02.05.1997 - Toplum Alime Emanettir, Muttakiler, Alimler, Kendine Ve Çevresine Faydaları

02.05.1997 - Toplum Alime Emanettir, Muttakiler, Alimler, Kendine Ve Çevresine Faydaları
Aziz ve sevgili dinleyiciler!
Hepinize mutlu günler dilerim. Allah bütün kardeşlerimizin, ibadetlerini taatlerini kabul eylesin... Afv u mağfiret eylesin
El-ulemâü ümenâu’llâhi alâ halkıhî
“Alimler, yarattığı halklar, mahlûkat üzerine Allah’ın emin kullarıdır, güvenilir kullarıdır, emanet edilmiş kullarıdır. Kendilerine, halk emanet edilmiş kullardır.”
Emin, kendisi güvenilir olan mânâsına değil. Yani şu adam emin bir adam diyoruz. Yani güvenilir filân manasına. Burada emin; kendisine bir şeyler verilip, emanet edilebilen insan demek. Yanınızda kıymetli eşyalar paralar mücevherat oluyor, götürüyorsunuz itimat ettiğiniz, emin gördüğünüz bir kimseye veriyorsunuz. “Bunları al, ben sonra gelip senden bunları geri alacağım!” diyorsunuz, emanet veriyorsunuz. Emin kimse, kıymetli şeylerin emanet edildiği kimse mânâsına burada.
“Allah’ın mahlûkatı üzerine, Allah’ın mahlûkatını kendilerine emanet ettiği kişilerdir,alimler aynı zamanda.”
Bu önemli. Yâni,Allah’ın yaratıkları kullar ve diğer varlıklar, cinler; görünmeyen varlıklar da dahil. Tabii Peygamber Efendimiz Rasûlü’s-sakaleynidi; inse ve cinne peygamberdi, sevgili kardeşlerim! Önemli, bunların emanet edildiği kimseler oluyor alimler. Çünkü onlar, alim olmadıkları için ayetleri, hadisleri, dinin ahkâmını bilmezler. Bu bir ihtisas meselesi. Okumamışlardır, tahsilini yapmamışlardır. Doktordur, mühendistir, askerdir ama, din alimi değildir. O zaman, alim onlara doğru yolu gösterecek. “Bakın şu helâldir, bu haramdır. Bu yasaktır, bu sevaptır. Şunu yapın, bunu yapmayın! Bunu yaparsanız Allah sever, bunu yapmazsanız Allah sevmez.” diye bilgi verecek. Bu konuda mütehassıs olan o.
Onun için, Allah kullarını o alimlere emanet etmiş. Alimlere: “Bak bu kullarıma iyi sahip olun, bunları zayi etmeyin, dağıtmayın!” diye buyurmuş oluyor bir bakıma. O bakımdan alimlerin bu sorumluluğu da hissetmesi lâzım! Halk kendisine emanet olunmuş olduğu için, Allah emanet ettiği için; halkı korumakla görevli. Halkın günahlara sapmamasını sağlamakla, halkı irşad etmekle, doğru ve güzel şeyleri onlara öğretmekle, yanlışları söylemekle görevli oluyor alim. Bu da çok önemli bir vasıf. Bu da sorumluluk yüklüyor alimlere. Çok büyük sorumluluk yüklüyor. Alimler çok sorumlu insanlardır.
Bir hadis-i şerif daha ekliyoruz.
El-ulemâü kâdetün, ve’l-müttekùne sâdetün, ve mücâlisühüm ziyâdetün.
Yine Enes RA’dan:
“Alimler kâidlerdir. Yâni insanları sevkeden, yöneten kılavuzlardır, komutanlardır.” Arapça’da kâid; kâde-yekùdu-kıyâdeten, komutanlık etmek; bir grubu alıp, başında önderi olarak, komutanı olarak alıp götürmek anlamında bir fiil. Kâdetün sözü de, kâidler kelimesinin çoğulu oluyor. Yani alimler önderlerdir, komutanlardır. Yâni halkı; doğru yola, güzel noktaya, iyi amaçlara onlar götürecekler. Ve’l-müttekùne sâdetün “Müttakîler de, yâni takvâ ehli, Allah’tan korkan, tir tir titreyen, günah işlemeyen, hata etmemeye çalışan, edebli, zarif öyle düşünceli hassas insanlar” Bunlar da sâdetün.
