28.12.1980 - Hayır Yapmak, Dertliyken Dua Etmek

28.12.1980 - Hayır Yapmak, Dertliyken Dua Etmek
Bismillahirrahmanirrahim.
el-Hamdü li'llâhi rabbi'l-âlemîn. Ve's-salâtü ve's-selâmü alâ hayri halkıhî Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn.
Emmâ ba'du:
Dirhemü'r-racüli yünfikuhû fî sıhhatihî hayrun min ıtki rakabetin inde mevtihî.
Ebû Hüreyre radıyallahu anh, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in böyle buyurduğunu naklediyor.
"Bir adamın sıhhatli iken, sağ salimken, infak ettiği, sadaka olarak verdiği bir dirhem para, hastalığında, ölümü esnasında bir köle âzat etmesinden daha hayırlıdır."
İnsanın bir sıhhatli hâli var. Geziyor, çalışıyor, para kazanıyor; "Ben daha çok yaşarım." diye emeli, ümidi var;
Evlatları için uğraşıyor, ailesi için uğraşıyor. Bu esnada çıkarıp bir dirhem vermesi, ölüm döşeğine yakalanmış, artık ölmek üzere iken yataktan hayır yapıyor. "Köle âzat ettim, şunu şuraya verdim, bunu buraya verdim." demesinden daha hayırlıdır. Çünkü artık ölüm döşeğinde, o zamana kadar harcamadı. Biraz sonra mirasçıların hakkı olacak; artık savuruyor. Fakirlikten korktuğun zaman, yaşamayı ümit ettiğin zaman verdiğin kıymetli oluyor. O, Allah rızası için oluyor.
Ötekisini nasıl olsa biliyorsun faydalanamayacaksın, elinden çıkacağını anladın. O zaman veriyorsun. O kıymetli değil. En son anda kıymetli değil. En son andaki iman bile makbul değil. "Firavun, Musa aleyhisselam'ı kovaladı, kovaladı, kovaladı, suyun içinde boğulacağı zaman;
Hattâ izâ edrakehu'l-ğaraku. "Tam boğulma vakti geldiği zaman dedi ki:"
Kâle âmentü ennehû lâ ilâhe ille'llezî âmenet bihî Benî İsrâîl. "Beni İsrail'in inandığı Allah'tan gayrı mâbud olmadığına iman ettim." dedi, ama iş işten geçti. Tam yeis hâlinde. Artık biliyor, ölüm gelmiş. O zamana kadar uluhiyet iddiasındaydı. Oradan Müslümanlık taslıyor, kıymeti yok. Onun için sıhhatliyken, aklınız başınızdayken, iktidar elinizdeyken, istediğinizi yapmaya gücünüz yeterken hayrı yapmaya çalışın. Son zamana bırakmayın. Belki ölüm anında vermeye bile imkânınız olmaz. Söyleseniz dinlemezler. Onun için hayrı aklınız başınızdayken yapın; dereceleri, Allah'ın rızasını elde edin, kazanın.
Cimrilikten hiçbir şey hâsıl olmuyor. Hiçbir velî cimri değildir. Allah'ın hiçbir sevgili kulu cimri değildir. Ver! Hadîs-i şerîflerde on mislini garanti ediyor. Allahu Teâlâ sen bir tane verirsen on mislini veriyor, karşılığını fazlasıyla veriyor.
Dirhemü ribâ eşeddü inda'llâhi min sittetin ve selâsîne zenyeten ve men nebete lahmehû min suhtin fe'n-nâru evlâ bihî.
İbn Abbas'tan bir başka rivayetle de yukarıdaki mâna zikredilmişti:
"Bir dirhemdeki faiz, ribâ Allah indinde 36 zinadan daha şiddetlidir, fenadır. Kim böyle haramdan bir şey yerse -haramdan et hâsıl olmuş, insan yiyor, et ve yağ oluyor, ne oluyorsa vücuduna geçiyor- o lokmanın faydası haramdan biten bir et. İnsan vücudundaki haramdan biten bir ete, cehennem daha layıktır."
Demek ki insan neden cehennemde yanıyor?
İş haram lokmadan başlıyor. Demek ki sen haramı yedin, yedin, yedin; etin onunla kuruldu, kemiğin onunla oldu, derin onunla teşekkül etti. Sen uğraş gayrı. Onun için bu kemâl yoluna giden büyüklerimiz düşünmüşler, kitapları incelemişler:
Allah cümlesinden razı olsun, bizleri yollarından ayırmasın.
Diyorlar ki; "Bu yolun ilk işi, helâl lokmadır. Çünkü helâl lokmayı yedin mi bereket hâsıl olur."
Birisinin çocuğu, komşu sürünün çanlarını çalmış. Komşu geliyor diyor ki;
Helâl lokma, insanı cennete götürür. Haram lokma da bir defa yenilse insanın başına olmadık bir yerden bir zarar açıyor.
Onun için buradan bize çıkan ders nedir?
Bir kere, lokmamızı helâl ettireceğiz. Çalıştığımız yerden helâl para kazanacağız. Helâl yerden para kazanacağız. Az da olsa helâline bakacağız. Şüpheliden haramdan kaçınacağız, çoluk çocuğumuza helâl lokma yedireceğiz.
