İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

31.05.1996 - Müslüman Kardeşine Yardım Etmek

31.05.1996 - Müslüman Kardeşine Yardım Etmek
Günün Sohbeti

31.05.1996 - Müslüman Kardeşine Yardım Etmek

17.01.2026
18 dk 4 sn

Esselâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh aziz ve sevgili Akra dinleyicileri

Sizlere insanın afv u mağfiret olmasına sebep olacak konudan bahseden bir hadîs-i şerîf okumak istiyorum.

Birinci hadîs-i şerîf İbn Abbas radıyallahu anhümâ'dan. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyuruyor ki;

Men emseke bi-rikabi ehîhi'l-müslimi lâ yercûhu ve lâ yehâfuhû ğufira lehû.

İnsanın Allah celle celâluh tarafından afv u mağfiret edilmesi ile ilgili bir konu. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyuruyor ki;

"Kim müslüman kardeşinin üzengisini tutuverirse." Lâ yercûhu ve lâ yehâfuhû. "Ne ondan bir şey ümit ettiği için ne de ondan korktuğu için, sadece müslüman kardeşi, Müslümanlık duygusu, yardım olsun diye. Üzengisini tutuverirse." Ğufira lehû. "Mağfiret olunur. Allah onu mağfiret eyler."

O zamanlara gidelim, o zamanki sahneleri düşünelim, o zamanki toplumun kullandığı araçları, binekleri düşünelim, yaşam dünyasını göz önüne getirmeye çalışalım. İnsanlar fakirse, ya yaya yürüyorlar veyahut da çeşitli bineklere biniyorlar. Mesela zenginse merkep kullanır. Ucuz bir hayvan, daha zenginse at kullanır. Atın kalitelileri, kıymetlileri, süratlileri, değerlileri vardır veya deveye biner. Ata binerken atın üzerine eğer dediğimiz birtakım şeyler konuluyor. İnsan çıplak atın üzerine binmiyor, ata bağlanmış eğer denilen bir şeye biniliyor. Böylece rahat oturabiliyor. Bu eğer, atın karnından ön bacaklarının arkasından bağlanıyor sağlam bir şekilde, eğerin iki tarafında da ayaklarını sokup bastırabilmesi için üzengi dediğimiz halkaya benzer bir şeyler oluyor, halka gibi.

Üzengi hem atın üstündeyken ayaklarıyla kuvvet almaya yarıyor, oturuşunu tanzim etmeye hafif ayağa kalkar gibi yapmaya yarıyor ki yarış yapanların üzengiye dayalı, nasıl oturmadan atın üstünde durduklarını belki televizyonlarda seyretmişsinizdir. Hem atın üzerindeyken hem de aşağıdayken atın üstüne binerken işe yarıyor. Atın üzerine binecek kimse eğerin üzengisine halka gibi olan ayak geçirmeye yarayan parçasına ayağını geçiriyor, öbür ayağını bir kuvvetle, çevik bir hareketle zıplayıp atıp, atın üzerinden öbür tarafına geçirince atın eğerine sıçramış, binmiş oluyor. Üzengi halka gibi bir şey sarkıp sallanan bir şey. Sabit bir yeri yok, bağlı olduğu bir yer var. O bağlı olduğu yerin altında sallanıyor. Sallandığı için de insanın ayağını oraya sokması biraz zor olur. Onun için birisinin tutuvermesi, ona yardım babında faydalı bir şey olur. Üzengiyi tutarsa ayağını süvari, ata binecek olan şahıs kolayca üzenginin içine geçirip öbür ayağını hayvanın üzerinden aşırıp eğerin üzerine oturabilir. Şimdi tarihî ve genelde bu günün sporu, binicilik sporu ile ilgili bir şeyi anlatmış olduk. Bunu şu bakımdan anlatıyorum.

Men emseke bi-rikâbi ehîhi'l-müslimi. "Kim müslüman kardeşinin üzengisini tutuverirse" diyor Peygamber Efendimiz.

