08.12.1995 - Şaka, Mizah Ölçüsü

08.12.1995 - Şaka, Mizah Ölçüsü
Aziz ve sevgili Akra dinleyicileri.
Allahu Teâlâ hazretleri sizi sevdikleriniz, dostlarınız, yakınlarınızla beraber iki cihan saadetine erdirsin.
Hz. Ömer radıyallahu anh’ın oğlu olan Hz. Abdullah İbn Ömer radıyallahu anhumâ tarafından rivayet edilmiş. Şöyle buyurmuş Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz;
لاَ يَبْلُغُ عَبْدٌ صَرِيحَ الإِيمَانِ ، حَتَّى يَدَعَ الْمِزَاحَ وَالْكَذِبَ، وَيَدَعَ الْمِرَاءَ وَإِنَ كَانَ مُحِقًّا
Lâ yebluğu abdün sarîha’l-îmâni hattâ yedea’l-mizâha ve’l-kezibe ve yedea’l-mirâe ve in kâne muhikkan.
Sadaka Resûlullah fîmâ kâl ev kemâ kâl diyoruz. Yani “Resûlullah Efendimiz ne söylemişse hak söylemiştir. Sözleri nasıl rivayet edilmişse, yakın veya tam, ağzından çıktığı şekliyle sözü haktır.” diye tasdik etmiş oluyoruz, Kur’ân-ı Kerîm’den bir âyet-i kerîme okuyunca sadakallâhü’l-azîm dediğimiz gibi...
Burada Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki;
“Bir kul -yani bizler, biz insanlar- imanın sarahatine, açıklığına, tam, pırıl pırıl, âşikâr, şeffaf, gerçek, ayan beyan bir imana ulaşamaz şunları yapmadıkça...” Hattâ yedea’l-mizâha ve’l-kezibe ve yedea’l-mirâe ve in kâne muhikkan.
Üç şey sayıyor.
Birincisi ne?
Hattâ yedea’l-mizâha. “Şakayı, mizahı bırakmadıkça.”
İkincisi; ve’l-kezibe. “Yalanı bırakmadıkça.”
Mizahı ve şakayı bırakmadıkça imanın sarih, apaçık, apâşikâr derecesine ulaşamaz.
İkinci bir cümlede, fiili tekrar ederek buyuruyor; ve yedea’l-mirâe ve in kâne muhikkan. Mira’ da, mümârat, mira’ münakaşa demek, karşılıklı çekişip söz söylemek, münakaşa etmek demek. Bunları bırakmadıkça bir insan imanın pırıl pırıl, apâşikâr derecesine ulaşamaz.
Birincisi mizah.
Muhterem kardeşlerim!
Mizah deyince önünüze belki aylık, haftalık mecmualar gelir, karikatürlerle, çizgilerle dolu olan mecmualar gelebilir. Belki gazetelerin köşelerinde güldürü için çizilmiş resimler, söylenmiş sözler hatırımıza gelebilir.
Evet, insanoğlunun tabiatinde var bu; gülmek de istiyor güldürmek de istiyor. Pek çok kimsenin de kendisini beğendirme metodu diyelim, yani başkaları kendisini beğeniyor sanır. Güldürmek yoluyla başkalarının gülmesinden o kendisinin beğenildiğini sanır, güldürmeye çalışır. Güldürecek işler yapmaya çalışır. Güldürecek sözler, hareketler yapmaya gayret eder. Karşıdaki de güler ama bu gülme o güldüren kimsenin derecesini yükseltmez çok kere; alçaltır, küçültür. Evet, insan güler ama, söze güler ama karşısındaki insan da neticede palyaço gibi, berideki adamı güldürecek bir şey yapmış olan basit bir insan seviyesine düşebilir.
O bakımdan insanın ana gayesi güldürmek olmamalı; karşı tarafı kah kah kah, kih kih kih güldürmek olmamalı. Yani biz hokkabaz değiliz ki... Güldürmek ana gaye olmamalı. Bir de insan güldüreceğim derken öyle sözler söylüyor ki... Fıkraları, söylenen sözleri, yapılan işleri hatırlayın... Mesela diyelim ki bir arkadaşına şaka yapacağım diyor, o arkadaşının kalbini kırıyor. Yazık, yani dargınlığına sebep oluyor. “Evet, sen mizah yaptın ama sana kırıldım.” diyor, artık bir daha konuşmayacak duruma gelebiliyor. O adamcağızı belki küçük duruma düşürüyor.
“Şaka yaptım.”
“Şaka yaptın ama böyle şaka olur mu?” diye öbür taraf üzülüyor.
Bazen bu mizah dediğimiz şeyde, içinde, yani söylenen sözün kendisinde çok büyük hatalar, çok korkunç günah olabilecek düşünceler ve fikirler olabiliyor. Mesela adam cennete girmiş de... Hâlbuki daha dur bakalım, kıyamet kopmadı, cennete gireni, girenin durumunu filan bildiğinden söylemiyor bu mizahı yapan kimse... Cennete girmiş de, orada hep böyle sofuları elinde tespihler, sakallı insanları filan görmüş, beğenmemiş de; cehenneme gitmek arzu etmiş de, bir çaresini bulmuş, dilekçe vermiş de bilmem şöyle olmuş böyle olmuş…
Böyle bir konu seçilir mi? Böyle bir konu güldürüye konu olarak alınır mı?
Yalan üzerine bir kere, bir. İkincisi, söylenen sözler cenneti küçük düşürücü, cenneti insanların gözünde “güzel değilmiş” sandırıcı, o kanaate götürücü, cehennemi hafife almayı ifade eden bir şey oluyor. Sonunda bir şey söyleyecek, herkes gülecek. Böyle konu -cennet cehennem- olur mu? Veyahut bilmem Oflu Hoca şöyle yapmış, böyle yapmış... İşte daha başka müstehcen şeyler, vesaire.
