İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0907:4308:2812:5315:3417:5319:21
Kabe

27.04.1993 - Hacı Bektaş-ı Veli

27.04.1993 - Hacı Bektaş-ı Veli
Günün Sohbeti

27.04.1993 - Hacı Bektaş-ı Veli

27.04.2025
10 dk 33 sn

Çok değerli kardeşlerim;

Allah'a hamdü senalar olsun.

Diyorlar ki; "Hacı Bektâş-ı Velî' çok hoşgörülü bir insandı, modern zihniyetliydi. Kadın erkek ilişkilerinde çok demokrat idi. İçkiye de müsamaha ediyordu. Namaz kılmasa da oluyordu.'' diyor.

Böyle anlatıyorlar. Sonra;

''Türkçüydü, anti-Arap bir zihniyete sahipti ve Arap kültürüne bir reaksiyon olarak Kırşehir'de bayrak açmıştı...'' deniliyor.

Hâlâ platonik, efsanevî ve masalımsı anlatımlar devam ediyor.

Özel hayatıyla ilgili çeşitli rivayetler var. Adı bile münâkaşalıdır. Bektaş, bazı rivayetlerde adı olarak bazılarında lakabı olarak geçiyor. Adı Muhammed'dir. Bektaş Türkçe bir isimdir. Kendisi Arap asıllıysa, Muhammed diye ismi olabilir.

Horasan'dan geldiği kesindir. Hacca gittiği kesindir.

''Kesin olarak hacca gittiği nereden belli?''

Menâkıbnâme'ye bakarsanız inanmayabilirsiniz. Menâkıbnâme'de yazdığına göre, şeyhi Lokmân-ı Perende denilen mübarek zât hacca gitmiş. Hacda Arafat'a çıkmışlar. Arafat'ta müridlerine; ''Ah, şimdi bizim Nişâbur'da arafe günü... Her evde bir faaliyet vardır. Tavalarda pişi pişirilir.'' demiş. Hanımlar bilirler bu işi; hamur yapılıyor, kızgın yağın içinde pişiriliyor. Zeytin yağında pişer, peynirle güzel olur. Lokmân-ı Perende, ''Nişâpur'da bugün ne güzel pişi pişmiştir, arefe günü bayram için hazırlık yapılmıştır.'' filan deyince; Hacı Bektâş-ı Velî şeyhinin Arafat'ta böyle dediğini duymuş. Evliyalık yoluyla; Horasan'dan eline bir tabağı almış, hoop Arafat'a gelmiş, pişileri şeyhine getirmiş. Tabii bu menkabe, böyle yazıyor. Ondan dolayı adına ''Hacı'' demişler.

Eserinde hac yapılan yerlerle ilgili o kadar canlı tasvirlerde bulunuyor ki o diyarları gezmiş olduğu anlaşılıyor. Hatta bir kaç defa da hac yapmıştır. Hem de şunu söyleyeyim; bu zamanda hacılık kolaydır ama o devirde çok zor olduğundan, çok kıymetli bir ünvandır. Herkes hacca gidemez. Osmanlı padişahlarından hacca giden bir tek fert yoktur. Belki vekil göndermişlerdir ama kendileri gidememiştir. Herkesin gitmesi kolay değildir.

Daha bir asır öncesine, vapurun ve otomobilin olmadığı devreye gittiğiniz zaman, birisinin adının başında ''hacı'' ünvanını gördünüz mü, o gözünüzde büyüsün. Kolay bir iş değil... Hem parası çok demektir, hem de çok zor bir işi başarmış demektir. Çünkü yollar tehlikeli, çöller büyük, bata çıka gitmek zor. Sıcaktan ölmek kaderde var, hacıların çoğu telef oluyor. Hacı Bektâş-ı Velî bu işi başarmış bir kimsedir.

Şeyh olduğu da, mürid yetiştirdiği de, tasavvufu bildiği de kesin olarak ortadadır.

''Nesli var mı, yok mu?''

Bazıları, ''Evlenmedi. Hacı Bektaş'ın evladıyım diyenler yol evladıdır.'' diyorlar. Tabii bu bir rivayettir. Evlenmesi normaldir. Bazıları da, ''Evlendi ve çoluk çocuğu oldu. İşte o sülâle, onlardan gelenlerdir.'' diyor. Onun evladından olduğunu söyleyen bazı kimselerle de tanıştık.

Hacı Bektâş-ı Velî'nin bağlı olduğu tarikat Yeseviyye tarikatıdır. Altını kırmızı ile üç defa, beş defa çizerek kesin olarak söyleyebilirsiniz. Bütün münakaşaların ötesinde kesin bir gerçektir.

''Neden?''