Onun için kelimeler anlaşılsın, mesele anlaşılsın diye bu izahatı yaptık. Demek ki bir müslüman atına binmek isterken öteki müslüman kardeşi de onun üzengisini tutmak tarzında bile bir yardımda bulunuverse, küçük bir yardım bu. O yardım etmese o üzengiye er geç ayağını sokacak. Biraz sallanır, tutturamaz ama sonunda halkanın içine ayağını sokar, üzenginin içine. Böylece binmeyi gene başarır. Tek başına da başarır. Her zaman insanın yanında yardımcısı olmaz ama birisinin üzengiyi tutuvermesi kolaylık olur. Çok basit bir şey, çok önemli bir şey değil. Ama biraz da tevazu. Ata binen insana hürmeti sevgiyi ifade ediyor. Üzengiyi tutan insanın da tevazuunu gösteriyor. Ötekisine yardımcı durumunda oluyor. Seyis, hizmetçi gibi oluyor onun tevazuu iyi niyetli mânasına geliyor. Bu nihayet iki müslüman arasında küçük bir yardımdır, sevgiye, ilgiye dayanan bir davranıştır. Peygamber Efendimiz bunu anlatmak istiyor.

Ehîhi, diyor kardeşlik. Kardeşlik iki şey anlaşılabilir. Bir anneden babadan kardeş. Anneden babadan kardeş olunca yardım edecek.

Neden?

Ya abisidir yardım eder, küçüğüne şefkat gösterdiği için yardım eder. Ya da kardeşidir, büyüğü ata biniyor hürmeten ona yardım eder. Ya sevgiden ya hürmetten, saygıdan kaynaklanan bir yardım olacak, kardeş ise. Ama kardeş değil ise lalettayin bir insan ise o da onun müslüman kardeşi. Ehîhi müslimi. "Dinde, aynı inanca bağlı insanlar olarak Allah'ın birliğine inanmış şirkten, küfürden uzak insan olarak bütün müslümanlar birbiriyle itikat yönünden, inanç yönünden aynı oldukları için Allah onları kardeş ettiğini Kur'ân-ı Kerîm'de beyan ediyor.

İnneme'l-mü'minûne ihvetün. "Bütün müslümanlar ancak ve ancak birbirleriyle kardeştir."

Sadece kardeştir. Başka bir sıfat ile anılmasına lüzum yoktur. Sadece ve sadece kardeştir diye buyuruluyor. O bakımdan bu çok önemli bir husus. Allah'a inanan, Kur'an'a inanan insanlar, Peygamber-i Zîşanımız'ın Peygamberliğine bağlı, ona saygı duyan insanlar hepsi birbiriyle aynı inancın verdiği kuvvetli bir kardeşlikle kardeştirler. Allah kardeş yapmıştır. Bu kardeşlik kan kardeşliğinden de öne geçer. Eğer kan kardeşi ana baba bir kardeşi müslüman değilse. O zaman müslüman kardeşi daha önde olur. Ama anne baba bir kardeşi aynı zamanda müslümansa hem kandan kardeşlik hem imandan kardeşlik olarak o daha kuvvetli oluyor. Burada Peygamber Efendimiz anlatmak istiyor ki kendisiyle bir akrabalık bağı olmayan bir müslüman aynı toplumda yaşadıkları mü'min kardeşlerinden birisi layettayin birisi küçük veya büyük:

Men emseke bi-rikâbi ehîhi'l-müslimi. "Kim müslüman bir kardeşinin üzengisini tutuverirse."

Ne diye?

Ayağını kolay geçirsin de ata kolay binsin diye.

İnsan birisine bu yardımı yaparken çeşitli sebeplerden yapar. Yağcılık, dalkavukçuluk için yapabilir. Gideyim şuna biraz yardım edeyim de bana bahşiş versin veyahut beni sevsin veya ben onun gözüne gireyim de o da benim işimi görsün veya bana bir memuriyet versin, bir iş versin. Yağcılık ve onun gözüne girmek, yaranmak için yapılır veyahut da adam şiddetlidir, kuvvetlidir, avânesi vardır, ağadır, validir, komutandır, emirdir korkar. Yardım etmesen, "Gel bakayım buraya, sen bana niye yardım etmedin, niye uzaktan bakıyorsun?" Şırak bir kamçı vurabilir mesela, böyle bir zalim insan düşünelim. Öylelerinden de korkar. Bir müslüman kardeşinin üzengisini ondan bir şey ummadığı ve ondan korkmadığı halde tutuverirse, iki ihtimali de Peygamber Efendimiz bertaraf ediyor. Bir şey umduğu için, dalkavukluğundan değil, kendisinden korktuğu için de değil. Aman başımıza bir bela gelmesin diye değil, bela kabilinden şunun üzengisini tutuvereyim de şerrinden kurtulayım gibi bir durum yok. Korkmuyor da, bir şey de ummuyor.

