27.02.1998 - Dünya Müslümanlarına Yardım Etmek, Düzelmeye En Önce Kendinizden Başlayın

27.02.1998 - Dünya Müslümanlarına Yardım Etmek, Düzelmeye En Önce Kendinizden Başlayın
Aziz ve sevgili Akra dinleyicileri;
Gününüz hayırlı olsun, ömrünüz uzun olsun. Allahu Teâlâ hazretleri sizlere sevdiği işleri yapmayı, rızasını kazanmayı nasip etsin.
Bir insanın dünyevî bir ihtiyacını bir müslüman karşılarsa; Allah da onun yetmiş iki ihtiyacını karşılar. En aşağı mükâfat; mağfiret olunması. Yani günahlarını afv-u mağfiret edecek. Artık ondan sonra da Allah’tan 71 tane başka mükâfat gelecek. Dünyevî ihtiyacına bu kadar mükâfat olursa, en büyük ihtiyaç olan mâneviyat, iman ihtiyacına yardımcı olmak çok daha büyük mükâfatlarla taltif olunacak demektir.
O halde devletçe, yöneticiler olarak, milletvekilleri olarak, meclisin sayın üyeleri olarak, mütefekkirler olarak, gazeteciler olarak, yazarlar, öğretmenler, profesörler, aydın kişiler olarak herkesin halkımızın, insanlığın, bütün insanların mâneviyatına yardımcı olacak çalışmalar yapmamız lazım.
Tabii millî yönden, millî eğitim olarak mâneviyatına yardım; onu dindar, inançlı bir insan olarak yetiştirmek. Birde insancıl bir yardım olarak, başka insanların da doğru inanca girmesini sağlamak; bu da onlara bir yardım. Çünkü onlar batıl-yanlış bir inanç üzerine yaşayıp ölürlerse cehenneme gidecekler. Biliyoruz ki; Allah’a şirk koşarak ölen bir insan, bir din inancı, bir Allah inancına sahip olsa bile şirk koştuğu, ortak düşündüğü, Allah’a eşler-ortaklar düşündüğü için ebediyen cehennemde kalacak. Sırf tanrı inancı, deizm -tanrı tanırlık- yetmiyor, dindarlık yetmiyor; inancın doğru olması gerekiyor, doğru bir inanca sahip olmak gerekiyor.
Demek ki kendi müslüman halkımızın iyi müslüman olmasına hepimizin çalışması lazım. Yöneticiler, kanun koyucular, eğiticiler, üniversite hocaları, yazarlar, halkın yaygın-örgün eğitimiyle ilgili mübarek, muhterem insanlar halkımız için çalıştığı gibi, bütün insanlık için de devlet politikası olarak İslâm’ı yayma çalışması içinde olmalıyız.
Mesela; Malezya bir İslâm ülkesi. Mesela; Pakistan bir İslâm ülkesi. Suudi Arabistan bir İslâm ülkesi… Suudi Arabistan’da bütün dünyada İslâmî hareketleri desteklemek için kurulmuş, Rabıtatü’l-Âlemi’l-İslâmî, “İslâm âlemi arasındaki bağları kuvvetlendirmeye yarayan teşkilat” diye bir teşkilat var. Devlet buraya en mühim adamlarını, bakanlık yapmış kimseleri tayin ediyor. Diyelim ki; Avustralya’da bir cami yapılacaksa, gidiyorsunuz oraya müracaat ediyorsunuz, camiye yardım geliyor. Biz istemedik de, duyuyoruz. Melbourne'de, Sindey'de cami yaptırmak isteyenler Boşnaklar, Arnavutlar, bizim daha önceden tanıdığımız bazı kimseler, Suudi Arabistan’da okumuş kimseler var. Onlar, orada tanıdık kimselere gidiyorlar
“Burada cami kuracağız.” deyince paralar almışlar, camilerini yapmışlar. Suud Devleti dünya üzerindeki camilerin yapılmasına destek oluyor.
Bu nedir?