Sâdet kelimesi de sâdetün, seyyidler demek. Biz edebiyat tarihimizde,daha çok sâdât diye kullanmışız.
Siz de duymuşsunuzdur Mevlid’ler okunurken: “Seyyidü’s-sâdât ve şefîu’l-usât fi yevmi’l-arasât, Muhammed-i Mustafâ râ salevât!” [Seyyidlerin efendisi, arasat gününde âsîlerin şefaatçisi, Muhammed Mustafâ için salevât getirin!] diye, hani Mevlid arasında salevat emredilir ya.
Seyyidü’s-sâdât; sâdâtların seyyidi, efendilerin efendisi. Tabi biz sâdât diye, elif-te ile kullanıyoruz, açık te ile. Sâdetünde, sâdât mânâsına, yâni seyyidler demek. “Müttakîler de seyyidlerdir. Yâni, mânevî bakımdan soylu kişilerdir.” Çünkü takvâ asıl soyluluktur,asıl asalettir. İnsanlar müttakî oldu mu, yoksul da olsa, varlıksız da olsa, soylu kişi oluyor. Basit bir kimse de olsa, bir yetim de olsa, anasız, babasız da olsa; Allah indinde soylu oluyor, Allah indinde asaletli olmuş oluyor.
Alimler komutanlardır, sevk edecekler insanları; müttakî insanlar, takvâ ehli kullar da, yani Allah’tan korkan ârif, zâhid insanlar; bunlar da efendilerdir, seyyidlerdir.
Ve mücâlesetühüm ziyâdetün “Bunlarla oturmak, bunların meclislerine gelmek, onları ziyaret etmek; ‘Nasılsınız efendim?’ filan demek, veya demese bile, neler söylüyorlarsa diz çöküp, edeble, hürmetle onları dinlemek, dînî bakımdan bilgilerinin artmasına, mânevî bakımdan sevapların kazanılmasına sebep olur.
Burada da alimlerin meclislerine gitmek, müttakîlerin ziyaretine gitmek, onlarla tanışmak; onların sözlerinden, sohbetlerinden istifade etmek tavsiye edilmiş oluyor.
Şimdi bu kadar methedilen alimlerin, tabii çeşitleri var. Etrafınızda bugün yaşayan insanları incelediğiniz zaman, insanları çeşit çeşit olarak görürsünüz. Meselâ, üniversite profesörü diyoruz; profesörler çeşit çeşit. Hoca diyoruz, vaiz diyoruz, müftü diyoruz; bunlar da çeşit çeşit oluyor. Gül bahçesinde veya kırlarda, bağlarda, bostanlarda nasıl çeşitli çiçekler oluyorsa, onlar gibi çeşit çeşit. Bakalım çeşitleri nelermiş,
Peygamber SAS Efendimiz’den çeşitleri hakkında bir hadis-i şerif daha rivayet etmek istiyorum size. Enes RA’dan yine.
Şöyle buyurmuş Peygamber Efendimiz:
El-ulemâü selâsetün: Racülün âşe bihi’n-nâsü ve âşe bi-amelihî, ve racülün âşe bihi’n-nâsü ve ehleke nefsehû, ve racülün âşe bi-ilmihî ve lem yaişe bihî gayruhû.
Üçe ayırmış Peygamber Efendimiz alimleri. Alimler üçtür diyor ve sıralıyor:
Racülün “Bir tanesi şudur: Âşe bihi’n-nâs İnsanlar onun sayesinde yaşamışlardır.
