27.07.1996 - Peygamber Efendimizin Özellikleri

27.07.1996 - Peygamber Efendimizin Özellikleri
es-Selâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!
İmam Bûsirî hazretlerinin Peygamber Efendimiz hakkında yazdığı Kasîde-i Bür'e'si var, orada diyor ki,
De' meddaatün nasara fî nebiyyihimi
Vahküm bimâ şi'te fîhimedhen vahtekimi.
"Hristiyanların kendi peygamberleri hakkında yanılıp da söylediği sözü bir tarafa bırak. Öyle deme, tanrıdır deme! Ama Resûlullah hakkında ne kadar medih cümlesi söyleyebilirsen hepsine şayestedir, layıktır; o kadar yüksektir!"
Peygamber Efendimiz'in kendisini anlattığı başka hadîs-i şerîfler de var. Resûlullah'ı kendisinden tanımanın tadı mutlaka başka türlü olur.
Bir de bir dua var, benim hoşuma gider:
"Yâ Rabbi! Ben seni layıkıyla methedemem, sen kendini nasıl tavsif etmişşsen öylesin!" Peygamber Efendimiz;
Lâ ahsî senâen aleyke keyfe ve külli senâin yeûdü ileyke ente kemâ esneyte alâ nefsike.
"Biz Allah'ı tarif edemeyiz; o kendini nasıl tarif ederse isabetli tarif odur. En güzel söz odur. Biz Allah'ı bilemeyiz, Allah bildirirse biliriz!" buyurmuş.
Biz Resûlullah'ı ne kadar anlatmaya çalışsak kelimeler kendi duygularımızı bile anlatmaya yetmez. Zaman yetmez, sözler yetersiz kalır! Ama Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in o eşsiz engin, güzel ahlâkını, müstesna tevazu ile kendisini nasıl anlattığını dinlemenin tadı başka!..
Süleyman Çelebi'nin Mevlid'inin dua bölümünde bir beyiti var:
Gözü yaşı hak içün âşıkların
Bağrı başı hak içün sadıkların
İşte o âşıkların gözyaşları çok kıymetli oluyor. Aşktan, sevgiden dökülen gözyaşları çok yüksek duyguları ifade eden inci gibi, pırlanta gibi gözyaşları oluyor. Dua ederken de Süleyman Çelebi onu ölçü olarak önümüze koymuş. Allah'a yalvarırken diyor ki;
"Yâ Rabbi! Âşık-ı sâdık kulların divanına durup sana ibadet ediyorlar. Seni sevenler Resûlullah'ı sevenler, âşık-ı sâdık mü'minler var ya, gözyaşı döküyorlar ya, seni zikrederken, Resûlüne salât ü selâm getirirlerken o gözyaşının ne kadar kıymetli olduğunu Peygamber Efendimiz hadîs-i şerîflerinde bildirmiş ya; o gözyaşının hürmeti için onun hakkına benim dualarımı kabul et!.."
Öyledir, o gözyaşları gerçekten çok kıymetlidir.
Peygamber Efendimiz'in bir başka hadîs-i şerîfi de nakletmek istiyorum. Bu hadîs-i şerîf Tirmizî ve Ahmed b. Hanbel tarafından rivayet edilmiş, Tirmizî; "Hasen hadistir." buyurmuş. İbn Mâce Ebû Said radıyallahu anh hazretlerinden rivayet etmiş:
Ene seyyidü veledi âdeme veya vüldi âdem olabilir, bu kelimenin birkaç okunuş imkânı var.
"Ben âdemoğullarının seyidiyim!"
Seyyid ne demek?
"Soylu, asil, efendi" demek.
Peygamber Efendimiz; "Ben âdemoğullarının en soylusu, en asaletlisi en efendisiyim!" diyor.
Nerede?
Yevme'l-kıyâmeti. "Kıyamette âdemoğullarının seyidiyim; en yükseği, efendisi, başkanı, en yüksek derecelisiyim." diyor.
Peygamber Efendimiz bütün insanların seyididir. Bütün insanların değil, peygamberlerin de seyididir!
Seyyidü'l-evvelîne ve'l-âhirîn, seyyüdü'l-enbiyâi ve'l-mürselîn.
"Kıyamet gününde Allah'ın sevgili kullarının da en başındadır!" Ve lâ fahr. "Övünmek yok!"