Bir siyasettir. Sonuç itibariyle imanla, ihlâsla yapılmışsa, dinî ihtiyacın karşılanması bakımından-karşılanmasına yardımcı oldukları için Allah onlara mükâfat verecek. Ama siyaseten, hani “Suud devleti itibarlı olsun” diye yapmışlarsa, dünyevî maksatlarla yapmışlarsa -ki ben birinci maksadın, sevap kazanmak maksadının daha üstün olduğunu düşünüyorum, hüsn-ü zan ederim- muhakkak çok büyük mükâfatlar kazanıyorlar. İnsan netice itibariyle cami yaptırıyor. Bizim bunlara koşturmamız lazım, başka zengin ülkelerin koşturması lazım.
Benim tanıştığım bir kardeşim var, diyor ki:
Hindistan'da, Haydarâbâd diye özerk bir bölge var. Onun devlet başkanına Haydarâbâd Nizamı diyorlar. Çok zenginmiş, hatta gazeteden yemek takımlarını anlatan yazıyı kesmiş, resimler falan var. Tamamen altından, bilmem kaç yüz parça yemek takımı... Şu kadar kıymetli imiş, bu kadar servet imiş, hazine imiş falan.
Burada Malezya Federasyon'una bağlı Brunei sultanlığı var o camia içinde yer almış. Onun da dünyanın en zengin insanı olduğu, çok zengin kaynaklara sahip olduğu söyleniyor.
Parası olan, başkalarının işini görecek hizmetlere bu parasını yönlendirirse sevap kazanır. Ama keyfine, zevkine harcarsa… Doğrusu ben gazetede yazılan o altın takımlarını görünce üzüldüm, yüreğim cız etti. "Yarın Allah bunun hesabını sorar." dedim. "Bu kadar parça altın takım olacağına, keşke dünya üzerinde cami yaptırmış olsaydı." diye düşündüm.
Tabii herkes başkasını doğru yola çekmeye çalışıyor, bu yanlış oluyor. Çünkü başkasına tesir edemiyor.
Uzaktan uzağa birisine bir söz söylesen ne olacak?
Herkes kendisini düzeltmeye çalışırsa o zaman iş düzelir. Çünkü kendisine sözü geçer, kişi kendi gönlünün sultanıdır, istediği gibi yapar.
Aziz ve sevgili Akra dinleyicileri,;
O halde biz ne yapmalıyız?
Biz Hz. Âdem’den kardeşimiz olan tüm insanlara iyilik yapmaya çalışmalıyız, ihtiyaçlarını görmeye çalışmalıyız. Kur’ân-ı Kerîm’den, İslâm’dan kardeşimiz olan müslüman kardeşlerimize daha özel bir yakınlıkla, ilgiyle, daha çok merhamet ederek hizmet etmeye çalışmalıyız.
Mesela; Somali'ye -Allah razı olsun- oraya sa bazı yardımlar gittiğini, Diyanet teşkilatının da bu hususta çalıştığını, oralara gıda yardımı falan gönderildiğini duyuyoruz.
Tabii gıda yardımı tükenen bir yardımdır. Oraya gidiyor, o gıda yendi mi biter. Köklü yardımlar yapılsa, kalkınmasına yardım yapılsa, sanayisine yardım yapılsa o ülkenin insanları daha çok mutlu olur. Kendi kendine yaşayacak, alnının akıyla, yardım almadan çalışarak yaşayacak hale gelirse daha iyi olur. Böylece biz bütün insanların ama özellikle müslüman kardeşlerimizin çünkü onların ihtiyacı daha fazla... Yani insan cebinde hayır yapacak parası olsa, gidip de Moda’da, Kalamış’ta, Kadıköy’de, Adalar’da zengin muhitlerde o parayı verecek insan aramaz herhalde; gecekondu mahallelerine gider, yoksulların arasında o parayı verecek, bir zekâta müstahak insan bulmaya çalışır.
Biz de ne yapmalıyız?
Dünya üzerinde kimler muhtaçsa, kimler yardıma ihtiyaç halindeyse, hâceti çoksa, ihtiyacı çoksa onlara yardımcı olmaya çalışmalıyız.