O zaman ne kalıyor?

İhlâsla, hâlisâne, muhlisâne sadece kardeşlikten, sevgiden doğan, imandan gelen bir yakınlıktan dolayı ona yardımcı oluvermek. Bu bir misaldir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz etrafındakileri eğitirken, terbiye ederken onlara İslâm'ı, imanı öğretirken, Allah'ın rızasının yollarını anlatırken bugün eğitimin, çocuk eğitiminin, talimin, terbiyenin, pedagoji diyorlar ya çocuk eğitimine de, küçük bir çocuğun eğitimi veyahut halkın eğitimi, herkesin, büyük küçük insanların eğitiminde çok güzel ibret almamız gereken usûller kullanılırdı.

Bu eğitim usullerinde hepimizin bildiği hususlar misal vererek, örnek göstererek anlatmak daha kolay anlamayı sağlar. Misali verdiniz mi misal bir şeyin öğretilmesinde kolaylıktır. O misali söylediğiniz zaman, "Tamam, şimdi anladım." der anlayamamış insan bile. Peygamber Efendimiz etrafındaki toplumu eğitmek için misallerle onların gözünün önüne anlayabilecekleri sahneleri koyarak, hemen kavrayabilecekleri şeylerden bahsederek meseleleri anlatırdı. Bu da onun güzel bir misali. Günlük hayatın bir tablosu. Hemen gözümüzün önüne geliyor. Birisi atına binecek, ötekisi onun üzengisini tutuveriyor. Çok kolay anlaşılan bir şey. Bu üzengiyi tutmakta insan çeşitli duygular taşıyabilir. Onları da sıralıyor Peygamber Efendimiz; bir şey ummuyor, dalkavukluk, yaramazlık değil, korkmuyor.

O geriye zaman ne kalıyor?

Sadece ve sadece sevgi kalıyor. İslâm kardeşliği kalıyor, yardım duygusu, müslümanın müslümanla yardımlaşması, tevazuu gibi güzel duygular kalıyor. Böyle güzel duygularla bir müslüman bir müslümanın sadece üzengisini tutuverir, küçük bir olay. Bir dakika içinde olup bitiveren bir olay. Günlük hayatımızın bin bir tane olayı arasında küçücük bir detay, teferruat bu.

Ama Peygamber Efendimiz ne buyuruyor?

Ğufire lehû. "Mağfiret olunur."

Allah tarafından afv u mağfiret olunur o Müslüman.

Peygamber Efendimiz'in hadîs-i şerîflerinden biliyoruz ki Allah bir insanı bazen böyle bir hareketinden dolayı da mağfiret eder, cennetine sokar. Belli olmaz, küçük bir detaydan dolayı. Allah sever de Allah'a hoş gelirse afv u mağfiret ediverir. Demek ki biz küçük detayları dahi ihmal etmemeliyiz. Küçük bir detaydan dolayı insan Allah'ın mağfiretine mazhar olabildiği gibi kendisinin küçük, detay, teferruat sandığı bir edepsizce hareketten, sözden, şakadan, muziplikten, edepsilikten dolayı da cehenneme ayağı kayar, yuvarlanır gider. Bu hususta da hadîs-i şerîfler var.

Bunlar bize neyi gösteriyor?

Daima edebi muhafaza etmemiz gerektiğini, detayları bile düşünmemizi. Ana fikri aklımızdan hiç gitmeyecek.

Bizim ana fikrimiz ne?

İlâhî ente maksûdî ve rızâke matlûbî.

Bizim temelli bir ana duygumuz bu.

"Yâ Rabbi! Benim maksudum sensin ve ben senin rızanı kazanmak istiyorum."

