27.09.1996 - Kapıya Gelen Dilenci Nimettir, Aç Doyurmak, Korkan Kişiye Yardım Etmek

27.09.1996 - Kapıya Gelen Dilenci Nimettir, Aç Doyurmak, Korkan Kişiye Yardım Etmek
Es-Selâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!
Aziz ve sevgili Akra dinleyicileri
Peygamber Efendimiz'in buna benzer bir başka hadîs-i şerîfini hatırladım, aziz ve sevgili Akra dinleyicileri. Onu da vaazlarımda zaman zaman söylüyorum. Peygamber Efendimiz;
"Kapıda, senin kapını çalıp da senden bir şey isteyen dilenci Allah'ın sana hediyesidir." diyor.
Ne kadar enteresan! Ne kadar ilginç, ne kadar güzel!..
Kapıyı çalan, yoksul, miskin; Allah'ın sana hediyesidir.
Bu nasıl hediye?
Sen ona evden artık bir şeyler vereceksin; ekmek peynir, yiyecek içecek, biraz para, ne istiyorsa... O Allah'ın hediyesi, senin kapına gönderilmiş, ama aslında, asıl, insanın fakirleri araması bulması lazım, mahalledeki fakirleri bilmesi, yoksul mahallelere gitmesi lazım.
Bence zengin insanların haftanın bir gününde tebdil-i kıyafet eyleyip, cebine paraları dizip yoksul mahallelere gitmesi; yoksul mahallelerin camilerine gidip, orada namaz kılması lazım. İmam efendiye kendisinin zengin olduğunu belli etmeden hâl hatır sorması lazım…
Bence; "Bu mahallede yoksul, hasta, fakir, aç, dul, yetim, muhtaç var mı yok mu kardeşim? Hocam senin bildiğin hakikaten fakir, dilenciliği meslek edinmiş değil de gerçekten fakir olan insan var mı?" diye sorması lazım. Aramamız lazım.
Hani tarama diyorlar, "sağlık taraması" vs. deniliyor. Doktorlar bir mahalleyi tarıyorlar veyahut bir okula, bir mektebe geliyorlar bütün öğrencileri diş muayenesi yapıyorlar veya ciğerlerini muayene ediyorlar; bakalım hastalık var mı yok mu diye tarama yapıyorlar; tarama...
Bizim de fakir taraması yapmamız lazım, haftanın bir günü gidelim.
O mahallelere gidince insan biraz üzülüyor; yoksul, mahalleler pis, kaldırımları yapılmamış, yerler çamur, evler düzensiz, çocuklar pis pasaklı, yıkanmamış…. İnsan üzülüyor. İnsan biraz güzel semtlere gitse, muntazam sokaklar, güzel bahçeler, güller sümbüller her taraf pırıl pırıl, imrenilecek gibi... Oralarda insan neşeleniyor da öbür tarafta biraz üzülüyor. Biraz üzülecek yerlere gitmek lazım; biraz fakirlerin halini görmek lazım!
Ne faydası var?
En aşağı iki faydası var!
Faydalardan bir tanesi; sen elindeki nimetlere şükredersin. "Elhamdülillah yâ Rabbi. Meğer sen bana nice nice nimetler vermişsin, ben ne türlü nimetlerin içinde yüzüyormuşum da farkında değilmişim! Bu kardeşlerim de senin kulların… Yâ Rabbi, ben bunlardan ne kadar iyi durumdaymışım!.." diye insanın şükrü artar. Elindeki nimetin kadrini kıymetini bilir.
Çünkü insan kendinden aşağıdakilere bakınca şükrü artar. Kendinden yukarıdakilere bakınca da onlara imrendiği için elindeki nimetleri küçümser. Elindeki nimetleri küçümsemek, beğenmemek, azımsamak da Allah'ın sevmediği çok kötü bir huy, oradan da başı belaya girer. Onun için insan, biraz fakir mahalleleri dolaşınca elindeki nimetlerin kıymetini anlamalı. Allah'ın kendisine ne nimetler verdiğini bilip şükrü artmalı; hamdi artmalı. Bir fayda bu, kendisine, kendisinin ruhî terbiyesine faydası olacak.
İkincisi faydası o mahallenin fakirlerine… Mahalleye bir zengin gelmişse bakar ki caminin çatısı akıyor, bakar ki halısı yok, sobası yok…
"Hadi ben buranın kaloriferini yaptırıvereyim, hadi ben burasını tamir edivereyim…" der. Yoksullara bakar, dullara, yetimlere göz kulak olur, yiyecek, giyecek dağıtır, kömür dağıtır, aş dağıtır, iş bulur, çocuklarını okutur… İnsan onları da yaptığı zaman ruhen sıhhat kazanır.
