27.07.1996 - Peygamber Efendimizin Soyunun Şerefliliği, Soylularla, Dindarlarla Dostluk Tavsiyeleri

27.07.1996 - Peygamber Efendimizin Soyunun Şerefliliği, Soylularla, Dindarlarla Dostluk Tavsiyeleri
Aziz ve sevgili Akra dinleyicileri,
Es-Selâmu aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtühû.
Peygamber Efendimiz buyuruyor ki:
Ene eşrefünnasi haseben velâ fahr.
"Ben soyca insanların en şereflisiyim." Ve lâ fahra “övünmek yok”. Soyunun nasıl şerefli olduğunu, Hz. Âdem'den itibaren nikâhla, en asil insanların evlenmesiyle doğmuş olan kişilerden gelmiş Peygamber Efendimiz. Soyu böylece çok şerefli.
Ve ekremü'n-nâsi kadren ve lâ fahr. "İnsanların da kıymet bakımından en kıymetlisi, en soylusuyum, övünmek yok."
İnsanın bazen soyu güzel olur da kendisi o soya layık bir insan olmaz. İnsan kendisi layık olmazsa soyunun asaleti para etmez. Bir insanı, efendim ameli;
Men lem yüsri' bi-hî ameluhû lem yüsri' nesebuhû. "Ameli insana bir derece kazandırmazsa, ilerletmezse soyu, sopu, asâleti kazandırmaz."
Kendisi kötü ise babasının iyiliği kâr etmez. Misal, Nuh aleyhisselamın oğlu. Kur'ân-ı Kerîm'de Allahu Teâlâ hazretleri bildiriyor. Nuh aleyhisselamın oğlu babasına iman getirmemiş. Babasının nasihatlerini dinlememiş.
"Evladım gel, tufan olacak, benim gemiye aldığım kimselerle beraber sen de gir!" deyince;
"Hayır! Ben girmiyorum, bir dağa tırmanırım, selden kendimi korurum." diye inkâr etmiş, itiraz etmiş, reddetmiş Nuh aleyhisselamın babasının [davetini.] O sırada bir sel dalgası gelip almış, yuvarlamış götürmüş, boğulmuş. Şimdi Peygamber oğlu ama, soyu temiz, kendisi temiz değil, fayda vermemiş; cehennemlik olacak. Allahu Teâlâ hazretleri, "O senin ehlinden de değil." diyor.
İnnehû leyse min ehlike. "O senin ailenden de sayılmaz." diyor.
Demek ki peygamberin şânına layık evlatlık yapmayınca, Allah tarafından silinip atılıyor. Şimdi insanın soyu güzel olur, kendisi güzel olmazsa kıymeti yok.
Ene eşrefünnasi haseben velâ fahr. "Ben soyca insanların en şereflisiyim, övünmek yok." Ama bu vaziyet böyle... Ve ekremü'n-nâsi kadren. "İnsanların da kıymet bakımından en soylusu, en kıymetlisiyim şahsen." Yani, soyu da güzel, şahsı da güzel, adı da güzel, kendi de güzel Muhammed-i Mustafâ sallallahu aleyhi ve âlihî ve selleme teslîmen kesîrâ. Ve lâ fahr. "Övünmüyorum, övünmek için söylemiyorum." Allah emrettiği, siz sorduğunuz için söylüyorum. İş budur, diye bildiriyor.
Eyyühe'n-nas! Arkasından da kendisinin böyle olduğunu söyleyip hemen nasihate geçiyor. "Ey insanlar!" diye hitaba geçiyor. Ey insanlar!
Men etânâ eteynâhu. "Kim bize gelirse, biz de ona gideriz." İyiliğe iyilikle mukabele. Ve men ekremenâ ekremnâhu. "Kim bize ikramda bulunursa biz de ona ikram ederiz." Ve men kâtebenâ kâtebnâhu. "Kim bizimle oturup bir anlaşma yaparsa, yazışırsa, biz de o yazışmaya uygun hareketi yaparız."
Bu kâtebe bir de kölelerin efendisiyle anlaşma yaparak, bu anlaşmayı yazıya geçirerek kölelikten kurtulma mânasına da kullanılan bir kelime. Yani, "Kim, bizden birisi bir tarafta esir olmuş da savaşta onun kurtulması için anlaşma yapmaya razı olmuşsa, biz de onun bize esir düşmüş olan insanıyla anlaşma yaparız, göndeririz." O bizimkini salıverirse biz de onu salarız. O bizimkinin köleliliğini kaldırırsa, biz de onunkini kaldırırız mânasına da gelebilir.
Ve men şeyyea' mevtânâ şeyye'nâ mevtâhu. "Kim bizim cenazemize gelir, bizi teselli eder, cenazemizi teşyi' eder, kabre gömülme merasiminde bulunursa; biz de onun cenazesine gideriz." Ve men kâme bi-hakkınâ kumnâ bi-hakkıhî. "Kim bizim hakkımıza hukukumuza saygı gösterirse, riayet ederse biz de onun hakkına saygı gösteririz." diyor.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem yanına yanaşan, iyilik elini uzatan herkese iyilik elini uzatırdı, aksilik çıkartmazdı, reddetmezdi, her güzel davranışı güzel davranış ile karşılardı.
Eyyühe'n-nas! Devam ediyor nasihatine; Câlisü'n-nâse alâ kadri ahsabihim. "İnsanlarla soyları derecesine göre oturup kalkın." Meclislerinizi ona göre ayarlayın, sözünüzü ona göre söyleyin, [buna] riayet edin, hürmet edin, oturuşunuza kalkışınıza dikkat edin.
Ve hâlitu'n-nâse alâ kadri edyânihim. "Ve insanların dindarlıklarına göre onlarla ahbaplığınızı yakınlaştırın."