Peki, tamam bunlar gerçekten içi müstehcen olduğu için güzel değil, içindeki fikirler yanlış olduğundan güzel değil, dine imana zarar verici olduğundan güzel değil. Çünkü sözler çok önemli; insan bazen söylediği bir sözden dolayı cehennemin uçurumuna uçar gider, yuvarlanır gider. Yani yukarıdan aşağı uçar, cehennemin derinliklerine doğru düşer gider.
“Hiç şaka yok mu İslâm’da?”
Var.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz gülmüş ama “Onun gülüşü tebessümdü.” diye rivayet ediliyor. Öyle kahkaha ile gülmemiş. Demek ki ölçülü.
Peygamber Efendimiz şaka yapmış. Evet ama latife yapmış. Bakın şaka ile latife arasında fark var. Efendimiz latife yapmış fakat latifelerinin bir özelliği var; doğru olarak yapmış, doğru söylemiş. Yani söylediği söz itibariyle sözün içinde yanlışlık yok. Ağzından çıkan söz doğru ama karşı tarafa latife, onun hoşuna gidecek, latif gelecek, onun hoşuna gidecek, sonunda tebessüm etmesine sebep olacak bir söz. Efendimiz bu tarzda latife yapmış. Böyle olunca tabi olabilir, arada böyle tatlı sözlerin olması lazım. Onun için büyüklerimiz demişler ki; “Latife latif gerek.” Yani yaptığı şakanın latif olması lazım, kaba saba, çirkin olmaması lazım, günah deryasına insanı düşürecek, ateşte cayır cayır yakacak cinsten olmaması lazım, karşı tarafın kalbini kırmayacak tarzda olması lazım. Yani sen bir şaka yapıyorsun ama mecliste onu küçük düşürüyorsun, onun da kalbi kırılıyor. Hâlbuki kalp kırılması doğru değil.
Demek ki şakalar ölçülü olacak, tatlı olacak. Hani pastanın üstünde küçük bir meyve koyuyorlar, bir kaymak parçası koyuyorlar; sohbetin, konuşmanın içinde öyle bir yeri olacak, tatlı olacak. Olabilir.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz hem sözlerinde latif sözler söylemiş hem de davranışlarında tebessümle, güzel sözler söylemiş. Ama yalan söylememiş. Kalp kırıcı tarzda, birisinin haysiyetini rencide edici tarzda olmaması lazım bu işin. Öyle yapmamış Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz.
Esas itibariyle de ben bir noktaya dikkati çekmek istiyorum:
Bizim işimiz karşımızdaki insanları güldürmek değil. Güldürmekten ziyade düşündürmek. Düşündürmekten ziyade iyi bir işi ona anlatmak, iyi bir işe davet etmek, iyi bir işin yapılmasını, ortaya bir hayırlı işin çıkmasını sağlamak. Biz bu dünyaya boşuna gelmedik. Nefeslerimiz sayılı. Ömrümüzün kıymeti var, değeri var. Zamanımızı boşa geçiremeyiz, dolgun geçmeli. Bir cevizi kırıyoruz, bir bademi, fıstığı kırıyoruz, içi dolgun çıkarsa taptaze, dolgun, iyi ama bir de içi çürük çıkarsa “hay Allah” diyoruz, “kırdığımız boşuna gitti, içinden hiçbir şey çıkmadı veya çürük bir şey çıktı, o kadar da uğraştık, uğraşmıştık...” diyebiliyoruz. Yani hayatımızda da böyle içi boş olmamalı, yaptığımız hareketlerin muhtevası, içeriği olmalı. Bu içerik, muhteva güzel bir şey olmalı. Ömrümüz güzel şeyleri yapmakla geçmeli, başkalarının gönlünü yapmak, insanlara faydalı olmak tarzında olmalı.
Arada da, sözle de, latifeyle de insan gönül alabilir, tatlı bir şey yapabilir. Bu da bir sanat. Bu da güzel. İşin bu tarafı uygun. Öbür tarafı, yani kalp kırıcı, yalan yanlış tarafı doğru değil.
Efendimiz “Bunu bırakmadıkça insan sağlam bir imana ulaşamaz.” diyor. Demek ki gayemiz güldürmek değil. Hayatımızın ciddiyetini bileceğiz. Allah’ın bizi gördüğünü bileceğiz. Her an Allah’ın kontrolü altında olduğumuzu, Allahu Teâlâ hazretlerinin her yerde hâzır ve nâzır olduğunu, yaptığımız her işi gördüğünü, söylediğimiz her sözü duyduğunu bileceğiz. Hatta kalbimizden geçenleri bildiğini düşünerek kalbimizi de güzel duygularla dolduracağız. “Allah kalbime nazar ediyor, nazargâh-ı ilâhîdir. İçimi biliyor, içim de iyi olsun.” diyeceğiz.
Allahu Teâlâ hazretleri hepimizin içini güzel eylesin, güzel şeylerle doldurmamızı, süslememizi nasip eylesin.
Sevdiği kul olarak sevdiği kullarla beraber cennetine girip cemaliyle müşerref olmayı cümlemize lütfuyla keremiyle ihsan eylesin, cümlemize nasip eylesin.
Allah hepinizden razı olsun.
es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh aziz ve sevgili Akra dinleyicileri.
00.00.1994 -
İslamın Hakikatini Öğrenmek,
29.06.1985 -
Hac, Ramazan Ve