Ama hayatımdaki ana hedefim, gayem bu. Ben senin rızanı kazanmak istiyorum. Yeter ki sen benden razı ol, yeter ki "Allah razı olsun." desinler de sen de benden razı ol. Bizim hayatta ana hedefimiz bu. Allah'ın rızasını kazanmak. İşte bu rızayı kazanmak için pür dikkat yaşamak zorundayız. Onun için tasavvufî yolumuzda bir temel prensip var. Zaman zaman söylüyorum. Aslında bu temel prensipleri uzun uzun anlatmamız lazım ki bu temel esaslar, kaideler, prensipler iyice bilinsin, insanlar teferruatta boğulup da ana fikri kaybetmesin. Bu çok önemli.

Bizim temel fikrimiz nedir? Bize büyüklerimizin nasihati tasavvuf yolunda, mânevî terbiye yolunda, çok dikkat etmemiz gereken kaidelerden birisi nedir?

Farsça bir terim ile ifade edilmiş bunlar tasavvufî yolumuzda.

Hûş der dem prensibi. Hûş, şuur demek. Der dem, yani demde, nefes alırken verirken şuur, hiçbir zaman gafil olmayacak mü'min, derviş veya sûfî hiç gafil olmayacak, hiç uyuklamayacak, hiç gaflete düşmeyecek, hiç kendisini kapıp koyuvermeyecek, salıvermeyecek, daima pür dikkatli olacak, uyanık olacak.

Hangi konuda pür dikkatli olacak?

Allah'ın rızasını kazanmak konusunda. Allah'ın rızasını kazanmak da iki yoldan oluyor.

Bir, Allah'ın sevdiği işleri yapmakla oluyor.

İki, Allah'ın sevmediği işleri yapmamakla. Onlardan dikkatle kaçınmakla oluyor.

Allah'ın sevmediği sözü söylemeyecek, Allah'ın istemediği günahı işlemeyecek, Allah'ın sevmediği zulmü yapmayacak, Allah'ın sevmediği her şeyi yapmamaya dikkat edecek. Günahları, kötülükleri yapmamaya dikkat edecek, iyilikleri de yapmayı kaçırmamaya gayret edecek. İşte bu bir şuur gerektiriyor. Bizim büyüklerimiz diyorlar ki;

"Bak iyi müslüman, Allah'ın sevgili kulu olmak istiyorsan pür dikkatli olacaksın, dikkatli yaşayacaksın, savruk olmayacaksın, dikkatsiz, dağınık, derbeder olmayacaksın. Her zaman şuurlu olacaksın. Nefes alıp verirken dahi Allah'ı düşüneceksin, Allah'ın seni gördüğünü bileceksin, Allah'ın rızasını kazanmak fikrine göre hareket edeceksin, günahlardan kaçınacaksın, sevaplı işleri yapacaksın."

İşte bu temel prensip içinde biz teferruat gibi görünen şeyi bile kaçırmayacağız, sevaplı ise teferruat gibi görünen bir kötü işi de yapmamaya dikkat edeceğiz, küçük gibi görünse bile.

Bu hadîs-i şerîfteki bir misal. Mü'min kardeşinin üzengisini tutuveriyor, Allah onu mağfiret ediyor. Allah öyledir, Allah'ın kaidesini hadîs-i şerîflerinden biliyoruz. Hoş gelirse, beğenirse, razı olursa bir hasene bile insanın cennete girmesine sebep olur. Bu hususta büyüklerimizin güzel bir sözü var. Allah kulunu afv u mağfiret etmek, onu rahmetine erdirmek için baha istemiyor.

"Ver parasını seni affedeyim, sana cenneti vereyim."

Baha, bedel, para istemiyor. Rahmetine baha istemiyor. Bahane arıyor. Bir bahane buluyor, afv u mağfiret ediyor. Çünkü Erhamü'r-râhimîn, sonsuz lütfu, nimetleri, merhameti var, çok geniş, bir bahane ediyor, hadi seni bağışladım. Bahane ettiğini anlıyoruz. Mü'minin mü'mini sevip de ona yardımcı olması, tevazu ile üzengisini tutuvermesi onu afv u mağfiret etmesine bahane ediyor.

"Küçük bir şey ne olacak bundan."

İnsan sabahtan akşama kadar kazma kürek sallıyor, toprak atıyor, ter döküyor da bir yevmiye alıyor.

Böyle küçücük bir üzengi tutmaktan mağfiret olup cennete girmek nasıl oluyor?

Olur, Allahu Teâlâ hazretlerinin kaidesi budur.

