz bu hadîs-i şerîfinde böylece bildirmiş.
Allah bizi; elde ettiği malları hayra sarf eden, helalinden kazanıp, dinî vazifelerini yapıp hayra sarf edenlerden, hayatın fâni olduğunu bilip de âhirete hazırlananlardan eylesin. Malı dolayısıyla âhirette azap ve ikab görenlerden, pişman olanlardan eylemesin. Bize kabirde, dünya hayatında yaptığımız işlerimiz yoldaş olacağından ömrümüzü hayırlı, güzel, sevimli, sevaplı, Allah'ın sevdiği işlerle geçirmeyi, çok faydalı işler ortaya koyup, eserler bırakıp ömrümüzü değerlendirmeyi nasip etsin. Her zaman "Kârda mıyız zararda mıyız, dünyamız nasıl âhiretimiz nasıl?.." diye nefsini muhasebe edenlerden eylesin. Allah'a taat ve ibadet yolunda yürütsün.
İsyandan sakınan, verdiklerine razı olup şükrünü eda eden, zikrinde, şükründe tevfîkât-ı samedâniyeye mazhar kullardan olmayı Allah cümlemize nasip eylesin aziz ve sevgili Akra dinleyicilerim.
Es-selâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtühû.
31.03.1993 -
İyi ve Kötü
27.01.1995 -
Dünya Fanidir, Kabre