İyilik yapmak insanı ne yapar?
Ruhen sıhhatlendirir!
Bakın, bazı insanları duyuyoruz: Afrika'ya, en ilkel kabilelere, köylere gitmiş; oraya yerleşmiş, orada hastane kurmuş. Ömrünü Avrupa'nın lüks bir şehrinde konforlu, -ne diyelim ‘lüks, konforlu' yerine- müreffeh rahat, imkânlarını tepmiş, bırakmış; yoksul bir Afrika köyünde ömrünü geçirmiş.
Bunu neden yapıyor?
Bunun da bir zevki var da onun için yapıyor. İyilik yapmanın bir büyük lezzeti, zevki vardır. Bazı insanlar bunu biliyor; meşakkat çekiyor ama iyilik yapıyor, iyilik yaptığından dolayı zevk alıyor. O Avrupalı; onun da kendine göre bu insancıl tarafı, yoksul kabilelere yardım etme tarafı herhalde Hz. İsa Efendimiz aleyhisselam'a inanmaktan, dindarlıktan geliyordur. Netice itibariyle bunu ilâhî duygularla yapmıştır.
Müslümanlar daha çok, daha temiz, daha halis, ilâhî duygularla bunları yapacak. Onun için onlara, o fakir mahallelere, fakir köylere, fakir şehirlere gittiği zaman...
Bence ülkemizin zengin şehirlerindeki zengin insanlar biraz fakir şehirlere gitsinler. Doğu Anadolu'ya, İç Anadolu'ya, köylere...
Arabalarımızı, arabaları değiştirelim sevgili Akra dinleyicileri; yüksek tekerlekli, dingilli, dağa bayıra tırmanan arabalar alalım.
"Hocam bu nereden icap etti?"
Biraz yolsuz köylere gidelim, imkânsız yerlere, fakir yerlere gidelim.
"Getirin bakalım, abdest alacağım…"
Su yok!
"Hadi bakalım, biraz karnım acıktı, yiyecek getir."
Kasap yok, bakkal yok, yiyecek içecek yok, yoksulluk, sefalet; çok fena…
Tamam, oralarda hayır yapma imkânı olur.
Onun için ben; "Gelin arabaları değişelim, dört tekeri çekişli, dağlara bayırlara, orman yollarına, toprak yollara gidebilen arabalar alalım. Yoksul şehirlere, kasabalara, köylere gidelim oralarda biraz hayır hasenât yapalım…" diye teklif ediyorum size radyodan.
İnsanın kapısına gelen dilenci Allah'ın ona hediyesidir.
Bir de müjdeli bir hadîs-i şerîf okuyalım.
Enes radıyallâhu anh'ten rivayet edildiğine göre Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;
Eyyumâ raculin et'ama câi'an at'amahullâhu min ta'âmi'l-cenneti. Ve eyyumâ raculin âmena hâifen âmenahullâhu yevme'l-kıyâmeti mine'l-fezâi'l-ekber. "Herhangi bir adam ki bir aç insanı doyurmuşsa Allah da ona cennet taamlarından yemek yedirir!"
Cennete sokar, cennette ziyafet çeker, cennet taamlarını yemesini nasip eder, diyor. Öyle demek oluyor.
Demek ki aç insanları doyurmalı, yoksulluktan, açlıktan sıkıntı çeken insanları bulup doyurmalıyız.
Eyyumâ raculin âmena hâifen. "Korkan bir insanın korktuğunun sebebini araştırıp onu korkudan kurtaran, emniyete alan, emniyete çıkartan kimseye de Allah kıyamet gününde en büyük korkudan, el-fezâu'l-ekber, insanların korkudan titreştiği mahşer gününde korkulardan emin kılar, korkulardan kurtarır!"
Demek ki korkmuş insanları korkulardan kurtarmaya, aç insanları doyurmaya çalışacağız. İnsanların yardımına koşacağız.
Allah hepinizden razı olsun. Sevdiği kul eylesin, bahtiyar olarak yaşatsın, huzuruna sevdiği kul olarak varmamızı nasip eylesin, cümlemizi cennetiyle cemaliyle müşerref eylesin aziz ve sevgili Akra dinleyicileri.
es-Selâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!
27.09.1996 -
Öğüt Verenin Öğüdünü
27.07.1996 -
Peygamber Efendimizin Soyunun