Ben yine sözümün bir devamı olarak, kardeşlerimi dışa dönük çalışmalara davet ediyorum. Türkiye içindeki çalışmalarını yapsınlar, Türkiye’deki halkımıza faydalı çalışmalar yapmaya yönelsinler ama dünyaya açılsınlar. Pencerelerini, kapılarını dünyaya açsınlar. Biraz dünyayı gezsinler, dünya ülkelerini görsünler, fakir ülkeleri görsünler. Oralara yatırımlar yapsınlar, yardımcı olsunlar. Bunları yapan kardeşlerimiz de var. Bunların misalleri de var.
Mesela Türkmenistan’a, Özbekistan’a, Kırgızistan’a, Azerbaycan’a giden; fedakârca oralarda yatırım yapan, kâr etmediğini bile bile oraya fabrika taşıyan kardeşlerimiz var.
Bunu neden yapıyorlar?
Orası kalkınsın diye. Onun gibi başka ülkelere de böyle hayırlar yapmaya davet ederim. Bütün insanlığa, bütün İslâm âlemine, bütün fakir ülkelere yardımcı olmalarını tavsiye ederim.
Aziz ve sevgili Akra dinleyicileri;
Biz bugünden itibaren hiç unutmayalım; bir insan bir müslüman kardeşinin maddî, dünyevî bir ihtiyacını karşılamak için bir hamle yapar, karşılarsa; Allah onun 72 ihtiyacını karşılıyor. Bunu unutmayalım. Kendi başımıza başkasını ıslah etmeye çalışalım ama önce kendimiz ıslah olmaya, kendimiz iyi insan olarak çalışmaya gayret edelim. Başka insanların ihtiyaçlarını giderecek fırsatları gözleyelim.
Türkiye’de, İstanbul’da, başka şehirlerde, gecekondu muhitlerinde fukarâ, yoksul, mazlum, mağdur insanlara yönelelim, onlara yardımcı olalım, ihtiyaçlarını giderelim. Ondan sonra bu bizim hamiyetimiz, bu iyilikseverliğimiz Türkiye hudutları dışına taşsın.
Kuzey Irak'ta kardeşlerimiz var, Çeçenistan'da kardeşlerimiz var, Somali'de, Sudan'da, Moritanya'da, Mali'de, Afrika'nın bildiğimiz bilmediğimiz yerlerinde kardeşlerimiz var. Onlara yardıma yönelelim, dışa açılalım.
Bizim anaokulu eğitimi yapmak için yetiştirdiğimiz kızlarımız mezuniyet gününde mezuniyet belgelerini alacakları zaman bana bir yazı göndermişlerdi beni çok duygulandırmıştı.
"Hocam anaokulu öğretmeni olarak mezun oluyoruz. Emredersiniz bundan sonra Afrika'nın en fakir bir ülkesine bile öğretmenlik yapmak için gideriz. Yeter ki emredin." demişlerdi.
Onun için hepimiz iyilik yapmak için fırsatlar kollamaya girişelim. İyiliksever, başkalarının ihtiyaçlarını gidermek için koşturan, fedakâr, mübarek, rabbânî, nurânî insanlar olalım. Ömrümüzü Allah’ın rızasına uygun geçirmeye gayret edelim. Rızasını kazanalım. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kullar olarak varmak nasip olsun.
Allahu Teâlâ hazretleri bizleri lütfuna erdirsin, iltifatına mazhar buyursun. Cennetiyle, cemaliyle taltif eylesin.
Bi-hürmeti ismihi’l-a’zam ve esmâihi’l-hüsnâ ve nebiyyihî Muhammedini’l-Mustafâ.
Aziz ve sevgili Akra dinleyicilerim;
Peygamber Efendimiz’in hürmetine, ism-i âzâmın hürmetine Allah bizi bu emellerimize muvaffak eylesin, arzularımızı uygulamaya muvaffak eylesin. Hepinize en güzel duygularımı, dileklerimi, dualarımı, temennilerimi, sevgilerimi, saygılarımı arz ederim.
31.05.1996 -
Rızkın Kesilmesi, İstiğfar
31.03.1993 -
İyi ve Kötü
