29.04.1994 - İyi ve Kötü İşlerde Niyetin Önemi

29.04.1994 - İyi ve Kötü İşlerde Niyetin Önemi
Fe-men hemme bi-hasenetin fe-lem ya'melhâ ketebeha'l-lâhu lehû indehû haseneten kâmileten.
"Eğer bir kul bir iyi işi, bir haseneyi yapmaya gayret ederse, kalkışırsa, himmet ederse, şöyle bir davranırsa; onu yapamamış bile olsa..."
Çünkü insanoğlu her istediğini yapamıyor, birçok istediğimizi yapamıyoruz. Etrafımız birçok olaylarla çevrili ve bizim dışımızda birçok faktörler ve tesirler var. Biz, düşündüklerimizin, kim bilir gönlümüzden geçen şeylerin ne kadar azını yapabiliyoruz Onun için Peygamber Efendimiz bir hadîs-i şerîfinde buyurmuş ki:
"Müminin niyeti amelinden daha hayırlıdır."
Çünkü niyeti çok geniştir, çok şeyleri yapmak ister. Ama fiiliyatta ameli o kadar. Düşündüğü, hayal ettiği, temenni ettiği şeylerin hepsini yapmaya yetmez, bazı şeyleri yapamaz.
Bir mü'min, bir iyiliği yapmaya himmet etse, kalkışsa, şöyle bir davransa "fe-lem ya'melhâ" "bir mâni dolayısıyla onu yapamasa…"
Ketebehallâhu lehû ındehû haseneten kâmileten. "Allah bu kuluna, onun bu davranışını, bu niyetiyle kalkışmasını, tam bir hasene olarak yazar." Allahu Teâlâ hazretleri fazl u kereminden, işlemiş de muvaffak olmuş, o iyiliği ortaya koymuş gibi, yapmadığı halde niyetinden dolayı o kula tam bir hasene-i kâmile ihsan eder. Defter-i âmâline böylece yazılır.
Ne kadar güzel! Ne büyük bir ikram! Elhamdülillah! Çok şükür Rabbimize ki biz bir şey yapmadan dahi bize, niyetimizden, davranışımızdan, kalkışmamızdan ve yapmak istememizden dolayı sevap veriyor.
Ve in hüve hemme bi-hâfe amilehâ ketebeha'l-lâhu indehû aşra hasenâtin ilâ seb'i mieti dı'fin ilâ ed'âfin kesîratin.
Biz mü'minler için bu cümle ne kadar da müjdeli... Buyuruyor ki Peygamber Efendimiz bu hadîs-i şerîfinde:
"Eğer kul o iyiliği, niyet ettiği iyiliği yapmaya kalkışır, himmetini sarf eder, davranır da; fe-amilehâ "yapabilirse, muvaffak da olursa icrâ etmeye, fiiliyata da geçirebilirse, yaparsa… " Ketebeha'l-lâhu indehû. "Allah, onun yaptığı bu iyiliği kendi indinde" aşra hasenâtin "on iyilik olarak yazar."
Bire bir yazmaz; yaptığı iyiliği, on misli yapmış gibi, on tane yapmış gibi, on misli büyük yapmış gibi yazar. Hatta bu kadarla da yetinmeyebilir; ilâ seb'i mîeti dı'fin "yedi yüz misline kadar fazla yazar."
Bazen on misli, bazen yetmiş misli, bazen daha fazla... Yedi yüz misline kadar yazar. Hatta bu kadarla da yetinmez. İlâ ad'âfin kesîratin. Artık sayıya vurulmayacak, yedi yüzden de fazla, çok çok miktarlarda o sevabı yazabilir.
Acaba Allahu Teâlâ hazretleri, Ekremü'l-ekremîn olan Rabbimiz, neden bazı amellere bu kadar çok sevap veriyor?
Tabi, bir iyiliğin tesiri ne kadar yaygınsa, ne kadar çok insana ulaşıyorsa o iyilik, ne kadar uzun devam ediyorsa elbette o tesirine göre sevabı fazla olur. Bir de kulun o işi yaparken gönlü ne kadar temizse, takvâsı ne kadar çoksa, huşusu ne kadar fazlaysa, edebi ne kadar yerindeyse sevabı ona göre çok olur.