Ebû Bekir es-Sıddîk radıyallahu anh'a kölesi bir tabak içinde bir yemek getirmiş. O da almış, yemiş. Çok açmış, karnı açlıktan ağrıyormuş, acıyormuş. O zaman şimdi yediğin önünde, yemediğin buzdolabında değil. Ebû Bekir es-Sıddîk, fakir bir insan değil ama icabında ne kadar hayrât u hasenât yapmış. Bütün malını Resûlullah'ın uğrunda sarf etmiş bir zât-ı muhterem. Ama aç, çok açlık çekmiş. Kölesi de o sırada yemek getirince o lokmadan bir tane almış. Sonra "Bu lokmayı sen nereden getirdin?" diye sormuş:
İki rivayet var. Birincisi; bir kâfirin, müşrikin o zaman bir düğünü varmış. "O düğünden hediye geldi." diye söylemişler veyahut da demiş ki;
"Ben birisine muska yazdım da oradan para kazandım, oradan aldım."
"İkisi de güzel değil." diye yutmuş olduğu halde boğazına parmağını sokmuş, kendisini kusturmuş, midesinden o lokmayı çıkarmış. Ebû Bekir es-Sıddîk Efendimiz ondan sonra da diyor ki -herhalde bu hadîs-i şerîfi duymuş-
"Haramdan hâsıl olan ete cehennem yakışır."
Onun için midesinde durdurmamış. Allah bize helâl lokma yemeyi nasip etsin. Haramdan korusun, kurtarsın.
İlk işimiz, işimizi düşünmek:
Ben hangi işte çalışıyorum? Bu işim haram mıdır, helâl midir? Benim buradan aldığım paraya haram karışıyor mu, karışmıyor mu? İşe ilk önce oradan başlayın. Ondan sonra inşaallah helâl lokma ile helâl işler, hayırlı işler yapılır.
Deavâtü'l-mekrûbi Allâhümme rahmeteke ercû fe-lâ tekilnî ilâ-nefsî tarfete aynin ve aslihnî şe'nî küllehû. Lâ ilâhe illâ ente.
Ebû Bekir radıyallahu anh'ten.
"Bir derde, belaya, üzüntüye uğramış olan kimsenin duası şudur."
Peygamber Efendimiz dua öğretiyor: "Başına bir dert gelirse bir sıkıntıya uğrarsan sıkışırsan başın sıkışırsa başı sıkışan insanın duası şudur." diye dua tarif ediyor.
Öğrenebilen Arapça'sını öğrensin, öğrenemeyen Türkçe'sini hatırında tutsun:
Allâhümme rahmeteke ercû. "Yâ Rabbi! Ben senin rahmetini ümit ediyorum, rahmetini umuyorum. Sen geniş rahmet sahibi bir Zât-ı celîl'sin, rahmetini ummaktayım." Fe-lâ tekilnî ilâ-nefsî tarfete aynin. "Bir göz yumup açıncaya kadar dahi olsa beni nefsime terk etme, bırakma. Nefsimle baş başa bırakma."
Kurtar beni nefsimden, beni nefsime bırakma yâ Rabbi! Bana sen sahip ol!
Ve aslihnî şe'nî küllehû. "İşimin cümlesini ıslah eyle. Benim işimi hallediver." Lâ ilâhe illâ ente. "Senden başka mâbud yok, senden başka ilâh yok."
Ben kimin kapısına varayım? Sen kabul edersen, edersin.
Şöyle demiş bir büyük:
İlâhî! Abdüke'l-âsî etâke. "Yâ Rabbi! Senin şu zayıf, âsi kulun kapına geldi."
Mukırren bi-zenbî ve kad deâke. "Günahını itiraf etmiş ve sana el açmış, dua ederek geldi."
Fe-in terhamte ve ente ehlü lizâkâ. "Eğer merhamet edersen rahmet edersen sen rahmet etmeye, merhamet etmeye layıksın, şanındandır."
Fe-in tetruk ve men yerham sivâke. "Ama kapından kovarsan senden başka bize kim merhamet eder?"
Başka kapı yok. İşte bir derde uğramış bu zât da Peygamber Efendimiz'in tavsiye ettiği şu şekilde dua edecek:
"Yâ Rabbi! Senin rahmetini ümit etmekteyim. Beni bir an bile nefsime koyma, nefsime bırakma. İşimi cümleten ıslah ediver, hallediver. Senden başka ilâh yok yâ Rabbi!"
Allâhümme rahmeteke ercû fe-lâ tekilnî ilâ-nefsî tarfete aynin ve aslihnî şe'nî küllehû. Lâ ilâhe illâ ente.
Peygamber Efendimiz duada; "Beni nefsime bir an bile bırakma." dedi. Demek ki bu nefis ne kadar tehlikeli bir mahluk ki bir an bile insan onun eline, pençesine düşerse kim bilir ne zararlara uğratıyor, insanı yerden yere vuruyor. İçki içen nefisten içiyor, zina eden nefisten ediyor, kızan nefisten kızıyor, âsi olan nefisten âsi oluyor, namaz kılmayan, nefisten tembelleşiyor. Her türlü kötülük, nefisten geliyor.
"Yâ Rabbi! Bizi de bir an bile nefsimize bırakma! Bize de tevfîkini yâr ve refîk eyle. Hidayetini daim eyle. Bizi nefis ve şeytan düşmanına, hevâ-i nefse karşı, dünya zevklerine, lezzetlerine karşı hıfz u himayende daim eyle, yolunda kâim eyle yâ Rabbi!"
Mevlâ bizi mârifetullaha vâsıl, yakîn ve akıl sahibi kimse eylesin. Günahlardan hıfz u himaye eylesin. Günahlara elimizi eteğimizi bulaştırmasın, gönlümüzü karartmasın. Allah'a ibadetin zevkini, şevkini duyan kimseler arasına bizleri de kabul eylesin. Seve seve kendisine kulluk yapmayı nasib ü müyesser eylesin.
29.03.1996 -
Peygamberimizin Latifeci Yönü
28.12.1980 -
Allahı Tanımak, İman,