Ahmed-i Yesevî'nin Fakrnâme'sini bulduk. Ahmed-i Yesevî'nin Fakrnâme'si ile Hacı Bektâş-ı Velî'nin Makâlât'ının bir bölümü tamamen aynıdır. Bin kelimeden yalnızca sekiz on kelime farklı; yani o kadar aynı... Öteki ufak tefek değişiklikler de nüsha farkıdır, kâtibin hatasıdır, diye düşünülebilir.

Demek ki tamamen Ahmed-i Yesevî'nin fikirlerini bu tarafa getirmiş bir kimse... Yeseviyye dervişi olduğu muhakkak!

Hacı Bektâş-ı Velî'ye Şiîlik ve Batınîlik isnadı var. ''Hacı Bektâş-ı Velî Alevî idi; Şia akîdesine, tevellâ ve teberrâya kâil bir insandı.'' deniliyor.

''Tevellâ'', Hz. Ali Efendimiz'e ve O'nun evladına dost olmak; ''teberrâ'' da O'nun muhaliflerine düşman olmak demektir. Hz. Ebû Bekir, Ömer ve Osman'ı (rıdvânu'llâhi aleyhim ecmaîn) defterden silmek, aleyhinde olmak demek.

Böyle olduğunu Ord. Prof. Fuad Köprülü söylüyor. Koca ordinaryüs profesör söylemiş diye, gel de inanma! Ama doğru değil!.. Çünkü inceliyorum, araştırıyorum. ''Makâlât'ın manzum tercümesinin başında böyle bir ifade var.'' diyor. Bakıyoruz, aslında yok... Sonradan başkası oraya bir şeyler yazmış, böyle sanılmış. Hadi o sonradan ilave ama yine aslında acaba böyle bir görüş olabilir mi?..

Eserine bakıyoruz; eserinde sahâbe-i kirâm'ın hepsine hürmet var, ayırım yok... Namaz var, oruç var, zekât var, hac var... Helâli helâl, haramı haram biliyor. Şeriatın emirlerine bağlı olduğunu açıkça ifade ediyor. ''Bunlardan birisi eksik olursa, insan Allah'a ulaşamaz!'' diye açıkça söylüyor.

Demek ki doğru değil!.. Bunun da altını çizerek, kesin olarak, patentli, ispatlı söyleyebilirsiniz ki öyle değil... Namazlı niyazlı bir kimse olarak görünüyor. Eserini, eserindeki fikirlerini en önemli kaynak olarak görüyoruz. Başkalarının sözlerini duyduğumuz zaman, incelemek kaydıyla alıyoruz.

Hacı Bektâş-ı Velî'nin Eserleri:

Hacı Bektâş-ı Velî'nin Kitâbü'l-fevâid adlı bir eseri var. Kitâbü'l-fevâid Bunun birkaç el yazma nüshası var; birisi küçük, birisi büyük... Ben bunlardan bir tanesini görebildim.

Bizim sahada, her araştırıcı gördüğü şeyi söylemez. Bir yerde bir yazma buldu mu, onu saklar. Başkası bilmesin diye sır olarak gizler. İşte şurada şu var diyemez. Onun için siz ararsınız, göbeğiniz çatlar; sırtınızdan, alnınızdan terler boşanır. Bulursanız bulursunuz, bulamazsanız kalır. Üniversite Kütüphanesi'nde, der. Üniversite Kütüphanesi'nin altını üstüne getirirsiniz, ince elekle elersiniz; yok... Konya'da çıkar. Şaşırtmacalı söylerler.

Fevâid, ''faydalı bilgiler'' demektir. Kitâbü'l-fevâid de böyle güzel, faydalı birtakım paragrafların içinde bulunduğu bir eser demektir. Bu paragraflara bakıyoruz, bazılarında Hacı Bektaş'tan sonra yaşamış insanların bile sözleri var... Demek ki Kitâbü'l-fevâid O'nun değil... Ama bazı paragraflara bakıyoruz, Hacı Bektaş'ın kesin eseri olan Makâlât'taki bazı bilgiler, orada aynen yer alıyor. Demek ki Kitâbü'l-fevâid O'nun olabilir ama sonradan ilâveler yapılmıştır, karıştırılmıştır. Araştırmama göre Kitâbü'l-fevâid'in bir kısmı Hacı Bektâş-ı Velî'nin olabilir diyorum. Okudum ama çok geniş bilgiler yok.

Fatiha Sûresi Tefsiri

Tire Kütüphanesi'nde var, dediler. Ben fakir de o kadar zahmet çektim (hakîkaten o zaman da fakirdim, asistandım; otel ve otobüs parası vermek zor geliyordu) Tire'ye gittim. Kütüphaneyi aradım taradım eseri bulamadım. Başka güzel şeyler buldum ama onu bulamadım. Sonradan birisi bu eseri neşretti. Aldım okudum ama, bu Fatiha Tefsiri'nin Hacı Bektaş'a ait olduğunu gösteren hiç bir delil yok!..