Ve men hemme bi-seyyietin. "Ama bir kul bir kötülüğü yapmaya niyet etmişse..."
Kafası bozuldu, şeytan damarlarına girdi, nefsi kabardı, bir kötü iş yapmaya niyetlendi, kalkıştı.
Fe-lem ya'melhâ. "Sonra Allah'tan korktu, düşündü, günah olduğunu anladı, kendisine hâkim oldu, nefsini tuttu, iradesine hâkim oldu, yapmadı."
"Allahu Teâlâ hazretleri, Ketebeha'l-lâhu indehû haseneten kâmileten, bunun bu kötülükten vazgeçmesini de değerlendirir, ona tam bir iyilik yapmış gibi sevap verir."
Gerçekten, onun kötülükten dönmesi de bir iyiliktir, o da artı bir puandır. Kötülüğü yapsaydı ortada çirkin bir şey, bir zarar meydana gelmiş olacaktı. Atasözlerimiz arasında var; "yanlıştan dönmek fazilettir" denilir. Kötülüğü yapmamak da bir fazilet oluyor. Allahu Teâlâ hazretleri ona, tam bir iyilik yapmış gibi hasene-i kâmile ihsan eder. Ne kadar güzel!
Demek ki burada bize bir teşvik daha var. Daha önceki cümlelerde iyilik yapmaya teşvik var; burada iyiliği yapamasak bile teselli mükâfatı olduğu bildiriliyor. Yine bir sevap alıyoruz, yaparsak kat kat sevap alıyoruz. Kötülüğü yapmamaya, kötülükten dönmeye teşvik var.
İnsan kötü bir şeye, günahı işlemeye, dînen yasak olan bir şeyi yapmaya yemin etmişse onu yapmayacak.
"Ama yemin etmişti..."
İşte onu yapmamak fazilet... Yemin kefaretini ödeyecek ama onu yapmayacak. Söz verdim diye onu yapmak doğru bir şey değil. Bu da hatırınızda iyice kalsın. Bir kötülükten dönmek de Allah'ın mükâfat verdiği güzel bir davranış oluyor, iyi bir ahlâk alâmeti oluyor, güzel bir ışık oluyor.
Ve in hüve hemme bihâ fe-amilehâ. Bazen insan iradesine hakim olamıyor da kendi şahsıyla veya çevresiyle ilgili, toplumda veya özel hayatında kusurlar, günahlar işleyebiliyor.
"Bir günahı yapmaya kalkıştı da sonunda da onu yaptı,tamamladıysa ketebeha'l-lâhu aleyhi seyyieten vâhideten. O zaman, Allah onun aleyhine bir günah yazacak.
Geriye dönerek düşünecek olursak; bir iyiliği yaptığı zaman bire on, bire yedi yüz veya daha fazla miktarda veriyordu. Bir kötülük yaptığı zaman, sadece bir kötülük olarak yazılır. Reel olarak, hakiki olarak şu kötülüğü yaptı diye, o miktarda yazılır. On misli, yüz misli, yedi yüz misli ve daha fazla miktarda olmuyor. Bu da Rabbımızın rahmetinin genişliğini ve günah işleyen insanlara çok büyük ceza vermediğini gösteriyor.
Buradan şunu sezinliyoruz ki bir insan sonunda cehenneme gidiyorsa âhirette azaba müstehak oluyorsa hakikaten azaba müstehak bir insandır. Böyle bir bir yazıldığı halde kötülükleri ne kadar birikmiş; iyilikleri on on, yüz yüz, yediyüz yediyüz daha fazla yazıldığı halde iyilik yapmamış; kötülükleri bir bir birikmiş de iyiliklerini geçmiş… Sonunda mahkeme-i kübrâda, terazide amelleri tartıldığı zaman, kötü bir insan olarak durum ortaya çıkmış ve cehenneme atılmış. Demek ki cezayı hak etmiş... Günahları o kadar çok ki bu kadar avantajlı duruma rağmen, kendisini âhirette kurtaramamış oluyor.