Burada da tevazu ile Ve lâ fahr diyor: "Böyle bir şeyi Allah bana vermiş diye ben böbürlenecek, kendini beğenecek bir duruma düşecek bir insan değilim, övünmek yok. Allah bana bu makamı vermiş tebliğ ediyorum, bilin diye bildiriyorum!.."
Çünkü mü'minin Resûlullah'ın kıymetini bilmesi lazım. Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;
Ve bi-yedî livâü'l-hamdi ve lâ fahre. "Âhirette elime Livâü'l-Hamd verilecek elimde Livâü'l-Hamd olacak!"
Ne demek?
"Hamd sancağı" demek.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in tanınması işareti, remzi olarak. Elinde hamd sancağı olacak. Livâü'l-Hamd, hamd sancağı.
Devam ediyor:
Ve mâ min nebiyyîn yevmeizin âdemü femen sevâhü illâ tahte livâe.
"Bu öyle bir sancak ki mahşer gününde öyle bir mekânda, zamanda olacak ki o gün Âdem aleyhisselam ve ondan sonraki bütün peygamberler [bu sancağın altında olacak]!
Âdem aleyhisselam'dan beriye doğru zaman ilerledikçe Allah tarafından insanların muhtelif bölgelerdeki toplumlarına gönderilmiş bütün peygamberler. Adları bilinenler bilinmeyenler, tarihin sayfalarında olanlar, Allah'ın bildiği de kulların bilmediği binlerce, yüz binlerce peygamber…
Âdem aleyhisselam ve ötekilerin hepsi, hiçbir peygamber yoktur ki o gün benim bu hamd sancağımın bayrağımın altında Livâü'l-Hamd'imin altında olmasın!"
Hepsi orada olacak! Âdem aleyhisselam da Peygamber Efendimiz'in sancağının altında olacak Âdem aleyhisselam'dan sonra yaşamış, gelmiş geçmiş bütün peygamberler de onun sancağının altında olacak!
Sevgili dinleyiciler!
İhtişamı bir düşünün: Peygamber Efendimiz'in hamd sancağı sallanıyor; yücelerde onun altında yüz yirmi dört bin peygamber, evliyâullah, salihler, şehitler, Allah'ın sevgili kulları… Peygamberler ve sevgili kullarının hepsi Peygamber Efendimiz'in Livâü'l-Hamd'i altında olacak! Sancak Peygamber Efendimiz'in elinde! Ne kadar heyecanlandırıcı bir manzara olduğunu anlamaya çalışın, tüyleriniz diken diken olsun!
Rabbimiz bizi de o Livâü'l-Hamd, Peygamberimiz'in hamd sancağı altında haşreylesin. peygamberlerle, sıddîklarla, şehitlerle, salih kullarla beraber biz de orada olalım. O sancağın dışında âsilerin, mücrimlerin ayrıldığı öbür taraftaki kâfirlerin, müşriklerin, münafıkların gruplarında olmayalım. Mahşer günü Allah bizi bu hamd sancağın altında haşreylesin!
Peygamber Efendimiz; "O sancak benim elimde olacak!" diyor.
Ama övünmek yok; Allah'ın takdiri bu, Allah'ın ona verdiği bir nimet. Bir nimet verildi mi Allah'a şükredilir, hamd edilir. Yoksa o nimet eline geldi diye başkalarına eza cefa verici kibir, gurur, uçup, kendini beğenmek, övünmek, böbürlenmek gibi şeyler güzel ahlâkta, İslâm ahlâkında yoktur!
Allah Peygamber Efendimiz'e her türlü güzellikleri vermiş, Efendimiz de en çok şükreden kul durumunda fakat övünüp kibirlenip kibirli davranıp kimseyi ezmemiş. Fukara çağırdığı zaman fukaranın sofrasına gitmiş, miskinlerle oturmuş kalkmış, tevazuu tercih etmiş. Yokluğu varlığa tercih etmiş.
Cebrail aleyhisselam önünde el pençe divan durup da; "Allah beni sana gönderdi yâ Resûlallah! Dilersen şu karşıdaki dağları altın yapacak!" dediği zaman onu kabul etmemiş, tevazu içinde yaşamış.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in eline para geçmemiş mi?
Çok çok imkânlar geçmiş ama bir gün bekletmeden onları yoksullara, fakirlere hemen dağıtırmış. Evinde bir şey biriktirmeyi sevmezmiş. Hazine etmeyi, depo etmeyi, saklamayı sevmezmiş. İhtişamı sevmezmiş, tevazu içinde hurma lifinden yapılmış sert bir yatakta yatarmış. Mütevazıane giyinirmiş.