Bu da Peygamber Efendimiz'in çok önemli bir nasihati. İnsanlar soylu ise soyluluğuna uygun bir muamele yapılması lazım. Peygamber Efendimiz soyu çok şahane, çok şerefli; o halde Arabın da Peygamber Efendimiz'e, o zamandaki insanlarının o soyluluğunu anlayıp hürmet etmesi gerekir. Bizim de zamanımızda, etrafımızda böyle hatırlı, itibarlı, bir kavmin önderi insan olduğu zaman ona hasebine, nesebine uygun bir tarzda muamele etmemiz lazım. Ama,
Ve hâlitu'n-nâse alâ kadri edyânihim. İnsanlarla beraber olmak, düşüp kalkmak, karışmak, samimiyet kurmak ve iç içe olmak.
Hangi şartla?
Dindarlık şartı ile olacak.
Dikkat edin, herkes ile ahbaplık edin demiyor. Dindarlığı yüksek, vasıflı, iyi olan; insanların dindarlığının vasfı ne kadar yüksek ise onlarla o kadar dostluk edin. Dindar, namuslu, edepli, ahlaklı, Allah'tan korkan insanlarla samimiyet kurun, onlarla beraber olun, onlarla karışın, düşüp kalkın diye bir tavsiye. Bu çok önemli, bu insanı kurtarır. Yanlış insanlarla arkadaşlık yapan mahvolur. İyi insanlarla arkadaşlık yapan kurtulur. Bu nasihati unutmayalım.
Ve enzilu'n-nâse alâ kadri müruvvâtihim. "Ve insanlara mürüvvetleri nispetinde muamele edin." Ne kadar mürüvvetli iseler siz de misafirperverliğinizi ona göre yapın. Siz onların memleketine, kavmine, kabilesine gittiğiniz zaman size nasıl güzel muamele etmişlerse siz de onlar geldiği zaman öyle yapın.
Ve dârü'n-nâse bi-ukûlihim. "Ve insanları akıllarınızı kullanarak müdârât ediniz, dirayetle idare ediniz." Aklınızı kullanın! İnsanlara muamelenizi akıllıca yapın, basîretli hareket edin, herkesi dost etmeye, doğru yola çekmeye çalışın. Aklınızı kullanın! İnsanların zararından kendinizi böylece korursunuz. Aklınızı kullanın! İnsanları hayırlı yola böyle sevk edersiniz; diyerek Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz çok şümullü, çok derin anlamlı güzel bir nasihatle bu hadîs-i şerîfini bitirmiş oluyor.
Allahu Teâlâ hazretleri hepinizden razı olsun, hepimizi sevdiği kulları zümresine dâhil eylesin.
Sevdiği kul olmanın yolu Peygamber Efendimiz'e ittibâ etmektir. Âyet böyle bildiriyor:
Kul in küntüm tühibbûnellâhe fe-ttebi'ûnî yuhbibkümullâhu. âyet-i kerîmesi çok önemli bir hakikati bize bildiriyor. Eğer Allah'ı seviyorsa bir insan Resûlullah'a tâbi olacak ve Allah'ın sevgili kulu olma derecesine varmanın yolu Resûlullah'a uymaktan, Allah'a ulaşmanın yolu Resûlullah'a sımsıkı sarılmaktan geçiyor. Onun için Allahu Teâlâ hazretleri bizi Peygamber Efendimiz'in sünnet-i seniyyesine sımsıkı sarılanlardan eylesin.
Peygamber Efendimiz'in sünnet-i seniyyesi, ehâdîs-i şerîfesi çok güzel. Okuyun derya gibi, uçsuz bucaksız bir umman gibi ve dalın o deryaya, onun içinde nice inciler, cevherler, mercanlar var göreceksiniz, ne kadar tatlı bir âlem olduğunu anlayacaksınız. Resûlullah Efendimiz'in yolundan gideceğiz. Onun istediği bir müslüman olacağız. Resûlune has ümmet olacağız.
Allah bizi Resûlune has ümmet eylesin. Böylece kendisine has kul olabilmeyi nasip eylesin. Ömrümüzü, dünyamızı, zamanımızı, hayatımızı, imkânımızı, paramızı, pulumuzu, mesleğimizi, çalışmalarımızı Allah'ın rızasına uygun istikamette yapmayı nasip eylesin. Ömrümüzü Ümmet-i Muhammed'e ve bütün insanlara fâideli geçirmeyi nasip eylesin. Tertemiz, pırıl pırıl, içi dışı nurlu, kalbi tertemiz, feyizli, mübarek, nurlu kullar eylesin. Peygamber Efendimiz'in sünnetini şu asırda ihyâ eyleyip şehit sevapları kazanmış olmayı nasip eylesin.
Ahirete bir gün göçeceğiz, kabrimizi cennet bahçesi eylesin. Kabirden bir gün kalkacağız, bizi Peygamber Efendimiz'in livâü'l-hamdi altında peygamberlerle, sıddıklarla, şehitlerle, sâlihlerle haşreylesin. Bir gün nasip olur cennete girersek bir yerimiz olacak. Allahu Teâlâ hazretleri bizi Firdevs-i Â'lâ'da, Firdevs-i A'lâ cennetin en güzel yeri, en yüksek kısmı, en âlâ, en orta yeri, Firdevs-i A'lâ'da Peygamber Efendimiz'e komşu eylesin, Peygamber Efendimiz'in komşusu olmak, cemalini dâimî görmek, sohbetinde dâimî olmayı nasip eylesin.
Aziz ve sevgili Akra dinleyicilerim,
es-Selâmu aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtüh.
27.09.1996 -
Kapıya Gelen Dilenci