Bizim bu durumdan, bu hadîs-i şerîften çok istifade etmeye çalışmamız gerekiyor. Bir kere kalbimiz iyilik dolu olmalı. İyi şeyler yapmaya niyet etmeliyiz ve bunu metot haline getirmeliyiz.
Onun için biz, senelerce önceden beri kardeşlerimize rica ediyorduk, diyorduk ki:
"Evinizden çıkarken gözünüze ilişecek bir yere, mesela sokak kapısının arka tarafına, ayakkabılarınızı giydiğiniz yere, çok büyük harflerle yazın; ‘Dışarıya çıkıyorsun, ama bugün Allah için ne yapacaksın?' ‘Henüz daha dışarıya çıkmadın, adımını atmak istiyorsun, evden dışarı gideceksin, ama ne yapacaksın?' diye bir soru yazın oraya..."
Bu soru insanın gözüne takılınca, insan gayr-i ihtiyarî düşünecek. Diyecek ki mesela:
"Tamam, bugün cuma; ben bugün cuma namazına gideceğim. Cuma namazına erken gideceğim ki kocaman yedi tane kurban kesmiş gibi sevap alayım. Vaazı dinleyeceğim, inşaallah vaazda söylenenleri de tutmaya gayret edeceğim, oradan da sevap alacağım. Elimde tesbih; tesbih çekeceğim, tesbihlerden de sevap alacağım. Biraz daha erken çıkıp hocamın kabrini ziyaret edeceğim; annemin, babamın, dedemin kabrini ziyaret edeceğim, onlara dua edeceğim. Cuma günü kabir ziyaret etmek, cuma namazı kılmak sevap. Ayrıca hasta ziyaret etmek sevap; cumadan sonra da inşaallah bir hasta ziyaret edeceğim. Ayrıca sadaka vermek sevap; fakir kimseleri arayıp bulacağım, gerçek yoksulları evinde tespit edeceğim, onlara sadaka vereceğim. İşte bir arkadaşıma şu iyiliği yapacağım, falanca dula filanca yetime gideceğim, şu hayrı yapacağım... Akşam şöyle yapacağım…"
İşte insan böyle şeyleri kafasından geçirince, niyet edince yapamazsa bile sevap alacak. Sabahleyin insanın kapıdan çıkmadan önce, o gün ne yapacağını hızlı olarak hafızasından geçirmesi, niyetini tazelemesi ne kadar güzel bir şey.
"Bir öğrenci, bir hanım veya bir işçi, akşamdan yarın ne yapacağını düşünmeli, hatta yazmalı!"
İnsanın göğüs cebinde bir küçük defter olmalı, o deftere o gün neler yapacağını yazmalı. Çünkü yapılacak işler çok olunca, yazılmadığı zaman unutuluyor. Ben şahsen hatırlıyorum, akşam eve geliyorum, soruyorlar:
"Şunu yaptın mı, bunu yaptın mı?"
"Ah, unuttum!.." denilebiliyor.
Onun için yazmak lazım! Tabi yazmak da akşamdan olursa sâlim kafayla düşüne düşüne yazıldığı için birçok şey iyice hatırlanır ve öylece yazılmış olur. Göğüs cebinizde bir defter olacak, bu deftere ertesi gün yapacağınız iyi şeyleri, mümkünse bir önceki akşamdan yazacaksınız.
Biz bir de diyoruz ki: Akşam eve geldiğiniz zaman, yine gözünüzün önünde bir levha olsun kocaman harflerle :
"Bu gün Allah için ne yaptın?"
Bu da güzel bir soru. Kapıdan içeri giren kimsenin yakasına, o levha yapışıyor. "Söyle bakalım bu gününü nasıl geçirdin? Hayır mı işledin, yoksa gafilce geçirip günah mı işledin?" diye bir muhasebe.
Tabi insanın ömrünün bir muhasebesi var. Biliyoruz ki mahkeme-i kübrâ ve mîzan, terazi var. Amellerin, günahların, sevapların tartılması var. Bunlar haktır.
el-Mîzânu hakkun diyoruz. el-Cennetü hakkun, ve'n-nâru hakkun, ve's-sırâtu hakkun.