Demek ki mü'min mü'mini sevecek. Bu hadîs-i şerîften çıkan ders bu. Mü'min mü'mine yardımcı olacak küçük bir teferruat bile olsa, üzengisini tutuvermek gibi bile olsa. Bunun mânası büyük. Mü'min çünkü o mü'min kardeşini Allah rızası için seviyor. Biz afv u mağfiret olmak için çeşitli bahaneler ararız. Bahanelerden birisi de Allah bizi af etsin diye isteriz. Af olunmak için mağfiret olalım diye sadaka veriyoruz, namaz kılıyoruz, hacca gidiyoruz, dua ediyoruz, oruç tutuyoruz. Demek ki bazen böyle şeylerden de afv u mağfiret olabiliyormuş. Birbirimizle iyi geçinmeliyiz. Birbirimize korktuğumuzdan veya bir şey umduğumuzdan değil de sevdiğimizden yardımcı olmaya çalışmalıyız.

Allahu Teâlâ hazretleri sizleri hem dünyada hem âhirette bahtiyar eylesin. Dünyada sıhhat, afiyet, huzur ile yaşamayı nasip eylesin, Âhirette de cennetiyle, Cemâli'yle müşerref eylesin. Peygamber Efendimiz'e komşu eylesin, Firdevs-i Âlâ'da Rıdvân-ı Ekberi'ne vâsıl eylesin. Cemâli'ni gören, selamına mazhar olan kullarından eylesin cümlenizi.

Esselâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
25.02.2000 - Müslüman Kardeşin Müslüman Kardeşe Duası, Tövbe, Helal ve Haram Lokma
30.10.20269 dk 57 sn
03.02.1992 - Tasavvufun Kuran Ve Sünnetin İçinde Olması
18.10.202614 dk 57 sn
09.05.1997 - İslamın Üstünlüğü
09.09.20268 dk 20 sn
00.00.1994 - Tasavvuf, Güzel Ahlaklı Olmak, İlmiyle Amel Etmek
16.07.202614 dk 51 sn
00.02.2000 - Cehennem, Magfiret, Müminlerin Affedilmesi, Kıyamet Alametleri
04.06.20267 dk 12 sn
07.11.1997 - İbadetleri Ölçülü Yapmak, Cahilin İbadeti, Alimin İbadeti, İcadlar Yapın, Dünyaya Açılın
05.02.202615 dk 5 sn
02.01.1983 - Hz. Ademin Tevbesi
15.04.20265 dk 33 sn
04.11.1994 - Din Hakkında Konuşanları Kuran Süzgecinden Geçirme
26.04.202613 dk 23 sn
22.10.1989 - Peygamber Efendimizin Yemedikleri, Diş Temizliği, Misvakın Önemi
07.09.202513 dk 42 sn
06.01.1992 - İslam Merhamet ve Sevgi Dinidir
21.10.20266 dk 2 sn
00.00.1994 - Tasavvufun Tarifleri
02.09.202614 dk 56 sn
13.11.1992 - Mehmed Zahid Kotku Anma, İslam Sevgi Dinidir
14.07.202611 dk 8 sn
06.04.1995 - Müslüman Nasıl Olmalı, Ölüme Hazırlıklı Olmak, Kendini Yetiştirmek
26.11.202510 dk 25 sn
17.06.1998 - İman Etmenin Önemi
26.10.20248 dk 44 sn
15.07.1995 - Sahih Kaynak, Sünnetin Önemi
06.07.20255 dk 2 sn
00.00.0000 - Gece İbadetinin Önemi
04.03.20264 dk 22 sn
14.03.1997 - Kuran ve Sünnete Sarılmak, Sahih Kaynak, Buhari
15.07.20255 dk 53 sn
07.11.1997 - Alimin Uykusunun Önemi, Namazı Cemaatle Kılmak, Kıyafette Ölçü
02.07.202613 dk 55 sn
02.05.1997 - Alimliğin Önemi, Alimlerin Yapmaması Gerekenler, Aileyi İlme Teşvik Etmek
01.08.202610 dk
23.11.1995 - Tasavvufta İnsanın Gayeye Ulaşması İçin Yapması Gereken Allahı Anmaktır
25.05.20246 dk 57 sn
AKRA