Ve âşe bi-amelihî O da işlediği güzel hayrat, hasenat ve amel-i sâlihler dolayısıyla yaşamıştır!” Ama buradaki yaşamak, hoş yaşamak, ne hoş yaşamak, ne güzel hallere erişmek mânâsına. Yani kendisi ilmi ile amil, başkalarına da ilmini öğreten; başkalarına da faydalı olan, kendisine de faydalı olan alim. Bir cins alim bu. Hem kendisi ilmini hayatında uyguluyor, Allah’ın sevgili kulu oluyor. Hem de Allah’ın başka kullarına İslâm’ı öğretiyor, edebi, ahlâkı öğretiyor. Başkalarına da faydalı oluyor. İnsanlar da ondan istifade ediyorlar, mânevî hayatları canlanıyor. Biliyorsunuz, insan yaşasa bile, mânevî hayatı kötü oldu mu, tam olmadı mı, eksik oldu mu, olumsuz oldu mu; kalbi ölmüş diyoruz. Hatta, “İnsanlar uykudadır, ölünce uyanacaklar.” deniliyor hadis-i şeriflerde. Demek ki, zahirde geziyor gibi görünmek bir şey değil; kalbi ölmüşse insan canlı sayılmıyor. Ama alim, hakîkî alimse; capcanlıdır, dipdiridir, mânevî hayatla dipdiridir ve başkalarını dipdiri yapıyor, canlandırıyor. Birinci alim bu. En üstünü de budur. Hem kendisi ilminden istifade ediyor, hem de başkalarını istifade ettiriyor. Topluma faydalı, olumlu, tesirli bir alim.
İkincisi: Ve racülün âşe bihi’n-nâsü,ve ehleke nefsehû “
İlmi var bu ikinci tip alimin, ilmi var; insanlar bu ilimden istifade ediyorlar, göz yaşlarıyla onu dinliyorlar; ‘Tamam, Allah’ın emrini tutalım, rızasını kazanalım!’ diyorlar. Doğru yollara giriyorlar ve onlar mânevî hayatı kazanıyorlar. İslâmi bakımdan yaşam diyeceğimiz; güzel hallere güzel yaşamlara eriyorlar, iyi insan oluyorlar.
Ama; ve ehleke nefsehû “Alim ilmini uygulamıyor, kendisini helâk ediyor.” Evet, alim ilmini kendi üzerinde uygulamaz, söylediklerini kendisi tutmazsa, “Halka verir talkını, kendi yutar salkımı!” dedikleri gibi halk tekerlemesinde;söylediklerinin aksini yaparsa, o zaman kendini helâk etmiş olur. Yâni bilgi doğrudan doğruya insanı kurtarmıyor, puan kazandırmıyor. Bilgiyi uygulamak, insana derece kazandırıyor. Uygulamazsa sorumlu oluyor:
“Başkasına söyledin de,niye kendin tutmadın?”diye sorumlu oluyor. Bir cins alim de böyledir. Başkasına güzel şeyler söylüyor ama, kendisi yapmıyor. Başkalarını canlandırıyor, başkalarına faydalı oluyor ama, kendisini mahvediyor.
Ve racülün âşe bi-ilmihî,velem yaiş bihî gayruhû
Üçüncü tip alimde, “İlmiyle kendisi istifade ediyor, yaşıyor.” Tamam, iyi bir insan, kendi halinde, sessiz sedasız, etliye sütlüye, kimseye karışmaz. Evinden camiye gider, veya işine gider gelir, helâlinden para kazanır. Ama başkasına faydası olmuyor. Bu da bir bakıma olumsuz bir kişi, çünkü başkalarına tesiri, faydası olmuyor. O bakımdan eksik, yarım bir kimse ama, hiç olmazsa kendisi kurtarıyor.
En iyisi, insanın hem kendisinin iyi olması, hem de başkasının iyi olmasına sebep olacak bir canlılık içinde, gayret içinde, faaliyet içinde bulunması.
Üç çeşit alim…
Allah hepimizi alimlerden eylesin. Çoluk çocuğumuzu da bu yolda yetiştirmeye muvaffak eylesin. Allah-u Teâlâ Hazretleri nice mutlu günlere, hepinizi sıhhatle, afiyetle sevdiklerinizle eriştirsin.
Aziz ve sevgili dinleyiciler!
Es-selâmü aleyküm ve rahmetu’llâhi ve berekâtühû!
08.01.1999 -
İtikâfın Mahiyeti, İtikâfı
00.00.2000 -
Peygamber Efendimizin Şefati,