Bunlar haktır. Hadîs-i şerîflerde, âyet-i kerîmelerde belirtilmiş. "Amellerin yazılması, tartılması, ölçülmesi ve hesaplanması haktır." diyoruz.
Bu büyük muhasebe, ömrün muhasebesi; ömrü kazançlı mı yoksa zararla mı bitirdik? Bu büyük muhasebe ne zaman belli olur?
Küçük muhasebelerin bir araya gelmesiyle belli olabilir. Sen gününü nasıl geçirdiğini, akşamdan eğer güzelce tespit eder, o gününün kârını, zararını düşünürsen; günah işlemişsen, zarar etmişsen, pişmanlık duyarsın.
"Aman bugün ziyan etmişim, ama yarın bunu kâra döndüreyim!" diye bir karar vermen, azmetmen ve ona göre çalışman mümkün olur. Ama insan bu muhasebeyi yaptığı zaman.. Yine bizim atasözlerimizin arasında vardır;
"Hesapsız kasap, ne bıçak bırakır, ne masat." derler.
Hepsini satar, dükkânında bir şey kalmaz mânasına geliyor. İnsan hesapsız giderse her günü zarar olur. Zararlar eklenir, sonunda da iflas olur. Âhirette de bir iflâsın olduğunu Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem bildiriyor.
O halde müslüman, ömründe bir hesap şuuru içinde, muhasebe şuuru içinde, mahkeme-i kübrâyı unutmadan, âhirette hesaba çekileceğini asla hatırından çıkarmadan yaşayacak.
Hadîs-i şerîflerin hepsi önemlidir. Küçük veya büyük konuları anlatabilir. Hepsi bize dinimizin bir köşesini, bir noktasını aydınlatıp öğrettiği için kıymetlidir. Ama bu hadîs-i şerîf önemli bir hakikati bize bildiriyor: İnsan iyiliğe niyet ettiği zaman, yapmasa bile sevap alıyor; yaptığı zaman, çok sevap alıyor. Kötülüğe niyet edip döndüğü zaman, yine sevap alıyor. O halde kötülüklerden dönmeye kendimizi alıştırmalıyız. İrademizi kuvvetlendirmeliyiz, kendi kendimizi kritik edebilmeliyiz, tenkit edebilmeliyiz. Haksız bir şey yaptığımız zaman; "Ben haksızlık yaptım, benim bu yaptığım, bu düşündüğüm, bu niyetim doğru değil, ben bundan vazgeçeyim!" diyebilmeliyiz ve o gücü gösterebilmeliyiz.
"Ey nefsim, sen bunu çok istiyorsun, ama senin bu istediğin şey günah olduğu için ben sana bunu yaptırmıyorum!" diyerek nefs-i emmâresine müslümanın hakim olması lazım.
Evet, bu güzel hadîs-i şerîfin izahının bittiği şu sıralarda, sizlere nice nice iyi şeyleri yapmaya muvaffak olmanızı diliyorum. Allah'tan hayırlı işleri yapmanızı ve çok sevaplar kazanmanızı, büyük mükâfatlara ermenizi diliyorum. Günahlardan kendinizi tutabilecek güçte olmanızı diliyorum.
Allahu Teâlâ hazretleri sizlere ve bizlere tevfîkini refîk eylesin. Hayırları işlemeye muvaffak eylesin. Şerlerden korunmamızı nasip eylesin. Ömrümüzü hem kendimize, hem ailemize, hem milletimize, hem de Ümmet-i Muhammed'e en faydalı, en hayırlı tarzda, hiç bir saniyesini dahi ziyan etmeden, zayî etmeden, boşa geçirmeden, verimli, hayırlı, olumlu, dolgun, olgun bir şekilde geçirmemizi nasip eylesin.
Allahu Teâlâ hazretleri bizi cennetiyle, cemâliyle taltif eylesin. sevdiklerimizle, dostlarımızla, evlatlarımızla, yakınlarımızla beraber... es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!
01.10.1989 -
Peygamber Efendimizin Ahlakının
29.03.1996 -
Peygamberimizin Latifeci Yönü