Eski yazma eserlerde, adam bir eseri yazar bitirir, sonuna da ''bitti'' diye bir kayıt koyar. Sayfalar çok. Devamına başka bir eser daha yazar. Onu da bitirir, onun da sonuna ''bitti'' diye bir kayıt koyar, başka bir esere başlar. Böylece bir cildin içinde sekiz tane eser olabilir. Biz o zaman bu gibi eserlere ''mecmûatü'r-resâil'' deriz. Tek bir eser değildir, risâlelerden, kitaplardan meydana gelmiş bir koleksiyon demektir.

Koleksiyonda Hacı Bektaş'a aitliği hiç belli olmayan bir risaleye tutmuş Hacı Bektaş'a ait demiş.

Yanlış... Edebiyat tarihçisi olarak ben reddediyorum, onun Hacı Bektaş'a ait olduğunu kabul edemiyorum.

Şathiyyesi var.

Şathiyye, herkesin anlayamayacağı gizli, esrarlı birtakım sözleri tekerleme halinde söylemek demektir. Böyle bir eseri var ama o da çok küçük, bir sayfalık bir şey. Doçentlik tezi yaparken onun da yerini söylemedikleri için ben bulamadım. Onu bulan şahıs Abdülbaki Gölpınarlı'dır. Gören şahıs yerini söylemediği için biz bulamadık. Kendisi nihayet bir sayfalık bir eser... Onun üzerine açıklamalar yapılarak, bir eser meydana gelmiş. Başkasının eserinin içinde bazı satırlar halinde yer almaktadır.

 

Allah-u Teâlâ Hazretleri bizi muhabbetullah'a muhabbeti rasulullah'a gark eylesin. O cevhere, o deryaya gark eylesin. O sevgiyle yaşatsın, o sevgiyle ahirete göçürsün. Huzuru Rabbi'l izzete yüzü ak, alnı açık o sevgiyle vardırsın. Habibi edibina Firdevs-i Âlâsında komşu eylesin. Dünyada gül cemalini sık sık görmeyi nasip eylesin.

Diğer Kayıtlar

Çal Başlık Paylaş
25.02.2000 - Müslüman Kardeşin Müslüman Kardeşe Duası, Tövbe, Helal ve Haram Lokma
30.10.20269 dk 57 sn
03.02.1992 - Tasavvufun Kuran Ve Sünnetin İçinde Olması
18.10.202614 dk 57 sn
09.05.1997 - İslamın Üstünlüğü
09.09.20268 dk 20 sn
00.00.1994 - Tasavvuf, Güzel Ahlaklı Olmak, İlmiyle Amel Etmek
16.07.202614 dk 51 sn
00.02.2000 - Cehennem, Magfiret, Müminlerin Affedilmesi, Kıyamet Alametleri
04.06.20267 dk 12 sn
07.11.1997 - İbadetleri Ölçülü Yapmak, Cahilin İbadeti, Alimin İbadeti, İcadlar Yapın, Dünyaya Açılın
05.02.202615 dk 5 sn
02.01.1983 - Hz. Ademin Tevbesi
15.04.20265 dk 33 sn
04.11.1994 - Din Hakkında Konuşanları Kuran Süzgecinden Geçirme
26.04.202613 dk 23 sn
22.10.1989 - Peygamber Efendimizin Yemedikleri, Diş Temizliği, Misvakın Önemi
07.09.202513 dk 42 sn
06.01.1992 - İslam Merhamet ve Sevgi Dinidir
21.10.20266 dk 2 sn
00.00.1994 - Tasavvufun Tarifleri
02.09.202614 dk 56 sn
13.11.1992 - Mehmed Zahid Kotku Anma, İslam Sevgi Dinidir
14.07.202611 dk 8 sn
06.04.1995 - Müslüman Nasıl Olmalı, Ölüme Hazırlıklı Olmak, Kendini Yetiştirmek
26.11.202510 dk 25 sn
17.06.1998 - İman Etmenin Önemi
26.10.20248 dk 44 sn
15.07.1995 - Sahih Kaynak, Sünnetin Önemi
06.07.20255 dk 2 sn
00.00.0000 - Gece İbadetinin Önemi
04.03.20264 dk 22 sn
14.03.1997 - Kuran ve Sünnete Sarılmak, Sahih Kaynak, Buhari
15.07.20255 dk 53 sn
07.11.1997 - Alimin Uykusunun Önemi, Namazı Cemaatle Kılmak, Kıyafette Ölçü
02.07.202613 dk 55 sn
02.05.1997 - Alimliğin Önemi, Alimlerin Yapmaması Gerekenler, Aileyi İlme Teşvik Etmek
01.08.202610 dk
23.11.1995 - Tasavvufta İnsanın Gayeye Ulaşması İçin Yapması Gereken Allahı Anmaktır
25.05.20246 dk 57 sn
AKRA