Allah'ın en sevgili kulu olduğu hâlde, Allah kendisine en yüksek makamları verdiği hâlde.
Ve ene evvelü men tenşekku anhü'l-ardü ve lâ fahre. "İlk defa yeryüzünün toprağın yarılıp üzerinden açılacağı kişi ben olacağım, ama övünmek yok!"
Bu ne demek?
Herkes ölüp de kabre konuluyor.
Ba'su ba'de'l-mevt.
Ölümden sonra dirilme zamanında kabirler açılacak da insanlar kabirlerinden kalkıp mahşer yerinde toplanmayacaklar mı?
Toplanacaklar.
İşte ilk kabri açılıp da mahşer yerine ilk gelen kimse Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz olacak. Kendisi bunu böyle bildiriyor. Topraktan, kabrinden kalkıp da mahşer yerine ilk gelecek kendisi olacak.
Ve ene evvelü şâfî'in ve evvelü müşeffein ve lâ fahre. "Ben orada ilk şefaatçi olacağım."
Müşeffa' ne demek?
"Şefaat hakkı kendisine verilmiş, şefaat etmesine müsaade olunmuş, şefaati kabul olunmuş insan" demek. Herkes şefaatçilik yapmak ister.
Temsilen anlatalım: Kalkar valinin, müdürün, komutanın karşısına gidip de; "Şu şahsa şöyle yapın, böyle yapın…" der ama kabul ederler mi?
Bazen derler ki; "Çekil kenara, sen bu işe karışma. Kabul etmiyoruz, ona ben yapacağımı yapacağım…"
Peygamber Efendimiz şâfi', şefaatçi ve şefaati Allah tarafından kabul edilen:
"Peki, seni şefaatçi kabul ettim. Buyur, dilediğine şefaat et!" diye şefaatçiliğine müsaade olunan Şâfi' Peygamber Efendimiz.
Şâfi' ayn iledir. Ayn ile olunca "şefaat eden" demek. Şâfî uzun i ile, ye ile yazılıp Şâfî olursa sonunda ayn olmazsa Şâfi' değil de Şâfî olursa o zaman "şifa veren" demek.
Allah Şâfîdir, insanlara şifa veriyor. Buradaki kelime o şâfî değil. Bu şâfi'; ayn ile, şefaat kelimesinden geliyor.
Peygamber Efendimiz'in şefaati var. Hepinize müjdeler olsun, Allah bizi Peygamber Efendimiz'in şefaatine erdirsin! Peygamber Efendimiz ümmetine şefaat edecek, mahşer yerinde müteaddit şefaatleri var! Din kitapları onları uzun uzun anlatıyor. Müteaddit yerlerde, müteaddit mevkilerde müteaddit zamanlarda Peygamber Efendimiz Rabbimiz'in divanında ilerleyecek. Huzur-u Rabbi'l-İzzet'te secdeye kapanıp şefaat edecek, kulların hâllerini arz edecek, arzuhalcisi olacak! Allahu Teâlâ hazretlerine ricada, duada, niyazda bulunacak. Allahu Teâlâ hazretleri onun şefaatini kabul edecek, onun şefaatini kabul edip isteklerini yerine getirecek. Kullar hakkında şefaatini kabul edip kulları bağışlayacak.
Allahu Teâlâ hazretleri cümlemizi Peygamber Efendimiz'in şefaatine erenlerden, kurtulan bahtiyar kullarından eylesin. Afv u mağfiret olunanlardan eylesin.
Peygamber Efendimiz yine Ve lâ fahre, "Övünmek yok!" buyuruyor. Bu övünmek için söylenmiş bir söz değil, diye Peygamber Efendimiz böylece beyan buyurmuş.
Allahu Teâlâ hazretleri bizi Peygamber Efendimiz'in şefaatine erdirsin.
Allahu Teâlâ hazretleri bizi firdevs-i âlâda,
Firdevs-i âlâ; cennetin en güzel yeri, en güzel yüksek kısmı, en âlâ, en orta yeri.
firdevs-i âlâda Peygamber Efendimiz'e komşu eylesin.
Peygamber Efendimiz'in komşusu olmak, cemâlini daimi görmek, sohbetinde daimi olmak nasip eylesin.
es-Selâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!
27.07.1996 -
Peygamber Efendimizin Soyunun
27.07.1996 -
Peygamber Efendimiz Bütün
